Bundan bir süre önce, ‘Ergenekon, ‘Okullar’ karşılığında Ruslara Çeçenleri mi verdi’ başlıklı yazımda son derece ilginç bazı sorular sormuştum. Aydoğan Vatandaş
Bu yazıyı, "Dünden bugüne Ordu’da iktidar savaşları" başlıklı yazım izledi. Bu yazıda da Ordu içerisinde yaşanan bazı rekabetlerin, suikast girişimlerinin jeopolitik nedenleri üzerinde durmuştum.
Ergenekon’un Rus bağlantısını Ergenekon davasının açılmasından tam 2 yıl önce ‘Kayıp Kitap Barnabas’ın Sırrı’ adlı romanımda yazmıştım. Roman Doğan kitaptan çıkmıştı. Bakın o dönemde Vatan Gazetesi yazarı Yiğit Bulut, kitapla ilgili ne yazmış:
‘Kitap gerçekten çok ilginç detaylar içeriyor ve yazım safhası 2004-2006 olan ve 2007 yazında basılan kitabın, adını bile duymadığımız bir “örgütten” bahsetmesi ve bunu Rus bağlantısı içinde ortaya koyması daha da ilginç...’
Yiğit Bulut romandaki Genelkurmay İstihbarat Başkan Yardımcısı olan Hurşit Paşa’nın şu sözlerine yer vermiş.
“GRU, Rus askeri istihbaratının kısaltımasıdır. Putin de, İçişleri Bakanı İvanov da kariyerlerini bu örgütte yaptılar. Bizim topraklarımız asırlardır büyük devletlerin ve onların istihbarat örgütlerinin savaş alanıdır. Ruslar, sanıldığının aksine sol guruplar içinde değil, milliyetçi guruplar içinde yuvalanmaya çalıştılar yıllarca. Ruslar açısından öncelikli tehdit, Türkiye’nin Orta Asya’daki devletler ile siyasi bir entegrasyona gitme olasılığıdır...” (21-07-2008, Vatan)
Yiğit Bulut, bu kitabın şifrelerini çözebilen nadir kişilerden biriydi. Ancak onun da farkedemediği bir şey vardı. Roman’da MİT Müsteşarının odasında, Jandarma İstihbaratının, Genelkurmay Başkanlığının telefonlarını dinlettiğine ilişkin konuların gündeme gediği bir bölüm vardı. Hadi onu da ben aktarayım:
''Müsteşarın önünde mavi kaplı bir dosya vardı. Ankara’ya yine puslu bir hava hâkimdi. Müsteşar, MİT’in Rus Masası’ndan Sorumlu Daire Başkanı Oltan Gültepe, Genelkurmay İstihbarat Başkan Yardımcısı Tümgeneral Hurşit Oğuz, JİTEM Komutanı Tümgeneral Kadri Esengül, Deniz Kuvvetleri İstihbarat Daire Başkanı Deniz Kurmay Albay Avni Gürsu, bir taraftan önlerindeki dosyaları inceliyor, bir taraftan da toplantının bir an önce başlamasını bekliyorlardı. Sessizlik müsteşarın “Hoş geldiniz” sözüyle bozuldu. Odadaki gergin hava dağılır gibi olmuştu.'' (…)
“Beyler, sizi buraya kadar yorduğumuz için lütfen bizi affedin. Ancak takip ettiğimiz konu içinden çıkılmaz bir hal aldı. Fotoğrafını gördüğünüz bu kişi, 1993 yılında Moskova’daki zafiyeti nedeniyle emekli edilmiş bir deniz albayı. O günden bu yana teşkilatımızın yakın takibi altında olduğunu söylemenin sanırım artık bir sakıncası yok. İlk başlarda albayın davranışları istihbaratçılarda görülen yaygın nostalji zafiyeti olarak değerlendirilmişti. Ancak albayın ilişkiler ağına, özellikle de Rus dostlarımızla yaptığı görüşmelere bakıldığında, bu konunun çok da normal olmadığı düşünülmekte.”
JİTEM Komutanı Esengül, göz ucuyla izlediği daire başkanının sözünü bıçak gibi kesti.
“Ne duruyorsunuz o zaman, suçüstü yapsanıza. Suç varsa tabii... Ayrıca sizin emekli bir albayı mahkeme kararı olmadan dinlemeniz suçtur. Mahkeme kararınız var mı, Sayın Müsteşar?.. ”(…)
‘Bir isim nedir ki? Ama adınız eğer Oltan Gültepe ise durum farklılaşır. Oltan Gültepe, bir süre önce orgeneral rütbesiyle ordudan emekli olmuş bir ordu komutanın oğluydu. Bu yüzden toplantıda bulunan komutanların bu isme karşı saygılı davranmaları kaçınılmazdı. Gültepe elindeki uzaktan kumandayla slayt makinesini çalıştırdı. Dev ekranda emekli Albay İhsan Tuna’nın görüntüsü belirdi.’ (…)
Oltan Bey’in dudaklarındaki o kibar gülümseyiş birdenbire yok oldu. Gözlerinde öfke şimşekleri çakmaya başladı.
“General sesinizi yükseltmeyin, siz yükseltirseniz, ben de yükseltirim, bu da hiç hoş olmaz.”
Müsteşar birkaç saniye düşündükten sonra gözlerini JİTEM komutanına çevirdi.
“Sayın General, sizin devlete ait özel telefonları bazı sanatçılara verdiğinizi duyduk, ama bunu umursamadık ve bunun yasal olup olmadığını da sorgulamadık. Ayrıca sizin Genelkurmay istihbaratından bazı subayların telefonlarını da dinlediğinizi duyuyoruz... Hatta bu yüzden bazı çalışanlarınızın görev yerleri değiştirilmiş...”
Tümgeneral Esengül hiddetlendi.
“Sayın Müsteşar, siz de Emniyet istihbaratındaki o adamın zırvalarına kaptırmışsınız kendinizi.”
Tümgeneral Esengül ile Hurşit Paşa göz göze geldi.
Esengül değişken bir ses tonuyla,
“Paşam bunlar kesinlikle doğru değil” dedi. “Bazı arkadaşlar yanlış işler yapmış olabilir, ama mesele halloldu...” (Kayıp Kitap- Barnabas’ın Sırrı)
Roman’da Albay İhsan Tuna’nın Rus sevgilisi Nadya üzerinden Rus Gizli servisinin kucağına nasıl düştüğünü de romanı okuyanlar hatırlar.
Şimdi gelelim Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Ersöz'ün sevgilisi Ulvia Seremova ile olan ilişkisine. Ulvia öyle sıradan biri değil. Ofisi Rus Büyükelçliğinde, Ticari Mümmessil olarak geçiyor. Hakkında Türk makamlarının elinde tek bir resmi kayıt yok. Eşi ve 2 çocuğu ile Ankara Çayyolu'ndaki villada oturan Ulvia'nın adı muhtarlık kayıtlarında yeralmıyor. Ersöz gözaltına alındığında yanında bulunan Ulvia'nın hastanenin kamera kayıtlarındaki görüntülerinin de silindiği ortaya çıktı. Bunun kanımca tek birkaç sebebi olabilir…
1- Diplomatik bir skandala neden olmamak…
2- İstihbaratın temel yaklaşımı: Ajan asla yakalanmaz…
Levent Ersöz ve sevgilisi Ulvia Seremova'nın çalıştığı Rus silah şirketi Rosoboronexport'un Türkiye bürosu, Ankara Bulvarı 106 numaradaki Rus Büyükelçiliği'ne ait Ticaret Mümessilliği binasında bulunuyor. Ergenekon'un karakutusu emekli Tuğgeneral Ersöz'ün Azeri uyruklu sevgilisi Ulvia Seremova Türkiye'de çalışmasına rağmen adeta hayalet gibi yaşıyor. Ersöz ameliyat için gittiği hastanede gözaltına alındı. Emniyet İstihbaratı’nın Ersöz’ü yakalaması aslında Seremova’nın üzerinden oldu. Türk kamuoyu yakayı hayatlarındaki kadınlar yüzünden ele veren birçok ismi çok iyi hatırlar. Javier Lopez Pena, Alaattin Çakıcı, Kürşat Yılmaz, Cavit Çağlar, Ali Fevzi Bir gibi...
Ulvia Seremova, Levent Ersöz'ün emekli olduktan sonra danışmanlık yaptığı Rus silah şirketi Rosoboronexport'ta çalışıyor. Şirketin adresi ise Ankara'daki Rus Büyükelçiliği'nin Ticari Ataşeliği gözüküyor.
Ne enteresan ki, benim romanımda da Rus Konsolosluğunun Ticari Ateşeliği ile ilgili bir bölüm var:
‘...Türkiye’de kendisini ticari ataşe olarak tanıtıyordu ama, mesaisinin çoğunu bağlı bulunduğu GRU, yani Rus ordusunun askeri istihbarat teşkilatı için nitelikli bilgi toplamaya harcıyordu.’
Neyse devam edelim.
Levent Ersöz’ün danışmanlık yaptığı, Ulvia Seremova'nın uzun süredir çalıştığı Rosobornexport şirketi, Rusya'nın silah ihracat tekeli olarak biliniyor. Rosoboronexport'un ortakları arasında eski bir Rus Askeri İstihbaratı subayı olan Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin'in de olduğu ileri sürülüyor.
Acaba Levent Ersöz Rus Silah pazarının çıkarları için, Amerikalı işadamı Dale Stoffel’in 2004 yılında öldürülmesi olayına da karıştı mı?
Yeni Şafak Gazetesi, Dale Stoffel dosyasında Levent Ersöz'ün adına ulaştığını şu cümlelerle duyurmuştu:
'Jandarma İstihbarat eski Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz tutuklanması istemiyle çıkarıldığı mahkemede "CIA beni öldürtmek istedi. Hakkımdaki koruma kararı emekli olduktan sonra da devam etti" dedi. Ersöz'ün ifadesinde bahsettiği CIA tehdini araştıran y, ABD'nin bölgedeki silah pazarını elinde tutan ve Kuzey Irak'ta öldürülen CIA'in eski bölge şefi Dale C. Stoffel öldürülmesiyle ilgili dosyada Ersöz'ün adına ulaştı.' (4 Şubat 2009, Yeni Şafak)
Yeni Şafak'ın bu haberinde herhangi bir imza bulunmuyor. Ama sormak zorundayız. Bahsedilen dosya ne dosyası? Levent Ersöz'ün adı Stoffel olayı ile ilgili olarak hangi dosyada geçiyor? Yeni Şafak bu konuda bilgi verirse bence çok faydalı bir gelişme olur bu.
Benim merak ettiğim bir başka konu da şu. Levent Ersöz’ün Rus temasının ne kadar geriye gittiği. İddia edildiği gibi Ruslar genç subaylara, Harb Okullarına, hatta askeri liselere kadar eğiliyor mu? Bu sorunun yanıtını merak edenler 20 Mart 2001 tarihli Zaman Gazete’sinde ki yazıma bakabilir…
(http://arsiv.zaman.com.tr/2001/03/20/yazarlar/AydoganVATANDAS.htm)
Merak ettiğim bir başka konu ise şu: Rus Gizli Servisi ile çok açık ilişkileri olan bazı Ergenekon sanıklarının, Ruslara ne tür hizmetler verdikleri.
A- Türkiye'deki Çeçenler ile ilgili istihbarat desteği
B- Rusya ve Kafkaslarda faaliyet gösteren Türk okulları ile aleyhte propaganda desteği
C- MİT aleyhine her türlü faaliyet
D-Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’da Rusya lehine faaliyetler,
E-Hepsi.
Bugün bu sayfaya sığdıramadağım başka olaylar da var. Onlar da başka bir yazıya…
Yorumlar CHP kapatılır mı ? CHP; Alman istihbaratının Türkiye'deki siyasi şubesi ve kolu gibi adeta....
Friedrich-Ebert-Stiftung, Almanya'da Sosyal Demokrat Parti'ye yakınlığıyla bilinen sivil toplum örgütü. 1925'te kurulan örgütün temel amaçları arasında "demokrasi ve çoğulcu topluma destek, yetenekli gençlere eğitim fırsatları sağlanması ve uluslararası işbirliği ve anlayış ortamının güçlendirilmesi" yer almaktadır. 500 dolayında kadrolu çalışanı bulunan vakfın yurtdışında da 100'e yakın temsilciliği bulunmaktadır. Genel merkezi Bonn'dadır. Federal devlet ve eyalet yönetimleri tarafından maddi destek alan vakfın bütçesi 2006 yılında 112 milyon Euro olarak açıklanmıştır. Friedrich Ebert Vakfı`ndan 85.000 Euro para yardımı aldığı iddia edilen Cumhuriyet Halk Partisi`nin avukatlarının vakfı savundukları belirlendi.
2002'de faili meçhul bir cinayete kurban giden tarihçi yazar Necip Hablemitoğlu, "Alman vakıfları ve Bergama Dosyası" adlı kitabında Ebert-CHP ilişkisine ve vakfın Türk düşmanlığına dikkat çekiyor: Alman Ebert Vakfı'nın CHP'ye para yardımı yaptığını gösteren belgeli haberini destekleyen tespitler ortaya çıktı. Aralık 2002'de “faili meçhul” bir cinayete kurban giden tarihçi yazar Necip Hablemitoğlu, Alman vakıflarının Türkiye ile neden yakından ilgilendiğini anlattığı kitabında şu tespitte bulunuyor: “Ebert Vakfı, Türkiye'deki siyasi partiler içinde en çok CHP ile ilişki içindedir.”
ALMAN VAKIFLARININ TÜRKİYE PLANLARI !...
CHP'li yöneticilerin Alman vakıfları ile ilişkilerinin bulunmadığını söylemesine karşın, Necip Hablemitoğlu'nun 2001'de basılan “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” kitabı tam aksi yönde kanıtlar içeriyor. Sözkonusu kitapta Alman vakıflarının Türkiye'deki faaliyetlerini, yapısını ve bağlantıları mercek altına alan Necip Hablemitoğlu, bu vakıfları Bergama'da altın madeni işletilmesinin önüne geçmeye iten nedenleri inceliyor. Türkiye'de kurulu bulunan Alman vakıflarıyla işbirliği yapan partilerle aydınların tutumunu eleştiren Hablemitoğlu, bu kişilerin eylemlerinin ne tür amaçlara hizmet ettiğini gözler önüne seriyor.
ALMAN VAKIFLARININ CHP AŞKI !...
Failleri hala belirlenemeyen bir cinayette hayatını kaybeden Necip Hablemitoğlu, şimdiye kadar birçok baskısı yapılan “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” kitabında Ebert Vakfı ile CHP'nin yakın işbirliği içinde olduğunu yazıyor. Hablemitoğlu, yeniden gündemde olan Ebert Vakfı-CHP yakınlığıyla ilgili olarak şu çarpıcı tespitte bulunuyor: “Ebert Vakfı, Türkiye'deki siyasi partiler içinde en çok CHP ile ilişki içindedir.” Ebert Vakfı'nın Türkiye'deki bilinmeyen faaliyetlerinin, istihbarat niteliğinin ağır bastığını vurgulayan Necip Hablemitoğlu, şu çarpıcı görüşmeyi anlatıyor: “Bu vakfın bilinmeyen faaliyetleri bilinenlerin çok çok üzerindedir. Örneğin, 24 Haziran 2001'de, Türkiye'ye gelen Almanya Adalet Bakanı Herta Daubler-Gmelin ile ‘özel' Türk vatandaşı arasındaki ‘özel enformasyon' görüşmesini, Friedrich Ebert Vakfı'nın Türkiye Temsilcisi Hans Schumacher organize etmiştir. TÜSES Genel Sekreteri ve CHP Beşiktaş İlçe Örgütü üyesi Nilüfer Mete'nin de aralarında bulunduğu kişiler ile Alman Bakan'ın görüşmesi Alman Konsolosluğu'na ait Tarabya'daki Konukevi'nde gerçekleşmiştir.”
CHP, EBERT VAKFI'NA KATKILARINDAN DOLAYI PLAKET VERMİŞ!..
Hablemitoğlu, kitabının 192. sayfasındaki 45 numaralı dipnotta ise CHP ile Ebert Vakfı arasındaki ilişkinin karşılıklı masabaşı görüşmelerden ibaret olmadığını şöyle anlatıyor: “CHP yönetiminde bulunan kişilerce kurulan vakıfların da Friedrich Ebert gibi Alman vakıflarıyla eğitim programları düzenledikleri görülüyor. CHP gençliğinin sosyal demokrasi eğitiminin sonunda, Ebert Vakfı'na katkıları nedeniyle Ekim 2006'da bir de plaket veriliyor. Aralık 2000'de CHP'nin Alman Sosyal Demokratlarıyla birlikte bir dostluk derneği kurma girişimlerinin Bakanlar Kurulu'nun onayından geçmediği gazetelerde yer alıyor.”
VAKFIN AVUKATI CHP`Lİ MİLLETVEKİLİ …
Ankara 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 2002 yılında hakkında dava açılan ve hazırlanan iddianamede; `1984 yılından günümüze Türkiye`nin bütünlüğü ve Laik Cumhuriyet rejimi aleyhinde gizli ittifak oluşturmak` suçunu işlediği ileri sürülen Friedrich Ebert Vakfı`nın yöneticilerinin avukatlığını CHP Manisa Milletvekili Avukat Şahin Mengü`nün yaptığı ortaya çıktı.
CHP`li Şahin Mengü, milletvekili olmadan önce Friedrich Ebert Vakfı`nın avukatlığını yapmış ve vakfın yargılandığı davada, vakfın Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher`i savunmuş. Danıştay eski Başkanı Sumru Çörtoğlu`nun yeğeni avukat Ahmet Ziyaettin Çörtoğlu ve Cumhuriyet Gazetesi`nin avukatlarından Mutluhan Karagözoğlu da, CHP`li Şahin Mengü ile birlikte davaya girmiş ve Alman vakfını savunmuştu. Çörtoğlu, aynı zamanda CHP`nin de avukatlığını yapıyor.
VAKIF HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILDI …
Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı; Friedrich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi`nin de bulunduğu 15 sanık hakkında dava açmıştı. Açılan kamu davasında, sanıkların Türkiye`nin bütünlüğü ve Laik Cumhuriyet rejimi aleyhinde gizli ittifak oluşturmak suçundan dolayı Türk Ceza Kanunu`nun (TCK) 171. maddesinin 1. fıkrası ve TCK`nın 31. ve 33. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenmişti.
ETNİK BÖLÜCÜLÜĞÜ TEŞVİK EDİYOR, TÜRK ORDUSUNA HAKARET EDİYORLAR …
Ankara DGM Başsavcılığı`nın 21.10.2002 gün ve 2001/583 Hz. 2002/189 esas ve 159 sayılı iddianamesinde, Alman Friedrich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher`in de aralarında bulunduğu sanıklar hakkında TCK`nın 171. maddesine aykırılıktan kamu davasının açıldığı belirtiliyor.
İddianamede; Alman vakıflarının Türkiye`nin yanı sıra ABD ve Avrupa ülkelerinde de faaliyetlerini sürdürdükleri, diğer ülkelerdeki faaliyetlerinin sivil toplum, demokratikleşme ve insan hakları alanları olduğu halde Türkiye`de bu alanlar adına dini yaşam yoğunluğunu ve ulusal parlamento saygınlığını ölçen, etnik bölücülüğü teşvik eden faaliyetlerin yanında Türk ordusuna hakaret eden dergilere maddi yardımda bulundukları iddia ediliyor, Alman vakıflarının siyasi faaliyet yürüten sivil toplum örgütü oldukları dile getiriliyor.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ALEYHİNE GİZLİ İTTİFAK…
İddianamede, Ebert Vakfı`nın Sosyal Demokrat parti paralelinde faaliyet gösteren vakıf olduğu, vakfın Almanya`da bulunan Apen Enstitüsü ile birlikte düzenledikleri, `Türkiye nereye gidiyor, gelecekte Türk iç ve dış siyasetinin boyutları` adlı konferansta, katılımcıların konuşmalarından alıntılar yapılmak suretiyle faaliyetine yer verildiği, Alman Adalet Bakanlığı`nın adı geçen vakfın organizasyonu sonucu 10 özerk Türk vatandaşı ile özel enformasyon görüşmesinin yapıldığı belirtiliyor.
İddianamede, sanıkların Türkiye`nin bütünlüğü ve laik Cumhuriyet rejimi aleyhinde gizli ittifak oluşturdukları iddiası ile haklarında TCK`nın 171. maddesine aykırılıktan kamu davası açıldığı vurgulanıyor.
MUSTAFA ÖZYÜREK BUNA NE DİYECEK?
CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek, Friedrich Ebert Vakfı`nın Alman Sosyal Demokrat Partisi`ne yakın olduğuna işaret ederken, Alman sosyal demokratlarla CHP`nin ilişkilerinin iyi olmadığını iddia etmişti. CHP`li Şahin Mengü`nün vakfın avukatlığını yapması, Mustafa Özyürek`in söz konusu iddiasının doğru olmadığını gösteriyor.
VAKFIN CHP`YE YARDIM İDDİASI…
Gazetemizde yayınlanan yazıda, Friedrich Ebert Vakfı`nın, 2005 yılında `Türk Sosyal Demokrasi Partisi` olarak nitelediği CHP ile ilişkileri geliştirmek amacıyla bu partiye finansal yardım yapma kararı aldığı ve CHP`ye 85.000 Euro gönderileceği bildiriliyor. Ödemenin Bank Für Sozialwirtschaft üzerinden gerçekleştirileceği ileri sürülüyor. Anayasa`nın 69. maddesine göre bir siyasî partinin yurtdışındaki herhangi bir kuruluştan para yardımı alması, kapatma sebebi.
Alman Sosyal Demokrat Parti`ye yakınlığıyla bilinen ve 1925 yılında kurulan Friedrich Ebert Vakfı`nın temel faaliyet amacı, `demokrasi ve çoğulcu topluma destek, yetenekli gençlere eğitim fırsatları sağlamak, uluslararası işbirliği ve anlayış ortamının güçlendirilmesi` olarak özetleniyor. Bonn merkezli vakfın 2006 bütçesi 112 milyon Euro olarak açıklanmıştı.
ŞAHİN MENGÜ ERGENEKONCULARIN AVUKATI…
CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, Ergenekon Terör Örgütü sanıkları gözaltına alınınca ilk aradıkları isim...
Tuncay Özkan da gözaltına alınırken, emekli Orgeneral Hurşit Tolon gibi telefona sarılarak CHP`li Şahin Mengü`yü aramıştı.
Şahin Mengü, Orgeneral Hurşit Tolon`un Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınmadan önce kendisini aradığını söylemişti. Hurşit Tolon ile görüştüğünü doğrulayan Mengü, `Sayın Tolon, arama yapılmadan önce beni aradı. Polislerin geldiğini söyledi. Ben de kendisine arama izinleri olup olmadığını sordum. Kendisi, `Merkez komutanının bilgisi var` dedi. Yanlarında askerî bir yetkilinin olup olmadığını sordum. Bir binbaşı olduğunu söyledi. Ben de kendisine yapılacak bir şey olmadığını, prosedür gereği arama yapabileceklerini söyledim` demişti. Ergenekon soruşturması kapsamında evi aranan Tuncay Özkan da, hemen telefonuna sarılmış, eski avukatı Şahin Mengü`yü aramıştı. Şahin Mengü, `Sabah beni aradı. Saat 06.30 gibi. `Ağabey beni gözaltına alıyorlar. Evde arama var` dedi. Bunun üzerine büromuzun İstanbul`daki avukatını aradım` demişti.
BAKINIZ:
1-Almanya ile çok sıkı ilişkileri olan Meryem Koray: http://www.sbu.yildiz.edu.tr/meryem.htm
2- DİSK ve Friedrich Ebert Vakfı işbirliğiyle, “DTÖ’nün Cancun Planı ve Çalışanlar Üzerindeki Etkileri” konulu uluslararası bir konferans düzenlendi. Önceki günkü konferansa; DİSK Dış İlişkiler Uzmanı Gaye Yılmaz, İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Zafer Kaplan, Almanya’dan IG Metall Sendikası yöneticisi Klaus Priegnitz ve Hindistan Ekonomik ve Ekolojik Araştırmalar Enstitüsü Direktörü Dr. Vandana Shiva katıldı: http://www.antimai.org/ba/diskdtokonf.htm
3-SODEV, TÜSES ve Tarih Vakfı’nın Friedrich Ebert Vakfı işbirliğiyle yaptığı faaliyetler...
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.