|
|
|
|
|
Bir Türkiye gezisi ve akılda kalanlar
Son 10 gündür maalesef yazamadım. New York’un saygın akademisyenlerinden Prof. Claus Mueller ile bir Türkiye gezisine çıktık.
Aydoğan Vatandaş
Mueller, eleştirel kuram ve Amerikan pragmatizmi geleneğine mensup ünlü Alman felsefeci, sosyolog ve siyaset bilimci Jürgen Habermas’ın öğrencisi. Habermas, kuramında temellendirdiği kamusal alan (public sphere) kavramı ve iletişimsel eylemin pragmatizmi ile tanınıyor.
Claus Mueller, 1973 yılında yazdığı ‘The politics of communication: A study in the political sociology of language, socialization and legitimation.’ Adlı kitabıyla biliniyor. (London: Oxford University Press, 1973.)
İngilizce yazdığı ‘İletişimin Siyaseti’ başlıklı bu kitabı Almanca ve Japonca’ya çevrilmiş.
Üniversite eğitimini Almanya’da Cologne Üniversitesi’nde tamamlayan Mueller, Paris’te ‘Institut d'Etudes Politiques’ de Master ve Amerikanın en saygın okullarından biri olan ‘New School for Social Research’ de Sosyoloji’de doktora yapmış.
Mueller’in ikinci kitabı ‘Third World Television Access to U.S’ adını taşıyor. ‘3 Dünya Ülkelerinin Televizyon Programlarının Amerika’ya ulaşması ve gösterime sokulması konusunu inceleyen bir çalışma bu. Mueller’in son zamanlarda yazdığı konuların başında ise "Integrating the Turkish Community: A German Dilemma", ‘Türk Toplumunun Entegrasyonu: Bir Alman Çıkmazı’ şeklinde tercüme edebiliriz.
Mueller, 2.7 milyonluk Türk Toplumunun Almanya’da alt sınıfı oluşturduğunu, Almanların, Türklerin günün birinde Türkiye’ye geri döneceğini düşündüklerini ama bunda yanıldıklarını anlatıyor. Almanya’daki Türklerin eğitimli ve profesyonel meslek sahibi olanlarının büyük bir kısmının Türkiye’ye geri döndüklerini, eğitimsiz ve işsiz olanlarının ise Almanya’da kaldıklarını söylüyor.
AB’nin uyum yasaları gereği işe alımlarda eğitim düzeyinin de bir faktör olarak ortaya çıkmasının ardından, Türklerin yerini Polonyalı işçilerin aldığını söylüyor.
Mueller’e göre bu sorundan tek çıkış yolu ‘eğitim’ ama bu kaynağın nereden geleceği ise meçhul.
Mueller ile İstanbul, İzmir, Antalya, Konya, Kapadokya’yı dolaştık.
Hem tarihi mekanları gezdik hem de bazı medya organlarını, yerel siyasetçileri de ziyaret ettik.
Mueller en son 1957 yılında Türkiye’ye gelmiş.
‘İlk geldiğimde sokaklarda bu kadar başörtülü bayan yoktu’ diyor.
Türkiye’nin geçen süre boyunca ne denli dindarlaştığının fotoğrafını kendisi çekiyor.
Almanya’ya yapılan bir araştırmaya göre de, Almanya’daki Türklerin büyük bir kısmının kendilerini ‘dindar ve de oldukça dindar’ olarak tanımlamaya baçladıklarını söyleyerek buradaki paralelliğe dikkat çekiyor.
Mueller ile STV, Haber7.com, Kanal A ve Timaş Yayınları’nı da ziyaret ettik.
Haber 7.com Yayın Yönetmeni ve diğer editör arkadaşların katılımıyla gerçekleşen internet haberciliği merkezli tartışma tam anlamıyla nefes kesiciydi.
Bu tartışmada ortaya çıkan sonuçlardan bazılarını aktarmak istiyorum.
‘İnternet medyası ve haberciliği gelecekte çok büyük ilerleme katedecekse de bu televizyon gibi diğer iletişim araçlarının yok olmasına neden olmayacak.’
‘Kurtlar Vadisi Irak’ Amerika’da Rutgers Üniversitesi’nde gösterime girdi. Filmde yahudi bir doktorun organ kaçakçısı olarak gösterilmesi, Antisemitizm olarak algılandı. Bu yüzden Amerika’da gösterimi engellendi.’
‘Amerika’da NY Times, Los Angelos Times gibi birçok gazetenin yazarları ve editöryal kadroları yahudilerden oluştuğu için, İsrail ya da Filistin gibi konulara objektif yaklaşabilmeleri mümkün olmuyor.’
‘Amerika’da üki büyük lobi var. Biri İsrail lobisi. Diğeri ise ‘Bankacılık’ yani finans lobisi.
Obama seküler ve liberal bir gelenekten geliyor. Obama’nın İsrail’e sempati beslemesi için Bush yönetiminde olduğu gibi sebepleri yok. Aksine Filistin’e empati yapabilmesi daha kolay.
‘11 Eylül saldırıları sonrasında, saldırıda ölenlerin ailelerine 2.5 milyon dolar tazminat ödendi. Mahkemenin bu kararını beğenmeyenlere 5 milyon dolar ödendi. Katrina kasırgasında ölenlere ise sadece 50 dolar ödendi. Bunun nedeni her iki olayda hayatını kaybedenlerin arasındaki sınıfsal farktan kaynaklanıyordu. 11 Eylül’de hayatını kaybedenler, yüksek sınıfa (upper class) mensup amerikalılar, Katrina Kasırgasında ölener ise alt sınıfa mensup zenci amerikalılardı, (under class).’
‘Amerika’nın dünya egemenliği sona erdi. Çin 1 trilyon dolarlık altın rezervine, 2 trilyon dolarlık ABD hazine bonosuna sahip. Çin ABD’ye hazine bonolarını geri verecek olsa, ABD ekonomisi o an çöker. Ama Çin bunu yapamaz.’
‘Almanya ve Fransa, Türkiye’nin AB’ye girmesini asla istemez. Ama Türkiye’nin AB sürecinde olması, Türkiye’nin demokratikleşmesi için son derece faydalıdır.’
‘Türk sineması, Amerika’da maalesef tanınmıyor. Hatta, Almanya’daki Türk sineması, Türkiye sinemasından çok daha tanınıyor.’
‘AB sinema sektörünü desteklemek için inanlımaz bir bütçe aktarıyor. Sadece geçen sen Avrupa 7000 film ABD’de gösterildi.’
‘Türkiye maalesef Türk sinemasının tanıtımı için gerekli çabayı göstermiyor.’
Bunlar Haber7.yi ziyaretimiz sırasında aklımda kalanlar.
Mueller ile otel lobisinde otururken 2 gazeteyi incelediğini farkettim.
Biri ‘Todays Zaman’ diğeri ise ‘Turkish Daily News’.
Her iki gazetede arkadaşım diyeceğim insanlar var.
O yüzden ben kendi görüşümü katmadan Mueller’in karşılaştırmasını aktarıyorum.
Mueller, Todays Zaman’ı daha başarılı buldu. Hem görsellik açısından hem de içerik açısından.
İki gazete arasındaki farklardan biri de Mueller’e göre, Turkish Daily News’ün ‘Pakistan Lideri’nin ‘Usame Bin Ladin’i biz yakaladık, Amerikalılar kaybetti’ haberini 1.sayfadan görmesi, Todays Zaman’ın ise bu haberi görmemesiydi’.
Mueller’e göre bu haberin doğrulanmaya ihtiyacı vardı ve de yeterince ciddi değildi.
Kuşkusuz tartışmaya açık bir konu.
Bu gezide emeği geçen başta New York’taki Türk Kültür Merkezi’ne, misafirperverliklerinden ötürü de, STV, Kanal A, Haber 7, Timaş Yayınları ve Antalya Kepez Belediyesi’ne teşekkür ederim.
21.Mayıs.2009 18:48:47
|
|
|
|
|