Genelkurmay eski Başkanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın 32. Programında söyledikleri kadar zamanlaması da son derece ilginçti Aydoğan Vatandaş
.
Önce Hilmi Paşa konuştu Ergenekon savcılarına.
Bunu Hilmi Paşa’nın Genelkurmay Başkanlığı’nı ziyareti izledi.
Savcıların ne sorduğunu, onlara neler anlatığını Genelkurmay Başkanlığı’nın merak etmesi son derece normaldir.
Bunu da Yaşar Büyükanıt’ın 32. Gün Programına çıkıp konuşması izledi.
2 önemli anlamı vardı bu konuşmanın.
Yaşar Paşa, ‘Ben de konuşurum ama savcılardansa, gazetecileri tercih ederim’ dedi öncelikle.
Diğeri ise şu. Yaşar Paşa aslında Deniz Kuvvetleri eski komutanı Özden Örnek’e ait olduğu söylenen günlükleri kabul etmediğini söyledi.
Daha önce de şunu söylemişti. ‘Araştırdım, ancak Genelkurmay arşivinde böyle bir şeye rastlayamadım."
Yaşar Paşa’nın vermek sitediği mesaj şu: ‘Genelkurmay Arşivi’nde böyle bir bilgi yok.’
Kendi döneminde yoksa, kendisinden önce aynı kuruma başkanlık eden Hilmi Özkök döneminde de Genelkurmay arşivinde böyle bir bilginin olmadığı anlaşılır.
Yani günlüklerde anlatılanların doğru olduğunu kabul edecek olsak bile, Genelkurmay Başkanlığı’nın, ne Özkök ne de Yaşar Paşa döneminde -kendilerine ulaşmış olsa bile- Günlüğü ve içindeki iddiaları otantik kabul etmediği dolayısıyla da arşivlerine almadığı anlaşılıyor.
Yani bu Genelkurmay Başkanlığı açısından ‘yok’ hükmündedir.
Velev ki bu günlüğün Dz. Kuv. Komutanının bilgisayarından çıktığı kanıtlanmış bile olsun.
Şahsi bilgilerinin Şener Paşa’nın ofisinde çıkmasının Yaşar Paşa’yı rahatsız ettiği net bir şekilde anlaşıldı.
Bunun şuç olduğunu da hatırlattı.
Acaba Yaşar Paşa ve Şener Paşa arasında eskiye dayanan bir rekabet mi var? Bu son derece yıpratıcı ve de üzücü rekabetler Türk Silahlı Kuvvetleri’nde çok mu yaygın?
Hatırlayalım.
2000 yılının ilk YAŞ toplantılarında Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Rasim Betir emekli oldular.
1. Ordu Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök, Ateş'in yerine Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. Özkök, 2002 yılında da Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'ndan Genelkurmay Başkanlığı görevini devraldı. Orgeneral Betir'den boşalan Jandarma Genel Komutanlığı'na 2. Ordu Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Hilmi Özkök'ten boşalan 1. Ordu Komutanlığı'na da Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Necdet Timur getirilmişti.
O yıl Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlıklarında orgeneral ve oramiral düzeyinde değişiklik olmazken, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda iki korgeneral orgeneralliğe yükseltildi. Orgeneralliğe birinci sırada terfi eden Genelkurmay Harekat Başkanı Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay İkinci Başkanlığı'na atandı. Orgeneralliğe ikinci sırada terfi eden Milli
Savunma Bakanlığı Müsteşarı Şener Eruygur da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı'na atandı
Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Edip Başer ise, 2. Ordu Komutanlığı'na atandı.
Eğer o yıl Şener Eruygur Orgeneralliğe 1.sıradan terfi edebilseydi, Genelkurmay Başkanlığı’na giden yol belki de Şener Eruygur’a açılacaktı. Ancak olmadı. 2000 yılında ise Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunan isim ise Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi.
Burada Şener Paşa’nın değil de Büyükanıt’ın önünü açan faktörler acaba nelerdi. Kıvrıkoğlu mu etkili oldu, Diğer ordu komutanları mı, dönemin Hükümeti mi? Yoksa hepsi mi?
Bilmiyoruz. Ancak Şener Paşa’nın Yaşar Paşa’yı zehirlemek istediği iddiaları iddianameye girmiş durumda. Son derece üzücü iddialar bunlar. Ve bu iddialar ister istemez geçmişte yaşanan bu tür olayları yeniden hatırlamamıza neden oluyor.
Şener Paşa’nın Kıvrıkoğlu ve Hakkı Karadayı’nın da üyesi olduğu dönemde Encimeni Daniş üyesi yapıldığını biliyoruz. Bu Kıvrıkoğlu ve Karadayı Paşa’ların Şener Eruygur’un yaklaşımına sempati ile baktıklarını anlamamızı sağlıyor.
Bazı sorular sormaya devam edelim ve biraz daha geriye gidelim.
Türk Silahlı Kuvvetleri 1997 yılında, Ege tatbikatları çerçevesinde Kıbrıs’ta bir tatbikat yapmıştı. Toros-2/97 adlı bu tatbikatın 5 Kasım 97 günü yapılan bölümünde bir kaza yaşandı. Özel kuvvetler’den seken bir kurşun, Komutan çadırında tatbikatı izleyen Albay Vural Berkay’a isabet etti. Albay hayatını kaybetti. Albay Berkay’ın hemen önünde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu oturuyordu. Kıvrıkoğlu Paşa, seken kurşundan ancak filmlerde olabilecek bir tesadüf sonucu, vücudunu oynattığı için kurtulmuştu.
Hüseyin Paşa, Allah korusun o tatbikatte yaşamını yitirseydi, acaba komuta kademesi nasıl şekillenecekti?
O dönemde Kıbrıs’ta bulunan Korgeneral Ali Yalçın bir süre sonra aynı rütbeyle emekli oldu.
Hüseyin Paşa ile dönemin 2. Başkanı Çevik Bir’in yıldızları hiç barışmadıkları sır değil.
Hüseyin Paşa Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturur oturmaz Çevik Bir ekibini yavaş yavaş Karargahtan uzaklaştırdı.
Hüseyin Paşa ile Çevik Bir arasındaki en önemli sorun, sadece Çevik Bir’in 2. Başkanlık makamında Genelkurmay Başkanı gibi oturmasından kaynaklanmıyordu.
Bugün anlaşılan o ki, en temel farklılıklardan belki de önemlisi jeopoltikti.
Çevik Bir, ABD’ye ne denli yakınsa, Hüseyin Paşa’nın da o denli uzak olduğu ve Rusya’yla stratejik işbirliği önermesi de zaman içerisinde ortaya çıktı.
2002 yılında Yüksek Askeri Şûrası`nda Kara Kuvvetleri Komutanı olması gereken Emekli Orgeneral Edip Başer Hüseyin Paşa tarafından emekli edildi.
Yerine kendisinden daha kıdemsiz bir Orgeneral Aytaç Yalman Paşa getirildi.
Bu da önemli kırılmalardan biriydi. O dönemde Edip Başer Paşa’yı kimlerin yıpratmak istediği hatırlanırsa, konu daha iyi anlaşılır. Edip Başer 90’larda Tansu Çiller’in askeri danışmanlığını da yapmıştı.
Daha da gerilere gidelim.
1994 Ağustos şurasında Tansu Çillerin Başbakanlığı, Doğan Güreş’in Genelkurmay Başkanlığı döneminde Genelkurmay Başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhittin Füsünoğlu beklenmedik bir şekilde emekli edildi. O yıl tüm kuvvet komutanları bir yıl daha görevlerinde kaldılar. Ne enteresandır ki, bu olaydan kısa bir süre önce de, Doğan Güreş’in bir askeri birliği ziyareti sırasında PKK’lı askerler tarafından zehirlenmek istendiği 2004 yılında GATA komutanı Ömer Şarlak’ın , ‘Kışladan Kampüse’ adlı kitabında ayrıntılı bir şekilde anlatıldı. Bu kitabın yayın tarihi de ilginç: 2004!
Olay günü Hasdal'da bulunan 26. Zırhlı Tugayı denetlemeye gelen dönemin Genelkurmay başkanı Org.Doğan Güreş son dakika değişikliğiyle kendilerine hazırlanan yemeği yemek yerine erlerle yemeyi tercih etmese bugün aramızda olmayacaktı. Bu durumu tahmin edemeyen iki asker ise orduevinde komutanlar için hazırlanan bütün yiyeceklere zehir katmıştı.
Hedefin tüm komutanlar olduğu düşünülebilir. Ancak adettendir, kahveyi önce en kıdemli komutan içer.
Zehirleme emrini Murat Karayılan vermiş olabilir. Önemli olan PKK gibi örgütlerde hangi istihbarat örgütlerinin ne tür dengelere sahip olduğunu da anlayabilmektir. Dolayısıyla komutanlara yönelik süikast girişimlerine jeopoltik dengeler açısından da bakmak gerekir. Hadi bir adım daha gidelim.
Üç ayda bir yayımlanan biyografi dergisi Chronicle, Hilmi Özkök’e ayırdığı 8 sayfalık kapağında daha önce medyada yer almayan bir `suikast planını` gündeme getirmişti. Bu habere göre, 3 Şubat 2004`te CIA, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök`e yönelik bir suikast planı konusunda Ankara`yı uyarmış.
Dergi, Ankara Merkez Garnizon Komutanı Tümgeneral Fehmi Büyükbayram`ın çabaları sayesinde tehlikenin ortadan kaldırıldığını anlatıyordu. CIA’nin veriği bilgi üzerine Sabri Uzun`un başkanlığını yaptığı Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı harekete geçti. Ankara Merkez Garnizon Komutanı Tümg. Fehmi Büyükbayram, Özkök Paşa`nın kullandığı yol güzergahını değiştirdi ve alınan yoğun güvenlik önlemleriyle girişimi akamete uğratan isim oldu.
Yine aynı tarihlerde Org. Hilmi Özkök`ün sağlık durumunun bozulduğu dedikoduları yayıldı Ankara`da. Amaç derginin haberine göre Genelkurmay Başkanı`nı istifaya zorlamak veya sağlık raporuyla görevden aldırmaktı. Özkök Paşa`nın bu girişimlere cevabı ise F- 16`ya binip uçmak ve denizaltı ile dalmak oldu. Mesajı açıktı: En zorlu koşullarda bile görev yapabilecek durumdayım.`
Yorumlar Zehra Demokratik teamüller gereği askerin siyaset alanının dışında kalması istenir. İktidar savaşlarının ülke siyasetiyle birebir ilişkili olması da başka bir sorun. Askerin Türkiye'nin izlediği politikaları makro düzeyde algılaması mümkün görünmüyor,zincirin üretken halkası olması lazım gelir ki ancak güvenlik ve savunma stratejileri gibi konularda katkıları beklenir. Beklentimiz bahsi geçen stratejiler ve genel tasarruf ilkeleri doğrultusunda görevini ifa eden orduya sahip olmak yolundadır. Başarılar, saygılar Sayın Yazar...
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.