Geçenlerde CIA’nin resmi internet sitesinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasıyla ilgili geçen cümlenin yanlış tercüme edilmesiyle ilgili bir yazı yazdım Aydoğan Vatandaş
Türkiye’nin ciddi gazeteleri, Milliyet, Zaman, Star, Haberturk bile CIA’nin web sitesinde geçen bu ifadeleri yanlış tercüme eden bazı internet sitelerinden aktardilar. Bu haber internette dalga dalga yayıldı. Türkiye artık maalesef bu olaya inanıyor. Çok yazık…
Bazı arkadaşlar da bu olaya itiraz ettiğim için mail atmışlar. Diyorlar ki, ‘Biz Muhsin Bey’in öldürüldüğüne inanıyoruz’.
İyi de ben Muhsin Bey öldürülmedi demiyorum ki. Bu konuyla ilgili tezlerimi de henüz yazmadım.
Benim söylediğim CIA’nin web sitesinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmüş olduğuna ilişkin bir ifadenin bulunmadığı.
CIA’nın resmi internet sitesinde kullanılan ifade şu: “Grand Unity Party or BBP; note - Mushin YAZICIOGLU, former leader of the Grand Unity Party was killed in an March 2009 helicopter crash.”
‘Kill’ fiili öldürmek demek. Bu doğru. Edilgen yapıda (to be killed) kullanıldığında elbette öldürülmek demek. Bu da doğru. Ancak söz konusu olan uçak, helikopter ya da diğer trafik kazaları olduğunda, İngilizce’de bu anlama gelmiyor. Yani bu cümleyi ancak, ‘Muhsin Yazıcıoğlu Mart 2009’da helikopter kazasında öldü’ diye tercüme edebilirsiniz. Bu cümleyi hiçbir Amerikalı ‘öldürüldü’ şeklinde anlamaz. Olay bu kadar basit.
Gazetelerimizin, haber sitelerimizin düştüğü durum ise hakikaten çok komik. İngilizce’de buna ‘Sloopy Journalism’ deniyor. En nazik tercümeyle ‘Dikkatsiz Gazetecilik.’
Hoş Amerikan Basınında da ‘Sloopy Journalism’ örneklerine rastlanmıyor değil.
Bu tür hatalara Amerika’nın en saygın gazeteleri de düşebiliyor bazen. Ama onlar bu tür hatalara basit tercüme hatalarından düşmüyor. Onların ki çok daha girift konular.
İlk aklıma gelen, NY Times’ın haber kaynağını açıklamadığı için cezaevine de giren Pullitzer ödüllü muhabiri Jutidh Miller’ın Irak savaşı öncesinde 2001yılı boyunca Ahmet Çelebi gibi Saddam Muhalifi kaynaklara dayandırarak Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğuna ilişkin yazdığı onca haberin kısa süre sonra yanlış/yalan oluğunun ortaya çıkması olayı oldu. Bir süre sonra bu haberlerin hiçbirinin doğru olmadığı ortaya çıkınca hem muhabir hem de NY Times zor durumda kalmıştı. Times gibi liberal bir gazetenin bu haberleri savaş yanlısı Bush yönetimine de Irak’a saldırmak için malzeme olmuştu.
Aklıma gelen bir başka önemli olay ise Tayvan aslıllı Amerikalı bilim Adamı Wen Ho Lee’nin yine aralarında NY Times’ın da bulunduğu bir dizi gazete tarafından 1999 yılında California’da Los Alamos Labaratuarı’nda çalışırken Çin’e çok gizli askeri bilgileri satmakla suçlanması olayı. Bu haberlerden sonra Lee hakkında tam bir cadı kazanı başlatıldı. 2006 Temmuz’unda Lee 5 gazete ve Amerikan Hükümet’inden tam 1.6 milyon dolar tazminat kazandı. Federal Hakim James Parke Hükümetin yaptığı hata dolayısıyla kendisinden özür diledi.
Yine 2003 senesinde NY Times muhabiri Jayson Blair’in NY Times’da yayınlanan onlarca haberinin tümüyle hayal mahsulu olduğu da ortaya çıkmıştı. Blair tümüyle hayalinde yaptığı haber ve röpörtajları NY Times’ın sayfalarına yansıtabilmişti.
Blair, hayali polis raporları düzenliyor, hayali Iraklı mültecilerle röpörtajlar yapıyor, gitmediği Askeri hastanelerde, hayali askerlerle duygusal röpörtajlar yapıyordu.
Bir süre önce Blair’in patalojik bir vaka olduğu da hastane raporuyla ortaya çıktı.
Amerika’da bu tür asparagas haberler kimsenin yanına kar kalmıyor…
Türkiye’de ise bu durum yapısallaştığı için olsa gerek kimsenin pek umurunda değil.
Çok üzücü bir durum.
Ayşe Arman’ın NY’ta olmayan kişilerden ve hayatlardan röpörtaj çıkardığını yazıyorum. Kimsenin dikkatini çekmiyor. Hikaye şu. NY’ta yaşayan Reklamcı Leyla T. ressam kocasını Gülen cemaatine kaptırır. Eskiden barların altını üstünü getiren bohem koca gitmiş yerine mazbut mu mazbut bir adam gelmiştir.
Ne böyle bir ressam koca var. Ne böyle bir reklamcı bayan. Ne bir fotoğraf var haberde, ne bir ses kaydı.
Hürriyet’in ABD Bürosu NY’ta..Bu kocayı bulup bir röpörtaj yapamıyorlar mı diyorum, kimseden ses yok...Artık ne diyelim..
Bu arada yeri gelmişken hatırlatalım. Asparagas kelimesinin çıkış hikayesi ilginctir. İngilizce’de 'Asparagus' olan 'Kuşkonmaz’la da bir alakası var mıdır bilmiyorum ama rivayet odur ki, 1970' lerde Bab-ı Ali' de habersiz kalan bir muhabir, kendi kendine bir senaryo tasarlar. Senaryoya göre, yeni evli bir çift, ev bulamamış, fakirlikten bir köpek kulübesinde yaşamaya başlamıştır. Genç bir çifti yoldan geçerken çevirir, bir köpek kulübesinin önünde hiç bir şeyden habersiz çiftin fotoğrafını çeker ve gidip haberi yayınlatır. Okuyan vatandaşlar haberdeki "acıklı hikayeden" çok etkilenir ve çifte yardım etmek isteyenler çıkar. Olayın "balon" olduğu da böyle ortaya çıkar. Asparagas kelimesi ise söz konusu köpek kulübesinin üzerindeki yazı, muhtemelen köpeğin ismidir.
Bir de basın-yayın tarihine geçen asparagas haberler var. En ünlüsü sakallı bebek haberidir ki çocukluk yıllarıma rastlar. Tan Gazetesi’nin manşetlerini süslemiştir günlerce. 1980’lerin ortalarında…Hakkaten o dönemin cocukları bu haberlerden epey korkmuştur.
Hatta bu "asparagas" kelimesinin çıkışı da yine bir asparagas haberle olmuş. 1950'lilerde Brezilya'lı meşhur "Asparagas" grubunun ülkemize geleceği konuşuluyormuş. Gazetecinin biri Sultanahmet'te gördüğü hippi kılıklı bir kaç turistin fotoğrafını çekip yayınlamış, "Asparagas" grubu Türkiye'ye geldi" diye. Haberin yalan olduğu ortaya çıkınca bu haberlere "Asparagas haber" denmiş...
Hadi bir asparagasta ben yapayım..,
Dün CIA’nin Dış Operasyonlar Dairesi Direktörü John Smith’i aradım…(Biz küçükken ‘Smith ve John’ diye bir kovboy dizisi vardı. İlham oradan...)
Dedim ki, ‘Hey John, böyleyken böyle, sitenizde Muhsin Bey’in öldürüldüğünü iddia etmişsiniz…Ne diyosun?
Yorumlar zey can ona sloopy değil sloppy derler bi kerem;))Herkul Sayin Vatandas,
Sanirim sizde benzer hataya dustunuz. "Sloppy Journalism" diyecektiniz ama siz "sloopy journalism demisiniz. Yani biraz Sloppy olmus. Saglicaklahd Aydogan bey, sizinle tantigimdan bu yana yazdiklarinizi okuyor, bazen yorumlarla destekliyorum. Bugunku yaziniz cok cok hosuma gitti.
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.