|
|
|
|
|
Demokrasiden bahsetmek suç galiba!
Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle yaptığı konuşmada, hakiki bir demokrasiyi arzu eder cümleler kurması, ne yazık ki, bazı siyasi partiler başta olmak üzere birilerini rahatsız etti.
Sezai Şen
Arınç’ın, Türk milleti üzerinde bulunan baskılardan kurtarılmasını istemesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu jeopolitik konum açısından daha güçlenmesi ve çocuklarımıza daha aydınlık bir ülke bırakılması için bu yöndeki gayretleri elzem görmesi adeta yadırgandı, kimileri tarafından kınandı.
Bu tartışmaların bize gösterdiği yalın bir gerçek var. O da şu; henüz ülkemizde önemli sayılabilecek kadar demokrasiden, insan haklarından bahsedilmesinden, başkalarına da kendilerine tanınan hakların tanınmasından rahatsız olanlar var.
Bülent Arınç’ın yaptığı konuşma metnini altına imzamı rahatlıkla atarım. Belki bir iki hususta bir miktar farklı yaklaşımlar gösterebilirim. Ama “Katı laiklik uygulamasıyla insanlara sosyal hayatı bir cezaevine çevirecek anlayışlar ne kadar zararlıysa, laikliği bir barış ve özgürlük, din ve vicdan hürriyeti olarak tanımak ve insanların inançlarına müdahale etmemek de o derece sosyal barışa hizmet edecektir” cümlelerine tamamen ve bütün kalbimle katılıyorum.
Bu ülkede, rejimi kendilerinin menfaatine uygun olarak bugüne kadar biçimlendiren ve kullananlar, kanunları, yönetmelikleri her daim kendi dünyevi görüşlerine veya imrendikleri hayat biçimlerine göre çıkarttıranlar, milletin birbirine düşmesine seyirci kalıp sonra darbe yapanlar elbette demokrasi ve insan haklarında söylenilecek sözlerden, atılacak adımlardan rahatsız olacaklar! Darbe severler, halkı kamplara ayırıp ‘en öncelikli tehdit’ kapsamına sokanlar rahatsız olacak diye biz demokrasinin ve insan haklarının gelişmesine karşı duracak, demokrasi ve insan hakları alanında gösterdiğimiz gayretlere bir son verecek değiliz. Olmamalıyız da.
Meselenin bir başka boyutu da şu: Konuşan kişi TBMM Meclis Başkanı; elbette açıklanacak görüşleri, söylenecek sözleri var. TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın konuşmasını baştan sona okuyan bir insanın bu konuşmanın arkasından Arınç’ı hedef alacak bir açıklama yapması hiç yakışık almadı. Özellikle CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz’un, Arınç için “Bülendinecad” tanımlamasında bulunması bırakın bir siyasi parti adına, bir sıradan insan adına bile büyük bir utançtır. İran’daki rejimin tam tersini savunan, bunu dile getiren bir insana karşı işlenmiş bir cürümdür bu. CHP adına da bir talihsizliktir; bu çıkıştan sanki CHP’nin demokrasi ve insan hakları konusunda atılacak adımlara pek sıcak bakmadığı, vatandaşı sıkıntıya düşüren kanun ve yönetmeliklerin, insanların daha rahat bir şekilde yaşamalarına imkan verecek şekilde değiştirilmesine karşıymış gibi bir izlenim elde ediliyor. Hem bu ülkeye hem Arınç’a hem de CHP’ye yazık oluyor. Bu anlamsız, boş tartışma, sataşmalara ne gerek var! Herkes kendi işine baksın; bırakın bu ülkenin insanları hiç değilse demokrasi ve insan hakları adına düzgün birkaç cümle duysunlar, zira demokrasinin ve insan haklarının kendisini pek fazla görmek onlara kısmet olmadı.
Laiklik, Batılı ülkelerde uygulandığı gibi uygulanmıyor, onlar da yorumlandığı gibi yorumlanmıyor ülkemizde. Birçok sıkıntı da bundan doğuyor. Fransa dahil, Batılı ülkelerde üniversiteye giden bir bayan çok rahat bir biçimde başörtüsü ile derslere girebiliyor. Ama bu her nedense, adı Müslüman, Türkiye’de gerçekleştirilemiyor. Çünkü, bu ülkede iktidarı gerçek manada elinde tutanlar, halkın çoğu Müslüman olan bu ülkenin insanlarını sevmiyorlar; onların daha iyi ve daha rahat bir hayat yaşamasını istemiyorlar. Kendi halkının inancını yaşamasından bu kadar gocunan başka bir yönetim biçimi herhalde dünyanın hiçbir yerinde yoktur.
Kendi halkının inancını, düşüncesini, giyim biçimini hedef alan rejimler, ilerlemeyi, atılımı kiminle ve nasıl yapacaklar? Bu nedenle kendi insanımızı sevelim ve kendi insanlarımızın mutluluğu için çalışalım; onların huzursuz edilmesi için değil.
25.Nisan.2006 23:47:41
|
|
|
|
|