Yılların kronikleşen bir problemine Adalet bakanlığı üst düzey bürokratlarının sağlıkta olduğu gibi Yargıda da dava açanların döner sermaye payı ödemelerinin sonucu adaletin hızlanmasına katkısı olacağını ileri sürdüler Halit Esendir
. Ne enteresandır ki Yargının siyasi iktidarda temsilcisi olan adalet bakanı sayın Cemil Çiçek bürokratlarının hazırladığı Sağlıkta uygulanan bu projeye karşı çok sert bir tepki gösterdi. Geciken adaletin adalet olmadığını en iyi bilen bu iktidar ve mensupları olmasına rağmen her zaman yakındıkları bürokratlardan gelen böyle bir teklifin peşinen reddedilmesi adaletin aksamasına ve neticede yine normal vatandaşın mağdur olmasına sebeb olacaktır. Dava açılırken zaten vatandaştan bir sürü harçlar zaten alınmaktadır. Ücretsiz ve karşılıksız vatandaşa hizmet zaten verilmemektedir.
Ayrıca uzayan davalar yüzünden vatandaşın avukatlara verdiği paranında haddi hesabı yoktur. Hal böyle olunca davaların hızlanmasına sebeb olacak adalette döner sermaye uygulamasına AKP iktidarının adalet bakanının karşı gelmesinin mantığını anlamak mümkün değildir. Halbuki bu döner sermaye fonu Yargıda çalışan yıllardır mağdur olmuş hakim savcı ve memurların bir nebze rahatlamasına ve daha hızlı çalışmasına sebebiyet verecek vatandaşın davaları yıllarca sürmeyecektir. Belki burada avukatlar biraz mağdur gibi olacak fakat daha fazla dava alacakları için onlarda istifade edeceklerdir.
Aslında doktorlar toplumun mutlu bir kesimi olmasına rağmen döner sermaye ile korunurken diğer memur kesimleri mağdur edilmektedir. Türkiye'de devlet memurlarının aldığı düşük maaşlar sebebiyle geçim sıkıntısı içinde yaşama mücadelesi veren birçok memuru ister istemez rüşvet çarkının içine itmektedir. Bir zamanlar Rahmetli Özal'ın "Benim memurum işini bilir" sözü rüşvet çarkının usulünce yürütüldüğü anlamında muhalefet tarafından yıllarca kullanıldı. Fakat problemin çözümü için kronikleşen bu ahlak dışı davranışa iktidarlar tarafından herhangi bir kalıcı çözüm getirilmedi.
Bu çözümsüzlük geçim sıkıntısı çeken memurları vicdan ile cüzdan arasında bırakarak birçoğunu adeta suç işlemeye mecbur bırakmaktadır. AB yolunda devlet mekanizması içindeki en başta gümrüklerde ve tapuda bu usulsüz rüşvet para trafiği yıllardır herkesin açıkça bilmesine rağmen, ilk defa bu duruma son vermek isteyen her türlü takdire layık olan ve ödüllendirilmesi gereken 3 dirayetli yöneticinin (Edirne valisi Nevzat Miroğlu, emniyet müdürü Hanifi Avcı ve gümrük müdürü …) son günlerde gümrüklerde gizli kameralarla (6 ay olarak planlanan fakat fark edilmesi sebebiyle 10 günde bitirilen operasyon) sadece 10 günlük gizli çekimlerle bile rüşvetin ne kadar aleni hale geldiğini, medyaya yansıyan kadarıyla bile pespayeliği kamuoyu önüne serilen ve 73 kişinin tutuklandığı olayda gümrük memurları, polis, vatandaş ve freeshop sahipleri arasında rüşvet çarkının nasıl çalıştığını gözler önüne serdi.
Yine geçtiğimiz günlerde Silopi Belediye Başkanının Şırnak Valisi ile kameraların önünde yaptığı "Habur'da rüşvet vermeyen geçemiyor" tartışmalarından 15 gün sonra yapılan bir operasyon sonucunda 2 astsubay ve 5 er ile 3 sivil şahıstan oluşan 10 kişilik rüşvet ekibinin ortaya çıkarılması aslında bütün gümrüklerde bu çarkın çalıştığını gözler önüne sermektedir. Edirne valisi Nevzat Miroğlu'nun ifade ettiği gibi "Tapuda ve nüfus idaresi gibi devlet dairelerinde rüşvet vermeden iş yapılmadığını" kamuoyu önünde açıkça ifade etmesi göstermektedir ki AKP iktidarı bu soruna köklü bir çözüm getirmek zorundadır. Devlet memurlarının vatandaşla bire bir işlem yapmaları durumunda devletten aldıkları maaşların çok düşük olması ve ay sonunu getirememesi sebebiyle motivasyon düşüklüğü olduğundan işler hep yarına kalmakta ve vatandaşta işlerinin çabuk yapılması için rüşvet teklif etmek zorunda kalmaktadır. Böylece alan razı veren razı durumları da ortaya çıkmaktadır.
Yılların birikimiyle ortaya çıkan bu duruma Kasım 2002'de mecliste çoğunluğa sahip olan AKP güçlü bir iktidar olarak acil çözüm bulması gerekmektedir. Aksi takdirde 2006 Kasımında yapılacak bir erken seçimde veya normal olarak 2007 Kasım seçimlerinden önce ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet olayları ve medyada çıkacak bu tür haberler yüzünden AKP sandıkta ciddi problemlerle karşılaşacaktır.Köklü çözüme iyi bir örnek olarak Sağlık Bakanlığı tarafından daha öncede biraz denenmiş bazı uygulamalar ışığında kanunda yapılan bazı değişikliklerle bilhassa uzman doktor açığını gidermek gayesiyle doktorların doğuda mecburi hizmet yapmaları için çift maaş vermek gibi farklı ücret politikasını başlatması yararlı bir uygulamadır.
Üniversite hastanelerinde uygulanan döner sermaye uygulaması ile prof ve doktorların maaştan daha fazla ek ücret alma imkânı sağlanmaktadır. Bu uygulamalarla doktorların hastalardan bıçak parası adı altında aldığı rüşvet uygulamaları da minimuma inmeye başlayacaktır.Bu durumları düzeltmek için köklü reformlar yapılması gerekmektedir Devletin bütün birimlerinde gizli ve açık, büyük veya küçük birçok şekilde devam eden vatandaşla devlet görevlileri arasında işleyen bir rüşvet çarkı bulunmaktadır. Burada 2 temel mesele vardır.
Birincisi devletin hangi seviyede olursa olsun memuru aldığı maaş ile sosyal durumuna uygun olarak yaşama ve geçinme imkânına sahip değildir. Bu devletinde bütçe gelirleri ile memuruna bundan daha fazla sosyal imkân ve maaş verecek durumu da yoktur.
İkincisi vatandaşın devletle ilgili işlemlerinde en kısa sürede ve zamanında kanunlar çerçevesinde işinin yapılması gerekmektedir. Burada yapılacak tek şey vatandaşın devletle işi olduğunda yapılacak işin cins ve çeşidine bağlı olarak ve hızlı bir şekilde tamamlanma süresi belirlenerek vatandaştan belli bir ücretin döner sermaye olarak işlemin yapıldığı kuruma belli bir ücret ödeyerek en kısa sürede ekspres bir şekilde işini halletmesi temin edilmelidir.
Herhangi bir döner sermaye ücreti ödemeyenlerin işlemleri belirlenen normal sürelerde devlet memurunun yapması gereken vazifesi olarak karşılıksız olarak yapılmalıdır. Hızlı ve çabuk yapılan işlemlerden oluşan döner sermayeden amirinden memuruna, herkese belli oranlarda aylık maaşına ilave olarak oluşan kurum içi döner sermayeden her ay maaş dışında ek ücretler verilmelidir.
Oluşan bu döner sermayelerin dağıtımı. Aylık olarak %30'u çalışanlara, %20'si çalışanların çocuklarına (ilk-orta-lise ve üniversite) öğrenci bursu olarak verilmelidir.
Döner sermayede biriken paranın her ay %20'side memurların çalıştığı ortam, teknik malzemeler, demirbaş malzemeler ve binaların tamir bakım ve onarım işlerinde mülki amirin onayı ile harcanmalıdır.
Her ay biriken döner sermayenin %30'u da devlete ait özel bir fona aktarılarak asker, güvenlik mensubu, özel görevli durumu veya gizlilik konumu v.s. sebeplerle döner sermaye sistemi ile çalışamayan kurumlardaki çalışan memurlara her ay belirlenen oranlarda ek ücret olarak verilmelidir. Memura Döner Sermaye sistemi ile vatandaşın işlemleri çok hızlı ve zamanında yapılarak devlet memuru ile vatandaş ve devlet arasındaki rüşvet çarkı ortadan kalkacaktır.
Yorumlar Ercan Pulat TSK'DA ERENLER ÖRGÜTÜ ÜZERİNE BİR ALINTI...
"...Biz diyoruz ki,
• Dedelere maaş bağlatma konusunu istismar ederek, alevi kitleyi siyasal bir güç gibi kullanmak doğru değildir.
• TSK içindeki Alevileri kullanarak terfi olanakları aramak doğru değildir.
• E. Korg. Ali Yalçın’ın, Mehmet Moğoltay ve Seyfi Oktay’ın yaptığı gibi bir makama gelince, makamını Alevilerin çıkarlarına kullanarak Alevileri hedef haline getirmek doğru değildir.
• E. Korg. Hasan Muratlı’nın yaptığı gibi, terfi edemeyince Gelekurmayın koridorlarında “Ben Alevi olduğum için terfi ettirmiyorlar” diye bangır bağır bağırmak doğru değildir.
• E. Tümg. Erol Özkasnak’ın yaptıkları doğru değildir. Bu davranışlar Alevilik felsefesine ters, kişisel çıkar ve ihtiras dolu davranışlardır. Bu davranışların kişisel çıkar amaçlı olduğunu bilmeyenler Alevleri için kin ve düşmanlıkla dolu bir topluluk zannediyor. “… süngüyü takıp dolaştırırım” sözü ortalıkta dolaşan Özkasnak ne kadar Alevi inancına uygun davrandı. Muratlı Paşa koridorlarda bağıracağına hiç olmazsa E. Org. Haydar Saltık’ı hatırlayıp utansaydı...
Bu nedenle;
• Bir özeleştiri sayfası açıyoruz.
• Aleviliği Türklüğümüzün kültürel boyutu gördüğümüz için utanmıyor, gocunmuyor ve “Buradayız” diyoruz.
• Aleviliğin nicelik ve nitelik olarak devletimizin hizmetinden başka bir şeyde kullanmasına asla onay vermeyiz. TC Devletinin geleceği açısından Alevi İslam inancına duyulan gereksinimin tahmin edilenden daha fazla olduğunu biliyoruz.
• Devletimiz bize kapılarını açtı. Biz de bize düşeni yapmakta kararlıyız.
• Aleviliği ile gurur duyanları ve Korg. Dursun Bak gibi onu gerçek anlamda yaşatanları yeri geldikçe örnek göstereceğiz...
• Aleviliği kullanan unsurları açıklamak istiyoruz. Çünkü onlar Aleviliğin ruhuna ters işler yapmaktan vazgeçmediler. Yaptıkları yanlışlarla Aleviliği kirlettikler.
• Burada ismi geçen kişilerin her türlü açıklama gönderme hakkı vardır... "
http://turkalevi.com/modules.php?name=News&file=article&sid=10
TAHA UĞUR Bu meslekten birisi olarak söylüyorum tespitleriniz gerçekten mükemmel Bu meslek diger ülkelerde uygalanış sekli ve memurların ücretleri incelendiginde inanılmas bi çarpıklıkla ülkemizin geri kaldığı görülecektir Sizin gib avrupa ve diger ülkeleri iyi bilen birisinin bu tespitlerine katılıyor inşallah en yakın zaman da bu uygulamanın hayata geçmesini temmenni ediyorumAdnan Gerçek Ak parti döneminde içki, kumar, fuhuş, faiz yüzde 500 arttı. Ülke kumarhaneye, kerhaneye, meyhaneye döndü. Kredi faizleri en dindar aileleri dahi kuşattı. AK PARTİ'liler bu pisliklerin hesabını Allah'a nasıl verecekler acaba?Mazhar Gülden Türkiye'nin en büyük eksiklikleri nedir?
1-Devlet kurumları arasında sıkı bir koordinasyonun olmaması.
2-Devlet ve Hükümetin; topyekün kalkınma heyecanı duyup bunu halka yansıtamaması.
3-Medyanın çeki düzen verilemeyişi; medyanın en okumaz-araştırmaz, tarih bilmez, en erdemsiz kişilerin eline geçmiş olması. Millete, Türklüğe ve İslam'a düşman olmayı temel yayın politikaları gibi benimsemeleri...
4-Bizde üniversitelerin çok koyu POZİTİVİST yobazlığa saplanmış olmaları..Kendi içlerine kapanmaları...Hiçbir bilim üretme, keşif ve icat yapma heyecanı duymamaları...Devlet ve hükümetlere bilimsel çalışmalarıyla, araştırmalarıyla, projeleriyle malzeme sunamamaları, besleyememeleri...
Evvela bunları aşmamız, bunları aşacak adımlar atmamız lazım. Sonra;
1-Devlet ve bürokrasi çok hantal!
2-Askeriye sistemimiz ve savunmamız hala aşırı dışa bağımlı ve hantal!
Bunları da BÜROKRASİ ve ASKERİ REFORMLARLA mutlaka aşmamız lazım...
İçten dışa dönük politikalar geliştirrmeliyiz...Ve dışa, dışa, hep dışa açılmalıyız...Bütün dünyayı hedeflemezsen, bugünün dünyasında kesinlikle ülkemizi, milli sınırlarımızı koruyamayız!...
En kısa zamanda bir 10 bin işadamımızı ve 10 milyon nüfusumuzu yurtdışına değişik ülkelere yatırım, üretim, ticaret, eğitim, ithalat-ihracat için göndermeliyiz...Bunun yollarını açmalıyız.. Gngr_tr Gelir dagilimin adaletli olmadigi kurum,kurulus ve devletlerde rusvet var ola gelmistir ve olacaktir.
inanmis,iyi egitim almamis,islami terbiyeyi iyi ozumsememis insanlar icin rusvet yani haksiz kazanc siradan bir olaydir.
hatta hakliligini bile savunanlar vardir...
Bugun rusvet hayatimizin her unitesine girmis siradan bir hal olma yonunde hizla ilerlemektedir.
artik rusvet vermeden bir diger tabirle hediye vermeden isler yurumemektedir.
zoraki hediyelesmeler olmadigi zaman gunlerce hatta aylarca cok siradan bir evrak icin beklemek durumunda kalabilirsiniz:)
Basina gelmeyen okuyuculara yazdikalrim sacma gelebilir hayatin tam icinde olan kendi isimi kendim gorurum dusuncesiyle yasamak isteyen degerli dostlar neler oldugunun farkindadir.
gun gectikce insanlar daha da canilesiyor.en guvendiginiz en inandiginiz kurum ve kuruluslarda bile hatircilik olduktan sonra gerisini siz dusunun.
toplumumuzun her unitesi boluk porcuktur bu manada:)
el attiginiz yerde eliniz kalir adeta:)
Bir itiraz iki itiraz sonunda onlarin tabiriyle sizde yola geliyorsunuz:)
Inanmamis yada neye inandigini tam anlamamis gonullere dert anlatmak cok zordur cok guctur.....
bu anlamda insanlik zivanadan cikmis durumdadir,vesselam........
ARİF TANER SELAMET Sonra bir de DİŞ KİRASI istemesinler.Ne de olsa Moğoltayların, Oktayların devşirmelerinden ve daha önceden devşirilenlerden bahsediyoruz.arif taner selamet Maalesef muhterem yazara katılamayacağım. Çünkü döner sermaye de verseniz rüşvet çarkını durduramazsınız.Hani Moğoltayların yerleştirdikleri vardı ya 2-3000 adam; bir de sistemin ağır abilerinin yetiştirmelerini hesaplarsanız sayı bunun iki-üç katına çıkar ve adamlara döner sermaye parası verirseniz bir de döner DİŞ KİRASIMustafa Bekiroğlu Çok kıymetli yazarımızın maalesef adliyelerden haberi yok. Döner sermaye uygulaması adliyeleri perişan edecek ve adalet sisteminin temeline bomba olacak bir uygulamadır. Siz adliyeyi ve hakim savcıları tanımıyorsunuz. Fatih Eser Korkmaz Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı etkisiz! Sosyal Devlet(!); halkın manevi boşluğunu dolduramıyor! Diyanet; Bugün gençlere, çocuklara, kadınlara pek fazla hitap edemiyor! Zengin çevrelere, sosyeteye hemen hiç ulaşamıyor! Vatikan'ın, misyoner kuruluşlarının ve Kiliselerin yüzlerce televizyonları, radyoları, internet siteleri binbir dilden sürekli yayın yapıyor; bizler hala şikayet ediyor, mırlıyor, çaresizlik sergiliyoruz...
İlahiyat Fakülteleri-Diyanet- dini STK'lar; bir an önce halkın manevi ihtiyaçlarının giderilmesi, neslimizin manevi boşluğunun doldurulması için hemen işbirliği ve koordinasyon içerisinde harekete geçmeli...
Müslüman bir ülke; cinayetlerden, hırsızlıklardan, ahlaksızlıklardan, her türlü kirli ve karanlık işlerden geçilmiyor! Olacak şey değil bu!
Her cami-mescit görevlisi, her dindar, herkes kendi çevresini, ailesini, apartmanını, sokağını, caddesini, mahallesini, cemaatini sahip çıkmalı...Çıkıyor görünmemeli, çıkmalı!
Yazık şu uyuşturucu, fuhuş, kumar, alkol belasına mübtela olan insanlarımıza; elimizin altından kayıp gidiyorlar! Çokları da seyrediyor, karanlığa küfrediyor!
Bunlardan HEPİMİZ SORUMLUYUZ! Başta Diyanet İşleri Başkanlığı! Çünkü Devletimiz; onlara resmen ve fiilen bir görev vermiş, görev! Dinleri de görevli kılıyor! Daha ne bekliyorlar o zaman?! Neden hala Diyanet'in doğru dürüst yayın yapan bir televizyonu, radyosu yok! Ama misyonerlik tehlikesiyle ilgili kaç tane kitapları var!
DİYANET DEVRİMİ:Çağ değişti! Çağa ve çağın insanına hitap etmek çok önemli. Çağın dilini kullanmalı. İnsanlara anlayışlarına göre hitap etmeli elbette. Vaaz ve sohbetlerde televizyon, video, VCD Player, slayt, projeksiyon, bilgisayar-internet, barkavizyon gibi tekniklerden, araç ve gereçlerden yararlanmak bir yenilik, belli ölçüde ilgi çeker, yararlı olur. Ancak bu konuda üç şey çok önemli:
1-Din görevlileri, vaizler, hatipler yaptıkları kitlesel konuşmalarda mutlaka Kur'an ve sünnet çizgisinde, bu iki kaynağı temel alarak konuşmalılar, dün-bugün çizgisinde müşahhas hadise ve kıssalara da yer vermeliler. Ama bütün bunları gerçekten inanarak, yürekten konuşmalılar. Günün, ülkemizin ve dünyanın bütün meselelerine öz itibariyle çözüm ifade eden bir bakış açısı sunabilmeliler. Kalpleri, vicdanları ağlamalı, kalpleriyle beraber gözleri de ağlamalı. Vaaz ve sohbetin duygusu, derinliği, heyecanı ve tabii ki gözyaşı olmalı. Gözyaşları; ruh inceliğinin şahitleridir.
Bütün din görevlilerinin ilim ve tecrübe kadar sahip olmaları gereken bir başka özellikleri de ruh inceliği, yüksek duygu ve heyecan potansiyelidir. Bunlar yoksa; kitle ruhsuz ve canlı cenaze olarak camiye, vaaz ve sohbete gelir; yine öyle gider..Halihazırda durum yüzde doksan ne yazık ki böyledir...
2-Din görevlileri, vaizler, hatipler, kendini irşad ve tebliğ etmekle yükümlü hissedenler; mutlaka kitlesel hitap ettikleri kesimlerle daha sonra birebir tanışıp birebir diyalog içerisinde olmalı, birebir onlara ders vermeli-sohbet etmeli. Onları aileleri, çoluk-çocuklarıyla beraber sahip çıkmalı.
Bugün Türkiye'nin hemen her yerinde camiler, mescitler vardır. Her din görevlisi çevresindeki sokakları, caddeleri, esnafı, çocukları, gençleri, en azından kendi cemaatini ve yakınlarını sahip çıkmalı; arayıp sormalı, ilgilenmeli, ihtiyaçlarını gidermeye çalışmalı, muhtaçlar için yardım kampanyaları düzenlemeli...Din görevlileri köylerde ve ilçelerde halkın tamamını bile rahat, kolaylıkla harekete geçirebilir.
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.