Siz de ‘kırılan kolun yen içinde kalması gerektiği'ne inananlardan mısınız?
Eğer öyle ise, zahmet edip bu yazıyı okumayın. Mehmet Ali Bulut
Çünkü ‘kol kırılır yen içinde kalır' zihniyetini, cahiliye döneminden kalma bir aşiret mantalitesi biliyorum. O zihniyet, her türlü zulme ve haksızlığa kapı aralayan bir yaklaşımdır.
Evet, bu deyim gerçekten aşiret/klan kültüründen kalma bir habis ruhtur. Kol kırılır yen içinde kalır demek, sana yakın olanların ayıplarını örtmek anlamına gelir.
Yerinde ve zemininde kullanılsa belki bazı faydaları da vardır. Ama siz bu anlayışı getirip siyasi alana tatbik eder ve bundan, taraf olduğunuz siyasi kadroların yanlışlarına göz yumma pratiğini çıkarırsanız, fasık, belki de dilsiz şeytanlar olursunuz…
Demokrasi, kolların yen içinde kırılmasına müsaade etmez. Kırılıp yen içinde bırakılan kolların, kangrene dönüşerek vücuda zarar verebileceğinin bilincindedir. Şu anda Türkiye kırılıp kırılıp yen içinde bırakıldığı için artık vücudu zehirlemeye başlamış kırık kolları yeninden çıkarma sancıları yaşıyor. Ergenekon, kol kırılır yen içinde kalır düşüncesinin en vahşi örneğidir… Demokrasimiz, bu ayıbından kurtularak rüştünü ispat etmeye çalışıyor.
Kaldı ki ondan önce biz Müslüman'ız! Demokrasiden daha ileri olan ve aslında ‘İnsaniyet-i Kübra' olan İslamiyet, bu yaklaşımı, ‘dilsiz şeytanlık' addeder!
Ne biz sahabeden daha muttaki ve müstakim Müslümanlarız, ne de hata yapan idarecileriz Hz. Ömer'den daha büyük insanlardır. ‘Ben yanlış yaparsam ne yaparsınız' diye sorduğunda Hz. Ömer'e, sahabe ‘seni kılıçlarımızla düzeltiriz' demişti.
Biz kılıçlarla düzeltmeye memur değiliz. Ama yanlışları söylemezsek, yani kırılan kolun yen içinde kalmasına göz yumarsak, bir gün kangren olan o kolun, bütün bedeni tehdit etmeye başladığını görürüz!
Demek ki bizim, en azından siyaseten hata yapan siyasilere ve idarecilere karşı müsamaha hakkımız yoktur. Hatta fakihler o yüzden, ulu'l-emr'in gıyabında yapılan eleştirileri gıybet kapsamına koymamışlardır.
* * *
İmdi bu kadar uzun bir mukaddimeyi, anlatacaklarıma kendileri de muttali olan bazı dostlarımın “yazma bunları. Kol kırılır yen içinde kalır” demelerine binaen yaptım! Yoksa bodoslama dalacaktım ‘feel like a star'a!
Feel Like a Star
THY, böyle reklâm yapmıştı uzun süre…
‘THY ile uçarak kendinizi ‘yıldız/artist' gibi hissediniz!', demeye getirdiler. Mamafih ciddi de mesafe aldılar bu yolda. Ama kaliteyi sürdürmenin, kaliteyi yakalamaktan daha zor olduğunu kendi tecrübemle bir kere daha yaşadım.
* * *
Galatasaray'ın, Şampiyonlar ligi'nde Arsenal'ı yendiği gün, ben “Eyvah, bu takımı yerler, Türkiye'nin böyle bir takıma sahip olmasını istemezler, o yüzden de dağıtırlar” demiştim. Ertesi sene, o GS'den eser yoktu. Takım elemanları dincilik mincilik yaftalarıyla birbirine düşürüldü, takımın ruhu öldü ve darmadağın edildi. Hala da toparlanabilmiş değil!
* * *
Geçtiğimiz Mart ve Nisan'da Avrupa'ya iki seyahatim oldu. İkisinde de THY'yi tercih ettim. Ve fark ettim ki, THY, Hollanda'da düşen uçağımıza rağmen, insana kendini ‘Yıldız gibi hissetme' keyfi veriyor. Böyle bir havayolu şirketine sahip olduğumuz için gururlandım. Fakat nedense, o gün, tıpkı GS'ın Arsenal'i yendiğinde duyduğun endişeler içime doğmuştu. ‘Nazar değmesin inşallah' demiştim kendi kendime! Ama değmiş, hem de fena vaziyette!
Efendim, o uçuşlardan kısa bir müddet sonra, iç hatlarda da birkaç seyahatim oldu. Tuhaftır, bunların ikisinde THY'den aldığım biletle Sun Express uçağına bindirilmiştim. THY fiyatına üçüncü sınıf bir uçuş! Enayi yerine konduğumu hissettim ama yazmadım. ‘Kol kırılır yen içinde' niyetiyle değildi ama uçağın düşmesiyle zaten bir darbe yemiş ve yaralarını henüz sarmaya çalışan THY'ye bir çentik de ben atayım istemedim.
İyi yapmamışım!
Çünkü ‘bir kere olan bir daha olmaz' derler, ‘ikinci kere olan üçüncü kere mutlaka olur. Üçüncü kere olan, artık tesadüf değildir, adettir.”
Bu kaziye gereğince, aynı şeyle üçüncü kere karşılaşınca, anladım ki THY, bizleri ‘enayi yerine koyuyor'. Hem de farkında olarak!
Cumartesi günü, günübirlik Antalya'ya gitmem icap etti bir dostumla birlikte. THY'den bilet aldık. Gidiş dönüş bedeli olarak da kişi başına 358 lira ödedik. Yani uçuş başına 178 lira. Sabiha/SAW-Antalya/AYT TK 8738 Antalya/AYT-Sabiha/SAW TK 8706
Sabahın köründe kalktım. Apar topar çıktım. Nasıl olsa, uçakta bir şeyler ikram ederler diye bir şey de yemedim. Sabah, vaktinde bir şey yemez de mide asidimi dengelemezsem migrenim tutar, biliyorum.
Alana gittik. Aa bir de baktım. Uçacağımız firma yine Sun Express! Canım sıkıldı ama arkadaşım, beni yatıştırdı. Çünkü onun ilk defa başına geliyormuş.
Bindik ne ise. Uçak havalandı ve yeterli irtifaya ulaşınca o sinir bozan anons yapıldı: Yemek servislerimiz ücretlidir!
“Kardeşim ben sana Antalya için 178 lira bayılmış. Sen iki kuruşluk kahvaltıyı neden esirgiyorsun? Hadi diyelim, uçağın yetişmedi ve bizi ortağın Sun Exspress'le uçurdun. Bari utan da ikramından para alma!
Sinirim allak bullak. Baktım bir yığın benim gibi insan, kimisi karnından homurdanıyor, kimisi açık açık küfür ediyor… Ne ise sustuk!
Derken akşam, dönüş zamanı! Geldik hava alanına. Bir tuhaflık var ama ne. Uçağın kalkışana 20-25 dakika kalmış. ‘Kontuar açık' diyor ama uçağın ne olduğu ne zaman kalkacağı belli değil!
Sonra bir anons! Anladık ki bizi çağırıyorlar. Son kontrollerden falan geçtik. Biraz bekledikten sonra kapılar açıldı ve bizi otobüslerle taşıyıp götürdüler.
Nereye mi?
Kendimizi gerçek bir ‘Yıldız' sanalım diye, Sky Airlines' uçağına!
Kendimizi Star gibi hissetmek şöyle dursun, yine enayi yerine konmuştuk. Morallerimiz bozulmuş, resmen kandırılmıştık!
Sonra öğrendim ki aramızdan birileri durumu önceden fark etmiş ve meseleyi ta genel müdüre kadar intikal ettirmiş. Yani birilerinin işgüzarlığı değil. Yapılan işlemden genel müdürün de haberi var!
Düşünebiliyor musunuz, taş çatlasa 70 liraya mal olacak bir yolculuğu 178 liraya satıyorlar bir de milleti enayi yerine sokuyorlar! Ayıptır ve günahtır. Bir Marka ancak bu şekilde katledilir!
Ben Sun Exspress'ten, Onur Air'den, Anadolu Jet'ten Atlas Jetten her ne ise bilet almasını biliyorum. Gider alırdım ve sizinkinin yarısına da bulurdum. Binerdim paşa paşa gider gelirdim.
Ama dedim ki, THY farklıdır. İnsana, kendisini ‘Yıldız gibi hissetme' şansı veriyor. Ne bileyim ki ‘üç kağıda' geleceğiz!
THY fiyatına, tıkış tıkış oturtulduğumuz, can sıkıcı üçüncü sınıf bir yolculuk! Benim de arkadaşımın da başına ağrı girdi. Bir su istedi ağrı kesici almak için. Suyu getiren hostes hanım: “Lütfen iki lira rica ediyorum” demez mi?
Şöyle demekten kendimi alamadım: Buyurun kolladığın, kol kırılır yen içinde kalır diye savunduğun dostların! Nasıl kendini ‘star' gibi hissettin di mi? Ama haklarını yememek lazım. Bak kendini gerçek bir yıldız hissedesin diye seni SKY Airlines (Gökyüzü Havayolları)'na bindirdiler!
Evet, THY idarecilerini tebrik ediyorum. Acaba kasten mi yapıyorlar demeyeceğim! Galatasaray kasten dağıtılmış olsun veya tesadüf. Ama artık o takım yok! Böyle giderse THY'nin başına gelecek olanlar da bunlar!
Çünkü ‘Star' olmanın bize göre olmadığını anladım. Sanırım bir çok insan da bunun farkındadır artık!
Yorumlar savruluyoruz..rezilleşiyoruz.. Bugün açıldı..İzmir Fuarı önemli. 52 ülke katılıyor, 1000'den fazla firma. Çok sayıda İslam ülkesi katılıyor. Onur konuğu Etiyopya Sanayi Bakanı açılış konuşması yaptı. Ramazan'dayız. Bütün bu işler tam iftar saatinde yapılıyor! Bu kadar olur yani. İzmir Belediye Başkanının başka zamanı mı kalmadı hiç!..Hiçbir Hıristiyan, putperest bir ülke; müslüman bir ülkede, müslüman halka böyle saygısızlık etmez!..Tam iftar saati!..Açılışı TRT 2 naklen yayınlıyor. Bakanlar konuştu; salonda ciddiyet. Doğru olan bu! Ancak Baykal anons ediliyor; bir şamata, ıslık çalma, bağırışmalar, sloganlar. Baykal'ın konuşma aralarında da. Ne ayıp şey! ShowTV, StarTV, KanalD, "işçilerden Baykal'a protesto" diye verdi; fuar haberi yok! Fuarla ilgili hiçbir şey yok!..Bu TV kanallarının ana haberlerinin yarısı; askerlerle ilgili!..Yağcılık, yalakalık, kışkırtıcılık haberleri..şehit edebiyatı ve hamaset tüccarlığı..Türkiye'yi tanımayan; bizim TV haberlerine bakıp askeri rejimle, askeri diktatörlükle yönetilen bir 3. dünya ülkesi zannedecek bizi...Yabancı basın doğru bilgilendirilsin ! Hükümetin en büyük hatası; icraatlarını halka, medyaya, muhalefete, STK'lara iyi anlatamaması.Önümüzde bir Ergenekon Davası var..Bir de Demokratik Açılım ve Kardeşlik Projesi.Her ikisi de aslında Hükümeti de aşan çok çok önemli bir devlet projesi, devlet iradesi. Ama ne yazık ki; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Adalet ve İçişleri Bakanları dahil; bu iki devlet iradesini ve projesini de iyi anlatamadılar..Özellikle yabancı misyon şeflerine ve yabancı medyaya! Başbakan yabancı basını da bilgilendirmeli!Buraya köpek ve başörtülü giremez ! Türkiye'de Müslüman Olmak!...Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde Terör Estiriliyor: KTÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Çevik'in eşi Sunay Çevik, başörtülü olduğu gerekçesiyle lojmanlarda sürekli kendilerine güçlük çıkarıldığını, markete ekmek almaya gitmelerinin bile sorun olarak karşılarına getirildiğini söyledi. Eşinin görevi nedeniyle 10 yıldır KTÜ yerleşkesindeki lojmanlarda ikamet ettiklerini belirten Çevik, yaşadığı son olayın bardağı taşırdığını savundu. Yaklaşık 1,5 yıl önce KTÜ Sahil Sosyal Tesisleri'nde akıl almaz bir olay yaşadıklarına değinen Çevik, eşi ve bir arkadaşları ile yemeğe gittikleri sosyal tesislerde garsonların başörtülü olarak içeri giremeyeceği uyarısında bulunduklarını hatırlattı. Çevik, eşinin üniversitede görevli olduğunu belirtmesi üzerine garsonun "O zaman sizi saksının arkasına alayım" dediğini iddia etti. Çevik, 1,5 ay önce de kendisine misafir olarak gelen yeğenlerinin başörtülü oldukları gerekçesiyle üniversitenin giriş kapısından içeri alınmadığını, kendisinin gidip arabayla yeğenlerini kapıdan aldığına dikkat çekti.Tüm yaşadıklarına rağmen bugüne kadar sesiz kaldığını ifade eden Çevik, son yaşadığı olayın ise sabrını taşırdığını belirterek şöyle konuştu: "Geçtiğimiz günlerde ev kıyafetimle ve başımda da biz ona 'yazma' deriz, başörtülü bir şekilde sosyal tesislerde bulunan markete ekmek almaya gidiyordum. Yanıma gelen özel güvenlikçi 'nereye gidiyorsun?' diye sordu. Markete gittiğimi söyleyince de, "bu şekilde gidemezsiniz. Yasak bayan yasak, bilmiyor musunuz?" dedi. 'Ben 10 yıldır burada lojmanda oturuyorum, eşim de akademisyen' dedim...(Bakınız: gazeteler) Çözümün manevi yanı unutulmamalı ! Güneydoğu ve terör meselesi, 150-200 yıldır, bilhassa da 25 yıldır içine düşürüldüğümüz büyük bir fitnedir..Bunda dış güçlerin ve münafıkların rolü ve etkisiyle beraber hepimizin, devlet ve hükümetlerimizin de hataları, ihmalleri, gaflet ve hatta hiyanetleri olmuştur, olabilir..Hiçbirimiz masum değiliz..Çuvaldızı başkalarına batırmadan ve faturayı birilerine kesmeden önce iğneyi kendimize batıralım, kendi sorumluluklarımızı da düşünelim..Artık bugün dönülmez ufkun akşamındayız..Can kayıpları bir tarafa; son 25 yılda terörle mücadeleye ve maddi kayıplara 450 milyar dolarımız gitti..Bu paralar yatırıma ve ülke kalkınmasına harcansaydı; şimdi çoktan milli geliri 40-50 bin dolar olan Norveç, İsviçre gibi bir ülkeydik..Türk-Kürt, bu refahtan hepimiz payımızı alacaktık..Şimdi her kesim iyi niyetini ortaya koymalı, ilk defa bu kadar güçlü devlet iradesinin arkasında durmalı; bu fitnenin defi için herkes nefsine veya kişisel, parti çıkarlarına rağmen bir adım atmalı, feragatta bulunmalı..Hükümet; sorunun çözümü yolunda dayatmadan, herkesi dinleyerek ve çözümün içine katarak her türlü maddi enstrümanları kullanmalı, işin gereklerini yerine getirmeli..Ancak her şey, Allah dilerse olur!..Allah’ın dediği olur!..Bu nedenle ilahi iradeyi de harekete geçirecek manevi mekanizmaları da devreye sokmamız gerekir..Bir defa Allah’ın bize ve ülkemize vermiş olduğu nimetlerin kadrini, kıymetini bilebildik, bunları doğru olarak kullanıp değerlendirebildik mi?.Yoksa kanaatsizlik ve nankörlükle, inat ve inkarcılıkla, şükürsüzlükle bütün bu nimetleri, güzellikleri bize veren Allah’a isyan mı ettik?..Cehalet ve sefalet karanlığında kalıp Allah’ın aydınlatıcı nurundan, vahyinden uzak mı düştük?..İslam ahlak ve terbiyesini, insanlığı ve medeniyeti önemsemeyerek kendimizden, köklerimizden ve özümüzden mi uzaklaştık, anlaşılması zor, tuhaf insanlar haline mi geldik?..Sevgi, hoşgörü, barış, merhamet, cömertlik, fedakarlık, çalışma, himmet ve gayret dininin mensupları olarak bugün neredeyiz, nerede duruyoruz?..Hepimiz, her birerimiz bu muhasebeyi mutlaka yapmalı; artık bir silkinip toparlanmalıyız..Ömür kısa..Dedikoduya, gıybete, husumete, boş işlere, anlamsız atışma ve kavgalara vaktimiz olmamalı..Yazık oluyor hepimize..İşte bu muhasebenin tam zamanı; çok mübarek ve kutlu bir zaman dilimindeyiz..4-5 gün sonra Ramazan ayına giriyoruz..İşte fırsat, bu fırsat deyip; hepimiz, her birerimiz; Cumhurbaşkanından, Başbakanına, Genelkurmay Başkanından, parti liderlerimize ve vatandaşlarımıza 40 gece kalkalım; gözyaşları içinde bu fitne ve fesadın sona ermesi için Allah’a yalvaralım, yakaralım; samimiyetle gözyaşı dökelim..İşin bu yönünü, çözümün ilahi ve manevi boyutunu asla ve asla ihmal etmeyelim..Yoksa yine kan, gözyaşı, haset, kin ve nefret cehenneminde yaşamaya veya anlamsızca ölmeye devam ederiz…Topyekün, milletçe tövbe edelim..Hatta ismen birbirlerimize, hiç sevmediğimiz Müslümanlara, insanlara bile dua edelim..Hidayet, af ve afiyet dileyelim..Asırlık günahlarımız, hatalarımız, zulümlerimiz, ihmallerimiz ve gafletlerimiz için...Allah; Kur’an’ında, ferdi olduğu kadar; topyekün kopmaz ipine sarılmamızı ve topyekün olarak da dua ve tövbe etmemizi istiyor..Ve O’nu çok anın buyuruyor!...Şimdiden Ramazan ayınız; gecesiyle gündüzüyle mübarek oldun; Allah ibadet, dua ve tövbelerinizi kabul buyursun!..dünyayı zehirleyen sigara firmaları BAT:
* British American Tobacco, bir İngiliz şirketi olan Imperial Tobacco
Company ile bir Amerikan şirketi olan The American Tobacco Company'nin
girişimi olarak 1902'de kuruldu. Türkiye pazarına Ekim 2002'de girdi.
*Dünyanın ikinci büyük tütün şirketi olan BAT, Türkiye`de Tire`de üretim
yapıyor. 2002`den beri Türkiye pazarında olan BAT, bugüne kadar 350 milyon
dolarlık yatırım yaptı.
* 180'i aşkın ülkede faaliyette. 52 fabrikasında yılda 689 milyar adet
sigara üretiyor.
* İstanbul'daki genel merkezi dışında Tire'de fabrikası olan BAT'ın,
İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya ve Bursa'da ise bölge satış ofisleri
bulunuyor. Tire'deki fabrikada Viceroy, Pall Mall ve Kent markasıyla sigara
üretiliyor.
* BAT Grubu, küresel pazar payı bakımından, hisseleri borsada işlem gören
dünyanın ikinci en büyük tütün şirketi konumunda.
IMPERIAL TOBACCO:
*Dünyanın dördüncü büyük uluslararası tütün şirketi olan Imperial Tobacco,
sigara, tütün ürünleri, sigara sarma kâğıtları ve filtre tüpleri
üretmektedir.
*Dünya çapında 32 fabrikası ve yaklaşık 14.500 çalışanı bulunan Imperial
Tobacco, 130'dan fazla ülkede faaliyet göstermektedir.
*Imperial Tobacco, İngiltere'deki tartışmasız piyasa liderliğinin yanı sıra,
diğer tütün ürünlerinde dünya lideridir ve bir çok sigara piyasasında önemli
konuma sahiptir.
*Imperial Tobacco'nun ürün portföyünde, Davidoff ve West sigaraları, Drum ve
Golden Virginia sarma sigara tütünleri, Rizla sigara sarma kâğıtları gibi
stratejik uluslararası markalar yer almaktadır.
PHILIP MORRIS SABANCI:
*Altria şirketler grubunun bir üyesi olan Philip Morris International (PMI),
Amerika Birleşik Devletleri dışında faaliyet gösteren, dünyanın önde gelen
sigara şirketi.
*Halen uluslararası sigara pazarının yüzde 14.5'ini elinde tutuyor.
*PMI bünyesinde 40 bin kişi çalışıyor ve şirket içerisinde 80 ayrı dil
konuşuluyor.
*1984 yılında bazı ürünlerin Tekel tarafından ithal edilerek ülke genelinde
pazarlanmasıyla Türk pazarına giren Philip Morris International Türkiye'de
Sabancı ortaklığında, iki ayrı firma olarak faaliyetlerini devam ettiriyor:
1-PHILSA:
Philsa, Philip Morris International ile Sabancı Holding arasında 1991
yılında imzalanan ortaklık anlaşması sonucu kuruldu. Şubat 1992'de İzmir
Torbalı'da temeli atılan Philsa sigara üretim tesisleri aynı yılın Aralık
ayında üretime başladı. Yüzde 75 Philip Morris International, yüzde 25
Sabancı Holding ortaklığı ile kurulan Philsa'nın sabit sermaye yatırımı 250
milyon doların üzerindedir. Philsa'da Marlboro başta olmak üzere Parliament,
Chesterfield, L&M, Lark, Muratti, Bond Street, Türkü markalı sigaralar
üretiyor.
2-PHILIP MORRIS SA:
1994 yılında, yine yüzde 75 Philip Morris International, yüzde 25 Sabancı
Holding ortaklığı ile Philip Morris SA kuruldu. Türkiye çapında Philsa'da
üretilen sigaraların dağıtım ve satış hizmetini veren Philip Morris SA,
satış örgütü ve merkez ofisteki toplam 850 çalışanı, Türkiye genelinde 110'u
aşkın distribütörü 850'nin üzerinde distribütör satış elemanı bulunuyor.
Türkiye çapında distribütörlerin yanısıra tam 5 bölgede de doğrudan dağıtım
yapan Philip Morris Sa satış örgütü 1100 araçlık bir filodan oluşuyor.
JAPON TOBACCO INTERNATIONAL:
*Japon Tobacco Inc'ın (JT), 1999 yılında RJ Reynolds'ı (RJRI) satın alması
sonucunda kurulan JT International (JTI), dünya genelinde 31 bin kişiye
istihdam sağlıyor.
*Camel, Winston, Salem, More, Monte Carlo, Mild Seven sigaraları üretiyor.
*Japonya'da en çok satılan 10 markanın dokuzuna sahip bulunuyor.
*En büyük tesis Rusya'da 1980'li yılların ortalarından bu yana Rusya'da
uluslararası markalar satan firma, 1992 yılında Uritsky Tütün Fabrikası'nın
çoğunluk hissesini satın aldı.
*Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Moldova ile Beyaz Rusya'ya satılan
sigaraların büyük bölümü JT International tarafından üretiliyor.
*Türkiye pazarına 1993 yılına İzmir Torbalı'da kurduğu üretim tesisi ile
girdi.
*JTI, Türkiye'nin en büyük ilk 50 özel şirketi arasında yer alıyor.
2009-2011 yılları arasında toplam 200 milyon dolarlık yatırım yapacağını
duyurdu.
EUROPEAN TOBACCO:
*1993 yılında Mersin'de sigara ticareti amacıyla kurulan şirket 1995 yılında
kendi markalarını taşeron firmalar yoluyla üretmeye başladı.
*2000 yılında Azerbaycan'da ve Tacikistan'da fabrika açarak üretime geçen
European Tobacco, 2001 yılında Ürdün'de yeni bir fabrika kurdu
* European Tobacco, 2004 yılında Mersin'de faaliyete geçti.
*Mersin'deki tesisi yerli sermaye ile Arbel Gıda'nın da sahibi olan Mahmut
Arslan kurdu
*Prestige, Winner, Vigor gibi sigara markalarını üretiyor.
*** İngiliz işi: Yatırım Ataşe..İngiliz Konsolosluğu’nda Yatırım Müdürü olarak çalışan Taclan Topal, İngiltere Büyükelçiliği, Ticaret Uzmanı Taçlan TOPAL..ve Betül Topal..
ulkumof. SayinMehmet bey.Hic sasirmayin.HERSEY yeni basliyor.daha nelere sahit olacaksiniz.lutfen kaleminizi keskin kilic gibi kullanin.ASLAtaraf tutmayin. saygilarYasin Sarı Abi seni nerede bulurum ben önemli bir husus var.Bildiğim ve duyduğum kadarıyla ezoterik bilgiler üzerinde memleket dahilinde en güvenilir kişisin.Tugrul Sayin Mehmet Ali bey size cok tesekkur ederim. Ayni meseleyi bugun bir dostum ile tartistim. Arkadasim sizin arkadasiniz soyledigi gibi Kol kirilir... dedi. Yurt disinda yasiyorum. Gecen ay 700 USD verip yurt icide ucayim dedim. Ister inanin ister inanmayin hosteslerden bir seyler istemeyi cesaret edemedik. Hostesler yaptigimiz 6 saat boyunca ucakta azarlamadiklari dudak bukmedikleri yolcu kalmadi diyebilirim. Daha da kotusu yurt icnde 1,20 dk uctuk bir su bile dagitmadilar... ILGILILIRE SESIMIZI NASIL duyuracagimizida bilmedik...
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.