gasteci.com
     Ana Sayfa Reklam Canlı Tv Seyret Resim Yukle Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Ordudan atılmış olmak hayatın sonu değil!
İskender Pala'nın yaşadıkları "Türk Silahlı Kuvvetleri'nde dindar bir subayın nasıl barındırılmadığı...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Perde Arkası
Balyoz Planı'nın lokomotifi Çetin Doğan, "Batı Çalışma Grubu"nu kurmuş bir paşa olarak, Çevik Bir çi...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu Kürtler 10 Eylül 1979 - Birileri 12 Eylül 1980
PKK Terör Örgütü’nün ivme kazanmaya başladığı tarihler 1982-1983’lere rastlar. Kırılma n...

Harun Tokak

Harun Tokak "Analar Çocuklarınızı Atmayınız!"
Soğuk bir kış gecesi daha sona eriyor ve Moskova, sokaklarda sabahlayan kimsesiz bir adam gibi yavaş...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş MONŞER Saklı seçilmişler
“Monşer” sözcüğü Türk toplumunun kolektif hafızasında bir hitap şekli olmaktan çok öte farklı anlaml...

Hamdullah Öztürk

Hamdullah Öztürk On ikinci dalganın püf noktası
On ikinci dalganın ardından kopan fırtınanın püf noktası Ergenekon'un beyninin irkilmesidir. Ne ...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi Sen Adammışsın Reis!
Hani Reis.. hani "parke parke taş duvarlara" baktığın günler vardı ya... Hani şu ömründen ...

Halit Esendir

Halit Esendir MAYINLARI KİMLER DÖŞÜYOR
Gün geçmiyor ki güneydoğudan mayına basarak şehit olan asker haberleri gelmesin. Özellikle günd...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut KIRILAN KOL YEN İÇİNDE Mİ KALMALI?
Siz de ‘kırılan kolun yen içinde kalması gerektiği'ne inananlardan mısınız? Eğer öyle ise, zah...

Sezai Şen

Sezai Şen DEMOKRATİK AÇILIMDA PARTİLERİN YANLIŞLAR SİLSİLESİ
Hükümetin ‘Demokratik Açılım’ olarak nitelendirdiği, daha başkalarının ise Kürt Açılımı ...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

Millet CHP'ye dedi ki...

Mehmet Ali Bulut Dün seçimlerin diliyle milletin iktidara ne demek istediğini kendi perspektifimden aktarmaya çalmıştım. Tabii ki tüm söylenenlerin bundan ibaret olduğu söylenemez. Daha bir yığın madde eklenebilir…
Mehmet Ali Bulut


Belki dünkü yazıya bir paragraf daha eklemek gerekiyor ki o da, Ak Parti’nin merkeze oturmak için sarf ettiği gayretlerin, onu tabanından uzaklaştırdığını, Kürt meselesine yönelik yaklaşımlarının isabetli olmadığının görüldüğünü ifade etmek şeklinde olabilirdi…

Ne ise bugün konumuz iktidar değil. Konumuz CHP.

Esasında CHP belki de tek parti döneminden sonra ilk defa milletten bu kadar yakın ilgi görüyor. Ecevit’in 1977’lerideki ‘hakça düzen’ açılımı –ki o da dini bir kavramdır aslında- bir kenara bırakılırsa, hiçbir zaman CHP, ortalama insanların oyunu alamamıştır.
Benim ortalama insandan maksadım, ideolojik bağlantıları ve saplantıları olmayan insandır. Ülkenin daha iyi idare edilmesi, toplumsal refahın geliştirilmesi yönünde oy kullanan ve metbuiyyeti olmayan insanlar…

Eolojik kampını terk etmeyen, takım tutar gibi parti tutan insanları bir yana bırakırsak, genelde, yüzde 70’lik bir kesim var ki tamamen pragmatik, toplumsal çıkar doğrultusunda hareket eden bir kesim.

Çok partili döneme geçildikten sonra bu kesim önce DP’yi destekledi. O kapatılınca AP’yi iktidar yaptı. AP’den umduğunu bulamayınca bir ara, hakça düzenden bahseden Ecevit’e yöneldi -CHP’ye demiyorum- Kısacası ANAP’ı iktidara taşıyan, Refah’a iktidar yolunu aralayan ve daha sonra Ak Parti’yi iktidara taşıyan kesimden söz ediyorum.

Bu kesim, milli ve manevi değerlere önem veren, en azından saygı duyan bir kesim… Kendisi yapmasa da, yöneticisinin dine ve mille değerlere saygılı olmasını bekleyen bir seçmen profili…

Bu profil pragmatik düşünüyor. İktidarlardan bekledikleri tek şey devletle çatışmadan devletin zorbalığına karşı dik durmak ve sosyal refahı geliştirmektir. Bu açıdan herhangi bir partiye sonsuz bir sadakat de duymazlar. Sadakat milletin refahına ve demokratik haklardan yararlanmayadır.
Evet devletle kavga edilmesini istemez ama ancak, bürokratik baskı ve dayatmalarla statüko ile mücadele edebileceğine inandığı ekipleri iktidar yapar…
DP, AP, Ecevit, ANAP ve Ak Parti… hep bu yüzden desteklenmiştir…

İşte ilk defa bu kesimden CHP’ye çok az da olsa bir yönelme hissedildi.
Bu teveccühün sebebi de kesinlikle CHP’deki yeni açımlımdır. CHP bugüne kadar hep ‘milletin tepesine yumruk indirmek için bahane arayan’ bir devlet modelinden yana göründü.

Her türlü darbe ve dikta heveslileri, CHP içinde kendilerine taraftar buldu veya CHP bizzat o çalışmaların odağı oldu. Bugünkü CHP’yi tek parti döneminin vebaliyle yargılamak hakkımız yok elbet ama CHP liderinin kendisini Ergenekon örgütünün avukatı addetmesi gösteriyor ki CHP hala ancak darbeler yoluyla iktidar olabileceği varsayımından kendisini kurtaramamıştır.
Fakat bu seçimlerde kendine göre bir açılım yaparak, ilk defa, propaganda çalışmalarını irtica ve laiklik üzerine inşa etmedi…

Gerçi toplumun önüne herhangi bir proje de koymadı. Fakat ilk defa dine ve dindarlara saldırmadan bir propaganda yolu seçtiği için, toplumdan küçük de olsa bir ‘aferin!’ aldı.

Toplum dedi ki:
‘İşte böyle akıllı ol. Sen dine karşı tavırlı oldukça, mukaddesata saldırdıkça, iktidarlara yönelik savunmanı din ekseninde tuttukça ben sana itibar etmeyeceğim. Eğer projelerinle gelirsen, eğer dinden rahatsız olmadığını gösterir ve bunu kanıtlarsan, sana da iktidar olmak için bir fırsat tanıyabilirim…”

İnşallah CHP de bunu anlamıştır…
Ben ısrarla Baykal’ın ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemlerine dikkat ettim. Bir kere bile olsa, “hah bu iyi bir fikir” diyecek bir cümle duymadım.
Evet kendilerine ait bir proje veya ne yapacaklarına dair bir ışık yok ama ilk defa iktidarı din üzerinden değil, dosyalar ve yolsuzluklar üzerinden eleştirdikleri için iyi bir netice aldılar.

Bunun da kendi başarılarından mı yoksa iktidarın söylemlerinden rahatsız olan seçmenlerin, iktidara bir ders verme aruzusundan mı kaynaklandığı henüz belli değil.
Mamafih AK Parti, gerçek anlamda doğal oylarından bir şey kaybetmedi. Kaybettiği yüzde 8’lik oy, 17 Nisan e-muhtırası yüzünden sisteme kızıp Ak Parti’nin yanında yer alan kesimlerin, bekledikleri açılımları görmedikleri için, yeniden kendi kulvarlarına çekilmeleri sonucudur.
Dolayısıyla bana göre milletin CHP’ye söylediği söz, dinimle diyanetimle uğraşmaktan vaz geç. Beni zorla laiklik strecine sarmaya çalışırsan, ben de seni sandığa gömerim. Eğer adam gibi bana saygı duyar, dinimle uğraşmaz, eleştirilerini iktidarın yolsuzlukları arsızlıkları üzerine bina edersen, sana da fırsat verebilirim…

Bu teveccüh bir teşviktir. Hadi göreyim seni!

------------------------

Bu arada, Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenaze töreninde dikkatimi çeken bir konuya temas etmek istedim.

Gördünüz mü, 10 metre karelik bir alanda bütün devlet ekabiri vardı. Bu nasıl bir güvenlik siyaseti di başbakan, bakanlar ve genelkurmay başkanı bir arada tutulabiliyor. Allah korusun. Bir patlama çatlama olsa, devlet başsız kalacak. Amerikalılar, başkanla başkan yardımcısını aynı uçağa bile bindirmiyorlar. B devletin idarecileri bu kadar mı kıymetsiz…

Birilerine tuhaf gelebilir ama, bana göre güvenlik açısından bu durum ciddi bir zaaf, bir gaflet!

01.Nisan.2009 05:26:54

Puan: 4.0/5 (10 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar
   Vatandaş Emin
"Bu yazıya çok dikkat et " diye başlayan bir yazının her tarafından iftira ve bandak çamur kokusu geliyor.Bu tür yazıları neden bilerek siteye koyuyorsunuz? Nuh bey bu abuk sabuk yazılarla hangi beyinlere hitap ediyorsunuz? Yapmayın ALLAH aşkına! Bu yazıyı gönderen serserinin DİN,İNANÇ,VATAN ,MİLLET ,NESİL KÜLTÜR ,GELENEK ,GÖRENEK DİYE bir derdi yok. Tek kelime ile ateist bunu itiraf etsin yeter.Ondan başka bir şey yazmasını da beklemiyoruz. Müslüman mahallesinde salyangoz satacaksa yazmasın!Biz bu ve benzeri kendi benliğinden uzak yaşayan ve hiç bir kültüre sahip olamamış zavallılarla uğraşmak istemiyoruz. Onlar kendilerini zaten Mao,Marks,lenin ve Darwin gibilerle yeterince avutuyorlar.Öbür dünyalarında onlarla haşir neşir olacaklar,maymun gibi kalkacaklar ve dirilecekler.Daha söylenecek çok söz var ama bunları gale almaya bile değmeyecek kadar basit insanlarla uğraşmaya değmez. Onlar kendi içlerinde zaten bir bunalım yaşıyorlar. Birisi çıksada şu insanın Maymundan geldiğini gerçekten ispatlasa ütopyasında takılıp kalanlarla işimiz olmamalı. Bunlar insanlıktan nasibini alamayanlar...
   EFSANENİN SONU!
ALLAH ile "ALDATMAK" ŞAHANE; gerisi bahane!..DÜM tek tek, boşuyor eşlerini; eyvah!..Ah, olmadı Yaşar Nuri Öztürk Hocam!.."Allah'la aldatanları" kınıyordu; sonunda kendini örnek olarak sundu İlahi Adalet!..Ömrü mason karılarına konferans vermekle geçti..Bir türlü yaranamadı..İnsanlara KADIN haklarını anlatıp durdu...Ama şimdi kendi eşini sokağa attı, evine bile sokmuyor..Şahane'yi buldu, bıraksın bahaneyi!..Canan Hanım'a baktım, dinledim; ağlayasım geldi..Yaşar Hoca; JUDOCuymuş, hem de SİYAH KUŞAK; belinde de silahı varmış!..Can güvenliği nasıl olmaz diyor!.. NOT: Yaşar Hocam, HAYDAR BAŞ Hocam gibi oldukça iddialı girdiği siyasette ilk seçimlerde; bütün Türkiye genelinde ancak küçük bir cami cemaati dolusu(5-6 bin kadar) oy ancak alabildi!..Partisi; HYP; ancak sonuncu parti oldu!..
   Bu yazıya çok dikkat !...
Türkiye'deki İslamcılık Tehlikesi! Türkiye'nin iktidar partisi AKP, yonetiminin yedinci yılına girerken Türkiye artık bu partinin ikitidarı eline geçirdiği yıldaki laik ve demokratik ülke değildir. AKP bürokrasiyi kendi kontrolü altına geçirerek Türkiye'nin temel kimliğini değiştirmiştir. AKP'nin yükselişinden önce Ankara'nın yüzü Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'ya çevriliydi. Bugün, Avrupa Birliği'ne katılma retoriğine karşın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırıp Rusya ve İran'a yaklaştırmış ve Türk dış politikasının Orta Doğu'daki pozisyonunu yeniden şekillendirerek, İsrail'e duyulan sempatiden vazgeçip Hamas, Hizbullah ve Suriye'ye yönelik dostlukları geliştirmiştir. Amerikan karşıtı, anti-Hırıstiyan ve anti-Semitik duygular artış göstermiştir. Türkiye'nin bu radikal dönüşümün ardında sadece AKP'nin siyasi makinası değil, gizemli Hocaefendi Fethullah Gülen tarafından yönetilen sinsi İslamcı tarikat da vardır. Bu İslamcı tarikat, kendini hoşgörü ve uzlaşma savunucusu olarak göstermeye çalışıyor olsa da, tam tersi birtakım karanlık işlerin peşinde koşmaktadır. Bugün Fethullah Gülen ve takipçileri, yani Fethullaçılar, sadece iktidarı etkilemekle yetinmiyor, iktidarı ele geçirmeye çalışıyorlar. Bugün Türkiye'de 85 bin cami var. Yani, her 800 vatandaşa bir cami düşüyor. Bunu bir de hastane sayısıyla karşılaştıralım: Her 60 bin vatandaşa bir hastane. Türkiye'de kişi başına düşen cami sayısı dünyadaki en büyük orandır. Bir de 90 bin imamı düşünün. Doktor ve öğretmen sayısından daha çok. Türkiye'de medrese benzeri binlerce imam-hatip okulu ve sayısı 4.000'i aşan devlet destekli resmi Kuran kursları var—bu rakama gayri resmi Kuran kursları dahil değildir. Onları da eklerseniz, en az on kez daha büyük bir rakamla karşılaşabilirsiniz. Diyanet İşleri Bakanlığı'nın harcamaları beşe katlanmıştır. 2002'de 553 trilyon Türk lirası (yaklaşık 325 milyon Amerikan doları) harcama yapmış olan bakanlık, harcamalarını AKP'nin ilk dört buçuk yıllık iktidarı sırasında 2.7 katrilyon liraya çıkarmıştır. Bu bakanlığın bütçesi diğer sekiz bakanlığın toplam bütçesinden daha büyüktür.[1] Türkiye'de Cuma namazına katılım oranı, İran'ınki aşıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay'ın hükümlerine karşın, devlet okullarında zorunlu Sünni İslam eğitimi devam ediyor.[2] Hem Başbakan Erdoğan, hem Diyanet İşleri Bakanı Ali Bardakoğlu «ulema danışalım» a karşı gösterilen tepkileri eleştirmişlerdi. Bütün bu gelişmeler arasında, Fethullah Gülen Türkiye'nin siyasi platformunu şekillendirmeye çalışan bir artör olarak ortaya çıkıyor. Bunu yaparken de hem AKP'nin içindeki yandaşlarını kullanıyor, hem de cemaatin inanılmaz derecede büyük meyda imparatorluğunu, finans kurumlarını, bankalarını, işletme birimlerini, binlerce okul, üniversite, ışıkevleri ve benzeri kurum ve kuruluşlardan oluşan uluslararası ağını harekete geçiriyor. Fethullah Gülen bir finans imparatorudur. En iyi tahminlerle, 25 milyar dolarlık kontrol dışı ve karanlık bir bütçesi var.[3] Fethullahçı cemaatin AKP'yi doğrudan destekleyip desteklemediği, AKP'yi iktidara getiren güç olduğu henüz tam anlamıyla kanıtlanmamış olsa da, detaylar o kadar da önemli değil. Her ne olursa olsun, Fethullah hareketi AKP'nin iktidara gelmesini sağlayan en büyük güçtür. Fethullah Gülen'in Geçmişi 1942 yılında Erzurum'da doğan Fethullah Gülen, kendisini peygamber olarak kabul eden bir imamdır.[4] Batı dünyasında pekçok kişinin reformcu ve hoşgörü[5] savunucusu olarak alkışladığı, Türkiye ve Türkiye ötesi için ılımlı İslam"ın katalizörü olarak kabul edilen sırlarla dolu bir kişi Gülen. Batı'da, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde, bir «aydın» , «bilim adamı» ve «eğitimci» [6] olarak övülen Fethullah Gülen'in eğitimi beş yıl devam ettiği ilkokulla sınırlı. Sertifikasını aldıktan sonra, önce Edirne'de daha sonra da İzmir'de imamlık kariyerini devam ettirdi. Gülen, 1971'de yasadışı dinî faaliyetlerinden dolayı (örneğin, yasadışı yaz kamplarında gençlerin beynini yıkamak) güvenlik güçleri tarafından tutuklandı ve ondan sonra zaman zaman son derece laik Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yakın takibe alındı.[7] 1981 yılında, vaizlik görevinden emekli oldu. Kendisini dinlerarası diyaloğun savunucu olarak pazarlayabilmek için Papa II. John Paul ile diğer Hıristiyan liderler ve Musevî hahamlarla[8] buluşup bu üç din arasındaki ortaklıkları vurguladı. Fethullah Gülen, kendisini ve hareketini Anadolu mistisizminin günümüzdeki hoşgörü versiyonu olarak satmaya çalışıyor; bu yaparken de Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Yunus Emre gibi büyük mistik düşünürlerin edebî eserleri kullanıyor; kendisinin bu sufilerin hoşgörü mesajlarını paylaştığı sahte imajını yaratmaya çalışıyor.[9] Bu düşünürlerden yapılan alıntılar Fethullah Gülen'in propaganda malzemelerini süslüyor. Fethullah hareketi, emrindeki bütün örgütler ve üniversiteler (büyük paralar akıtmaya devam ettiği Georgetown üniversitesi dahil), Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Avrupa'da Gülen konferansları düzenliyorlar. Ekim 2007'de, İngiltere Lordlar Kamerası Fethullah Gülen onuruna bir konferans organize etti. Gülen, Sa'id-i Nursî olarak da bilinen Şeyh Sa'id-i Kürdî'nin (1878-1960) öğrencisi ve mürididir. Nursî İslamcı Nur hareketinin kurucusudur.[10] Kurtuluş Savaşı'ndan sonra, yeni Türk parlementosunda yaptığı bir konuşmada, Cumhuriyet'in İslamcı temellere dayandırılması gerektiğinin savunusunu yapmış; Atatürk'e, Atatürk devrimlerine, çağdaş ve laik Cumhuriyet'e ihanet etmiştir. Gülen, 1998'de şeker hastalığı tedavisi bahanesiyle Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçtı. Bu göç aynı zamanda Gülen'in 2000'de Türkiye'yi dinî bir ayaklanmaya teşfik eden ve gizli kameralarla kayda alınan vaazlarından dolayı yargılanmasını da örtbas edebilmesi imkanını sağladı. Gönüllü sürgününden buyana, Fethullah Gülen Pennsylvania'nın doğusunda, şehirden uzak büyük bir malikânede kendisini koruyan ve hizmette kusur etmeyen yaklaşık 100 müridiyle ikamet ediyor. Bu uşaklar, türban ve cübbeli geleneksel İslamcılar gibi değil, eğitim görmüş, takım elbise giyip kıravat takan çağdaş görünümlü erkeklerden oluşuyor. Uşaklar, Hocaefendi'lerinin emirlerine bağlı, hatta Hocaefendi'nin buyruğu gereği elli yaşlarına kadar evlenmeyi reddeden kişilerden oluşuyor. Bir gün evlendiklerinde, Fethullah'ın direktifleri doğrultusunda, eşlerinin şeriat kurallarına göre giyinmeleri zorunlu tutuluyor.[11] Gülen'in Eğitim Şebekesi Fethullah Gülen şebekesinin temelinde onun eğitim kurumları var. Gülen'in eğitim şebekesi muhteşem. Tam otuz beş yıl Fethullah'ın sağ kolu olarak görev yapmış olan Nurettin Veren'in tahminlerine göre, Türkiye'deki iki milyon hazırlık okulu öğrencisinin yüzde 75'i Gülen okullarına kayıt yaptırmıştır.[12] Gülen, bütün Türkiye'ye yayılmış binlerce seçkin ortaokulu, üniversiteyi ve öğrenci yurlarını kontrolü altında tutuyor. Bunlara en büyüğü Fatih Üniversitesi olan özel üniversiteler de dahil. Türkiye dışında Gülen hareketi yüzlerce ortaöğretim kurumu ile dünyanın her yanına yayılmış, yaklaşık 110 ülkede düzinelerce üniversite işletiyor. Fethullah bütün bunları Allah rızası için yapmıyor elbette. Gülen'in adamları 8 ila 12. sınıf gençliğini hedefleyip, bu gençleri Işıkevleri'nde eğitime tabi tutup beyinlerini yıkıyorlar. Fethullah okullarında eğitilen bu gençler gelecekteki hukuk, politika ve eğitim kariyerlerine hazırlanıyorlar. Bu süreçte hedeflenen tek bir amaç var: bu gençleri geleceğin İslamcı Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetici sınıfları olarak hazırlamak. Emirlerini doğrudan Fethullah Gülen'den alan zengin Fethullahçılar, okullar ve Işıkevleri açmaya devam ediyorlar. Bu, Sabah yazarı Emre Öz'ün «eğitim cihadı» dediği olaydır.[13] Bu okullar şebekesi, daha büyük bir stratejinin sadece küçük bir parçasını teşkil ediyor. 2006'da yaptığı bir mülakatta Nurettin Veren «Bu okullar dükkânların vitrini gibidir. Örgüte yeni katılımlar ve İslamcılaştırma faaliyetleri gece derslerinde yapılıyor... Bizim eğittiğimiz öğrenciler şimdi Türkiye'nin en yüksek mevkilerinde oturuyorlar. Bunların arasında, valiler, hâkimler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapan subaylar var. Hükûmetin parçası bakanlar var; bunlar Gülen'e danışmadan hiçbirsey yapmazlar» demişti.[14] AKP'nin tartışılan eğitim politikaları ve yandaşı Fethullahçı okullarda devam eden İslamcı beyin yıkama faaliyetleri,Türk toplumunun İslamcılaştırılması sürecini hızlandırmıştır. İktidarının ilk döneminde, Erdoğan'ın AKP hükûmeti okul kitaplarını değiştirmiş, dinî dersleri vurgulamış ve binlerce imam Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki kadrolarından alınıp Türkiye'nin her yerinde öğretmen ve yönetici olarak atanmıştır.[15] Aynı zamanda bir Fethullah Gülen sempatizanı olan, Türkiye'nin ilk İslamcı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yusuf Ziya Özcan gibi bir Fethullahçıyı YÖK Başkanı olarak atamıştır. Gül, Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanarak, pekçok Fethullahçıyı Türkiye Cumhuriyeti'nin üniversitelerine rektör olarak atamayı da başarmıştır. Türkiye dışında da Fethullahçı okullar örgüte yeni üyeler kazandırmak için kullanılan bereketli topraklar gibidir. Türk kökenli Fransız bilgini Bayram Balcı, Institut d'Etudes Politiques'te savunduğu, «Orta Asya'daki Gülen Okulları» konulu doktora tezinde şunları yazmıştı: «Fethullah'ın amacı Türk milletinin İslamcılaştırılması ve dış ülkelerde İslamın Türkleştirilmesidir. Fethullah'ın yurtdışındaki düzinelerce okulu—çoğu erkek çocuklar için açılmıştır—doğrudan «okul içinde» olamasa da «okul dışında» zorla İslam'a döndürme amacıyla kullanılmaktadır.» Balcı konuya biraz daha açıklık getiriyor: «Fethullah devlet, din ve toplum arasındaki ilişkiyi yeniden canlandırmak istiyor.» [16] Fethullahçı Nur hareketinin Orta Asya'daki okulları, yıllarca Sovyet baskısı tarafından laikleştirilmiş bölgelerde İslam'ın yeniden canlandırılması için mücadele etmektedir. Balcı bu durumu şöyle açıklıyor: «Cemaat'in amacı, geleceğin İngilizce ve Türkçe konuşan, Fethullahçılara ve Türkiye'ye olumlu bakan milli elitlerini eğitip etkisi altına almaktır.» Bu kuşkular nedeniyle bölgedeki pekçok ülke Gülen'in eğitim kurumlarına karşı önlemlerini almıştır. Özbekistan bu okulları şeriatı teşfik ettikleri gerekçesiyle yasaklamıştır.[17] Rus hükûmeti de Fethullah hareketinin Federasyon'un çoğunluğu Müslüman olan bölgelerdeki faaliyetlerine kuşku ve endişeyle bakmakla kalmayıp sadece Gülen okullarını değil, Nur tarikatının ülkedeki bütün faaliyetlerini yasaklamıştır.[18] Elbette Özbekistan ya da Rusya çoğulculuğa verdikleri önemle bilinen ülkeler değil ama Gülen okullarına ve Fethullahçı beyin yıkama faaliyetlerine karşı duyulan şüpheler, Hollanda gibi ülkelere de sıçramıştır. 2008'de Hollanda'nın Hırıstiyan Demokrat, İşçi, ve Muhafazakar partileri, Türk imamı Fethullah Gülen'le ilişkisi olan kurumlara yapılan devlet yardımlarının birkaç milyon Euro düzeyinde kesilmesini öngörmüş ve Gülen cemaatinin bütün faaliyetlerinin en ince detaylarına kadar soruşturulmasını istemiştir. Bu kararın verilmesinde Gülen'in Işıkevi'nde çalışan Amsterdam merkezli Uluslararası Soysal Tarih Enstitüsü directörü Erik Jan Zürcher ile beş eski Fethullah cemaati üyesinin Hollanda televizyonda Cemaat'n adım adım laik düzeni yıkmaya çalıştıklarını belirtmeleri etkili olmuştur.[19] Soruşturmaya alınan kurumlar Gülen hareketiyle olan bağlarını inkâr etmiş olsalar da, Zürcher hareketin Batı'yla olan bütün ilişkilerinde tipik takiyye ideolojisini uyguladığını belirtti. Adı belirtilmeyen ama Gülen okullarında ve Işıkevleri'nde çalışmış eski bir Cemaat üyesi, Fethullahçıların Hollandalıları «pis, günahkâr kâfirler» olarak tanımladıklarını rapor etti. Aynı kişi, Fethullahçıların «En iyi Hollandalı Müslüman olmuş olandır. Bütün Hollandalılar Müslümanlaştırılmalıdır» dediğini belirtti.[20] Güya «hoşgörü» öğreten ve yüzden fazla ülkede at koşturan binlerce Fethullahçı okuldan bir tanesi bile Suudi Arabistan ya da İran gibi şeritın pençesine düşmüş ülkelerde faaliyet göstermiyor. Bu okullar, laik Müslüman ve Müslüman olmayan ülkelerdeki öğrencileri radikal İslamcılığa yönlendirmeye programlanmışlardır. Kontrol Mekanizmalarının Altüst Edilmesi Fethullahçılar Türkiye'nin 200,000 polisli Emniyet teşkilatını işgal etmeyi de başarmışlardır. Bu sızmanın korkunç etkilerinden biri, Fethullahçı polislerin laik Cumhuriyet'e bağlı polisleri sindirip yerlerine Hocaefendi'ye bağlı polisleri yerleştirmiş olasıdır. Nurettin Veren'in sözleriyle, «Emniyet teşkilatında polis üniforması giyen imam başkanlar var. Pekçok komiser emirlerini bu imamlardan alıyor.» [21] İstanbul Emniyet Teşkilatı bünyesinde yer alan Organize Suçlar Masası'nın eski başkanı Serdar Saçan hazırladığı raporlarda Fethullahçı örgütün güvenlik güçlerine sızdığını doğrulamıştır. Saçan, 2006'da verdiği bir mülakatta şunları söylüyordu: «Fethullahçılar, Emniyet Teşkilatı bünyesindeki örgütlenmelerine 1970lerde başlamışlardır. Polis akademilerinde, öğrenciler sınıf komiserleri tarafından Işıkevleri'ne götürülüyorlardı. Bu komiserlerden biri bugün Emniyet Teşkilatı'nın başına geçmiştir. Benim Polis Akademisi'nde bulunduğum yıllarda, mesela AKP'nin iktidara geldiği 2002'de, Fethullah Gülen örgütüyle ilişkisi olmayan polislerin ya maaşları kesilmiş ya da işten atılmışlardır... Polis Akademisi'nden birincilikle mezun oldum ve yirmi dört yıllık kariyerim boyunca mesleğimdeki üstün başarılarımla gurur duydum. 2002'den sonra, AKP terfi etmemi engelledi. AKP, sadece dosyaları karşıdevrimci İslamî faaliyetlere katılmakla kirlenmiş polisleri terfi ettirdi... Teşkilat'ta yükselmenin tek yolu, belli bir Cemaat'e üye olmaktan geçiyordu. Bugün Emniyet Teşkilatı'ndaki üst düzey polislerin yüzde sekseni Fethullah Cemaati'nin üyesidir» . [22] Elbette bu tip afedelerin bir bedeli vardır.[23] Ekim 2008'de, Türk polisi Saçan'ı «hükûmeti devirmeye çalışan Ergenekon'a üye olduğu» komplosuyla tutuklamıştır.[24] Perçok araştırmacı, Ergenekon komplosunun AKP hükûmetinin kendisini eleştirmeye kalkışan kişileri taciz edip cezalandırmak için kullandığı bir siyasi mekanizma olduğuna inanıyor.[25] Gazeteci yazar Merdan Yanardağ Ankara Emniyet Teşkilatı'ndaki İslamcı sızmaya dair bazı istatistikler sunmuştur. Yanardağ şöyle diyor: «Ramazan'dan önce Ankara Emniyet Teşkilatı'ndaki personele yemek sayısını belirlemek bahanesiyle Ramazan'da oruç tutup tutmayacakları sorulmuştur. 4.200 memur arasından sadece 17'si oruç tutmayacaklarını belirtmiştir. Bu on yedi kişiden bazılarının hasta olabileceğini de göz önüne alırsanız, bu oranın ne ölçüde korkunç olduğunu anlarsınız.[26]» 2008 baharındaki telefon dinleme skandalları da Emniyet Teşkilatı'nın en önemli birimlerindeki Fethullahçı yapılanmayı göstermektedir. Nisan 2007'de Türk Emniyet Teşkilatı'na mahkeme kararıyla verilen sınırsız yetkileri kullanarak, teşkilatın Türkiye'deki bütün telefon, cep telefonu, SMS, e-posta, fax ve internet iletişimlerini gizlice kaydetmesi, pekçok Türk vatandaşının kişisel telefon konuşmalarının Fethullahçılar tarafından dinlendiği korkusu daha da büyümüştür.[27] Fethullahçıların Emniyet Teşkilatı'nı istila etmesi, teknolojiyi kısıtlayıp bilgiyi denetimleri altında tutması, Türkiye içindeki siyasi emellerini gerçekleştirmelerini sağlıyor. Söz gelimi, Şubat 2008'de Tuğgeneral Münir Erten'in gizlice kaydedilmiş Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak Kürdistan'ına yapacağı askerî operasyon hakkındaki konuşması, Genelkurmay Başkanı ile yaptığı özel görüşmenin detayları ile General Ergin Saygun'un sağlık durumuyla ilgili kişisel bilgiler pekçok websitesinde yayınlanmıştır.[28] Bir sonraki ay YouTube dahil pekçok websitesi, savcı Salim Demirci ile bir meslektaşı arasındaki Erdoğan ve o zamanki Diyarbakır valisi ve Erdoğan ofisinin danışmanı olan Efkan Ala hakkındaki konuşmaları yayınlanmıştır. Erdoğan, Demirci hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.[29] Haziran 2008'de, İslamcı Vakit gazetesi Saygun'un tıbbî raporunun tamamını yayınlamış, şeker hastası olduğunu ve Gülhane Askerî Hastanesi'nde gördüğü bütün tedavileri ve aldığı bütün ilaçları bütün detaylarıyla yayınlamıştır.[30] Konuşmaları gizlice dinlenip kaydedilenler arasında Yüksek Öğretim Kurumu'nun eski başkanı Erdoğan Teziç ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin ileri gelen üyeleri de vardı. Bu gizli kayıtlar, İslamcı websitelerinde ve Fethullah Gülen'in gazeteler şebekesinde yayınlanmıştır. Pekçok Türk gazeteci bu konuşmaların Fethullaçılar tarafından kontrol edilen polis teşkilatı tarafından gizlice kaydedildiğine inanmaktadır. Raporlara göre, dinleme masasının başındaki şahıs, Ağustos 2005'te Tayyip Erdoğan tarafından göreve getirilmiş bir Fethullah Gülen örgütü üyesidir.[31] Vakit, Yeni Şafak, Zaman, and the AKP yanlısı «liberal» Taraf dahil, bütün İslamcı gazeteler, devlet binaları ve askerî karargâhlardaki özel konuşmaları yayınlamışlardır. İslamcı, AKP yanlısı medya, güya AKP hükûmetini yıkmayı amaçlayan sözde Ergenekon komplosunun laik askerî personeli, gazetecileri ve üniversite profesörlerini kapsayan «çok gizli» polis operasyonunun kanıtlarını yayınlamaktan çekinmemiştir.[32] Bu tür sızıntıların en önemli amacı, AKP'ye karşı çıkan, onu eleştiren herkesi anında taciz edip cezalandırmak ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaktır. Polis Teşkilatı'ndaki İslamcılaşmanın, AKP karşıtı göstericilerin maruz kaldığı polis zorbalığına da katkıları çok büyük olmuştur. 1 Mayıs 2008'de polis, İstanbul'un Taksim Meydanı'nda 1 Mayıs Bayramı'nı kutlamak isteyen işçilere gaz bombaları, biber gazı ve sopayla işkence etmiştir. Pekçok gösterici yaralanmıştır.[33] İşçi sendikaları ve muhalefet partileri, polis zorbalığını şiddetle kınamış ve Erdoğan'ı muhalif sesleri polis aracılığıyla susturmakla suçlamıştır.[34] Polis, İstanbul Tuzla limanındaki işçi protestolarını da bastırmıştır.[35] Aynı şekilde, polis, Erdoğan'ın politikalarını eleştirmeye kalkışan vatandaşları taciz etmiştir. Erdoğan'ın korumaları, Erdoğan'ın sosyal güvenlik politikalarını açıkça eleştirdiği için, 46 yaşındaki Antalyalı bir adamı kaçırmış, adamı kimselerin bilmediği bir yerlere götürüp dövmüş, tehdit etmiştir. Bu saldırıya maruz kalan adam, Erdoğan'ın korumalarının evine gizlice silah ya da uyuşturucu madde saklayabileceklerini, kendisini öldürebileceklerini bildirmiştir.[36] Türk Silahlı Kuvvetleri anayasanın garantörü olsa da, Nurettin Veren, Fethullahçıların polise ve diğer kurumlara olduğu kadar, orduya da sızdıklarını iddia etti: «Fethullahçı subaylar bir zamanlar bizim öğrencilerimizdi. Onları mali açıdan destekledik, eğittik, onlara yardımcı olduk. Bu minnettar çocuklar mezun olup etkili mevkilere çıktıklarında, kendilerini ve mevkilerini Fethullah Gülen'in hizmetine adadılar... Emir ve direktifleri Fethullah verir ve bu subaylar sayesinde devlet içindeki iktidarını korur... Fethullah'ın öğrencileri polis akademisinden, askerî okullardan mezun olduklarında—tıpkı yeni doktorlar ve avukatlar gibi—minnetkârlıklarını kanıtlamak için ilk maaşlarını Fethullah Gülen'e verirler. Hatta yeni mezun olmuş subaylar, mezuniyet töreninde kendilerine verilen kılıçları Fethullah'a hediye ederler.» [37] Nurettin Veren'e göre, Fethullah Gülen Türk Silahlı Kuvvetleri'ki her kırk İslamcı subay içinden bir tanesinden fazlasının atılmamasını, geriye kalan İslamcı subayların ise sanki hücre evlerindeymiş gibi gizlenmeleri gerektiğini savunmuştur. Bu tip iddialar komplö teorilerinin ürünleri gibi görünseler de, son zamanlardaki AKP yanlısı medyaya yapılan sızıntılar, askerî kadrolara sinmiş pekçok İslamcı gücün olduğunu kanıtlıyor; Fethullah Gülen'e bağlı altyapının Genel Kurmay Başkanlığı'nda önemli bir yeri olduğu spekülasyonlarını ortaya atıyor. Yüksek Askerî Şura'nın, tarihinde ilk kez, hiçbir şüpheli İslamcı subayı ordudan atmaması, bu tip spekülasyonlara geçerlilik kazandırıyor. AKP hükûmeti, Gülen hareketine yargı analında da yardımcı olmuştur. İktidarının ilk beş yılında Erdoğan, binlerce yargıç ve savcıyı AKP yanlısı kişilerce değiştirmiştir. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı da bir İslamcı olduğuna göre, selefi Ahmet Necdet Sezer'in aksine, bu tip önemli pozisyonlara İslamcıların atanmasını veto etmesi pek mümkün görünmüyor. Tam tersi, AKP bu tip binlerce yeni atamalar yapmak istiyor.[38] AKP, yargıç adaylarının İslam'a ve İslamcılığa bağlılıklarını ölçmek için önce AKP bürokratları tarafından mülakata tabi tutulmasını zorunlu kılan bir yasa çıkarmıştır. AKP'nin yargı sistemini hedeflediğinin en belirli örneklerinden biri, Van Üniversitesi eski rektörü Yücel Aşkın'ın AKP yanlısı, laiklik düşmanı kişilerce tacize ve cezalandırmaya tabi tutulmuş olmasıdır.[39] Buna, savcının Genelkurmay Başkanı olmadan önce General Yaşar Büyükanıt'ı Şemdinli soruşturmasına bulaştırmaya çalışmış olması ve Ergenekon masalı da eklenebilir. Bu tip inanılmaz bir şekilde politik ve intikam duygularıyla beslenen davalar, Utah Üniversitesi siyaset bilimcisi Hakan Yavuz gibi bazı eski Fethullah Gülen sepatizanlarının fikir değiştirmelerine neden olmuştur. Bir mülakatta, Yavuz odatv.com'a dört önemli hukukî davanın düşüncelerini değiştirdiğini bildirmiştir: Aşkın davası, Şemdinli davası, 2005'te gerçekleştirilen Atabeyler operasyonu (sözde Tayyip Erdoğan'a süikast düzenlemeye çalışan bir «çete» ye karşı yapılan operasyon)[40] ve Ergenekon masalı (soruşturması). Yavuz şöyle açıklıyor: «Cemaat bu dört davayı da yönlendirmeye çalışmıştır. Cemaat'in gazetelerinin arşivlerindeki Yücel Aşkın'ı yok etmeye yönelik iftira dolu raporlara bakın! Şimdi de Ergenekon masalı! Bu derece önemli insanları yargısız, bir yıldan fazla hapisanelerde çürütmek kabul edilebilir birşey değil.» Yavuz, Gülen Cemaati'nin kendi üyelerine çok başka bir dille konuştuğunu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel felsefesiyle çelişen bir siyasi ajanda peşinde koştuğunu vurguladı. Hakan Yavuz, Fethullahçıları insanları parayla satın almakla suçladı. Yavuz, Fethullahçıların insanları büyük paralar karşılığı Cemaat'e kazandırmaya çalıştıklarını ve onların laik Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı konuşup yazı yazmaları için, herhangi bir fatura vermeksizin, Cemaat tarafından satın alındıklarını itiraf etti.[41] Beşinci Aşama Polis, ordu ve mahkemeler Türkiye Cumhuriyeti bünyesindeki birtakım resmî yapılanmalar aracılığıyla normalde hukukun üstünlüğünü korumakla yükümlü gibi görünse de, birtakım güçlerin Türk medyasını kontrol ve suistimal etmesi mümkündür. Türk medyasının geleneğinde gücü kötüye kullanma ve yolsuzluğu korkusuzca duyurma vardır. Erdoğan başbakanlık koltuğuna oturduğu günden itibaren «basın özgürlüğü» kavramından ne kadar nefret ettiğini kanıtlamıştır. Erdoğan'ın böyle bir kavrama tahammülü yoktur. AKP hükûmeti, sistemli bir şekilde sadece hükûmeti öven ve hükûmet adına konuşan bir medya tekeli yaratmaya çalışmıştır. Erdoğan kontrol edemediği medya organlarına acımasızca saldırmıştır. Yönetiminin daha ilk döneminde Erdoğan altmış üç gazeteciye, pekçok yazara ve muhalefet partilerinin millet vekillerine karşı yüzden fazla dava açmıştır. Bu davaların tam sayısı büyük bir ihtimalle çok daha korkunç boyutlardadır. 2008'de Erdoğan, Demokratik Sol Parti'nin parlementoda, gazetecilere karşı kaç tane dava açtığına dair yönettiği soruyu, bu tip bilgilerin kendi «şahsî» hayatıyla ilgili olduğu gerekçesiyle yanıtsız bırakmıştır.[42] Erdoğan'ın hür gazeteciler aleyhine açtığı davaların nedeni, diğer demokrasilerde son derece normal olarak karşılanan eleştirilerdir. Mesala, 2005'te Erdoğan Cumhuriyet gazetesi karikatüristi Musa Kart'ı kendisini bir yumak ipliğe sarılı bir kedi olarak resmettiği için mahkemeye vermiştir. Aynı şekilde, geçen yıl haftalık mizah dergisi Leman'ı 30 Ocak 2008'deki kapağında kendisini küçük düşürdüğü gerekçesiyle dava etmiştir.[43] Erdoğan, açtığı bu davaların kimilerini kaybetmiş olsa da, davaların etkisi tüyler ürperticidir. Gazeteciler, yaptıkları her eleştirinin malî bir bedeli olduğunu, Başbakan tarafından cezalandırılacaklarını, hatta yayınlarının AKP kanalıyla toplatılabileceğini biliyorlar.AKP'nin altı yıllık iktidarı süresinde, hükûmet pekçok medya organını pençesine alıp AKP yandaşı Fethullahçı holdinglere satmıştır. Söz gelimi, 2007'de TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu), Türkiye'nin ikinci büyük medya grubu olan Sabah-ATV'yi bir geceyarısı baskınıyla ele geçirmiştir. Erdoğan tarafından atanan kişilerce doldurulan TMSF, daha sonra yönetim kurulu başkanlığını Erdoğan'ın damadının yaptığı Çalık Holding'e satılmıştır. Çalık, bunun finasını iki devlet bankasından aldığı borçla ve Katar merkezli bir medya şirketine Sabah hisselerinin yüzde yirmibeşini satarak gerçekleştirmiştir. Ahmet Çalık'ı Ocak 2008 Suriye ziyareti sırasında Katar Emiri Hamad bin Halife'le tanıştıran kişi ise Abdullah Gül'dür. Çalık Şubat'ta Gül'e, Nisan'da Erdoğan'a Katar ziyaretleri sırasında eşlik etmiştir. Medya, Sabah-ATV grubunu satın almak isteyen diğer ticaret birliklerinin Erdoğan tarafından ihaleden çıkmaya zorlandıklarını, böylece Çalık'ın tek ihale teklifçisi konumuna kavuşturulduğunu bildirmiştir.[44] O zamandan beri Sabah gazetesi hizmette kusur etmeden AKP'nin savunuculuğunu yapıyor. Eylül 2008'de Erdoğan bütün parti üyelerinin ve yardımcılarının Doğan Medya Grubu'nun gazetelerini boykot etmesini emretti. Bunun tek sebebi, Doğan Grubu'nun İslamcı «yardım kurumları» nın para aklama faaliyetlerini yayınlamasıydı.[45] Zaman, Sabah, Yeni Şafak, Türkiye, Star, Bugün, Vakit, ve Taraf gibi İslamcı gazeteler ile İslamcı televizyon kanallarını ve radyo istasyonlarının AKPci ve/veya Fethullahçı sahipleri vardır. Tirajlarına baktığımızda, İslamcı gazetelerin Türkiye'deki gazete satışlarının en azından yüzde kırkını ellerinde tuttuklarını görüyoruz.[46] Fethullah Gülen'in Planları Holdinglerin Türk toplumunda her zaman çok önemli bir yeri olmuştur. Aydın Doğan ve Mehmet Emin Karamehmet gibi laik işadamlarının hem endüstri alanında, hemen de medya, bankacılık sektörü, hatta eğitimde önemli çıkarları vardır. Ama Türkiye tarihinde başka hiçbir kişi Fethullah Gülen'inki gibi Türk toplumunu kökten değiştirmeye çalışan bir siyasi hareket başlatmamıştır. Bugün Gülen güçlü bir partizan medyayı kontrolü altında tutuyor. Bu şebeke sadık bürokratları, partizan üniversiteleri, akademiyi, partizan savcı ve yargıçları, partizan emineyet ve istihbarat kurumlarını, partizan kapitalist ticaret odalarını, sivil toplum kuruluşlarını, işçi sendikalarını, partizan öğretmenleri, doktor ve hastaneleri içeriyor. Fethullah Gülen'i bu denli tehlikeli kılan nedir? Bu sorunun en iyi yanıtı Gülen'in kendi vaazlarında gizlidir. 1999'da Türk televizyonu Gülen'in üyelerinden oluşan bir kalabalığa vaaz verdiği bir video kaydını yayınlamıştır. Bu kayıtta Fethullah Gülen, Şeriat kurallarıyla yönetilen bir İslamcı Türkiye hayalerini ve bu hayalleri nasıl gerçekleştireceğinin yollarını anlatıyordu. Gülen vaazlarda şunları söylüyordu: «Belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar... bu şekilde hizmete devam etmeleri şarttır, zaruri ve luzumlu. Yanlış birşey yapar, kıvama ulaşılmadan, özleriyle tam bütünleşmeden, gereken mesafe alınmadan, bir kısım erken vuruş diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa dünya başlarını ezer ve Müslümanlara Cezayir'deki hadise gibi yeni bir hadise yaşatırlar. Suriye'deki 82 vakıası gibi bir fecaat yaşatırlar. Her sene Mısır'da yaşanan fezaat ve fecaat gibi fezaat ve fecaat yaşatırlar... Böyle bir dönemde, tam özünüzü bulacağınız, kıvama ereceğiniz ana kadar dünyayı sırtınıza alıp taşıyabilecek güce ulaşacağınız ana kadar... Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekebileceğiniz ana kadar her adım erken sayılır. Her adım yirmi gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi birşeydir. Civcivleri terkedip terkeden bir kuluçka gibi civcivleri doluya, fırtınaya terketmek gibi birşeydir. Ve burada yapılan şeyler bunlardır. Burada yapılan şeyler mikro planda dünyayla hesaplaşma işidir... Bunca kalabalık içinde ben bu duygu düşüncemi sözde mahremce anlattım ama sizin mahremeyete sadık, mahremiyet mevzuunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım. Biliyorum ki elinizdeki meyve suları boş kutularını dışarı çıkarken bir çöp kutusuna attığınız gibi bu düşünceleri de... çöp kutusuna atıp geçeceksiniz.» Fethullah şöyle devam ediyor: «Her yerin kapalı olduğu, kapıların kilitlenmiş olduğu zamanlarda bizim Işıkevlerimiz eskisinden çok daha önemli görev yaptılar. Eskiden medreseler vardı, görevleri vardı, okulların görevleri vardı, tekkelerin görevleri vardı. Bu Işıkevleri okul olmak, medrese olmak, aynı zamanda tekke olmak zorundaydı... İzin devletten gelmedi, devletin kanunlarından gelmedi, bizi yönetenlerden de gelmedi. İzin Allah'tan geldi... Allah camilerde olduğu gibi, isminin bu evlerde anılmasını, çalışılmasını, öğretilmesini istiyordu.[47]» Başka bir vaazda Gülen şunları söylüyor: «Çok sancılı bir baharda yaşıyoruz. Yeni bir millet doğuyor. Milyonların milleti doğuyor, yüzyıllarca yaşayacak, Allah'in izniyle. Kendi kültürüyle kendi yapısıyla. Bir doğum nasıl sancı verirse, milyonlarinki de sancısız olamaz. Elbette sancı çekecegiz. Bir millet ateizme açılmışken, materyalizme açılmışken, kendinden kaçmaya alışmışken... kendine ait bütün değerleri arkasına atıp bir mevcud-ı mechule, bir ma'şuk-ı mechule doğru koşmuşken... geriye dönülmesi zannelidiği kadar kolay olmayacaktır ve bunun için ne çekilse... değer.[48]» Ve Gülen başka bir vaazında meydan okuyor: «Bizim hizmetimizin felsefesi biryerlerde bir ev açmaktır ve bir örümceğin sabrıyla ağlarımızı öreceğiz, insanların gelip bu ağlara düşmesini bekleyeceğiz ve ağlara düşenleri eğiteceğiz. Biz ağlarımızı onları yemek için değil, kurtuluşlarını göstermek, ölü vücutlarına ruhlarına can vermek için kuruyoruz.[49]» Fethullahçıların çoğu ve Cemaat'e çalışan İslamcı medya, bu vaaz kayıtlarının belli ölçülerde tahrif edilmiş olduğunu iddia etseler de,[50] Fethullah Gülen örgütünden kaçmayı başarmış kişilerce hazırlanan video kliplerinin sayısına bakarsanız, bu iddia ve inkârların tutarsızlığı daha iyi anlaşılır. Fethullah Gülen'e Amerikan Hükûmeti Desteği İddiaları Pekçok Türk analist, Gülen ve Amerikan hükûmetindeki detekleyicilerinin henüz seçimleri kazanmadan önce Erdoğan'a Beyaz Saray'dan bir davetiye temin ettiğine inanıyor. O zamanlar Erdoğan'a İslamcı faaliyetleri nedeniyle politika yasağı getirilmiş ve bu olay 2002 Türkiye seçimlerinden önce bir ABD onayı olarak sunulmuştu. Gülen'e Amerikan hükûmeti ve özellikle de CIA desteği verildiği, Türkiye'nin laik elitleri arasındaki hâkim bir görüştür ama ortada bu iddiaları doğrulayabilecek hiçbir kanıt yoktur. Türk laiklerinden «Gülen'e ABD'nin destek verdiği» varsayımlarını kanıtlamaları istendiğinde genellikle Gülen'in Pennsylvania'daki 20 yıllık ikametini «kanıt» olarak gösterirler. 24 Haziran 2008'de Yargıtay, daha önemsiz bir mahkemenin Gülen'i laik Türk Cumhuriyeti'ni devirmek amacıyla yasadışı bir terör örgütü kurmak suçundan beraat ettirmesini olayladığında, Gülen başka bir hukuk savaşını daha kazanmıştı—bu kez Amerika Birleşik Devletleri'nde. Bir Federal Mahkeme, Amerikan İç Güvenlik Kurumu'nun ve Göçmenlik Bürosu'nun Gülen'in Yeşil Kart başvurusunu «eğitim alanında olağanüstü yeteneklere sahip kişi» kriterine uymadığı için reddetmesi kararını, geri çevirmişti. Amerikan İç Güvenlik Kurumu Fethullah Gülen'i eğitim alanında bir uzman ya da bir eğitimci olarak değil, «çok büyük ve etkili bir dinci ve siyasi hareketin holdingler sahibi bir lideri» olarak tanımlamıştı.[51] Gülen'in bu mahkeme kararıyla Amerika'da oturma izni alması Türk analistlerin komplo teorilerini beslese de, Amerikan hükûmeti Gülen'i yücelten bütün faaliyetlerin kendi hareketi tarafından finanse edildiğini belirtti. Gülen 18 Haziran 2008'deki duruşması için hazırlanan dosyasına çoğu ilahiyatçılardan ve kendisini ve örgütünü destekleyen Türk politikacılardan gelen 29 destek mektubu ekledi. John Esposito—Suudi Arabistan'ın finanse ettiği Prince Alwaleed Bin Talal Center for Muslim-Christian Understanding'in direktörü—Fethullahçılardan büyük miktarlarda bağış aldıktan sonra, Gülen onuruna bir konferans sponsor etti ve Gülen'in savunma dosyasına eklenecek bir mektup yazdı. İki eski CIA çalışanı, George Fidas ve Graham Fuller ile Amerika'nın eski Türkiye büyükelçisi Morton Abramowitz da Gülen için destek mektubu yazdı. Mektuplar işe yaramış görünüyor. 16 Temmuz 2008'de Amerikan bölge yargıcı Stewart Dalzell bir genelge yayınladı. Bu genelgeyle Amerikan Göçmenlik Bürosu'nun Gülen'e 1 Ağustos 2008'e kadar, «olağanüstü kaabiliyetlere sahip bir yabancı» olduğu gerekçesiyle, çalışma izni vermesini telep ediyordu. Mahkeme, göçmenlik bürosu soruşturmacısının Gülen'in başarılarını ölçmek için sadece «eğitim alanı» nı kullanmasının bir hata olduğuna, ilahiyat, siyasi bilimler ve İslam araştırmaları alanlarının da göz önüne alınmasının gerektiğine karar verdi. Mahkeme, Amerikan Vatandaşlık ve Göçmenlik Servisi Yönetimi Temyiz Bürosu'nun Gülen'in eserlerinin «bilimsel» olmadığı yolundaki hükmünün de hatalı olduğu kanısına vardı. Bu kararın en büyük nedeni mahkemenin «bilimsel» kelimesini son derece muğlak bir şekilde yorumlamasıydı. Son olarak, mahkeme Gülen'in Amerika'da yaşamak isteyen kişilerde aranan «Birleşik Devletler'in menfaatinedir» zorunluluğunu da yerine getirdiği kararını verdi.[52] İkametinin ardındaki hukukî mantık ne olursa olsun, ABD'nin Gülen'e oturma izni vermiş olması, Gülen hareketinin «Washington'ın AKP ve Fethullahçı yandaşlarına destek verdiği» imajını yaymaya devam etme gücünü verecek ve Türkiye, kuruluşunun yegane temeli olan laiklikten biraz daha uzaklaşacaktır. Sonuçlar Gülen pekçok dostun, bütün dünyayı dolaşan yoldaşlarının ve parayla satın alınmış gazeteci ve akademisyenlerin desteğinin verdiği keyfi çıkarıyor. Gülen'in faaliyetlerinden duyulan endişe, çoğu zaman Türk, Amerikan ve Avrupa medyası tarafından «paranoya» olarak sunuluyor, bu konudaki uyarılar ciddiye alınmıyor. Türkiye'nin başsavcısı AKP'yi laik anayasayı yok etmeye çalışmak suçundan dava ettiğinde, İslamcılara destek veren medya ile Batılı diplamat ve gazeteciler, davayı «anti-demokratik bir hukukî darbe» olarak yorumladılar.[53] Ama bu kaynakların büyük bir çoğunluğu, İslamcılıkla demokrasi arasında, laiklikle faşizm arasında bir dikotomi olduğu varsayımından yola çıkarak, Ergenekon tutuklamalarını da topa tuttular. İslamcı medya tarafından Türkiye'deki İslamcıların «reformcu demokratlar,» modern, laik Türk aydınlarının ise «gericiler» olarak sunulmaya devam edilmesi, modern politikadaki en saldırgan ama maalesef etkili yalanlardan biridir.[54] Türkiye'de dindar Müslümanların Ramazan'da oruç tuttukları için saldırıya uğradıkları görülmemiş bir olayken, son yıllarda bunun tam tersi pekçok olay yaşanmış, oruç tutmadıkları ya da içki içtikleri için pekçok Türk vatandaşı İslamcı saldırıların kurbanı olmuştur.[55] Kadınlar Şeriat kuralları doğrultusunda başlarını kapayıp memleketin her yanında serbestçe dolaşabildikleri halde, türban takmayan Türk kadınları belli bölgelerde dışlanmış, pekçok kez saldırılara maruz kalmışlardır.[56] Batı dünyasında hâkim olan «dindar Müslümanlarla din-karşıtı laik Kemalistler arasındaki çatışma» imajının tam tersi, laikler dahil, Türklerin büyük bir çoğunluğu geleneksel ve dindar insanlardır ve kendilerini «önce Müslüman» olarak tanımlarlar.[57] Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti anayasası bütün Türk vatandaşlarını «Türk» olarak kabul etse de, ülkedeki yaygın ve hâkim anlayış, «Türk» olabilmenin tek yolunun «Müslüman» olmaktan geçtiği yolundadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin hiçbir kurumunda tek bir gayrimüslim vali, büyükelçi, subay ya da polis şefi olmaması, Türkiye'de İslam'ın hâkimiyetinin kanıtlarındandır. Fethullah Gülen Türkiye'deki kişisel özgürlüklerin artması için değil, İslam'ı caminin ve özel alanın sınırlarından kurtarıp onu toplumun her alanında hâkim kılmak, hayattaki bütün ilişkileri İslam kurallarına göre yeniden düzenlemek için savaşıyor.[58] Gül ve Erdoğan dahil, AKP liderleri «İslam'ın camide tutuklu kılınmış olması» na karşı çıkan görüşlerini defalarca ifade etmiş, İslam'ın bir yaşam biçimi olarak her tarafa hâkim olması gerektiğini talep etmişlerdir. Türklerin büyük bir çoğunluğu, kısa bir zaman önce AKP liderlerinin laikliğin «din ve devlet işlerinin ayrımı» olarak tanımlanmasına nasıl karşı çıktıklarını çok iyi hatırlıyor. Gül—27 Kasım 1995 tarihinde The Guardian'da yaptığı mülakat dahil—laikliği her fırsatta aşağılamıştır. Türk İslamcıların yegane gayesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş prensiplerini ortadan kaldırmaktır. Amerika Birleşik Devletleri ve Batı liderleri Fethullah Gülen'in «hoşgörü» retoriğinin bir aldatmaca olduğunu görmemeye(!) devam ettiği sürece, kendilerini «dinlere özgürlük diyaloğu» nun değil, «Türkiye'yi kim kaybetti?» sorusuna yanıt aramaya çalışan bir aşamanın kurucuları olarak bulacaklardır. Dipnotlar [1] Can Dündar, Milliyet (İstanbul), Haziran 21, 2007; Reha Muhtar, Vatan (İstanbul), Haziran 22, 2007. [2] Milliyet, Mart 10, 2008; Hürriyet (İstanbul), Mart 10, 2008. [3] Helen Rose Ebaugh ve Doğan Koç, "Funding Gülen-Inspired Good Works: Demonstrating and Generating Commitment to the Movement," fgulen.com, Oct. 27, 2007. [4] Merdan Yanardağ, Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası, Türkiye Nasıl Kuşatıldı? (İstanbul: Siyah Beyaz Yayın, 2006), Nurettin Veren'in Kanaltürk'te verdiği söyleşilere dayanarak, Haziran 26, Temmmuz 3, 2006. [5] "Fethullah Gülen Is an Islamic Scholar and Peace Activist," International Conference on Fethullah Gülen, Erasmus University, Rotterdam, The Netherlands, Kasım 2007; J. J. Rogers, "Giants of Light: Fethullah Gülen and Meister Eckhart in Dialogue," The University of Texas, San Antonio, Tex., Kasım 3, 2007. [6] Söz gelimi, bk., Rogers, "Giants of Light"; USA Today, Temmuz 18, 2008. [7] Bülent Aras, "Turkish Islam's Moderate Face," Middle East Quarterly, Eylül 1998, s. 23-9. [8] Anadolu Ajansı (Ankara), Şubat 10, 1998. [9] "Muslim World in Transition: Contributions of the Gülen Movement" konferansında Mevlana Celleddin-i Rumi'den alıntıların yeraldığı broşürler dağıtılmıştır (London, Ekim 25 – 27, 2007). [10] Aland Mizell, "Clash of Civilizations versus Interfaith Dialogue: The Theories of Huntington and Gülen," KurdishMedia.com, Aralık 31, 2007; "Are Islam and Kemalism Compatible? How Two Systems Have Impacted the Kurdish Question?" Iraq Updates, Kasım 28, 2007. [11] Nurettin Veren'le Söyleşi, Kanaltürk, Haziran 26, 2006. [12] Ibid. [13] Sabah (İstanbul), Kasım 30, 2004. [14] Veren mülakatı, Kanaltürk, Haziran 26, 2006. [15] Cumhuriyet (İstanbul), Aralık 23, 2007. [16] Bayram Balcı, "Central Asia: Fethullah Gülen's Missionary Schools," Ekim 2001. [17] Merdan Yanardağ ile mülakat, Gerçek Gündem (İstanbul), Kasım 20, 2006. [18] Hürriyet, Nisan 11, 2008. [19] Erik-Jan Zürcher, "Kamermeerderheid Eist Onderzoek Naar Turkse Beweging," NOVA documentary, Temmuz 4, 2008. [20] Cumhuriyet, July 9, 2008; Netherlands Information Services, Temmuz 11, 2008. [21] Yanardağ, Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası, Türkiye Nasıl Kuşatıldı? [22] Adil Serdar Saçan, mülakat, Kanaltürk, Temmuz 3, 2006. [23] Ibid. [24] Samanyolu televizyonu, Ekim 13, 2008. [25] Söz gelimi, Michael Rubin, "Erdoğan, Ergenekon, and the Struggle for Turkey," Mideast Monitor, Ağustos 2008. [26] Yanardağ mülakatı, Gerçek Gündem, Kasım 20, 2006. [27] Vatan, Haziran 2, 2008; Hürriyet, Haziran 2, 2008. [28] "ŞOK! Tuğgeneral Münir Erten'den ŞOK açıkklamalar!" Ekim 27, 2008'de ulaşıldı. [29] "Şok Video! Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci," Ekim 27, 2008'de ulaşıldı. [30] Vakit (İstanbul), Haziran 14, 2008. [31] Vatan, Haziran 2, 2008; Hürriyet, Haziran 2, 2008. [32] BBC News, Şubat 4, 2008; Frank Hyland, "Investigation of Turkey's 'Deep State' Ergenekon Plot Spreads to Military," Global Terrorism Analysis, Jamestown Foundation, Temmuz 16, 2008. [33] Reuters, Mayıs 1, 2008; Sendika.org, Labornet Turkey, Mayıs 1, 2008; Vatan, May 1, 2, 2008; Milliyet, Mayıs 1, 2, 2008; Hürriyet, Mayıs 1, 2, 2008 [34] Vatan, Mayıs 2, 2008; Milliyet, Mayıs 2, 2008; Hürriyet, Mayıs 2, 8, 2008. [35] Hürriyet, Şubat 28, 2008. [36] Milliyet, Mayıs 14, 2008. [37] Yanardağ, Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası, Türkiye Nasıl Kuşatıldı? [38] "Turkish Judiciary at War with AKP Government to Defend Its Independence," MEMRI Special Dispatch No. 1520, Mart 27, 2007. [39] "The AKP Government's Attempt to Move Turkey from Secularism to Islamism (Part I): The Clash with Turkey's Universities," MEMRI Special Dispatch No. 1014, Kasım 1, 2005; "Professor from Van University in Turkey Commits Suicide after Five Months in Jail without Trial," MEMRI Special Dispatch No. 1025, Kasım 18, 2005. [40] Zaman (İstanbul), Nisan 18, 2008. [41] Odatv.com, Mayıs 30, 2008; Hürriyet, Haziran 13, 2008; Akşam (İstanbul), Haziran 16, 2008. [42] Radikal (İstanbul), Nisan 7, 2008. [43] Hürriyet, Ekim 21, 2008. [44] Hürriyet, Mayıs 14, 2008. [45] Hürriyet, Eylül 7, 8, 9, 10, 11, 12, 2008. [46] Milliyet, Temmuz 14, 2008; Cumhuriyet, Temmuz 15, 2008 [47] ATV, Haziran 18, 1999. [48] ATV, Haziran 18, 1999. [49] ATV, Haziran 18, 1999; "The Upcoming Elections in Turkey (2): The AKP's Political Power Base," MEMRI Inquiry and Analysis No. 375, Temmuz 19, 2007. [50] Sabah, Ocak 2, 3, 2005. [51] "Fethullah Gülen v. Michael Chertoff, Secretary, U.S. Dept. of Homeland Security, et al," Case 2:07-cv-02148-SD, U.S. District Court for the Eastern District of Pennsylvania. [52] "Fethullah Gülen v. Michael Chertoff, Secretary, U.S. Dept. of Homeland Security, et al," Case 2:07-cv-02148-SD, U.S. District Court for the Eastern District of Pennsylvania. [53] Turkish Daily News (Ankara), Mart 16, 2008; Vakit, Haziran 7, 9, 2008; Yeni Şafak (İstanbul), Haziran 9, 2008. [54] Mustafa Akyol, "The Threat Is Secular Fundamentalism," International Herald Tribune, Mayıs 4, 2007; "Islam Will Modernize—If Secular Fundamentalists Allow," Turkish Daily News, Mayıs 15, 2007; "Mr. Loğoğlu Is Wrong, Considerably Wrong about Turkey," Turkish Daily News, Mayıs 24, 2007. [55] Vatan, Ağustos 21, 2008; Turkish Daily News, Eylül 23, 2008. [56] Hürriyet, Şubat 14, 2008; Milliyet, Şubat 14, 2008; Vatan, Şubat 14, 2008, Cumhuriyet, Şubat 14, 2008. [57] Yeni Şafak, Temmuz 7, 2006. [58] "Turkish PM Erdogan in Speech during Term as Istanbul Mayor Attacks Turkey's Constitution, Describing It as 'A Huge Lie': 'Sovereignty Belongs Unconditionally and Always To Allah'; 'One Cannot Be a Muslim and Secular,'" MEMRI Special Dispatch No. 1596, Mayıs 23, 2007. YAZAR: Rachel Sharon-ANKARA. TARİH: 03 Nisan 2009 Cuma. NOT: Kim bu yazar ???! Alıntının kaynağı: Fethullah Gülen'in Büyük İhtirası....: http://www.heddam.com/#Icerik
   Hülya Karaman
Arkadaşlar; saatlerdir internetten Yüksek Seçim Kurulu'nun(YSK); merkezini, adresini, telefon numarasını, Başkanı Muammer Aydın'a ulaşabileceğim bir numara-adres arıyorum..Bulamıyorum!..PKK'nın bile yeri yurdu, sağda-solda ulaşılabilecek adamları var ki; Doğu Perinçek'ler, Yalçın Küçük'ler, M.A. Birand'lar, G.Civaoğlu'lar hep ulaştılar!..Ben YSK'ya ulaşamıyorum!..Lütfen bana yardımcı olun; yalvarıyorum!..Ömrümde böyle SEÇİM REZALETİ görmedim!..YSK'nın bu seçimde bütün işleri skandal! Başıboş!...Bu ülkede yargı, hele yüksek yargı bitmiştir!..Laik Cumhuriyet ve Devlet; başkanı asker kaçağı olan YAR-SAV üyelerinin gafletine ve çetelerle-mafyalarla içiçe bazı yüksek yargı organı üyelerinin ihanetine uğramıştır!..Laik Cumhuriyet; laikçi mandacılar, kıpkızıl Türk düşmanları ve hainler tarafından çökertilmiştir!..İşte Aydın Doğan medyası da onlarla birlikte; aylardır halkı sokağa dökmek ve çatıştırmak için elinden gelen her türlü bölücülüğü yapmış ve yapmaktadır!..Cumhuriyet Savcıları; bu bölücülüğü ve ihaneti görmemektedir!..RTÜK; olup biteni adeta seyretmektedir!..İki gündür Star TV'yi, KanalD'yi ve yandaşlarını izleyen yabancılar; Türkiye'de bir iç savaş olduğunu düşünür; ne turist gönderirler, ne de ticari yatırım yaparlar!..Nizip'te 10-15 kişi, toplam ancak bu kadar; kavga etmişler, iki gündür "savaş" diye tekrar tekrar bunu veriyorlar!..Çatışmalar çok geniş bir alana yayılmış!..Toplam 10-15 kişi var veya yok!..200-300 kişi bile olsa; bu ülkeyi bu kadar aşağılamanın Aydın Doğan ve medyasının hakkı var mı?...Kişisel çıkarları için ülkeyi cehenneme çevirmeye çalışan vatan ve laik Cumhuriyet hainlerine karşı hala seyredip duracak mıyız?..Bana lütfen, YSK'nın telefon numarasını verin ki, sebep olduğu bu inanılmaz kaosu sorayım; neyin nesi?..YSK; ne yapmaya çalışıyor?...

Mehmet Ali Bulut Arşivi
KIRILAN KOL YEN İÇİNDE Mİ KALMALI? 13.Ağustos.2009
KÜRT AÇILIMININ EN BÜYÜK ENGEL YİNE KÜRTLERDİR" 05.Ağustos.2009
MOĞULTAY, HSYK VE AK PARTİ 31.Temmuz.2009
CUNTAYI MİLLET TEMİZLEYEBİLİR AMA MİLLET UYUYOR 18.Temmuz.2009
ARTIK AĞLAMAK İSTEMİYORUM 13.Temmuz.2009
Gül gül ile mi yoksa diken ile mi tartılır görveceğiz 04.Temmuz.2009
Darbeciye atılan tokat ordunun gözünü çıkarmasın 04.Temmuz.2009
Asimetrik harbin galibi millet olacak! 04.Temmuz.2009
TSK en temel partidir, diğerleri fasa fiso 04.Temmuz.2009
İran nereye... 04.Temmuz.2009
Gidip hasmınızın evinde oturacak yürek var mı? 18.Haziran.2009
Müsbet hareketin gücü yahut Fethullah hareketi... 18.Haziran.2009
Beyaz Türklerin tanrısı sekeratta 18.Haziran.2009
Eşyanın hakikati sabit mi? 18.Haziran.2009
İyilik insanı ahmaklıktan kurtarır mı? 18.Haziran.2009
KÜRT HALKI’NDAN ÖZÜR DİLEMEK… 04.Haziran.2009
Yaşasın islam! 04.Haziran.2009
İstanbul Konstantiye olur mu? 30.Mayıs.2009
BAŞLIĞI OKURA BIRAKILMIŞ BİR YAZI! 21.Mayıs.2009
Kadın hayatın özüdür! 12.Mayıs.2009
Kadın kıble olunca 12.Mayıs.2009
KATLİAMDA TAKILAN MASKELER HANGİ YÜZLERİ GİZLEMEK İÇİNDİ 07.Mayıs.2009
TİYNİYET DEĞİŞMEZSE KABİNE İYİ NİYETTEN İBARET KALIR... 02.Mayıs.2009
İşte bu yüzden korkuyorum! 24.Nisan.2009
Başı göğe erdi ama aramızda yaşadı 24.Nisan.2009
Baharda kış soğuğu 14.Nisan.2009
Obama Kanuni, Türkiye Fransa olur mu? 09.Nisan.2009
Millet CHP'ye dedi ki... 01.Nisan.2009
Millet iktidara dedi ki... 31.Mart.2009
Senin için ağlıyorum, seninle gurur duyarak! 28.Mart.2009
Bu kadar acz bir devlete yakışır mı? 28.Mart.2009
Ağız tadıyla iktidarı bile eleştiremiyoruz 24.Mart.2009
ASKER ASABİLEŞMESİ 19.Mart.2009
DARWİN’İ SUSTURAN CEVAP 12.Mart.2009
AHMET TÜRK’ÜN DEDESİNİN DE BULUNDUĞU MECLİSTE KONUŞULANLAR… 04.Mart.2009
“BEN CUMHURİYETİN ADALETSİZ VE HUKUKSUZ OLANINI SEVERİM” 04.Mart.2009
Neden Kılıçdaroğlu değil de Topbaş? 25.Şubat.2009
Ergenekon'dan çıkış ve Bediüzzaman 17.Şubat.2009
Seçim atmosferine girerken... 09.Şubat.2009
Bediüzzaman yaşasaydı kime oy verirdi? 07.Şubat.2009
Sultanın gölgesine basan adamın başına gelenler 30.Ocak.2009
Madımak'ı yakanlarla İpekçi'yi öldürenler 23.Ocak.2009
Atatükçü sanıyorduk, meğer mandacıymış! 20.Ocak.2009
Masuniyet karinesi ha! 17.Ocak.2009
Kerbela siyaseti ve iktidar! 13.Ocak.2009
Sistemin tanrısına dokunmak! 07.Ocak.2009
İsrail ve canımı sıkan bir ayet (2) Yorumlar, tarizler, cevaplar... 05.Ocak.2009
İsrail ve canımı sıkan bir ayet 29.Aralık.2008
Tuncay Güney'in karmaşıklığı Ergenekon'u masum yapar mı? 06.Aralık.2008
CHP nereye koşuyor? 25.Kasım.2008
APO'nun yeni komşusu İskender Büyük mü? 21.Kasım.2008
Siyasette müspet hareketler 20.Kasım.2008
Anayasanın değişmezleri... 14.Kasım.2008
Ergenekon savcısı 11.Kasım.2008
Obama'nın beriki yüzü 08.Kasım.2008
O ba ma, Necdet Sezer ve Cumhurbaşkanı Apo ! 06.Kasım.2008
Mustafa 04.Kasım.2008
Allah bizi sizin Cumhuriyetinizden korusun! 30.Ekim.2008
Evet, daha kötü günler geliyor, ama kime? 27.Ekim.2008
Temel Ağabey'i uğurlarken... 26.Ekim.2008
Sermaye ve iktidar! 20.Ekim.2008
Sayın başbakanım bu sizin gerçek duruşunuz ise... 17.Ekim.2008
Başbakan, Bahçeli'yi muhatap almak zorunda! 16.Ekim.2008
Kürt kimin umurunda be kardeş! 09.Ekim.2008
Neden askerler hiç mesul olmazlar? 05.Ekim.2008
AK Parti'nin geleceği 26.Eylül.2008
Benim hırsızım iyidir! 21.Eylül.2008
Başbakan'ın adamları ne yapıyor? 15.Eylül.2008
Talut Calut'u yener, nitekim yenmişti... 11.Eylül.2008
Kenya'ya kar yağıyor! 06.Eylül.2008
Bir sarhoş Yeltsin yok mu? 03.Eylül.2008
Türkiye için semirme vakti! 02.Eylül.2008
Başbuğ ve ideolojik muhalefet döneminin sonu! 29.Ağustos.2008
Ergenekon'un Kürt Memetleri 25.Ağustos.2008
Gürcistan dramından Asya Medeniyetine... 14.Ağustos.2008
Amerika'nın İp'i yahut kan oyunları 11.Ağustos.2008
Değerlerin ihyası! 08.Ağustos.2008
AK Parti'nin farzı, vacibi, sünneti... 05.Ağustos.2008
Bediüzzaman Önder Sav'a ne dedi 02.Ağustos.2008
Batı'nın Karlofçası 31.Temmuz.2008
Eyvah, AK Parti kapatılmıyor! (Adnan Menderes Çıkmazı'nda kan gölü= 29.Temmuz.2008
Evet bu bir hesaplaşmadı 24.Temmuz.2008
Agarta'nın gelini 18.Temmuz.2008
Perestroyka yahut temellerin çöküşü 12.Temmuz.2008
BU mu yanlış? 10.Temmuz.2008
AK Parti out olurken nasıl oluyor da Şener in? 09.Temmuz.2008
Yarasalar gündüz uçuyor, demek ki karanlıktakilerin de keyfi kaçtı 03.Temmuz.2008
Ben yazmasam bir şey olmaz ama siz tepki koymazsanız çok şey kaybederiz 01.Temmuz.2008
Firavun, Musa ve Deveyi Kesen 9 Kişi 07.Haziran.2008
Mustafa Kemal ve arkadaşları nerede, şu kafa yapısı nerede? 03.Haziran.2008
Öğretmeni kim mağlup etti? 28.Mayıs.2008
Önder Sav'a din öğretildi de o mu yanlış öğrendi? 23.Mayıs.2008
Turhan Çömaz Ali Suavi mi olmak istiyor? 20.Mayıs.2008

Gazetelerin 1. Sayfaları

BİLAL BABA EMMOĞLU İLE FİNALDE...

Acun Ilıcalı, Yetenek Sizsiniz finali ile ekranlara kitledi. İşte görme özürlü Bilal'i finale taşıyan, Emmoğlu...

MÜSLİM GÜRSES EZAN OKUDU

İftar saati için stüdyoya giren Müslüm Gürses ATV Ana Haber'de ezan okudu

BERNA KARAGÖZOĞLU BEŞ YAŞINDAYKEN ŞARKI SÖYLÜYOR!

ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.

EVRENESOĞLU'NUN ALLAH İLE KONUŞMA ANI!

İskender Evrenesoğlu'nun bir müridi için Allah ile iletişime geçme görüntüleri 'simsarcılığın da bu kadar' dedirtiyor.

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR


DÜN EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK ARANANLAR

» Ahmet Hakan
» Ali Kırca
» Nurettin Veren
» Galatasaray
» Fethullah Gülen
» Nuh Gönültaş
» Minik Dualar
» Video Haberler

VİDEO HABERLER

» BİLAL BABA EMMOĞLU İLE FİNALDE...
» BAŞBAKANA LAF ATIYORLARDI Kİ, NTV YAYINI KESTİ
» BAYRAMINIZI ZEHİR ETMEYİN
» İLKER BAŞBUĞ 4 ŞEHİT ASKER İÇİN NE DEDİ?
» MÜSLİM GÜRSES EZAN OKUDU
» BU MAYINLARI KOMUTAN YERLEŞTİRDİ!
» BERNA KARAGÖZOĞLU BEŞ YAŞINDAYKEN ŞARKI SÖYLÜYOR!
» GÜNÜN KLİBİ... BENDE YETİM BİR KIZIM!
» GÜNÜN KLİBİ... MUSTAFA YILDIZDOĞAN'DAN SÜPER ŞARKI
» İdiz Yatak Odasından Bildiriyor
gasteci.com © 2008