ABD Başkanı Hüseyin Obama’yı millet olarak pek sevdiğimizi söyleyebilirim. Nuh Gönültaş
Oldukça mütevazı, alkışlar karşısında ezilen, mukaddeslere saygılı biri o. Ayasofya Müzesi’nin bahçesindeki kedileri elleriyle okşayabilen sevecen biri. Gerçekten kıyak delikanlı.
Hatırlarsanız Bill Clinton’u da sevmiştik.
17 Ağustos depremi sonrasında ülkemize gelen Clintonlar da üzerimizde benzeri bir etki bırakmıştı. Hatta Clinton’a bakıp o zamanki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den mülhem “Bize de böyle bir cumhurbaşkanı lazım” diye yazdığımı hatırlıyorum.
Ama Bush’ları hiç sevmedik.
Babasını da sevmedik, oğlunu da.
İkisi de Türkiye’ye geldi ve fakat kendilerinden hiç mi hiç hoşlanmadık.
İkisi de savaş yanlısıydı!
Babasının açtığı Irak dosyasını oğlu tamamladı. Irak’ı işgal etti. Irak işgali ile birlikte Amerika’nın imajı da dibe vurdu.
Özellikle müslüman halklar arasında Amerika imajını sıfırladı W.Bush. Şimdi onun berbat ettiği imajı, hem müslüman kökleri olan, hem bir siyah olan Hüseyin Obama ile düzeltmeye çalışıyor Amerika.
İşte bu yüzden soruluyor “Acaba Hüseyin Obama gerçek mi yoksa bir proje mi” sorusu.
W. Bush döneminde Amerika gerçekten çok değişti.
Sanki ülkede darbe olmuş, savaş yanlıları yönetimi ele geçirmişti.
“Amerikan Asrı” yücelmedi oldukça geriledi.
Clinton geldiğinde, 10 yıl önce şunları yazmışız: “
“Bu konularda konuşmak için (Amerika yükseir mi düşer mi) 2. Körfez Savaşı’nın sonuçlarını görmek gerekiyor. Her şey çok değişti Amerika da hem de çok, ama bu değişim hem Amerika için hem Dünya için hiç de iyi olmadı…
Daha milliyetçi, insan haklarına daha az saygılı, Müslüman dünya ile mesafesi her geçen gün açılan, işsizlik oranı artan, büyük şirketleri birer birer iflas eden ve bütün diplomatik girişimlerin yolunu kapatan, dış dünya ile ve kendi halkı ile ilişkilerde “ya bizdensiniz ya da da diğer taraftan” gibi toptancı yaklaşımları benimseyen bir Amerika var artık. Bu Amerika kesinlikle 9/11 öncesi Amerika değil! ABD, 9/11’de ABD’ye kurulan tuzağa düşüyor belki de…”
Bush döneminde Amerika’nın düşmanlarının sayısı arttı. Şimdi Obama eski dostlukları yeniden kazanmak için çalışıyor.
Ve işe de Türkiye’den başladı.
Yeni bir sayfa açmak umudunda olduğunu söylüyor. “Türkiye’nin önemini vurgulamak için buradayım” gibi çok açık ve net bir mesaj veriyor.
Clinton Türkiye’ye gelmeden önce “Gelecek yüzyıl büyük ölçüde Türkiye’nin hem geleceğini, hem de bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı” demişti.
Araya iki dönem Bushlu yıllar girdi.
Şimdi yeniden Demokratlarla baş başayız ve yine Amerika Türkiye’nin rolünün küçülen, bölünen, zayıf bir Türkiye ile değil, büyüyen, kronik sorunlarını çözmüş, orta düzey süper bir devlet olmasını istiyor.
Çünkü kendisi Irak’tan çekilecek meydanı bize bırakacak.
Daha önce de defalarca yazdık. Türk-Amerikan ilişkilerinde 1 Mart tezkeresi çok önemli bir kırılma oldu. O saatten sonra Türkiye Amerika’nın her isteğine boyun eğmek zorunda olmaktan çıktı.
Sorunlarını çözmek için insiyatif alabilen bir Türkiye var artık.
O zaman biz “Türkiye kendi iç dinamikleri ile kendisini değiştirip dönüştüremez” diye düşünürdük. Değişim için “dış dayatma” lazımdı.
Artık öyle değil. Dayatmaya ihtiyacımız yok.
Ama “kronik sorunlarımızın” çözümü için ABD’nin desteğine ihtiyacımız olduğu kesin.
Hüseyin Obama “hepimiz değişelim” diyor.
Doğrudur Hem Amerika’nın hem Türkiye’nin değişime ihtiyacı var.
Bu şartlarda Hüseyin Obama’nın “Bir proje” ya da “Gerçek bir başkan” mı olup olmadığını tartışmanın pek anlamı yok. Biz Obama’yı kıyak bir delikanlı olarak gördük. Ne olduğu önemli değil, yeter ki “Göründüğü gibi olsun”!
Yorumlar Şevki 150 BİN YOKSUL ÖĞRENCİNİN BURSUNU KESTİRENLER VE...: Öğrencileri fişleyen ÇEV için Meclis`e soru önergesi...Devletin eğitim yardımlarını ayrımcılık yaparak dağıttığı belirlenen Çağdaş Eğitim Vakfı(ÇEV) hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi`ne (TBMM) soru önergesi verildi. Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya, vakfın inanç ve etnik köken ayrımcılığı yaptığı yönündeki iddiaların İçişleri Bakanlığı tarafından aydınlatılmasını talep etti. İstanbul Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, 1997`de bir karar alarak Çağdaş Eğitim Vakfı aracılığıyla dağıtılmak üzere 400`ü üniversiteli olmak üzere toplam bin öğrenciye burs verilmesini kararlaştırmıştı. Ancak vakıf, bursları öğrenciler arasında okul, etnik köken ve inanç ayrımcılığı yaparak dağıttı. ÇEV`in ayrımcılık yaptığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü`nün müfettişlerince tespit edildi. ÇEV`e ait mülakat formlarında, öğrencilerin sosyal durumu ve eğitimiyle ilgili bilgilerin yanı sıra `Kürt, Alevi, imam hatipli` şeklinde fişlendikleri görüldü. 26 Ocak 2004 tarihinde gazetemizde haberin yayınlanmasından sonra eğitimciler `çağdışı` olarak niteledikleri bu uygulamalara tepki gösterdi. 2001`de illegal Sivil Toplum Kuruluşları Birliği(STKB) ve birliğin içinde yer alan ÇEV hakkında soru önergesi veren Uzunkaya, yeni ortaya çıkan ayrımcılık hakkında da yedi maddelik bir soru önergesi verdi. 10 Şubat 2004 tarihli başvuruda Uzunkaya, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu`dan şu soruların cevaplanmasını istedi: `ÇEV`e burs verirken ayrımcılık yapması konusunda İçişleri Bakanlığı`nın ve diğer kamu kurumlarının personelleri hakkında bir işlem yapıldı mı? Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişlerince bu rapora müsnet yapılmış bir işlem var mı? ÇEV, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) ve İstanbul Rotary Kulübü`nün böyle bir görevi yoksa kimler hangi maksatla görev verdi? Öğrenciler fişlenirken bilgiler hangi bilgi ve istihbarat kaynaklarından alındı? Bu öğrenciler halen ayrım ve haksız suçlamalara muhatap oluyor mu? Uzunkaya, önergesinde İstanbul`daki bir vali yardımcısının burs aktarılmasını onaylamadığı için resen görevinden uzaklaştırıldığına da dikkat çekti. Vali yardımcısının haksız şekilde suçlandığını belirten Uzunkaya, bu suçlamada Çağdaş Eğitim Vakfı`nın etkili olup olmadığını ve mağduriyetin giderilip giderilmeyeceğini de sordu. İftar verilmesi için de Çağdaş Eğitim Vakfı ile işbirliği yapılmış İmam hatipli öğrencilere ayrımcılık yaparak burs vermeyen vakıf ve derneklerin Ramazan ayında devletin imkanları ile iftar dağıttıkları da ortaya çıktı. İstanbul Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı`nın mütevelli heyet karar defterinde yer alan bilgilere göre, Ramazan ayında fakir insanlara iftar verilmesi için bu derneklerle işbirliği yapılması kararlaştırıldı. Vakfın 24 Aralık 1997`deki toplantı tutanağında Ramazan ayı dolayısıyla fakirlerin yoğun olduğu, Kurtköy, Kağıthane, Fatih, Ümraniye`de, ÇYDD ve ÇEV`le birlikte iftar yemeği dağıtılarak faaliyete geçilmesi karara bağlandı. Vakfın Mütevelli Heyeti`nin karar defterinde ve vakfın ödeme makbuzlarında devletin eğitim yardımlarının ÇYDD ve ÇEV`e nasıl aktarıldığı da ayrıntılarıyla yer alıyor. Vakıf ilk olarak 15 Ekim 1997`de Çağdaş Eğitim Vakfı`na 400`ü üniversite öğrencisine olmak üzere bin burs verilmesini kararlaştırdı. 24 Aralık 1997`de 400 kişilik üniversite öğrenci kontenjanının 700`e çıkarılması onaylandı. 8 Ocak 1998`de de ÇYDD`nin tespit edeceği 400 üniversite öğrencisine aylık 4 milyon 500 bin lira burs verilmesi kabul edildi. ÇYDD ve ÇEV`le işbirliği yapılması için mütevelli heyeti üyeleri imza atarak onay verdi. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı`nı temsil ettiği dönemde bu kararları onaylamayarak imza atmadı. Kararı imzalayanlar arasında, Kutlu Aktaş–İstanbul Valisi Başkan, Hasan Özdemir-İstanbul Emniyet Müdürü, Ömer Balıbey-İstanbul Milli Eğitim Müdürü, Uzm. Dr. Mehmet Salman-İstanbul Sağlık Müdürü, Kahraman Eroğlu-Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu İl Müdürü bulunuyordu. Burs başvurusunda bulunan öğrencilerin tüm geçmişi incelendi Zaman Gazetesi`nde ÇEV`in ayrımcılık yaptığı ve öğrencilerle dalga geçtiğine ilişkin `Eğitimciler: ÇEV`in adı çağdaş uygulamaları çağdışı` haberin yayınlanmasından sonra benzer başka olayların da yaşandığı ortaya çıktı. İstanbul Üniversitesi`nden bir okuyucu, başından geçenleri şöyle anlatıyor: `1999-2000 öğretim yılında İÜ Sağlık Hiz. M. Y. Okulu`nda ÇEV, bursiyer öğrenciler için mülakat yaptı. Yüksekokul bünyesinde kendilerine tahsis edilmiş ve donatılmış bir odada yapılan bu mülakatta alaycı bir tavırla öğrencilerin tüm geçmişi incelenip sorgulandı. İmam-hatip liseli hiçbir öğrenci burs alamadı. Üstelik dağıtılan burslar ÇEV`in değil, İstanbul Üniversitesi`nin burslarıydı. O zaman bölüm öğrenci temsilciliğimin gücüyle bu adaletsizliğin izini sürmüş ve beş mülakat sonunda okul bursunu almayı başarmıştım. Ve burs almaya hak kazandığımda söyledikleri şuydu: `Samimi duruşun bizi etkiledi.` Ama sonrasında fişlendim ve Bölüm Öğrenci Temsilciliği`ne 2. kez seçilmem engellendi; ama başaramadılar.` İÜ`lü öğrenci, Mavi Jeans`in MYO`ya yaptığı giyim yardımlarının da `yandaşlara` dağıtıldığını, diğer öğrencilere işe yaramayan giyeceklerin verildiğini kaydetti. Öğrenci mülakat odasının Tıbbi Dokümantasyon Bölümü`nde ÇEV`e ait bir oda bulunduğunu ve burs koordinesinin buradan yapıldığını belirtti.
Bir ADD'li her şeyi açıklıyor! Protestan misyonerleri SEV-ÇEV-ÇYDD...
Şu üç Sivil Toplum Örgütü, Avrupa Birliği’nden ‘Hibe’ almışlardır: Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD). Şimdi bunlardan SEV’i biraz yakından tanıyalım:
SEV, Sağlık ve Eğitim Vakfı
Fahri Başkan: Şevket Sabancı; Mütevelli Heyeti: Yaşar Yaşer (Başkan), Sema Gökçen (Başkan Yardımcısı), Mete Akyol, Josef Amado, Ceyda Aydede, Prof. Dr. Mustafa Aysan, Örsçelik Balkan, Tarık Bozbey, Gülsen Çapa, Şükran Çelebi, Candan Çilingiroğlu, K. Erhan Dumanlı, Muhteşem Ekenler, Dilek Erzik, Kenneth Frank, Hasan Güleşçi, Tülay Güngen, Mehmet Gür, İlter H. Gürel, Esin Hoyi, Oktay İşcen, Bülent Kalpaklıoğlu, Feyhan Kalpaklıoğlu, Hazım Kantarcı, Prof. Dr. Ahmet N. Koç, Prof. Dr. Sedefhan Oğuz, Prof. Dr. Zeynep İ. Önsan, İbrahim Paksoy, Yılmaz Poda, Demir Sabancı, Naci Sığın, Tamer Şahinbaş, Ejide Tanık, Prof. Dr. Aykut Toros, Sait Tosyalı, Prof. Dr. İlter Turan, Yrd. Doç. Dr. Engin Ünsal, Füsun Üstün, Dr. Warren H. Winkler, Mehmet Yaltır.
Onursal Mütevelliler: Zeliha Dural, Anna G. Edmonds, Burhan Karaçam, Johannes Meyer, Sevindik Özev, Sevim Öztahtacı, Harold Schoup, İstemihan Talay, Müjde Tekil, Berin Tümer.
Yönetim Kurulu: Tamer Şahinbaş (Başkan), Prof. Dr. Serdar Küçükoğlu Sait Tosyalı, Ceyda Aydede, Şebnem Day, Esin Hoyi, İbrahim Paksoy, Prof. Dr. Sedefhan Oğuz, Prof. Dr. İlter Turan.
Projenin Adı: İşten Eve Sağlık: Genç İşçiler ve Eşleri İçin Cinsel Sağlık Eğitim ve Bilgilendirme Merkezi
Tarih: 03.04.2006
AB’den Aldığı Para: 191.000 Avro
Açıklama: 2005 yılının başında, Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş, gazetesinde, ‘Bağlarbaşı’nda Misyoner Okulu’ ve ‘Başbakan’a Misyoner Komşu’ başlıklı iki haber yazdı. Adnan Odabaş, bu haberlerinde şu bilgileri veriyordu:
* SEV (Sağlık ve Eğitim Vakfı) ile Prof. Dr. Türkan Saylan’ın başkanlığını yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYD) işbirliği içindedirler.
* SEV, Dünya Kiliseler Birliği’ne bağlı Amerikan Board ile ilişkilidir, aynı binada çalışmaktadırlar. Amerikan Board’un bünyesinde bulunan Protestan Kilisesi, 1830 yılından beri Türkiye’de faaliyet göstermekte ve emrindeki Bible House (İncil Evi) Şirketi ile misyonerlik faaliyeti yürütmektedir.
* SEV, Türkiye’de Protestan misyonerliği yapmaktadır.
Adnan Odabaş’ın Üsküdar Gazetesi’nde çıkan bu haberleri üzerine SEV mahkemeye başvurdu ve Üsküdar 4. Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak Adnan Odabaş’tan 30 milyar TL. manevi tazminat talep etti. Mahkeme, MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı)’den bilgi istedi. Olaylar şöyle gelişti:
* 2 Mayıs 2005 tarihinde MİT, mahkemeye gönderdiği yanıtta, Amerikan Board’un İncil Evi (Bible House) Şirketi aracılığıyla Türkiye’de Protestanlığın yayılması için uğraş verdiğini doğruladı. MİT, Mahkemeye gönderdiği raporunda; Üsküdar SEV İlköğretim Okulu, Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Lisesi, İzmir SEV İlköğretim Okulu, Tarsus Amerikan Lisesi, Tarsus SEV İlköğretim Okulu ve Gaziantep Amerikan Hastanesi’nin Amerikan Board ile bağlantılı olarak çalıştığını da bildirdi. MİT’in Mahkemeye gönderdiği raporda, son yıllarda mülk edinmeyen Amerikan Board Heyeti’nin tasarrufu altındaki mülklerini de SEV’e devrettiği ve faaliyetlerini SEV aracılığıyla yürüttüğü bilgisi de yer almaktaydı.
* MİT’ten gelen bilgileri değerlendiren Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Aralık 2005 tarihinde verdiği kararda, SEV’in 30 milyar TL. tazminat talebini reddetti.
* Mahkeme kararını değerlendiren Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş şunları söyledi: “Gazetemizde yer alan haberlerin hepsi MİT raporuna ve Tapu Kadastro Müdürlüğü’nden aldığımız belgelere dayanmaktaydı. SEV, bunların yalan olduğunu iddia ediyordu. Haklılığımız mahkeme kararıyla ortaya çıktı.” Adnan Odabaş, SEV’in, Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile ilişkisi olduğunu da anlattı ve şu çarpıcı açıklamayı yaptı: “Bunlar hep birlikte çalışıyor. Bunlar 20 Nisan 2001 tarihli MİT Raporunda sabittir.”
* Adnan Odabaş’ın Nisan 2005’de bir kitabı çıktı: ‘Dikkat Misyoner Geliyor’. Bu kitapta şu bilgiler yer almaktaydı: 1. Yaşar Yaşer’in başkanlığını yaptığı SEV (Sağlık ve Eğitim Vakfı) ile eşi Gülseven Yaşer’in başkanlığını yaptığı ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı), birlikte çalışmaktadırlar. 2. Başkanlığını Gülseven Yaşer’in yaptığı ÇEV, deprem bölgesinde eğitim ve öğretim evi projesi hazırlayarak Amerikan Board’dan parasal yardım talebinde bulunmuştur. 3. Başkanlığını Prof. Dr. Türkan Saylan’ın yaptığı ÇYDD, Atatürk ilke ve inkılaplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para toplamış, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurt dışından parasal yardım almıştır. ÇYDD başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, Hıristiyan kökenlidir.
Şimdi, buraya kadar anlatılanları kısaca özetleyelim:
• SEV, Türkiye’de Hıristiyan Protestan misyonerliği yapmaktadır.
• ÇYDD, SEV ile birlikte çalışmaktadır.
• ÇEV de SEV ile birlikte çalışmaktadır.
• SEV ile birlikte Türkiye’de Hıristiyan Protestan misyonerliği yapan ÇEV, aynı zamanda bir deprem projesi için de Amerikan Board’dan para yardımı istemiştir.
• ÇEV’in para yardımı istediği Amerikan Board, Dünya Kiliseler Birliği’ne bağlıdır. Amerikan Board’un bünyesinde bulunan Protestan Kilisesi, 1830 yılından beri Türkiye’de faaliyet göstermektedir ve emrindeki İncil Evi (Bible House) Şirketi aracılığıyla misyonerlik faaliyeti yürütmektedir.
Şimdi, bir de ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı)’nın Yönetim Kuruluna bir göz atalım:
ÇEV, Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu:
- Yönetim Kurulu Başkanı: Gülseven Yaşer
- 2. Başkan: (E) Org. Şener Eruygur
- Yönetim Kurulu Üyeleri: Prof. Dr. Nur Serter, Prof. Dr. Necla Ara, Pınar Tünenç, (E) Tuğgeneral İdris Koralp, Yusuf Güsar, Leyla Pekcan.
20 Nisan 2001 tarihli MİT raporunda Protestan Misyonerliği yaptığı kesinleşmiş Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV)’in 2. Başkanı (E) Org. Şener Eruygur, 25 Haziran 2006 tarihinden beri Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’nin Genel Başkanıdır!
20 Nisan 2001 tarihli MİT raporunda Protestan Misyonerliği yaptığı kesinleşmiş Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV)’in Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nur Serter, 25 Haziran 2006 tarihinden beri Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’nin Genel Başkan Yardımcısıdır!
Şimdi ADD üyelerine dönüp soruyoruz:
Siz bu durumu içinize sindirebiliyor musunuz?
(Yılmaz Dikbaş)
ETÖ; Azerbaycan'da! Azerbaycan Türk Kadınlar Birliği'nin davetlisi olarak 9-14 Temmuz 1999 tarihleri arasında Azerbaycan'a gittim. Birlik Başkanı Sayın Tenzile Rüstemhanlı ve "Yeni Hayat" yazarı Sayın Sevgi Erenerol ile birlikte, "Fethullah Gülen ve Türk Dünyasın-da Fethullahçı İhaneti" konusunda çok sayıda toplantıya katıl-dık. Siyasi Parti yöneticilerinin, Bakû'da çıkan tüm gazete ve dergilerin yazar ve muhabirleri ile devlet ve özel televizyonların muhabirlerinin, kadın ve gençlik dernekleri yöneticilerinin, sanatçıların katıldıkları bu toplantıların yanısıra, talep eden medya mensupları ve başta Ebulfeyz Elçibey olmak üzere parti liderleri ile de farklı mekânlarda yüzyüze görüşüp sorunu tüm boyutları ile aktarma fırsatı bulduk. Dikkati çeken bir konu, 12 Temmuz günlü toplantıda, komünistliğini açıkça ifade eden "Sosyal Demokrat Partisi"nin Başkan Yardımcısının Fethullah Gülen'i savunması, destek vermesi oldu. Tıpkı, Türkiye'deki "dönek sol" diye tabir edilen II. Cumhuriyetçilerin Fethullah Gülen organizasyonuna -entellektüellik (!) adına- destek vermeleri gibi. Aynı kişinin, Türkiye'nin demokratik bir ülke olmadığından sözederek, Atatürk'e de dil uzatması ise, tepkilere yolaçtı. Bu toplantının tartışma bölümünde, Azerbaycan Gençlik Derneği yöneticilerinden bir genç, İstanbul'daki yurt yaşamından kesitler anlatarak bizlerin de fazla bilmediği fethullahçı yobazlık örneklerini sıraladı.Hürriyet, bir MARKA imiş ! Hürriyet gazetesi, yılın MARKA Gazetesi seçilmiş!..Gazetenin internet sitesine girdim, ana web sayfası UTANÇ verici! Hürriyet; neyin markası acaba?..İşte Hürriyet'in ana sayfaya çıkardığı bazı haberler:1-Giyinmeyi hiç sevmiyor: Belki de işinin bir parçası olduğu için her zaman yarı çıplak dolaşıyor. İşte o ünlü. 2-Herkes bana baksın: Bazı ünlüler dikkat çekmek için öyle cüretkar giysiler tercih ediyor ki..3Caddede "üstsüz":Gösteri dünyasının bu ünlüleri caddede herkesin içinde 'üstsüz' geziyor. 4-Yatak odası sırları:Gösteri dünyasının ünlüleri kapalı kapılar ardındaki en mahrem sırlarını anlattı..HÜRRİYET; 5.Kol faaliyetlerinde, Türkiye'yi, Türk Ailesini ve Gençliği içeriden çökertmekte, hayvanlaştırmakta MARKA olsa gerek...
İsmail LAİKLİK DİNSİZLİKMİŞ GİBİ UYGULANIRSA:..GS-FB maçında olaylar çıkmış..Küfürler, tokatlar, tekmeler havada uçuşmuş!..Olacağı buydu zaten!..Sen binlerce taraftarı, insanı tam ikindi ve akşam namazları vakti toplayacaksın; bağırtarak küfrettireceksin; sonra da Allah'tan başarılar, güzellikler dileyeceksin!.Bakın Yahudiler, Pesah bayramını kutluyor; nasıl dinlerine bağlı, saygılı..Bizde ise insanlar her yerde DİNSİZMİŞ gibi muamele yapılıyor!.Zonguldak garajına yakın büyük alışveriş merkezleri açılmış; namaz kılacak yer yok! İçki içecek yer var ama!.Bakın; şu spor gazetelerine İÇKi ve KADIN reklamı hep..Kim okuyor bu gazeteleri; büyük oranda gençler!..Her yerde FUHUŞ hatları, telefon numaraları..Sporcu sarhoş, taraftar sarhoş! Yönetici sarhoş!..Hancı sarhoş, yolcu sarhoş!.TitaniK!.Allah, Muhammed, Ali Google da kapatılıyor !
Türkiye’de erişimi yasaklanan paylaşım sitesi YouTube’un ardından Google da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya...
Atatürk’ün kişilik haklarına ve manevi şahsiyetine ağır hakaretler içerdiği öne sürülen bir site nedeniyle arama motoru Google da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Hürriyet'in haberine göre; Atatürkçü Düşünce Derneği, Google’da “Kemalizmin karın ağrısı” yazılarak ulaşılan sitede, Atatürk’e ağır hakaretler içeren ifadelerin yer aldığı gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu’na suç duyurusunda bulundu.
"TÜRKİYE SANSÜRCÜ ÜLKE OLUYOR" DEDİRTEN GELİŞME
Arama motoru yöneticilerinin cezalandırılması ve Google’ın Türkiye’de erişime kapatılması istenen dilekçede, “Kemalizmin karın ağrısı” yazılarak ulaşılabilen ana başlıklarda, Türkiye’nin kurucusu Atatürk’e kişilik hakları dahil, her alanda hakaret edildiği kaydedildi.
Söz konusu yayınların kimler tarafından siteye konulduğunun tespit edilemediği belirtilen dilekçede, “Ancak sayfanın sonuna sitenin Google tarafından desteklendiği yazılmıştır. Atatürk’ü Koruma Kanunu başta olmak üzere, TCK ve ilgili maddelere aykırı olarak yayın yapan sitenin sorumlularının tespit edilerek, cezalandırılması ve bu sitenin de acilen yayınlarının durdurulması ve kapatılmasını talep ediyoruz” denildi.
Paylaşım sitesi “YouTube”a erişim de, Atatürk’e hakaret içeren görüntüler bulunduğu gerekçesiyle süresiz olarak yasaklanmıştı. Ankara Basın Savcılığı, Atatürk’e hakaret içeren görüntülerin sadece Türkiye veri tabanında kaldırıldığı gerekçesiyle erişime izin vermemişti.
Muhsin Başkanı Ölüme Götürenler! BBP'yi Bir Terör Örgütüne Dönüştürmeye Çalışanlar Var! Özellikle Bu Adama Dikkat!...13 Aralık 2007...
ULU ÇINAR; KADİR MAHİR DAMATLAR!
Ankara'da bir meşale gibi etrafına ışık saçan Kadir Mahir Damatlar hergün çok sayıda Ülkücü tarafından ziyaret ediliyor. Bir tutkal gibi her Ülkücüyü birbirine yapıştırma gibi kutsal bir vazifenin tabii temsilcisi olan Damatlar, aralıksız olarak hizmeti kendisine şiar edinmiş.
Kadir Mahir Damatlar, Başbuğ'un gençlik danışmanı olarak teşkilatçılık yaptığı günlerdeki enerjisini artırarak devam ettiriyor.
Vatan Cephesi'nin gönüllüsü olan Ülkücüleri biribirine perçinlemek görevini dün layıkı ile yapan Damatlar, bugün de 'aksakal' olarak aynı vazifeyi kendiliğinden yerine getiriyor.
İşte bu bağlamda bir ziyaret de Türkistan'dan yeni dönen Yusuf Ziya Arpacık tarafından yapıldı. İstanbul'dan gelen Ülkü Erleri Kadir Mahir Damatlar'ı ziyaret edip aynı gün geri döndüler.
Görüntüler;..
http://www.ulkum.com/arsiv/(/a/61.htm
BBP'yi Bir Terör ve ETÖ'nün silahlı kanadına dönüştürmeye çalışanlar var!..Özellikle bu web Sitesine Dikkat: http://www.milliyetciler.de/Forums-file-viewtopic-t-4142
İşte bu adam en mahrem BBP Toplantılarına nasıl sızmış ve sızmaya çalışıyor?..Tarih: 15. Nisan 2008. Haber-Yorum: "KIZILCAHAMAMDAKİ İSTİŞARE TOPLANTISINDAN ALINTIDIR"
"Birçok önemli ismin bulunduğu istişare toplantısında dikkat çekici bir kişi üzerinde özellikle durmak istiyorum. BBP’nin kuruluş yıllarında bütün aktivitesiyle kendisini ortaya koyan, YAZICIOĞLU’nun gençlik yıllarından beri birlikte yürüdüğü, BBP’liler arasında siyasetçi kimliğinden ziyade ‘Abi’ payesiyle anılan ve çok sevilen ve de belli bir süredir siyaset ve düşünce mesaisini ziyadesiyle kendi belirlediği çerçevede yürüten Kadir Mahir DAMATLAR’ın bu toplantıda bulunması; özleyenlerin özlemini gidermesine vesile olduğu kadar bulunduğu yere heyecan ve aksiyon getirmesi özelliğiyle de ayrı bir renk kattı. BBP’nin varlık ve hayat hücrelerinden biri olan K.Mahir DAMATLAR’ın yeterince dinlendiği ve artık taşın altına elini koyması gerektiğini düşünenlerin sayısı hiç de azımsanmayacak bir derecedeydi. Hoş, BBP’ ye aşk ile bağlı olduğundan kimsenin kuşku duymadığı K. Mahir DAMATLAR, son yıllarda siyasete uzak gibi görünse de her durumda çeşitli şekillerde mücadelenin içinde olmuştu. Dolayısıyla bir kısım kem niyetlerin karşılıksız olduğunu ispat etmesi ve BBP’nin ilk günden bu güne kadrolarının birlikte ve beraber aynı yolda yürüdüğünü göstermesi açısından K. Mahir DAMATLAR’ı bu toplantıda görmek birçok katılımcı gibi beni de çok mutlu etti. Şahsım adına, ilk gençlik yıllarımda tanıştığım ama son yıllarda pek görüşme imkânımız olmasa bile farklı bir saygı ve sevgiyi hak ettiğini düşündüğüm ve idealist duruşuna her zaman muhabbet beslediğim, asla değişmeyen mütevazı ve samimi tavırlarıyla herkesle müstesna bir bağ kurmasıyla çok imrendiğim K.Mahir DAMATLAR’ın gözlerindeki heyecan ve yüreğindeki neşeden de BBP’nin şanlı kervanından hiçbir zaman kopmasının mümkün olmadığını bir kez daha anladığımı ifade etmeliyim. Ayrıca, onun YAZICIOĞLU’nu ne kadar çok sevdiğini ve derin duygularla bağlı olduğunu sohbetimiz sırasında ikrarlarındaki satır aralarından çıkarmak ve klasik ülkücü duygusallığından anlamak çok zor olmadı."
NOT: Ökkeş de bu adamla hareket ediyor!Odatv uyardı: ANADOLU'DA PROVOKASYONLARA DİKKAT!
1970'li yıllar sonunda CIA Ajanlarının Amasya, Çorum, Sivas gibi illere gidip belediye başkanları, valiler ile görüştükleri artık sır değil. Başta dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş olmak üzere birçok yetkili bu görüşmelerden sonra ilgili şehirlerde olayların çıkmasını manidar bulduklarını açıklamışlardı.
Şimdi 30 yıl sonra benzer sözde diplomatik gezilerin Anadolu'da sıkça yapıldığı haberleri geliyor.
Genelkurmay Başkanlığı, bu konuda İçişleri Bakanlığı'nı uyardığı ve belediye başkanları ile valilerin CIA ajanlarıyla görüşmelerinin engellenmesini istediği iddia edildi.
İşte Akşam Gazetesi'nden Özkan Tamirak'ın haberi:
"ABD Başkanı Barack Obama'nın 2 günlük Türkiye ziyareti öncesi, Genelkurmay'ın İçişleri Bakanlığı'nı, Amerikalı ajanlar konusunda uyardığı ortaya çıktı.
Genelkurmay, 18 Mart'ta İçişleri Bakanlığı'na 'Özel Büro'nun Faaliyetleri' başlıklı bir yazı gönderdi. Yazıda Türkiye'de görevli ABD Hava Kuvvetleri Özel Tahkikat ve Araştırma Bürosu'na (AFOSI) bağlı Amerikan ajanlarının yetki ve görev sahası dışına çıkarak, bazı yerel yöneticileri ziyaret ettikleri ve bilgi istedikleri bildirildi. Genelkurmay, Bakanlık'tan bu konuda yerel yöneticilerin uyarılmasını istedi.
Bakanlık, Obama'nın Türkiye'de olduğu süre içerisinde iki ülke arasında olası bir krizin çıkmaması için harekete geçmedi. 7 Nisan'da ise Obama, Türkiye'den ayrılır ayrılmaz 81 ilin valiliği uyarıldı. Valiliklere gönderilen yazıda ABD'li görevlileri muhatap almamaları söylendi, yetki ve görev yerlerinin dışına çıktıkları belirtildi.
Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı'nın tepkisini çeken Özel Tahkikat ve Araştırma Bürosu'nun (AFOSI) görevi, Türk Silahlı Kuvvetleri tesislerinde çalışan Amerikalı personelin faaliyetlerini takip etmekle sınırlı. Özel Büro'daki personel, ancak özel izinlerle görev sahasının dışına çıkabiliyor.
4 İLDE GÖREV YAPIYORLAR
AFOSI Türkiye'de, NATO-SOFA kapsamında kendisine verilen statü ile görev yapabiliyor. Ayrıca, Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı tesislerinde, ABD'nin müşterek savunma faaliyetlerine katılmasına müsaade ediliyor. Bu faaliyetlerin anlaşmaya uygunluğu ise her yıl Genelkurmay Başkanlığı'nca denetleniyor. AFOSI personeli Türkiye'de, ABD Ankara Savunma İşbirliği Ofisi, İstanbul ve İzmir'deki idari destek kuruluşları ile Adana İncirlik'teki 10'uncu Tanker Üs Komutanlığı'nda faaliyet gösteriyor. Kurumun görevi 'ABD Hava Kuvvetleri faaliyetlerine özel araştırma hizmetleri sağlamak ve yetki verildiğinde personel koruma hizmetlerini yerine getirmek' şeklinde sıralanıyor.
KARADENİZ'E ÇIKMIŞLARDI
2004 yılında da benzer bir olay yaşanmıştı. Genelkurmay, İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği gizli bir kriptoda, aynı konumdaki ABD'li askerlerin faaliyetlerine dikkat çekmişti. Uyarı yazısında 'Bu kişilerin görev sınırlarını aşarak Türkiye'nin değişik bölgelerinde araştırma yaptığı, bilgi topladığı, üst düzey kamu görevlileri ve vatandaşlarla özel görüşmelerde bulunduğu, Adana İncirlik Üssü'nde görevli bir AFOSI personelinin hiçbir makamın bilgisi olmadan Giresun'da görüşmeler yaptığı, Trabzon gibi civar illerde benzer başka olaylar da tespit edilmiştir' denilmişti. "
Odatv.com seçim analizlerinde birbirine yakın illerdeki Türk ve Kürt milliyetçi oylarının artışına dikkat çekip, "derin devleti" uyarmıştı.
İmre Halit Beşe KUTUP YILDIZI mason Locası Kurucu üyesi Ercan ÇİTLİOĞLU; Milliyetçi Avrasya Bir Vakfı'nın ve Başkanı Şaban Gülbahar'ın Başkan Danışmanı..Vakfın bünyesinde faaliyet gösteren ASAM'ın Yönetim Kurulu üyeleri arasında CHP'li eski bakanlardan ve CUMHURİYET GAZETESİ VAKFI'nın Başkan Yardımcısı M. Alev Coşkun Birader de var..Coşkun, New York'ta okumuş zaten..İlhan Selçuk'un ifadesiyle GÜZEL AMERİKALI'yı yerinde görmüş!..ASAM'ın diğer Danışmanları: Tümgeneral (E) Rıza KÜÇÜKOĞLU Başkan Danışmanı; TESUD Başkanı / Jeopolitik ve Strateji... Tuğamiral (E) Ergun MENGİ Başkan Danışmanı / Jeopolitik ve Strateji...Prof. Ercan Çitlioğlu; İsrail DERİN DEVLETİne ve ŞAHİN Yahudilere yakınlığyla biliniyor..Aynı zamanda Genelkurmay Başkanılığı-SAREM üyesi..ABD-Neo-conlarıyla çok yakın temas ve işilkileri var!..Zaten ASAM'ın başkanı da Türkiye'nin ABD eski Büyükelçisi Faruk Loğoğlu. Emekli Edip Başer Paşa da Yönetim Kurulu Başkanı..Ercan Çitlioğlu'nun Emin Çölaşan gibi kişilerler de yakın temasının ve SIR arkadaşlığının olduğu biliniyor..Bakın bakalım; ERGENEKON bu işin neresinde?... ALINTI BBP'ye Çok Yakın Bir İsim, Anayurt'ta yazdı: Ali Rıza Bey’in resmi...
Bu hafta başında değerli dostum Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ile birlikte ilk olarak İstanbul’da Harbiye Orduevi’nde Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı tarafından yapılan bir toplantıya katıldık.
Bu toplantı Marmara Grubu Vakfı Başkanı Dr. Akkan Suver’in açış konuşmasıyla başladı. Toplantıya katılanlar arasında Harp Akademileri Komutanı Hv. Orgeneral Hasan Aksay, İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak, Uzman Psikolog Alanur Özalp ve adını sayamadığımız bir çok önemli kişi bulunmaktaydı.
Türk basın hayatının önemli isimlerinden biri olan Bedii Faik’in Atatürk hakkında yaptığı konuşma ve verdiği bilgiler son derece önemli ve çarpıcıydı.
Atatürk denince ilk akla gelen isimlerden olan Falih Rıfkı Atay’la uzun yıllar dost olan ve birlikte çalışan Bedii Faik konuşmasını ve hatıralarını genel olarak Atatürk üzerine yoğunlaştırdı ve bu konuda ilginç şeyler söyledi.
Bedii Faik’in Atatürk ile ilgili verdiği bilgiler ilk olarak Selanik günleri ile ilgiliydi. O’nun verdiği bilgilere göre Atatürk’ün Selanik günleri ile ilgili bilgiler yok denecek kadar azdı. Hatta bu konuda araştırma yapmak üzere Atatürk Osmanlıcası çok iyi olan Niyazi Tevfik Yükselen’i göndermiş, Niyazi bey yaptığı araştırmalarda kayda değer bir şey bulamamıştı. Çünkü o döneme ait bütün kayıtlar Yunanlıların 1912’ de Selanik’i işgali sırasında yakılmıştı. Bu nedenle Atatürk’ün Selanik günleri ve ailesi hakkında herhangi bir kayıt bulunamadı.
Bedii Faik’in bu konuda söylediği en dikkat çekici şey, Atatürk’ün babası Ali Rıza Bey ile ilgili olanıydı. Çünkü onun söylediğine göre Atatürk’ün babası Ali Rıza Bey olarak bilgimiz resim Ali Rıza Bey’e ait değildi. Bu resim Cumhuriyet döneminde uydurulmuş ve Atatürk’ün babası Ali Rıza Bey diye kitaplara konulmuştu.
Bu konuyu çok iyi bilen Bedii Faik ve Falih Rıfkı Atay, resmi yayınlarında kullanan Türk Tarih Kurumunu 1940’lı yıllarda bir yazı yazarak ikaz etmişler ve T.T.K’da bu yazı üzerine bu resmi bir daha kullanmamıştı.
Bedii Faiik bugün 87 yaşında ve verdiği bu bilgiler dışında çok değerli şeyler anlattı.
Bu toplantıdan sonra Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ile birlikte değerli dostum Ara Topakian babası Dikran beye geçmiş olsun ziyaretinde bulunmak için Surp Agop Hastanesi’ne gittik.
Ümitsizliği dışında her şeyi iyi olan Dikran Bey inşallah kısa zamanda sağlığına kavuşacak.
Bu ziyaret sırasında aynı hastanede bulunan ve geçen yıl Roma’da geçirdiği bir tren kazası sonucunda ağır bir şekilde yaralanan tedavisini ülkemize dönerek devam ettiren Vatikan’ın İstanbul Temsilcisi Monsenyör Georges Marovitch’de geçmiş olsun dileklerimizi ilettik.
Evinde merdivenlerden düşen ve tedavisinin son günlerinde bu hastanede bulunan Katolik Ermeni Cemaati Temsilcisi Ohannes Çolakyan geçmiş olsun ziyaretinde bulunduğumuz son kişiydi.
Allah’tan ziyaret ettiğimiz bütün dostlarımıza acil şifalar diliyor ve bir an önce eski sağlıklı sıhhatli günlerine dönmelerini temenni ediyoruz. Ahmet ALMAZ:19 Kasım 2008 Çarşamba . http://www.anayurtgazetesi.com/default.asp?page=yazar&id=2988
KKTC; ETÖ'nün çiftliği mi? ETÖ'nün büyük sırrı; Kıbrıs'ta İngiliz Otello-Hamlet Mason Locası kıdemli üyesi Denktaş'ta..ETÖ'nün çelik çekirdeği TMT'dir..KKTC'de istihbarat üsleri, ÇANAK adı verilen silah depoları vardır yüzlerce..TMT önderlerinin kod adları vardır..Öldürme-öldürülme yeminleri vardır..Öldürseniz bile konuşmazlar.Konuşanları temizlerler.Kutlu Adalı da TMT militanı idi; konuştu; bitirdiler!.TMT Rumlara, EOKA cepheleri de Türklere karşı kuruldu sözde; ama her ikisini de İngilizler kurdurttu..Asıl olan; üsler!
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.