Siyasi zemin hızla ısınıyor. Bu sıcak havanın yaratacağı fırtınanın AK Parti iktidarını nasıl etkileyeceğini hep birlikte izleyeceğiz. Mehmet Ali Bulut
Gündeme düşen bazı haberler, yaklaşmakta olan kasırganın ilk esintileri.
Fazla yoruma girmeden sadece tamamen tesadüf gibi görünen bazı olayları aktarmaya çalışacağım. Sonra iplerin nereye vardığını veya varacağını siz bulacaksınız eminim.
Önce CHP’nin bu seçimlerde izlediği muhalefet üslubunu hatırlatalım. CHP, 1946’da, gizli oy açık tasnif dayatmasıyla iktidarda kalmak veya iktidara gelmek için neler yapabileceğini göstermiştir.
O tarihten bu yana da Halk Fırkası, hep laiklik ilkesini siyasetinin kıblesine oturtarak mücadele etmiştir. Laiklik anlayışları ‘müstemleke laikliği’ olduğu ve dayatma içerdiği için, toplumu irrite ediyordu. CHP’nin şu tutumudur ki, Bediuzzaman’a “Bu millet kendi re’yi ile CHP’yi iktidar yapmaz” dedirtmiş ve haklı da çıkmıştır.
Peki, CHP yöntem değiştirirse, yani milletin değerlerine tepeden bakmayı –göstermelik de olsa- bıraksa yine de muvaffak olamaz mı?
Olur!
Çünkü “Bu millet kendi re’yi ile CHP’yi iktidara getirmez” cümlesinin ardından “şayet getirilirse, zındıka komitesi o parti sayesinde devleti ele geçirir” kabilinden ifadeler kullanıyor Bediuzzaman.
Evet CHP iktidara getirilebilir ama bu CHP’nin iktidarı olmaz.
Ya kimin iktidarı olur?
Bugüne kadar sistemi bir dayatma şeklinde sürdürenlerin!
O yüzden CHP bu seçimlerde kendi aklı ve üslubundan ziyade daha derinde ve iktidar oyunlarında daha tecrübeli olan bir komitenin zekâsını arkasına aldı.
Dikkat ederseniz, ne irtica vardı, ne laiklik elden gidiyordu, ne de cumhuriyet tehlikede saçmalıkları... Çünkü siyasetin kurucuları, CHP’yi iktidardan uzak tutan argümanların bu söylemleri olduğunu çok iyi biliyorlar. O yüzden bu kere o unsurları kullandırmadılar. Aksine, ‘milliyetçileri’ yanlarına çekecek bir üslup kullandılar.
Çünkü CHP ne zaman iktidarı ele geçirme heveslerine kapılmışsa hep milliyetçiler içindeki ‘ulusalcı/ırkçı’lardan destek görmüş. ‘Bu vatanda şimdilik dört parti var’ diye başlayan ve Menderes’i uyarmaya çalışan mektubunda Bediuzzaman, “Halkçılar ırkçılığı elde edip tam sizi mağlûp etmeye bir ihtimal-i kavî ile hissettim…” demiş ve DP’nin iktidardan indirilip Menderes’in tam mağlup edilmesinde CHP, Türkçülerin desteğini de yanına almıştı.
Bugün de aynı senaryo devrede. Bu kere, Bediuzzaman’ın, toplumun yüzde 65 – 70’i tam dindar mütedeyyin olmadıkça ‘iktidara getirilmemeli’ dediği ‘İslamcı’ (SP) parti de yanlarında. Irkçı/ulusalcı Ergenekon örgütü de ‘akıl hocalığı’ yaptığına göre bir ihtimal var ki, CHP(?) yeniden güçlensin!
Fakat bunun ile olmayacağını tahmin edersiniz. Hatırlarsanız, CHP’nin İsmet Paşa ile bir yere varamayacağı anlaşılınca, Paşa, Ecevit’e boğdurulmuş ve koca Şef, Ecevit’e mağlup olarak kenara çekilmişti. Ecevit, ‘karaoğlan’ kisvesi ve ‘hakça düzen’ cilasıyla CHP’yi gerçekten de kısa süreli de olsa iktidar yaptı. 11 bakan’ı da satın alarak…
İşte “bir insan oğlu” sloganıyla parlatılan ‘âdem’ böyle bir amaca hazırlatılıyor. Kılıçdaroğlu, sanki hiç bildiğimiz CHP’li değildi, gördünüz. Hiç irticadan söz etmedi, laiklik diye yırtınmadı, milletin dinine imanına saldırmadı.
Buna karşılık, AK Parti de, kendini İslam ile Müslümanlar ile ilintili göstermemek için her yolu denedi.
Hâlbuki hakiki demokrat veya en azından demokrasiden yana olan partilerin bu memlekette ‘memura rüşvet vermiş’ CHP ve ‘içinde menhus bir lezzet bulunan’ milliyetçi/ırkçı (ulusalcı) muhalefete karşı bir varlık gösterebilmesinin yegâne yolu; bu iki partinin gayet kuvvetli ve zevkli ve cazibedar/çekici yöntemlerine karşılık, çok daha güçlü ve cazibedar olan İslam hakikatlerine sarılması gerekir.
İslamı siyasete alet etmek yerine, siyaseti İslam ahlakına hizmet ettirmesi gerekir ki, zaten onu iktidara getiren de, AK Parti’nin bu vazifeyi yapabileceğine olan inançtır. Ama AK Parti, güya merkeze geleceğim derken, sistemin kucağına oturdu.
Hâlbuki bu memlekette ne zaman ki çoğunluğun desteğini alan demokrat partiler, dine hürmetkârlıkta ve taraftarlıkta bir zaaf göstermişlerse kaybetmişlerdir. Kaybetmekle de kalmamışlar, eskilerin ve sistemin işlediği cinayetler de onların üzerine yüklenmiş; halkçıların ırkçıları elde etmesiyle hep mağlup edilmişlerdir.
İşte ben şimdi tam da bundan dolayı telaş ediyorum.
Hatırlarsanız, ‘Neden Kılıçdaroğlu Değil de Topbaş’ başlıklı yazımda “Millet seçimde bir zaaf gösterir de o kuyruğu (yani Ergenekon ejderhasının kuyruğunu) sıkıca tutmuş elin kaslarını gevşetirse; yani iktidarın arkasındaki desteğini azaltırsa, o da karşı hamleye geçecek. İşte o zaman anlarız, iktidara ders verelim derken neye hizmet ettiğimizi” demiştim…
O zaaf görüldü. Bu zaafın ortaya çıkmasında elbette iktidarın aşırı mağrur halinin büyük vebali var. O kadar kibirli, o kadar müstağni ve kendilerinden o kadar emindiler ki, birçok yerde sandık başlarına gözlemci bile koymadılar. Kaybettikleri belediyelerin en az yarısının sandık oyunlarıyla ellerinden çıktığının farkına bile varmadılar…
O yüzden iktidar, yaklaşmakta olan sıcak günlerin hazırlayıcıları arasında birinci sırayı aldı. Bütün dünyada yaşanmakta olan ekonomik kriz de o sıcak günlerin hararetini arttıracaktır.
İkincisi, Muhsin Başkan’ın öl(dürül)mesidir. Muhsin Başkan, teşkilatının, iyi niyetli görüntülü karanlık işlerde kullanılmasını önlüyordu. Bu fren kalktı. Artık değişik amaçlarla kullanılabilecek zinde ve ideomiliterik bir grup daha var…
‘And finally’… Bir ayağı çukurda olan Erbakan Hoca yine sahneye sürüldü. ‘Sahneye sürüldü’ tabirimden birileri bozulabilir ama gerçek bu. Bir zamanlar gidip onu Avrupalardan getiren güç, şimdilerde iyice köşeye sıkıştığı için, herhalde ondan bu jestin karşılığını isteyecekler!
O jest de AK Parti’yi tıpkı DP’de olduğu gibi derdest edip Ergenekon çetesinin eline bırakmak olabilir!
Kısacası, Bediuzzaman’ın tabiriyle, ‘o zındıka komitesi’ yeniden devlete hâkim olmak için CHP’yi iktidara getirmenin yollarını arıyor. Bunun için de milliyetçi, ulusalcı, dinci kim varsa hepsinden istifade edecektir!
Benden söylemesi. Ben ‘bahar geldi’ deyip duruyorum. Evet, bahar geldi ama ‘bahar kış soğuğu yapmaz” demiyorum, diyemem!
Yorumlar Perinçek'in oğlu CIA bursu aldı ! Sol Gösterip Sağ Vuranlar(Perinçek gibi), Sağ Gösterip Sol Vuranlar(Demirel, Denktaş, Cindoruk, Yaşar Okuyan gibi...): Bir dönem İP Öncü Gençlik İstanbul şube başkanlığı da yapan İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü araştırma görevlisi Mehmet Perinçek, 1996'da aldığı "CIA bursu" olarak bilinen American Field Service (AFS) bursuyla Rusya'nın Nijni Novgorot 35 Numaralı Lisesi'nde eğitim görmüş.
Amerikan karşıtı söylemleriyle tanınan ve bu doğrultuda birçok eyleme imza atan Doğu Perinçek'in oğlu Mehmet Perinçek'in burs aldığı AFS'yi destekleyenler arasında bulunan bir kurum ise dikkat çekiyor. Perinçek'in sürekli eleştirdiği Soros Vakıflar Ağı'nın Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları ile arasındaki ilişkiyi kolaylaştırma işlevi gören Açık Toplum Enstitüsü (Open Society Institute), AFS'ye destek veren kurumlar arasında yer alıyor. Deutsche Bank ve bireysel bağışlar da AFS'nin destek sağladığı diğer alanlar arasında bulunuyor. AFS'ye proje bazında destek veren Açık Toplum Enstitüsü, 2006'da belirlenen beş ilden başarılı ve maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde eğitim almasına yardımcı oluyor. AFS, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından faaliyete başlayan uluslararası öğrenci değişim programı olarak biliniyor. Servis, ilk olarak Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında gönüllü ambulans hizmetleri vermek için kurulmuş. Savaştan sonra Stephen Galatti önderliğinde 250 gönüllü ambulans şoförünün başlattığı burs programı, 1946 yılında, 10 ülkeden öğrencinin Amerika'da bir süre eğitime çağrılmasının ardından uluslararası değişim programına dönüşmüş. Dünya çapında 300 bin gönüllü destekçisi olduğu belirtilen servis, yaklaşık 60 ülkede uygulanıyor. Meslek Liselilere CIA bursu da yok ! Amerikan CIA veya BEYİN AJANLIĞI bursu olarak bilinen AFS [American Field Service]:
AFS [American Field Service-Amerikan Cephe Servisi], belirli zamanlarda düzenlediği sınavlarda başarılı olan öğrencilere, Ülkelerarası Kültürel Değişim Programları kapsamında, gönüllülerden toplanan bağışlarla oluşturulan uluslararası fondan eğitim bursları sağlayan bir sivil toplum kuruluşudur.
AFS; savaş cephelerinde yaralanan ve mağdur duruma düşen kişilere maddi yardım sağlamak amacıyla, A. Piatt Andrew önderliğinde 1914 yılında Fransa’da kuruldu. A. Piatt Andrew’un vefatından sonra, servisin başına 1936 yılında Stephen Galatti başkan olarak atandı.
2.Dünya savaşından sonra, Stephen Galatti önderliğinde bir araya gelen 250 AFS gönüllüsü, uluslararası hizmetlere devam etme kararı alarak yemin ettiler ve AFS Uluslararası Eğitim Bursu programını başlattılar. İlk olarak Amerika Birleşik Devletleri ile Fransa arasında uygulanmaya başlanan kültürel değişim programları kapsamında, 1919 ve 1952 yılları arasında toplam 222 üniversite öğrencisine burs verdiler. Stephen Galatti’nin vefat ettiği 1964 yılında AFS programları 60 ülkeyi kapsamaktaydı. 1990'lı yıllarda ise Toplum Hizmeti Programları başlatıldı ve AFS'nin hizmet ağı 52 ülkeye ulaştı.
Türkiye’de AFS Bursu Kültürel Değişim Programları'nı TKV Türk Kültür Vakfı organize etmektedir. TKV, her yıl Kasım-Aralık ayları arasında yazılı ve sözlü sınavlar düzenler. Yazılı sınav, çoktan seçmeli tarzda hazırlanmış genel kültür ve genel yetenek sorularından oluşur. Yazılı sınavda başarılı olan adaylar sözlü sınava alınırlar. Her iki sınavda da başarılı olan öğrenci AFS bursu alacak aday öğrenci durumuna gelir. Aday öğrenciler artık potansiyel AFS’lilerdir. Seçilen öğrencilerin AFS'li olup olmayacakları, gidecekleri ülkelerden gelecek Kabul Mektupları'nın [Acceptence Letters] sonuçlarına bağlıdır. Kabul Mektubu'nun olumlu olarak gelmesi, öğrencinin AFS deneyiminin başlaması anlamına gelir.
AFS sınavına katılma şartları şunlardır:
1) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, lise hazırlıkta ve/veya liselerin 1., 2., 3. veya 4. sınıflarından birinde öğrenim görüyor olmak,
2) 16-18 yaşları arasında olmak,
3) Sağlık durumu iyi olmak
4) Türkiye’yi yabancı bir ülkede temsil edecek nitelikleri taşımak.
Denklik işlemleri onaylanmadığı için, Türkiye'deki Meslek Lisesi öğrencileri AFS sınavlarına katılamazlar.
AFS Sınavı başvuruları Türkiye'deki okul müdürlüklerine yazılı olarak yapılır. TKV Türk Kültür Vakfı, ilgili okulun onayını almadan başvuruları kabul edemez.
Heykeli Dikilecek ATATÜRK Gibi... CHP'li Beşiktaş Belediye Başkanı, Atatürk'ün Heykelinin karşısına 2.Atatürk veya Bayan Atatürk olarak TÜRKAN SAYLAN HEYKELİ yaptıracakları müjdesini verdi. Rahibe ya da Azize Teresa gibi veya Meryem Ana gibi heykeli dikilen SAYLAN da, bundan sonra SAYLAN ANA olacak; çevresi TAPINAK haline getirilecek. Müjdeyi bu akşam alan, Belediye Başkanını konuk eden StarTV sunucusu Uğur Dündar; sevincinden adeta kendinden geçti!.Misyonerlerin SAYLAN ANASI; şimdi 2. ATATÜRK olarak kutsallaştırılacak!ŞOK İDDİA: Haberal, Zehirlendi mi ? Mütevelli heyetinde eski GATA Komutanı ve İnönü Ü. Rektörü (mason)Ömer Şarlak Paşa'dan Tarsus Amerikan misyoner okulu mezunu kıdemli mason Mete Akyol gibi kişiler olan Başkent Ü.Rektörü Mehmet Haberal'ı ziyaret edenler ilginç; genelde mason ve yeraltı-istihbarat dünyası: Demirel, Cindoruk, Hüsamettin Özkan, Orhan Keçeli, Devlet BAHÇELİ karşıtı Koray Aydın, monşer Deniz Bölükbaşı, Uğur Dündar...Merak ediyorum; Özer Çiller ve T.Kalp Vakfı duayeni Av.Çetin Yıldırımakın da olmalı..Şüphem şu ki, Haberal, konuşmasın diye ZEHİRLENMİŞ olabilir..Bunlar acımasız!Sizde SOL'un Namusu var mı? Son Ertuğrul Vak'ası !..M. Yazıcıoğlu'nun Defin Kararnamesini imzalamadı; ETÖ'nün açıkça avukatlığına soyundu!..Eski SOLCU BAKAN Fikri Sağlar'ı MUMLA arıyoruz şimdi!Hem Nazım, Hem Said Nursi diyen; her ikisinin kitaplarını askeri okullar dahil okul kütüphanelerine ve devlet kütüphanelerine aldırtan bir DEMOKRAT Fikri Sağlar var, bir de hala son 50 yılın kirli siyasi entrikalarından ders alamamış, basireti bağlı bir faşizan Ertuğrul GÜNAY var!arada dağlar kadar fark var! Biri SOL parti bakanıydı, diğeri muhafazakar demokrat(!) AKP'nin bakanı!..Utanıyorum sizden Günay ve Sizin adınıza Türk ulusundan özür diliyorum! Siz AKP'ye değil sadece; çağdaşi, modern, özgürlükçü Türkiye'ye hiç yakışmıyorsunuz!..Sizin çağdaşlığınız; Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya ile sınırlı !..Foyanız, maskeniz ortaya çıktı !..Mandacıların, Atatürkçü-Laik görünümlü Takıyyecilerin; NATO-Gladyo'nun sizin gibi bir cankurtarana ihtiyacı var şu sıralar anlaşılan...1980 İhtilali öncesi sağcı bir gazeteci kitap yazmıştı: Sol'un Namusu adıyla..Muzip sağcı gençler; bilhassa solcu kitapçılara sık sık gidip sahiplerine sorarlardı; "Sol'un Namusu Var mı ?" diye!..Adam da ister istemez, içeriden bağırırdı; "Yok, yok!.." diye...İşte ETÖ TurnuSOL'u bize bu gerçeği bir kere daha açıkça gösterdi..İşte Baykal, işte Günay !..Çok Şaşılacak Bir Gelişme !!! 4 ay kadar önce; İngiliz bankası HSBC`nin Türkiye sorumlusu Londra`da intihar etti. Danimarkalı bankacı Christen Schnor, kaldığı otel odasında kemerle asılmış olarak bulundu. ...
HSBC`nin yöneticisi, beş yıldızlı bir otelde intihar etti... Bankacı, çırılçıplak bir halde pantolon kemeriyle asılmış halde bulundu.
Ekonomik krizin artmasıyla paranın devlerinde intihar şokları birbirini kovalamaya başladı. Ünlü İngiliz bankası HSBC`nin Yönetim Kurulu Üyesi olan Christen Schnor (49), Londra`daki 5 yıldızlı Carlton Tower Hotel`in suit odasında çıplak, pantolon kemeriyle asılmış bulundu. Danimarka doğumlu bankacınn intihar etmeden önce Danca yazılmış bir mektup bıraktığı da açıklandı.
Şirketin Türkiye sorumlusuydu!...
Londra`daki HSBC`nin merkezinde görev yapan Schnor, kaldığı otelin yakınında eşi ve 2 çocuğu için bir apartman dairesi kiralamıştı. Schnor`un, eve iş götürmemek için otelde kaldığı belirtildi. Christen Schnor aynı zamanda HSBC`nin Türkiye sorumlusuydu. Bankanın Türkiye kurucu ortaklarının çoğu kıdemli mason..
Kurucu ortaklar arasında Mehmet AKKAN SUVER, Etyen Mahçupyan gibi enteresan isimler de var!..BKZ: http://www.hsbc.com.tr/tr/HSBC_hakkinda/hsbc_grubu/doc/HSBCBank_AS_AnaSozlesmesi.pdfAdanmış Bir Kadın Şövalye ! ÇEV, ÇYDD, TEGV vs. O'nun vasıtasıyla Güneydoğu'ya ve Doğu Anadolu'ya girebildi...O'nun sayesinde 75 bin civarında Kürt ve Alevi kökenli Kız öğrenciye ulaşarak onlara lise, üniversite bursları sağlayabildiler..Nebahat Akkoç'tan bahsediyorum tabii...Kürt kökenli bir ilkokul öğretmeni olan nebahat akkoç, 1993 te kocası öldürüldükten sonra tutuklanır ve hapiste işkence görür. bu acı deneyimin ardından, kadın haklarının zaman zaman, insan hakları ve etnisite mücadelesinin gölgesinde kaldığını fark eder.
kadına yönelik şiddetin önce ev içlerinde başladığını gözlemleyerek, kadınları tek tek içinde bulundukları cehennemlerden çekip çıkarma çabasının ilk adımını atar ve 1997 de ka mer i kurar.
ka mer in adıyaman, ağrı, ardahan, batman, bingöl, bitlis, diyarbakır, elazığ, erzincan, erzurum, gaziantep, hakkari, iğdır, kars, kilis, malatya, mardin, muş, siirt, sanlıurfa, sırnak, tunceli, van da kadınlar için çalışan merkezleri var.
time dergisi nin 2003 yılında başlattığı ve birinci yılında 36 kişiye verdiği "ortadoğu ve avrupa nın kahramanları" ödülünü aldı.
akkoç, 2004 uluslararası af orgütü ginetta sagan ödülünü ve aynı yıl, dünya kardeşlik birliği mevlana yüce vakfı nın topluma hizmet dalında verdiği "evrensel kardeşlikten dünya barışına cağrı" ödülünü aldı.
2005 te fransa nın ankara büyükelçiliği tarafından legion d'honneur madalyası ile onurlandırıldı...osi'in ny merkezinde yapacagi bir konusma ile ilgili aldigim bir email araciligiyla hakkinda bilgi edindigim kisi. ka-mer (kadinlar merkezi)'nin kurucusu, 2004 amnesty international ginetta sagan odulu'nu almis. emaildeki kisa biyografiyi copy paste yapiyorum, yorumsuz.
"nebahat akkoc is a women's rights advocate from turkey's mainly kurdish southeast. a former primary school teacher, she became an anti-violence activist during the conflict between separatist kurdish rebels and turkish forces. after her husband was killed by unidentified assailants in 1993, akkoc was arrested by turkish police and tortured. in 1997, frustrated by the lack of attention to the women's issues by the kurdish political establishment and the human rights community, she founded ka-mer, the first independent women's center to offer legal and psychological counseling for abused women. ka-mer now has centers in seven cities across southeastern turkey. akkoc s latest campaign concentrates on battling honor crimes against women, a custom that is still commonplace in the region." şekil ve şemal olarak hükümet gibi kadındır...Fransa, Kadin Merkezi Dernegi (KAMER) Baskani Nebahat Akkoc'a Legion d'Honneur madalyasi verdi.
Fransa'nin Ankara Büyükelcisi Paul Poudade Akkoc'a "Sizin gibi sahsiyetler sayesinde Türkiye insan haklari ve AB ile yakinlasma yolunda ilerliyor" dedi.
Fransa'nın Ankara Büyükelçiliğinden yapılan yazılı açıklamada, Nebahat Akkoç'un Legion d'Honneur madalyası ile onurlandırıldığı bildirildi.
Ödül töreninde konuşan Fransa'nın Ankara Büyükelçisi Paul Poudade, Fransa'nın Türkiye ve Türkiye halkı ile ilişkilerinin çok eskiye dayandığını belirterek Akkoç'un mesleki geçmişi ve Türkiye'de kadın haklarını savunmak için uzun yıllar verdiği mücadelenin kendileri için son derece önemli olduğunu kaydetti. Poudade “1997 yılında kurduğunuz Kadın Merkezi Derneği (KAMER) tarafından oluşturulmuş merkezler, kötü muamele görmüş, dövülmüş ya da utanç verici şekilde namus cinayeti olarak nitelendirilen cinayetlere maruz kalmış kadınlar için sığınak ve danışma mekanı oldu” diye konuştu.
Akkoç'un başkanlığını yaptığı KAMER'in AB'den destek aldığını ama aynı zamanda etkinliklerini kendi çalışmaları ile de finanse ettiğini belirten Büyükelçi Poudade, şunları söyledi:
“En temel hakları hiçe sayılan bu kadınlara eşsiz bir hizmet sunuyorsunuz.
Rotary Kulübü başarılı hizmet yaptığına inandığı kişi ve kurumlara verdiği Hizmet Başarı Ödülü'nü 2003 yılında KAMER adına Nebahat Akkoç'a verdi.Nebahat Akkoç'a Diyarbakır Prestij Otelde yapılan bir törenle 2002-2003 dönem başkanı Celal Tokat tarafından plaket verildi.
N. Akkoç'un Kamer'ine ABD, Kanada, Belçika, Almanya Büyükelçilikleri, STK'lar, Alman Vakıfları ile
Chrest Foundation de aktif olarak destekliyor... Ali Baki Hattat KKTC; hala bir İNGİLİZ SÖMÜRGESİ mi ?...SÖMÜRGE KOMİSERİ bile var; inanamadım! BKZ: http://ukincyprus.fco.gov.uk/en/AYDIN Ecevit rahmetliyi, Prof. M. Haberal'ın Başkent Ü. Hastanesine yatırıp ölüme terkeden adamı ve çevresini; MİT'çi Mehmet Eymür şöyle anlatıyor:
"...1968 Bakırköy dans şampiyonu Hüsamettin Özkan.
Yakın siyasi tarihimizin de "ayak oyunları" şampiyonu...
Sivil ihtilalin baş mimarlarından.
"Ecevit ile geldim, Ecevit ile giderim" derken Ecevit’e en büyük kazığı atanlardan.
Hem de ne kazık...
Siyasetten doktorlara, doktorlardan medyaya kadar uzanan müthiş bir ihanet zincirinin maestroluğunu yaparak.
Türkiye’yi ve dünyayı, "artık bu Ecevit değil Türkiye’yi, kendini bile idare edemiyor" diye inandıracak kadar zalim ve insafsızca...
O gitti ve Ecevit de düzeldi.
Gitti ama Ecevit ile değil, ileride koz olarak kullanabileceği "Örtülü Ödenek" dosyaları ile.
Gazetecilerin hocası Prof. Dr. Veysel Batmaz "Medya Tasfiye Olacak" başlıklı yazısında Hüsamettin Özkan'dan bahsederken şöyle demiş:
"Özkan hakkında daha derin bilgilere ulaşmak için www.atin.org adresini mutlaka tıklayın ve ARAMA’ya Hüsamettin Özkan yazarak gerekli eski yazıları bulun… ATİN sayfası yenilenmiş ve daha güzel olmuş. Mutlaka tâkip edin… Ne de olsa kül yutmaz bir MİTçi tarafından organize ediliyor...
Bu medyacı Ankara muhbirleri, pardon kendilerine muhabir denilen zevat (bu zevat’ın başına lütfen zer eki koymayın, ayıp olur.), bu Özkan’ı tanımıyormuş gibi davranıp; ATİN’i okumuyormuş gibi yapıp; kayınvalidesinin Halk Bankası ile olan ilişkileri Savcılık fezlekelerine geçmemiş gibi, O’nu, Türkiye’yi en iyi yönetecek üç adamdan biri olarak lanse ediyordu (diğer ikisi Cem ve Derviş’ti). Güneri Civaoğlu böyle yazıyordu köşesinde; gördü ANAPININ YETEPESİNİ ve hâlâ, Milliyet’te bir köşesi var. Vah yurdum medyası vah."
Gelelim kriz ve kaosun baş mimarlarından diğerine.
Müthiş bir kumar ustası olan Mesut Yılmaz’a...
Elindeki kartlar kötü de olsa, bu güne kadar hep blöf yaparak oyunu kazandı.
Yine sürpriz çıkışlarla blöf yaparak, yine gözlerimizin içine bakıp yalan söyleyerek, yine kendi yaptıklarını başkalarının üzerine atarak, yine kriz yaratarak durumu idare etmeye çalışıyor.
Bir köşe yazarı onu şöyle tarif etmiş:
“ANAP lideri gibi bir politika ustası hayatımda görmedim...
Siz de bana bin kere hak verirsiniz.
Sahiden görmedim.
Böyle zeki, böyle akıllı, böyle kurnaz, böyle becerikli birini, filmlerde bile görmedim.
Mandrake gibi bir sihirbaz.
Maça 5-0 geride başlasa, 5-0 önde bitirir.
Koşuda sonuncu bile gelse, altın madalya alır.
Güreşte tuş olsa bile galip ilan edilir.
Allah vergisi bir kabiliyet.”
Bir diğer köşe yazarı ise onun için şunları söylüyor:
“Mesut Yılmaz hayranlıkla izlediğim bir politikacı. Kendisinden önce de yabancı meslektaşlarına parmak ısırtacak politikacılar çıkardı bu topraklar; ancak hiçbiri Mesut Yılmaz'ın eline su dökemez... İtiraz edip "Ya Süleyman Demirel" diyecekler, Çankaya Köşkü'nde beş yıl daha oturmak isteyen Demirel'in yeniden Güniz Sokak'a dönmesini kime borçlu olduğunu düşünmeliler... Doğrudur yanlıştır bilemem; ama bildiğim, Süleyman Bey'in kendisini açıkta bırakan süreçten Mesut Bey'i sorumlu tuttuğu...
Süleyman Demirel'in bir dönem daha Çankaya'da kalması gerektiği fikrini ilk ortaya atan da, bu amaçla '5+5' formulünü ilk seslendiren de Mesut Yılmaz'dı. Anayasa değişikliği sırasında ANAP'lı milletvekillerini zorlamayarak formulü boşa çıkartan da o oldu. Bir ara, İsmet İnönü için, "Kafasında kırk tilki dolaşır, kırkının kuyruğu da birbirine değmez" denirdi. İsmet Paşa'ya oturan bir benzetme... İsmet İnönü'nün kafasında kırk tilki dolaşır idiyse, Mesut Yılmaz'ın kafasındaki tilki sayısının en az elli olması gerek. Onun tilkilerinin kuyrukları da birbirine değmiyor... “
Evet, dansör ile kumarbaz, kendi geleceklerini sağlamlaştırmak uğruna Türkiye’nin geleceğini karartmakta sakınca görmüyorlar.
Basında yer alan iddialara göre son hamle YTP'nin topluca ANAP'a katılması ile olacakmış. Böylece Meclisteki sandalye sayısı en yüksek parti haline geleceklermiş.
Bu zaten yeni bir plan değil ki...
Sivil ihtilalin ana nedeni bu.
Sol, sağ, merkez sol, merkez sağ hepsi palavra.
Amaç Türkiye’nin bir türlü bitmeyen kaynaklarını daha iyi sömürebilmek için çıkar gruplarını bir parti çatısında toplamak.
Kendi başlarına siyaset tarihinin karanlıklarına gömüleceği anlaşılan ve gittikçe küçülen partileri bir araya getirerek kurtarmak.
Peki bu birleşmenin lideri kim olacak.
Mesut Yılmaz mı?
Bu konuda Hüsamettin Özkan’dan bir zorluk çıkmaz.
O tevazu göstererek her kalıba girebilir.
Bundan böyle “Mesut’la gelir, Mesut’la gider”.
Ama üç günlük liderliğin havasına girmiş olan İsmail Cem İpekçi ne yapar onu bilemem...
Attan inip eşeğe biner mi?
Bazen evdeki hesap çarşıya uymaz derler.
Kim bilir?
Ama birleşseler de, birleşmeseler de fark etmez.
Seçim tarihini, bir ay, üç ay on beş ay erteletseler de.
Başaramayacaklar...
Dans müziği bitti, şimdi halk havaları çalıyor...
Ahlak polisi kumarbazın masasını bastı.
Kumarbaz, Avrupa Birliği resimli kartlar elinde aval aval bakıyor...
Oyun bitmek üzere...
Aynı Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki gibi.
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Koç, AB konusunda Mesut Yılmaz'ın "çok çalıştığını" ifade ederek, "Mesut Bey, bütün gücünü bu işe verdi. Ve bizim Mesut Bey'i arkalamamız lazım" demiş.
Rahmi bey, bir vefa borcu varsa ve arka çıkmak istiyorsa Mesut Yılmaz’ı Türkiye’nin değil Koç grubunun başına getirsin.
Ne de olsa Koç topluluğu da devlet içinde devlet sayılır.
Boşa da uğraşmamış olurlar...
Seçimlerden bahsederken aklımıza takılan bir başka konuya da değinmek istiyoruz.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, AK Parti lideri Erdoğan, Necmettin Erbakan, Akın Birdal ve Murat Bozlak'ın milletvekili olamayacağını öne sürmüş ve bunu bir ihbar yazısı ile Yüksek Seçim Kurulu'na göndermiş.
Biz Başsavcının daha kapsamlı bir çalışma yapıp, listenin başına teröristleri, kaçakçıları, cinayet suçlularını, soyguncuları, hortumcuları, çete davasından yargılananları, dokunulmazlık dolayısıyla mahkemede dosyaları bekleyenleri koymasını beklerdik.
Türkiye’ye yasaklar değil, iyi ahlak lazım...
KAYNAK: http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=425
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.