gasteci.com
     Ana Sayfa Reklam Canlı Tv Seyret Resim Yukle Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Ordudan atılmış olmak hayatın sonu değil!
İskender Pala'nın yaşadıkları "Türk Silahlı Kuvvetleri'nde dindar bir subayın nasıl barındırılmadığı...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Perde Arkası
Balyoz Planı'nın lokomotifi Çetin Doğan, "Batı Çalışma Grubu"nu kurmuş bir paşa olarak, Çevik Bir çi...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu Kürtler 10 Eylül 1979 - Birileri 12 Eylül 1980
PKK Terör Örgütü’nün ivme kazanmaya başladığı tarihler 1982-1983’lere rastlar. Kırılma n...

Harun Tokak

Harun Tokak "Analar Çocuklarınızı Atmayınız!"
Soğuk bir kış gecesi daha sona eriyor ve Moskova, sokaklarda sabahlayan kimsesiz bir adam gibi yavaş...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş MONŞER Saklı seçilmişler
“Monşer” sözcüğü Türk toplumunun kolektif hafızasında bir hitap şekli olmaktan çok öte farklı anlaml...

Hamdullah Öztürk

Hamdullah Öztürk On ikinci dalganın püf noktası
On ikinci dalganın ardından kopan fırtınanın püf noktası Ergenekon'un beyninin irkilmesidir. Ne ...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi Sen Adammışsın Reis!
Hani Reis.. hani "parke parke taş duvarlara" baktığın günler vardı ya... Hani şu ömründen ...

Halit Esendir

Halit Esendir MAYINLARI KİMLER DÖŞÜYOR
Gün geçmiyor ki güneydoğudan mayına basarak şehit olan asker haberleri gelmesin. Özellikle günd...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut KIRILAN KOL YEN İÇİNDE Mİ KALMALI?
Siz de ‘kırılan kolun yen içinde kalması gerektiği'ne inananlardan mısınız? Eğer öyle ise, zah...

Sezai Şen

Sezai Şen DEMOKRATİK AÇILIMDA PARTİLERİN YANLIŞLAR SİLSİLESİ
Hükümetin ‘Demokratik Açılım’ olarak nitelendirdiği, daha başkalarının ise Kürt Açılımı ...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

Eşyanın hakikati sabit mi?

Mehmet Ali Bulut Eski Yunan filozofları, eşyanın hakikatini sabit görmemişler. İslam kelamcıları “eşyanın hakikati sabittir” demişler. Çünkü gerçekten de eşya vardır; yani bir vehimden veya hayalden ibaret değildir.
Mehmet Ali Bulut


Bu açıdan eşyanın hakikati sabittir denilebilir ama bu hakikat tebeî hakikattir. Çünkü, ‘hakiki hakaik-i eşya esma-i ilahiyedir”…

Ömer Nesefî eşyayı hayal veya vehim addedenlere cevaben “İslam’a göre eşyanın hakikatleri, ya hariçte ya zihinde ya da tasavvur halinde mevcuttur, sabittir” der.

Bu izah, eşyaya ‘sabit/değişmeyen’ bir hakikat atfetmekten ziyade, “La mevcuda illa hu” diyerek değil eşyanın hakikatini, varlığını bile yok sayanlara karşı, eşyanın mevcudiyetini ispata yöneliktir. “Eşyayı yok sayamazsınız. O, ya haricen vardır, ya zihnen vardır veya tasavvur olarak vardır” der.

Nitekim eşyanın, kendi zatında bir mevcudiyeti olmadığı esası üzerine bina edilmiş olan ‘La mevcuda illahu /la meşhude illa hu’ (Allahtan başka bir şey yoktur/ görünen de O’ndan başka bir şey değildir)şeklindeki eski tasavvuf anlayışı, sonunda kendi zıddını yaratmış ve bir kısım mutasavvıf da ‘Heme ost’ (Her şey O’dur) demeye kadar işi vardırmışlardır.

Bazı okuyucular ‘eşyanın hakikati sabittir’ hükmünün, kelamın temel ilkesi olduğunu hatırlatmışlar. Doğrudur. Ancak bu ilke, Aristo felsefesiyle, bilimde materyalizmin temelini atan Newton fiziğinden mülhemdir. O zaman için geçerliydi. Ama bugün eşya ile ilgili bilgi o kadar değişti ki, eşyanın kendisi adına sabit bir hakikatinin olduğunu söylemek ciddi bir iddiadır.

Hatırlayın, Batlamyus ‘Dünya sabit, Güneş hareketli’ diyordu. İnsanlık asırlar asırlar boyu bunun hakikat bildi. Ve bu ‘hakikat’ ile itikadi ve ameli meselelerini çözmeyi başardı.

Sonra Galileo, tersini söyledi. “Dünya güneşin etrafında dönüyor’ dedi. Bununla da kalmadı eşyadaki değişmeleri mutlak bir sebep/sonuç ilişkisine bağladı. ‘Aynı sebepler, daima aynı sonuçları verir” diyerek, materyalist bilim anlayışının temelini attı ve bu anlayış, Einstein’a kadar da ‘eşyanın sabitesi’ bilindi.

“İzafiyet Teorisi”nin ortaya atılmasıyla, sebep-sonuç kanunlarına dayalı materyalist bilim anlayışının ‘yanlışlığı’ ispatlandı. Sonraki gelişmeler ise eşya üzerine ‘mutlak ve değişmez’ bir teori ortaya atmanın nerde ise imkânsız olduğunu ortaya koydu... Teorilerin, bilim denen canlı varlığı bir süre besleyen ve sonra düşen yapraklar gibi olduğu kabul gördü. Her teori bir süre sonra yerini gerçeğe daha yakın olan teoriye bırakır. Bu sonsuza kadar böyle devam eder. Çünkü eşya esma-ı ilahiyenin yansımalarıdır ve o tezahürlerin de sonu yoktur…

Yani bir teorinin ilânihaye, ‘yanlışlanamaz’ şekilde sürmesi bilimsel görülmüyor. Bu da, materyalist bilim anlayışının ‘dogma’ diye reddettiği dini hakikatlerin, ‘doğru’ olabileceği gerçeğinin yolunu açtı.

Son bir iki yüz yıl içerisinde, eski dünyanın, eşya ile ilgili ne kadar hükmü varsa hepsi ters yüz edildi. Mekanik fiziğin yıkılmasıyla fark edildi ki, eşya, bir tek teori veya kanun ile izah edilmekten uzaktır. Çünkü eşyada hüküm süren bir tek ‘İsim’ değildir, bütün esmadır.

‘Atom’ bulunmadan önce eşya bir bütündü. Sonra atom bulundu ve eşyanın en küçük zerresinin atom olduğu ve atomun parçalanamaz olduğu söylendi. Sonra atom da parçalandı. Şimdi atom altı zerreciklerinden ve takyonlardan söz ediliyor. O dahi aşılmak üzeredir.

Olması gereken de odur. Çünkü Cenab-ı Hak, evrendeki tasarrufunu ‘Kulle yevmin huve fi şe’n” (Rahman) diye niteler. Allah’ın zatı ve mahiyeti sabit ve değişmez olduğuna göre, buradaki değişimden maksadın, eşyanın kendisi olduğu aşikardır.

Bu da, eşyanın, en azından insana bakan yönünün ’sabit’ değil ‘seyyal’ olduğunu gösterir. ‘Eşya’nın Yaratıcı nezdindeki yeri, ‘Esma’nın bir resmigeçidi’nden ibarettir. İnsan açısından ise eşyanın hakikati, onda tecelli eden esmanın cilveleridir. Evet, ortada bir eşya var. Ama varlığı herkesçe eşit algılanabilir değil. Bilginin derinleşip çoğalması oranında yargı da değişiyor, değişecek. O yüzden Resullulah, Allah’ı hakkıyla bilmek için çabalamış, zaafını itiraf etmiş ve Allah’tan eşyanın hakikatini öğretmesini istemiş. Eşyanın geri planında cereyan eden esmanın hakikatini... Adem’e öğretilen esmayı…

İşte eşyanın ‘değişmez sanılan hakikati’ o esmadır. Esma’nın, maddeye bürünmüş haline suret, bu suretin temsil ettiği mananaya mahiyet, bu mahiyeti diğerlerinden farklı kılan özelliğe hüviyet, bu hüviyetle kendisini açığa vuran mahiyetin hariçteki görüntüsüne ‘hakikat’ denmiş. Hakikat, hak kökünden geldiği için, inkarı mümkün olmayan gerçek anlamına gelir ki, bütün İslam âlimleri bu yüzden eşyanın hakikati sabittir demişler.

Oysa bugün eşyanın mahiyeti de programı da pekâlâ insan müdahalesi ile değiştirilebiliyor. Çekirdeğin genetik şifrelerine müdahale edilerek, yani ‘mukadder’ olanın yapısı, ‘mümkün’ olan bir tasarruf ile değiştirilebiliyor. Çünkü esmanın eşyadaki tasarrufları bu müdahaleyi mümkün kılabiliyor. Eğer eşyanın hakikati sanıldığı gibi sabit olsaydı, müdahale edilemezdi. Halbuki Şeytan, ‘Le uğayyirenne halkallahi’ diyerek, eşyadaki bu değişkenliği net ortaya koyuyor (Nisa,119)…

Çünkü değişim, kâinatın en temel değişmezidir. Tek sabite vardır ‘la yetegayyer’ Allah! Eşyanın hakikati sabit olsa kâinat, iki sabitesi olan çift çekirdekli bir düzenek olur ki bu muhaldir…

Yani, ‘eşyanın hakikatinin sabitliği’ eski bilgilere dayanan bir hükümdür ve ‘hakikat’ten çok şey içermiyor. Çünkü bu hakikat, herkes için aynı anlama gelmiyor. Eğer hakikati sabit olsaydı, algısı da sabit olurdu. Bu kadar aykırı fikirler de olmazdı. Tam da bu noktada Bertrand Russel’ın şu sözünü hatırlatmakta fayda var:

“Newton kanunu o kadar uzun zaman hâkim oldu, o kadar çok şeyleri açıkladı ki bu kanunun bir gün düzeltilmeye ihtiyaç duyacağı kimsenin aklına bile gelmezdi; fakat sonunda düzeltilmesi gerektiği ortaya çıktı. Kimse şüphe etmesin ki bu düzeltmeler de bir gün düzeltilecektir”

* * *
Esasında İslam dünyasının eşya ile ilgili bilgisi öteden beri -en azından kelamcılar ve felsefeciler açısından- ‘orijinal’ olmaktan uzaktır. Çünkü onlar Aristo’yu ‘muallim-i evvel’ edindiler. Dolayısıyla eski kelamcıların hükümlerini bütünüyle Kur’anî kabul etmek zordur.

Hem Aristo’nun eşya ile ilgili görüşleri büyük oranda revize edildi. Ama biz o görüşler altında yapılmış izahları hala geçerli kabul edebiliyoruz.

İzafiyet teorisi eski görüşlerin çoğunun pabucunu dama attı. Peki İzafiyet Teorisi’nin yanlışlanmadan süreceğini kim iddia edebilir? Bilimin, deneme yanılmalarla yol aldığı gerçeğini göz önünde tutarsak, bir gün izafiyet teorisinin de yanlışlanması mümkündür. En azından her şeyi izah edemeyeceği anlaşılır.

Çünkü kâinat, Esma-ı İlahiye’nin tecellilerinin atölyesidir. Esmanın bir nihayeti yoktur ki, teori sabit kalsın. Eşyada sabit bir hakikat varsa o da, eşyanın, ‘Esma’nın, hakîmâne kombinasyonları’ olduğu gerçeğidir. Her bir eşya, İlahi İsimlerin, -benzetmede hata olmasın- belli gramajlarda bir araya gelip ‘İlm sıfatının takdir ettiği biçim’de Kudret’in ona giydirdiği bir harici vücuttan ibarettir.

İnsan dahi ‘şu atölye’de, şu esmanın cilvelerini kavrayıp, ondan kendisine, dünya ve ahiret için bir saadet yolu edinmekle sorumlu tutulmuş ‘müdahil bir nazır’dır. . Kâinat ve içindeki eşya, adeta, insan iradesi karşısında bir oyun hamuru gibidir ki insan her ne maksatla ona yönelse, o, istenen şekli alabilecek kabiliyette yaratılmıştır. Eşyada bu kabiliyet olmasaydı, Şeytan’ın ‘Leuğayyirenne Halkallahi’ (Allah’ın eşyaya koyduğu fıtratı değiştirteceğim) demesine izin verilmezdi. (Nisa,119)

Kur’an’ın “Artık dileyen Rabbine gidecek bir yol edinsin” (Nebe, 39) tavsiyesi de gösteriyor ki, ‘eşya’da, insanı Allah’a götürecek, sayısı yollar vardır. Şer’i hükümler, şu yolların nihayet sınırını belirler. Bu açıdan, eğer eşyaya bir sabit hakikat daha atfedilecekse o da, ‘her şeyde, Allah’ın var ve bir olduğunu gösteren delillerin bulunuyor olmasıdır”.

Sizin ‘sabit’ sandığınız şey, eşyanın sakınım kanunundan ibaretse o dahi müttehemdir. Çünkü eşya pekâlâ bakanın bakış açısı, duruşu, hazırlık durumu ve algısına göre anlam değiştirebiliyor. Siz kâinata harf olarak bakarsanız, o bir harf olur ve Sanii’ni gösterir. Bir isim olarak bakarsanız, o kendisini gösterir ve Sanii, gizler… Firavunları tanrılık iddiasına sevk eden, elbette azgınlığıdır ama eşya bilgileri de, o azgınlığı beslemekten geri kalmadı…

Eşyadaki mekanikiyyet, yüzeysel bakan insanı kedi mahiyetine hapsedecek dinamizmdedir. O yüzden bir yığın bilim adamı Tabiatı ‘kendi başına bir varlık’ sanmışlardır ki, Kur’an en çok bu anlayışla mücadele eder. Bakışları eşya’dan Yaratıcıya çevirebilmek için… O yüzden denmiş ki ‘Basar masnuatı görüp de basiret Sanii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer’

Evet, bütün eşya ilahi isimlerin yansımalardan ibarettir. Akan ırmağa akseden güneş gibi... Güneşin hep aynı yerde yansıdığını gören suyu da sabit zanneder. Oysa su akıp gitmektedir. Güneşin parıltısı devam ettiği için, yansıtma kabiliyetine sahip sular değişip durduğu halde, hep orada duruyormuş gibi gelir insana. Sabit olan güneşin şavkıdır. Su değil, biçimi de değil.

Dolayısıyla eşyaya ait doğru bilgi yoksa Allah’ın kudretini anlamaya yönelik bilgi de tam olmaz. Eski tefsirler bunun delilidir. Ayetlerle ilgili öyle izahlar ve tefsirler yapılmış ki, bugün komik kalıyor. O gün için doğruydu ve okuyanı doyurabiliyordu. Çünkü “izafi hakikatlere rengini veren, alıcının, yani noktanın mahiyeti, kendine has hususiyetleri, zaman ve şartlardır. Bu gerçek, tabii bilimlere hâkim olduğu gibi, sosyal ve dini alanları da şamildir. Müfessir ve fakih de kendini bundan koruyamaz. O da zamanının oğludur”

Dolayısıyla kelamcıların “eşyanın hakikati sabittir” hükmü, en fazla ‘külli’ bir kaide olabilir, ‘umumi’ yani eşyanın bütün cinslerini kuşatan bir kaide değil. Üstelik de bu hakikat, eşyanın melekût cihetiyle ilgilidir.

Evet ilahi isimlerin tezahürü olmaları açısından eşyanın bir hakikati vardır. Biz o hakikatleri ‘kanunlar’ şeklinde algılarız. Her kanun, ‘esma’nın, eşyaya temas eden ucu gibidir. Eşyada geçerli kanunların her merhalesini ve her mertebesini görmeye muktedir olmadıkça, eşyanın herhangi bir hali için ‘bu sabittir’ diyemeyiz. Mesela ‘burudet’(soğukluk), hararetin(ateş) bir mertebesidir. Eğer ‘burudet’ bizatihi bir hakikat sanılsa yanlış olur. )

Görülüyor ki, eşyanın ruhu mahiyetinde olan en ‘külli’ kanunlarda bile istisnalar hep vardır. Suda her şey batar. Ama o kanunun öyle bir istisnası var ki o sizi taşır. Hava da öyle... İşte bu ‘genellik’, yani ‘kaideyi bozan’ istisnalar sebebiyledir ki, ‘eşyanın hakikati sabittir’ diyemeyiz. Bilimin mutlak neticelere varamaması da bundandır.

O yüzden de insan sadece ahreti değil eşyayı algılamada da daima Kur’an’ın rehberliğine ve irşadına muhtaçtır. Çünkü kâinat ‘her anda başka bir şandadır’, değişkendir, üzerine sabit hakikatler bina edilemez. Nitekim sadece nesneleri ve eşyayı konu edinen felsefe hiçbir zaman hiçbir konuda fikir birliğine varamamıştır. Çünkü eşyanın hakikati sabit değildir ki, hükümleri çakışabilsin.

Eşya sizin ona baktığınız yerden göründüğü kadarıyla bilinir. Bunun idrakine varmış olan bilim adamları “Kâinat şu anda T1 halindeyse, biraz sonra aynı halde olacak diye bir netice ileri sürülemez” demişlerdir.

Keza, kâinatta hiçbir şey kendisini tekrar etmez. Evet, elindeki portakal, geçen yılki portakalın ne aynıdır ne gayrıdır. Ama o, ‘sabit’ olan Rezzakiyet kanunun bize bakan ucudur. Ortaya çıkış şekli eşyadaki imkâna göre, şu veya bu şekilde olur.

Biz inanıyoruz ki, eşyanın en dibindeki hakikat ve incizap, muhabbetullahtır. O muhabbetullah, bize ulaşıncaya kadar, mihverden kaçıp kurtulmak isteyen eşyayı, kendi mihverinde tutmaya çalışandaha büyük bir başka eşyanın çekim gücü haline dönüşür.

Demek ki sabit olan, eşyanın hakikati değil, o eşyada cereyan eden Esma-i İlahiye cilveleridir. Onların eşya halindeki tezahürleri de sonsuz sayıdadır. Esas hakikat budur…

Şu meseleyi sürdüreceğiz inşallah…


18.Haziran.2009 12:59:44

Puan: 3.7/5 (9 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar

Mehmet Ali Bulut Arşivi
KIRILAN KOL YEN İÇİNDE Mİ KALMALI? 13.Ağustos.2009
KÜRT AÇILIMININ EN BÜYÜK ENGEL YİNE KÜRTLERDİR" 05.Ağustos.2009
MOĞULTAY, HSYK VE AK PARTİ 31.Temmuz.2009
CUNTAYI MİLLET TEMİZLEYEBİLİR AMA MİLLET UYUYOR 18.Temmuz.2009
ARTIK AĞLAMAK İSTEMİYORUM 13.Temmuz.2009
Gül gül ile mi yoksa diken ile mi tartılır görveceğiz 04.Temmuz.2009
Darbeciye atılan tokat ordunun gözünü çıkarmasın 04.Temmuz.2009
Asimetrik harbin galibi millet olacak! 04.Temmuz.2009
TSK en temel partidir, diğerleri fasa fiso 04.Temmuz.2009
İran nereye... 04.Temmuz.2009
Gidip hasmınızın evinde oturacak yürek var mı? 18.Haziran.2009
Müsbet hareketin gücü yahut Fethullah hareketi... 18.Haziran.2009
Beyaz Türklerin tanrısı sekeratta 18.Haziran.2009
Eşyanın hakikati sabit mi? 18.Haziran.2009
İyilik insanı ahmaklıktan kurtarır mı? 18.Haziran.2009
KÜRT HALKI’NDAN ÖZÜR DİLEMEK… 04.Haziran.2009
Yaşasın islam! 04.Haziran.2009
İstanbul Konstantiye olur mu? 30.Mayıs.2009
BAŞLIĞI OKURA BIRAKILMIŞ BİR YAZI! 21.Mayıs.2009
Kadın hayatın özüdür! 12.Mayıs.2009
Kadın kıble olunca 12.Mayıs.2009
KATLİAMDA TAKILAN MASKELER HANGİ YÜZLERİ GİZLEMEK İÇİNDİ 07.Mayıs.2009
TİYNİYET DEĞİŞMEZSE KABİNE İYİ NİYETTEN İBARET KALIR... 02.Mayıs.2009
İşte bu yüzden korkuyorum! 24.Nisan.2009
Başı göğe erdi ama aramızda yaşadı 24.Nisan.2009
Baharda kış soğuğu 14.Nisan.2009
Obama Kanuni, Türkiye Fransa olur mu? 09.Nisan.2009
Millet CHP'ye dedi ki... 01.Nisan.2009
Millet iktidara dedi ki... 31.Mart.2009
Senin için ağlıyorum, seninle gurur duyarak! 28.Mart.2009
Bu kadar acz bir devlete yakışır mı? 28.Mart.2009
Ağız tadıyla iktidarı bile eleştiremiyoruz 24.Mart.2009
ASKER ASABİLEŞMESİ 19.Mart.2009
DARWİN’İ SUSTURAN CEVAP 12.Mart.2009
AHMET TÜRK’ÜN DEDESİNİN DE BULUNDUĞU MECLİSTE KONUŞULANLAR… 04.Mart.2009
“BEN CUMHURİYETİN ADALETSİZ VE HUKUKSUZ OLANINI SEVERİM” 04.Mart.2009
Neden Kılıçdaroğlu değil de Topbaş? 25.Şubat.2009
Ergenekon'dan çıkış ve Bediüzzaman 17.Şubat.2009
Seçim atmosferine girerken... 09.Şubat.2009
Bediüzzaman yaşasaydı kime oy verirdi? 07.Şubat.2009
Sultanın gölgesine basan adamın başına gelenler 30.Ocak.2009
Madımak'ı yakanlarla İpekçi'yi öldürenler 23.Ocak.2009
Atatükçü sanıyorduk, meğer mandacıymış! 20.Ocak.2009
Masuniyet karinesi ha! 17.Ocak.2009
Kerbela siyaseti ve iktidar! 13.Ocak.2009
Sistemin tanrısına dokunmak! 07.Ocak.2009
İsrail ve canımı sıkan bir ayet (2) Yorumlar, tarizler, cevaplar... 05.Ocak.2009
İsrail ve canımı sıkan bir ayet 29.Aralık.2008
Tuncay Güney'in karmaşıklığı Ergenekon'u masum yapar mı? 06.Aralık.2008
CHP nereye koşuyor? 25.Kasım.2008
APO'nun yeni komşusu İskender Büyük mü? 21.Kasım.2008
Siyasette müspet hareketler 20.Kasım.2008
Anayasanın değişmezleri... 14.Kasım.2008
Ergenekon savcısı 11.Kasım.2008
Obama'nın beriki yüzü 08.Kasım.2008
O ba ma, Necdet Sezer ve Cumhurbaşkanı Apo ! 06.Kasım.2008
Mustafa 04.Kasım.2008
Allah bizi sizin Cumhuriyetinizden korusun! 30.Ekim.2008
Evet, daha kötü günler geliyor, ama kime? 27.Ekim.2008
Temel Ağabey'i uğurlarken... 26.Ekim.2008
Sermaye ve iktidar! 20.Ekim.2008
Sayın başbakanım bu sizin gerçek duruşunuz ise... 17.Ekim.2008
Başbakan, Bahçeli'yi muhatap almak zorunda! 16.Ekim.2008
Kürt kimin umurunda be kardeş! 09.Ekim.2008
Neden askerler hiç mesul olmazlar? 05.Ekim.2008
AK Parti'nin geleceği 26.Eylül.2008
Benim hırsızım iyidir! 21.Eylül.2008
Başbakan'ın adamları ne yapıyor? 15.Eylül.2008
Talut Calut'u yener, nitekim yenmişti... 11.Eylül.2008
Kenya'ya kar yağıyor! 06.Eylül.2008
Bir sarhoş Yeltsin yok mu? 03.Eylül.2008
Türkiye için semirme vakti! 02.Eylül.2008
Başbuğ ve ideolojik muhalefet döneminin sonu! 29.Ağustos.2008
Ergenekon'un Kürt Memetleri 25.Ağustos.2008
Gürcistan dramından Asya Medeniyetine... 14.Ağustos.2008
Amerika'nın İp'i yahut kan oyunları 11.Ağustos.2008
Değerlerin ihyası! 08.Ağustos.2008
AK Parti'nin farzı, vacibi, sünneti... 05.Ağustos.2008
Bediüzzaman Önder Sav'a ne dedi 02.Ağustos.2008
Batı'nın Karlofçası 31.Temmuz.2008
Eyvah, AK Parti kapatılmıyor! (Adnan Menderes Çıkmazı'nda kan gölü= 29.Temmuz.2008
Evet bu bir hesaplaşmadı 24.Temmuz.2008
Agarta'nın gelini 18.Temmuz.2008
Perestroyka yahut temellerin çöküşü 12.Temmuz.2008
BU mu yanlış? 10.Temmuz.2008
AK Parti out olurken nasıl oluyor da Şener in? 09.Temmuz.2008
Yarasalar gündüz uçuyor, demek ki karanlıktakilerin de keyfi kaçtı 03.Temmuz.2008
Ben yazmasam bir şey olmaz ama siz tepki koymazsanız çok şey kaybederiz 01.Temmuz.2008
Firavun, Musa ve Deveyi Kesen 9 Kişi 07.Haziran.2008
Mustafa Kemal ve arkadaşları nerede, şu kafa yapısı nerede? 03.Haziran.2008
Öğretmeni kim mağlup etti? 28.Mayıs.2008
Önder Sav'a din öğretildi de o mu yanlış öğrendi? 23.Mayıs.2008
Turhan Çömaz Ali Suavi mi olmak istiyor? 20.Mayıs.2008

Gazetelerin 1. Sayfaları

BİLAL BABA EMMOĞLU İLE FİNALDE...

Acun Ilıcalı, Yetenek Sizsiniz finali ile ekranlara kitledi. İşte görme özürlü Bilal'i finale taşıyan, Emmoğlu...

MÜSLİM GÜRSES EZAN OKUDU

İftar saati için stüdyoya giren Müslüm Gürses ATV Ana Haber'de ezan okudu

BERNA KARAGÖZOĞLU BEŞ YAŞINDAYKEN ŞARKI SÖYLÜYOR!

ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.

EVRENESOĞLU'NUN ALLAH İLE KONUŞMA ANI!

İskender Evrenesoğlu'nun bir müridi için Allah ile iletişime geçme görüntüleri 'simsarcılığın da bu kadar' dedirtiyor.

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR


DÜN EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK ARANANLAR

» Ahmet Hakan
» Ali Kırca
» Nurettin Veren
» Galatasaray
» Fethullah Gülen
» Nuh Gönültaş
» Minik Dualar
» Video Haberler

VİDEO HABERLER

» BİLAL BABA EMMOĞLU İLE FİNALDE...
» BAŞBAKANA LAF ATIYORLARDI Kİ, NTV YAYINI KESTİ
» BAYRAMINIZI ZEHİR ETMEYİN
» İLKER BAŞBUĞ 4 ŞEHİT ASKER İÇİN NE DEDİ?
» MÜSLİM GÜRSES EZAN OKUDU
» BU MAYINLARI KOMUTAN YERLEŞTİRDİ!
» BERNA KARAGÖZOĞLU BEŞ YAŞINDAYKEN ŞARKI SÖYLÜYOR!
» GÜNÜN KLİBİ... BENDE YETİM BİR KIZIM!
» GÜNÜN KLİBİ... MUSTAFA YILDIZDOĞAN'DAN SÜPER ŞARKI
» İdiz Yatak Odasından Bildiriyor
gasteci.com © 2008