Bu sefer Sayın Ecevit ile anılarımdan, 10 Kasım’da yeni bir yazı yazmaya gerek duymayan, bunun yerine 29 Ekim için yazdığı yazının aynısını, yazı içindeki 29 Ekim tarihlerini bile değiştirmeden, yayımlayan bir yazardan bahsedeceğim. Yazıya bir başlık vermek de bu yüzden pek kolay olmadı. En iyisi okuyan herkes kendisi için en uygun başlığı atsın! Sezai Şen
İyi ya da kötü yönleri ile bir devre damgasını vurduğunu inkar edemeyeceğimiz siyasilerden birisi Bülent Ecevit. Ülkemize çok fazla faydalı olduğuna inanmasam da ve hatta özellikle bazı yolsuzlukların yapılması, bankaların batırılması, bunun akabinde çok şiddetli bir ekonomik krizin yaşanmasında bir numaralı sorumlu olarak görsem de, diğer siyasilere rağmen daha çok saygı duyduğum birisi.
Saygı duymam tabii ki ülkemizi ağır bir krize sokmasına veya benzer işlerine değil, özellikle duygusal bir yönünün bulunmasına, kendi olarak dürüst ve temiz kalmasına, Rahşan Hanım ile bir ömür boyu devam eden istikrarlı, sıkılganlıktan uzak evliliklerine.
Ben, Sayın Ecevit’in son başbakanlığı sırasında ekonomik olarak oldukça büyük bir kayba uğramış bir insanım. Elimde avucumda bulunan şeyler bir günde yarı yarıya değer kaybetti. Evimdeki bütün eşyaları sudan ucuz fiyatlara satmak zorunda kaldım, başka bir ihtiyacım için gerekli küçük bir parayı temin için. Ama esas büyük darbeyi yazmış olduğum, kapağı dahi hazırlanmış, 172 sayfalık bir mizah kitabının, baskıya hazır hale geldiği halde ağır kriz nedeni ile baskısının ertelenmesidir. Yayınevleri daha önce yüzlerce kitap sattıkları günlerde ancak 5 adet kitap satışı ile kapatıyordu günlerini. 2000 sonu 2001 başı, hayatım boyunca gördüğüm en durgun zamandı diyebilirim. O arada ben yurt dışına gidince kitabın baskısını o zaman bir yayınevi de olan bir arkadaşıma emanet etmiştim. Biz de emanete ne şekilde davranıldığını hepiniz bilirsiniz. Kitabım beğenildiği halde bir türlü baskı gerçekleşmedi. Artık uygun bir zamanda bu mizah kitabını piyasa çıkarıp, Türk Milleti’ni somurtkan bir millet olmaktan güler yüzlü bir millet haline getireceğiz, inşallah.
Sayın Ecevit ile Başbakanlık Muhabirliği yaptığım zamanlarda zaman zaman sohbet etme imkanımız da oldu. Çok nazik bir insan. Herkese karşı kibar ancak gazetecilere, meslektaşlarına karşı duruşu çok daha dikkatli ve özenli idi. 28 Şubat 2000’de Arnavutluk’ta Fethullah Gülen sevenleri tarafından açılan okulların yöneticileri kendisini ziyarete geldiğinde “Bazı çevrelerin beni eleştirmesini göze alarak çalışmalarınızı tebrik ediyorum” çıkışını yaptığında ben bu cevap karşısında şaşıran gazeteci ve rütbelilerin yüzlerini izliyordum.
4 ay kadar sonra Norveç’e Bülent Ecevit ile birlikte ziyarette bulunan 38 kişilik Türk heyetinde ben de vardım. Nobel Enstitüsü’nde bir konuşma yapan Ecevit’in 5 dakika sonra sesi kısılınca, arka sıralardaki Norveçliler başladılar gülmeye. Bir Türk olarak gerçekten de mahcup oldum, kikir kikir gülenlere kızdım içimden. Norveç’teki konuşma metninde de yurt dışında bulunan Türk okullarından gururla bahsetmişti Bülent Bey. Ecevit açısından Türkiye’nin gurur duyabileceği en önemli şeylerin başında geliyordu yurt dışındaki Türk okulları.
Ölenin ardından olumlu konuşmak lazımdır derler. Derler de ölen kişinin ardından onun yaptıkları hataları gündeme getirmek de gerekir. Aksi taktirde onun yaptığı hataları, yanlışları hem düzeltemeyiz hem de başkaları da aynı hataları yapabilir. Bu nedenle özellikle ölen bir siyasinin ardından konuşurken insanın kendisini olumlu konuşmaya şartlandırmasını ben pek olumlu görmüyorum. Ölenin ardından iyi konuşacağız diye hasıraltı ettiğimiz şeyler yüzünden başımıza pek çok kötü şey de gelebilir.
Ecevit’i de Atatürk’ü tabulaştırdığımız gibi tabulaştırmayalım. Çünkü tabular bizim hiç olmadık hataları yapmamıza neden olur. Aynen Yazgülü Aldoğan’ın yaptığı gibi.
Gerçi buna bir hata denir mi bilmiyorum. Belki de kasten öyle yapılmıştır.
Mesele kısaca şöyle: Ben Posta Gazetesi’nde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeni ile Yazgülü Aldoğan’ın ‘Seni çok seviyorum yakışıklım!’ yazısını okumuştum. 10 Kasım’da Aldoğan ne yazmış diye merak ettim. Ne göreyim aynı yazı, hatta ’29 Ekim’ler bile aynı. Şaşırdım kaldım. İkinci bir Emin Çölaşan vakasıydı bu. Çölaşan da her yıl aynı yazıları aynı tarihte yayımlıyor. Aldoğan’ın 10 Kasım için ayrı bir ‘Seni seviyorum yakışıklım’ yazısı yazmaması bence tembellik. Ancak neden yazı içindeki tarihleri bile değiştirmedi, bunu bir hayli merak ediyorum işte. Birisi bayram diğeri anma günü, bayramda yazılan yazı nasıl olur da anma gününde yayımlanır! (Bu arada belki bir yanlışlık olmuştur ve yayın ekibi 29 Ekim’de yayımlanmış olan yazıyı girmişlerdir diye de düşünüyorum. Bu yönde bir düzeltme var mı bilmiyorum doğrusu.)
Madem Atatürk için methiyeler dizeceksiniz, bunu adam gibi yapın! Bir insanı göklere çıkarmaya çalışırken başınızı yere eğdirecek işler yapmayın! İpin ucunu kaçırdığınızda bu tür sıkıntılar da yaşanmaya başlanıyor doğal olarak. Bu nedenle ölünün ardından konuşurken de yaşayan bir lideri yağlarken de ölçüyü kaçırmamak da fayda var.
Yorumlar Türkiye gerçeği Ülkemizdeki yalakalığın boyutlarını gösteren güzel bir örnek. Güzel bir başlık Sayı:1
Konu: 'Başlıksız yazı' başlıklı yazınız:)))Hayal Yazgülü Aldoğan'ın yazısını okumadım.İçeriği hakkında bir fikrim yok,yalnız başlıktan az çok anlaşılıyor.Fevkalade arsızca,yapay,itici bir başlık.Atatürk'ü de popüler kültürün jargonuna alet ettiler ya!Ölseler de gam yemezler artık.Yazgülü Hanım'ın yerinde olsam bill.board kiralar,aynı başlıkla altına da imzamı atardım,ya da helikopter kiralar,arkasına kocaman harflerle aynı başlığı yazardım.Tam Hollywood'vari,kitch tarzı ilanı aşk olur idi hani.İyi ki Atatürk yok yaşadığımız zamanlarda.Safiye Ayla'nın şarkıları yüzünü arkaya dönüp okumasını isteyen,Yazgülü Hanım'a kesinkes ertesi sene 29 Ekim'de yayım yasağı getirirdi.
Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.
Gülen ile Amerika'da yapılan uzun görüşmeler sonucu, yayıma hazırlanan Faruk Mercan'ın geniş gazetecilik çalışması...Titizlikle hazırlanan bu kitapta; Gülen'in çocukluğundan bugüne, sıradışı ve etkileyici hayatını yer yer kendi ağzından yer yer yazarın ağzından okuyacaksınız.
Uzun yıllardır Türkiye'nin dört bir tarafında kurulan iftar çadırları, ABD'ye kadar ulaştı. Milky Way Education Derneği tarafından bu yıl ilk kez New Jersey Clifton Park'ta kurulan iftar çadırına; Müslüman Türk toplumu yoğun ilgi gösterdi.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...