|
|
|
|
|
CIA’nin Web Sitesi ve Muhsin Yazıcıoğlu
New York'ta hangi gazeteciyle konuşsam, internet gazeteciliğinin yerleşik gazeteciliği çok yakında tümüyle ortadan kaldıracağında neredeyse hem fikir. Bu aslında yeni bir çağın başlangıcının da en büyük işareti. Matbaaların varlığı hayatımıza gazeteleri, dergileri soktu. İnternetin varlığı ise internet gazeteciliğini.
Aydoğan Vatandaş
İnternet, NY Times gibi dünyanın en büyük gazetelerini bile sarsmış durumda. Günün birinde Times'ın sadece internetten yayınlanacağı ihtimali ise Tımes'ın geleneksel okurlarını şimdiden üzmeye başladı.
Bir arkadaşım ise gazeteleri ıphone'undan okumaya alıştığını söylüyor.
Bir süre sonra el büyüklüğünde dijital gazeteler de piyasaya çıkarsa hiç şaşmayın.
İnternetin ve de internet haberciliğinin bu denli gelişmesi ve de yaygınlaşması ister istemez bazı konularda gazete sahiplerini de bazı konularda önlem almaya sevkedecektir. Örneğin internet haberciliği için dev plazalara da ihtiyaç olmayacaktır.
Ancak internet haberciliğinin yaygınlaşması bir dizi problemi de beraberinde getiriyor. Bunun başında haber sitelerinin birbirlerinden gördükleri haberleri anında emerek yayına sunması geliyor. Bu da yanlış ve de editoryal filtreden geçmemiş haberlerin haber sirkulasyonuna sokulmasına neden oluyor.
Bakın dün ne oldu anlatayım.
Türkiye'de internet haberciliği konusunda epey mesafe katetmiş bir arkadaşım heyecanla beni aradı.
Konu CIA'nin web sitesinin, ülkelerle ilgili kısa özet bilgilerin yer aldığı bölümde, Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopter kazasıyla ilgili yeralan cümleyle ilgiliydi. CIA'nin web sitesinde geçen ‘killed' ifadesi Timetürk.com adlı haber sitesi tarafından yanlış tercüme edilince, diğer haber siteleri de hiçbir sorgulamaya gitmeden, haberi şöyle vermişler: CIA, Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ölüdürüldüğünü' iddia etti.
Arkadaşım da heyecanla bunu söylüyordu bana. ‘Abi CIA'nin web sitesinde Yazıcıoğlu'nun öldürüldüğü iddia edilmiş. Ulaşıp teyid etmek mümkün mü?'
Hoş CIA'den bir haber kaynağım yoksa da, en azından web sitelerine bir bakayım dedim. Hem haberi görür hem de e-mail yoluyla kendilerine bunu sormayı deneyebilirdim.
Allahtan bakmışım. Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili ‘kill' fiilinin kullanıldığı doğruydu. Kill fiilinin de dar anlamıyla ve de genel olarak ‘öldürmek' anlamına geldiği de doğru. Ancak son derece ince bir nüansla. Bu tür kazalarla gerçekleşen ölümlerde İngilizce'de kullanılan ‘kill' kelimesi bir süikasti değil, doğal bir ölümü akla getiriyor. Dilin mantığı böyle oluşmuş. Hastalık sonucu gerçekleşen ölümlerde ise ‘kill' kelimesi değil ‘die' fiili kullanlır. İşte her dilin kendine özgü kuralları var ve o kuralları bilmeden yapılacak tercüme hataları ve bunun etkileri habercilikte ciddi sorunları beraberinde getirebiliyor.
Mesela Timeturk'un bu haberi BBP Merkezinde ciddi hareketlenmeye neden olmuş.
Daha da ilginç olan, bu haberin hiçbir filtreden geçirilmeden bazı büyük ve de güvenilir tv kanallarının web sitelerinde de aynen verilebilmiş olması.
Dahası da şu. Bu haber siteleri, yanlışı anladıktan sonra da herhangi bir açıklama yapmadan, yeni bir haberle olayı duyurmuş olmaları. Bu tür durumarda karışıklığa neden olmamak için düzeltme şart.
Kurumunuzun yakaladığı kurumsal kimliği ve prestiji kurumunuzun web sitesiyle kaybetmeniz gayet mümkün olabilir eğer editoryal filtreniz güçlü değilse..
Arkadaşım, bu nazik uyarımdan sonra web sitesinde haberi düzelterek yeniden verdi. Haberi de hala sürmanşetinde tutuyor. Merak edenler, tumgazeteler.com adresinden bakabilir…Sitenin sahibi İsmail Kizir Bey'i de dürüstlüğünden ötürü kutlarım…
***
Bazı arkadaşlar Ayşe Arman'ın ressam kocasını Gülen Cemaatine kaptırdığı Reklamcı Leyla T. röpörtajının üzerine neden gittiğim konusuna takılmışlar. Bunu genel ilgi alanımla kıyasladıklarında hafif bir konu olarak değerlendirmişler. Öncelikle şunu belirteyim. Benim kimseyle kişisel bir meselem yok. Ayşe Arman'la da yok. Benim ilgi alanım ilkelerle. Gazeteciliğin de bazı meslek ilkeleri var. Bu ilkeler yok sayılarak yapılan her türlü haber ve röpörtaj da benim ilgi alanımdadır. Türkiye'de gazeteci ve yazar dostlarımız bu röpörtajdan yola çıkarak inanılmaz sosyolojik tahlillerde bulundular ama kimse bu röpörtajın güvenilirliğini sorgulamadı. Bunun Türkiye'de yerleşmesi için de hepimizin hem dikkatli olması hem de sorumluluk almaktan kaçınmaması şart. Türkiye'de gazetecilik idelojik kamplaşmalardan ötürü çok yara alıyor. Oysa gazetecinin ideolojisi sadece ve sadece kendi mesleği olmalıdır. Bu Türkiye'de mümkün mü? Belki bir yüzyıl sonra…
26.Nisan.2009 19:48:54
|
|
|
|
|