Türkiye için, her ne kadar “Erken kalkan general darbe yapar” diye nitelendirilen Latin Amerika ülkeleri grubundan olmasa da, generallerinin darbeye en hevesli olduğu ülkelerden biridir denilebilir. Nuh Gönültaş
Şuna bakın… Neredeyse her dönemde mutlaka darbe heveslileri çıkıyor ordudan.
Madem böyle, öncelikle Türk Ordusu’na subay yetiştiren okullarda subay adaylarına ne tür eğitim veriliyor buna bakmak lazım.
Bu okullara mutlaka el atılmalı ki, darbe yapmaya hevesli subay yerine demokrasiyi içselleştirmiş subaylar yetişsin.
Subay adaylarına “Durumdan görev çıkarma” bilincinin sivil otoriteye karşı çıkma anlamına gelmediğinin öğretilmesi lazım.
Ergenekon davasında ortaya çıkan son gelişmeler gösteriyor ki, eğer zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa AK Parti hükümetini devirmekten yana olsaydı, Ordu içindeki Ergenekoncular hükümeti rahatlıkla devirebileceklerdi
Hilmi Özkök’ün demokrasiyi içselleştirmiş olması, darbecilere mesafe koyması ve hatta onları engellemeye çalışması sayesinde Türkiye bir kere ve belki de ebediyen “Muz Cumhuriyeti” olmaktan döndü.
Zaten hükümeti devirmeye niyetli generaller Hilmi Özkök’ten yüz bulamadıkları için kendileri Ayışığı, Sarıkız gibi darbe hazırlıklarına başlamışlar.
Ortaya çıkan günlükler ve kasetlerde bu darbeler en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor.
Nokta Dergisi’nin kapanmasına yol açan Özden Örnek Paşa’nın“Darbe günlükleri” ile Cumhuriyet Yazarı Mustafa Balbay’ın günlükleri birbirleri ile uyuşuyor, hatta birbirlerini tamamlıyor denilebilir.
Ve 28 Şubat’ın asıl mimarı İsmail Hakkı Karadayı’nın kasetleri…
Ne kadar çok konuşmuş Paşa.
Neredeyse bütün konuştukları da kaydedilmiş.
Bugüne kadar ortaya çıkan dört kasetten sonra dün de Karadayı’nın son kaseti (Beşinci) kaseti ortaya çıktı kı, hükümeti devirdikten sonra kimin Milli Eğitim Bakanı olacağını bile söylüyor.
Kim olacakmış Milli Eğitim Bakanı?
Nur Serter!
Vay vay vay!
“Nur Serter Milli Eğitimi a'dan z'ye değiştirecek. İlk iş şeyi halletmek lazım Milli Eğitimi hemen düzeltmek lazım, milli eğitimi a dan z ye kadar düzeltmek lazım. İnşallah bu Nur Serter kazanır da, Nur Serter bizim Encümen-i Danişte, onu da sonradan aldık biz kazanır da Milli Eğitim Bakanı olur, üniversitede rektör yardımcısı.”
Askerin darbe yapıp Milli Eğitim Bakanlığı’nı Nur Serter gibi birisine vermek istemesi darbecilerin gerçek zihniyetlerini de ortaya koyuyor.
Böyle Paşaları yetiştiren ocağa “Peygamber ocağı” denilmesi bana artık garip gelmeye başladı.
Başka ne diyor Karadayı Paşa!
“Bu halk cahil diyor, cumhurbaşkanını halka seçtirmek çok tehlikeli” diyor.
“Halk cahil, cumhurbaşkanını halkın seçmesi kadar tehlikeli bir şey yok Geçen üst düzey çok üst düzey bir komutanla konuştum, o da diyor ki yani hedefleri belli kesinlikle yani tereddüt etmenin âlemi yok.”
“Türkiye” diyor paşa “Daha 25-30 yıl askerin himayesinde gitmeli demokrasi” diyor.
Hayret, askerin himayesindeki bir rejim nasıl demokrasi olarak adlandırılabiliyor?
Karadayı’nın dün çıkan yeni kasetinde darbeci generallerin CHP ile birlikte çalıştıkları, CHP’nin darbecilere göre tavır aldığı da ortaya çıkıyor.
“Hemen Onur (Öymen) Bey'e söyledim gerekirse yargıya mı müracaat edecekler böyle şey olur mu? Bülent Tanla bana bildiri metnini okudu. Asker müdahale etmesi lazım bugün sabah geldi yaa şeyy Bülent Tanla, orduevinde oturduk biraz 1 saat 1,5 saat kadar bugün yarın şey yayınlayacak, bildiri yayınlayacak, şeyini falan okudu metnini şimdi şeye gidiyor, ne yapın edin asker katılsın istemiyorum ama şu var hatta ben söyledim. Çünkü öyle bir haber aldım. Bende söylemiştim bunların istemediği bir şeye hayır hayır derseniz adam balkondan düşüyor tek eliyle tutunmuş kurtarması yok eğer buna yardım etmezsen bu adamı çıkartmazsan hain olursun vatan haini olursun, adam tek ülke bu vaziyete gelirse asker müdahale etmesi lazım. Tabii bunlar gene böyle şeyler yaparlarsa asker bugün dur der. Demesi lazım yavv. Biz nasıl dedik adamlara. (28 Şubat’ı kastediyor) O bakımdan şimdi diğer partilerde kamuoyunda bir şey var. Halk Partisi daha ağırlık basacak falan diye, iki parti birleşmiş, ama bunun içinde çok uğraştım. İki parti birleşmiş, halk partisi yalnız son aldıkları o bir iki tane şey bir iki tane adam almışlar İsmail Amasyalı bilmem ne falan olmaz bunlar. Bu seçimleri 4 parti girer benim hedefim, şey 4 parti girer bunların benim istediğim, Cumhuriyet Halk Partisi'nin başkanlığında bir koalisyon. O takdirde şartlar çok değişir….”
Aslan paşam. Siyaseti nasıl da dizayn ediyor kendi kafasına göre.
Halk ne der, meclis ne der hiç umurunda değil.
Zaten 28 Şubat Darbesi’nin mimarı kendisi, Çevik Bir’in arkasındaki adam.
CHP’yle nasıl da ortak çalışmışlar, görüyorsunuz değil mi?
Ne diyorsunuz Deniz Baykal. Ayıp değil mi bu yaptığınız.
Ne ayıbı, cinayettir bu!
CHP’nin bu kasetten sonra “Demokrasi” kelimesini asla ağzına almaması lazım. Her şeye rağmen yine ağızlarına alırlarsa bu kaseti onlara yedirmek lazım!
Yorumlar ahmet BEN CAHILIM BU KASEDE SAHIP OLABILIRMIYIM)))))
ÇOK SATARMI BU KASET CAHILDEN BIR ISTEKDikkat!..Çok Dikkat!.. İddianamede adı geçen İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman gibi sanık paşaların yurtdışına kaçmaları ihtimali çok yüksek!Teoman Koman ve Fevzi Türkeri de kilit isimler!Bir de TSK;artık şu çok bayat ve insanların asabını bozan "kim sızdırdı?" takipçiliğinden ve fişlemelerinden vazgeçip pislikleri sızdıranları cezalandırmak yerine ödüllendirmeli ve topyekün pislikleri temizlemek için kendi içinde seferberlik başlatmalıdır.Genelkurmay Başkanımız da milletimizi derinden yaralayan ve üzen şu mandacı-masonik Büyük Kulüp üyeliğinden istifa etmelidir!Başbuğ Paşamın bu kulüplere ihtiyacı olmamalı!Türk milletinin, devletinin ve Ordusunun şerefi O'na ve diğer subaylarımıza yeter!..Atakan Salih ...ve uçurtmayı da vurdular!..Muhsin Başkanı da götürdüler!..Akşam Susurluk Davasın için MİT'çi N.Gündeş'e netameli sorular soran Bedri İnceTahtacı'yı hatırlamıştım.Meriç'in öte yakasına geçmeye çalışan Menderes'in uçağını düşürenlerle Fırat'ın öte yakasına geçmek isteyen Muhsin Başkanın helikopterini düşürenler aynı.22 Temmuz seçimleri öncesi partisini ele geçirmeye çalışan ETÖ militanlarına yüz vermeyen Başkan'ı kaybettik!.JİTEM'in,Ölüm kuyularının intikamı!.Gökalp, Atsız, Türkeş, Devlet değil.İlk TÜRK ÜLKÜCÜ kalbimizde!..Milli Ankara İradesini ve Duruşunu hiçbir güç durduramayacaktır!..Ne mutlu Türküm diyene!..Ve'l akıbetü lil-müttakın!..Kanımız aksa da zafer İslam'ın olacaktır!..Başkanım, hep peşindelerdi!..Son kazan mübarek olsun!..GÜZEL BAŞKANIM benim!..İnanç erim!..Sabır ve sadakat abidem!...Firavunların, Karunların, Hamanların ülkücülüğe, milliyetçiliğe, ulusalcılığa soyunduğu bir zamanda mütevazılığın Abisi!..Bir MİT'çinin Gözüyle... NURİ GÜNDEŞ - Ben, asker kökenliyim. Paris Şef Karargâhında görevliyken, binbaşılığımda, Fransızca bilen bir subaya ihtiyaç baş gösterir; Fuat Paşa zamanında İstanbul Bölge Başkanlığına tayin oldum. O zaman, Millî İstihbarat Teşkilat Kanunu yürürlüğe girmemişti; 1965'te, 644 sayılı Kanun çıkmıştı. O zaman, oranın ismi İstanbul Merkez Şefliği idi. Mehmet Eymür'ün babası Mazhar Eymür Bey merkez şefiydi. Oraya geldim ve espiyonaj şubesi müdürü olarak geldim asker olduğum için. Muhtelif evrelerden geçti, beni yurtdışına göndermek için askerî rütbemden soyutlanmam gerekliliği üzerinde ısrar ettiler. Ordu, beni vermek istemiyordu. Muhtelif yerlerde tahsile gönderdiler, Ortadoğu Amme İdaresine, Fransa'ya Montpellier'e, beni menagament hocası olarak Bursa'ya tayin etmek ve general yapmak istiyorlardı ve orduyla MİT arasında bir çekişme; fakat, kızım Dame de Sion'da okuyordu. Onun okumasını sağlamak amacıyla askerlikten, yarbaylığın son senesinde ayrıldım. Sonra, bir sene bir hak verdiler, askerlik şubesinde albaylığa terfi ettim ve 1971 senesine kadar İstanbul'da Bölge Daire Başkan Yardımcılığına kadar çıktım. Oradan Beyrut'a gittim; üç sene Beyrut'ta kaldım. Döndüm, o zaman, dönmeden evvel, Bahaddin Özülker amiral, Türk gizli servisinin reorganize ve modernize edilmesi için, benim mazide aldığım buna ilişkin eğitimle ilgili olarak, beni Personel Başkanlığına getirdiler. Ömrü vefa etmedi. Hamza Paşa geldi. Hamza Paşa'ya bu durumu anlattık ve bir reorganizasyona gittik...İstanbul'da Bölge Daire Başkanının oradan ayrılması gerektiği anda teftiş kurulu raporları gelmişti. Benim bu reorganizasyon aşamasını bitirmeden, İstanbul'a Bölge Daire Başkanı olmam için ısrar ettiler ve İstanbul'a 1977 senesinde Haziranın 20.nci günü Bölge Daire Başkanı olarak atandım ve yedi sene bilfiil İstanbul'da bölgemde bulunan yedi vilayetin gizli servis şefi olarak çalıştım...1977-1984 : 1984'de Yurtdışı İstihbarat Başkanı olarak Ankara'ya tayin edildim. Ben oradan geldiğim zaman istihbarat son aşamasındaydı; en yukarı düzeye vurmuş, faili meçhul cinayetler hemen hemen kalmamıştı; çünkü, bunun, en büyük etkeni emniyetle olan ahenkli diyalogumuzdu. Çünkü, biz, istihbarat unsuruyuz; devletin bütünlüğüne yönelik temel, cari ve muhtemel istihbaratı toplar, kullanıcıya veririz. Burada en önemli faktör, kullanıcıya verilecek zaman sürecinin iyi tayin edilmesi. Kullanıcı, tedbir alacak vakti, kendinde bulabilmelidir. Bu aşamada, hakikaten çok güzel operasyonlar yapıldı. Biz, tabiî, sadece istihbarat yönü için çalıştık. Sonra, ayrılışım; önemli olan ayrılışım. En kıdemli başkan bendim. O sırada, Teoman Koman Paşa müsteşar yardımcılığına tayin edilmişti. Toplumla İlişkiler Başkanlığı vardı Millî Güvenlik Kurulunda Kenan Paşa, Necdet Üruğ Paşa'ya demiş ki "onlar, içinden seçsinler yardımcıyı" ve beni namzet gösterdiler. Sonra, türlü sebeplerden dolayı, ben o zamanın ricaline, devlet ricaline "ben askerim ve benim emrimde çalışan bir adamın emrine girmem onurlu bir insanım; on saniye bile durmam" dedim. Necdet Üruğ Paşanın ricalarına rağmen, Hiram Abas’ın gelişiyle o gün ayrıldım, istifamı verdim ayrıldım...10 Ocak 1986. Başlangıç ve bitişim bu.
..1993 senesinde yanılmıyorsam, hafızam beni yanıltmıyorsa, Başbakanlık İstihbarat Başdanışmanlığına getirilmem için, ama, bu kadro Millî İstihbarat bünyesinde bir kadroyla oraya getirildim...Kadro MİT'te; çünkü, yaşım itibariyle, 68' yaşındaydım ancak, istisnai kadrolar MİT'de vardı. MİT'in kadrosundaydım. Yani, MİT'le ilişiğim kesilmemek şartıyla, maaşımı oradan almak şartıyla, oraya getirildim. Orada kaldığım süre içerisinde icraatla ilgili hiçbir fonksiyonum olmadı...50 sene üzerinden de emekli oldum. 72 yaşındayım... Fikri Bey de, Sayın Bakan da Horzum Komisyonundaydı; ama, kadersizliğim, tam ben girdiğim zaman işi vardı, çıktı. Bir deli bir taş atar, kırk tane akıllı çıkartamaz. O gün de, yine böyle bizden bir arkadaşın, yine aynı arkadaşın, isim vermeyeceğim "Nuri Gündeş, Mustafa Arda Paşayı Horzum'a yerleştirdi" diye bir ifadesinden ben Horzum Komisyonuna geldim. O zaman müsteşar Teoman Paşaydı. Bizim kanunun 27.nci maddesinde, bizim tanıklık yapabilmemiz için, müsteşarın iznine tabidir. Hepsi, burası da kanunla kurulmuş bir kurum, bizim de kendimize özgü bir kanunumuz var. Bana, Ladim Barlas'tan ve MİT Müsteşarlığından bir yazı geldi, geldim. Şimdi, bu sefer de sizden böyle bir talep olunca, MİT Müsteşarlığından aynı kanunun aynı maddesini talep ederek dedim ki "bana izin verin." "Bizden istemediler, siz özel gideceksiniz" dediler; ama, tabiî, kanun, yine bizi bağlamaktadır; çünkü, kanunun 29 uncu maddesi gayet sarih; diyor ki, orada edindiği bilgileri ifşa eden beş seneden az olmamak şartıyla hapsolur diyor; biz de, orada edindik o bilgileri. Şimdi, onun için insan bir çelişkiler yumağı içerisinde kalıyor; olay bu. Ama, devletin gizli sırları olmamak amacıyla bana ne yöneltirseniz hepsini şerefle ifade etmeye hazırım; ama, bunun dışında yapılan her şeyler, Millî İstihbarat Teşkilatı bir arşiv müessesesidir, arşive dayanır; yapılan herşey, onların arşivindedir. Eleman katogorize edilmiştir, onların arşivindedir. Yazılı isterseniz, bunların hepsini onlar verirler. En salahiyetli mevki, merci orasıdır; ama, bana tevcih edeceğiniz bir sual varsa ben şerefle bunu açıklamaya hazırım....Millî İstihbarat Teşkilatı, kanunda da belirtildiği üzere, istihbarat yapar, sadece ve sadece icra için alınan bir fonksiyonu vardır; bu da, istihbarata karşı koymak. İstihbarata karşı koymak malum, yabancı ülkelerin Türkiye'ye müteveccih müspet, entelijans bilgi derleme çalışmalarına engel olmak, onları suçüstü yapmak ve bu arada da Polis Vazife ve Selahiyet Kanunlarını kullanmaktır. Onun dışında icra yetkisi yoktur bu gizli servisin. Yalnız, ben, size maziden bir kontr-espiyonaj operasyondan bir misal vereyim. Şimdi, Amerikalıya hizmet ettiği söylenen bir emekli kurmay albayın, uzun çalışmalardan sonra yakalanışı, tevkif edilişi ve Mamak Cezaevindeyken bana yazmış olduğu mektubu şurada okursam, size, MİT'in işlevinin ne denli müspet ve modern olduğu... Ölüme karar vermiş bir albayın yazısıdır. Aziz kardeşim Gündeş, Sana bu mektubu 16 Mart 1983 tarihine kadar olanlara bir çizik atarak yazıyorum; yani, yakalandığı güne: Siz de, hatta şeref misafiri olarak değerlendirebileceğim, kaldığım 15 gün içinde en başta sağlığımı düşünerek yaptığınız, içkime kadar her türlü hüsnükabulü candan ve minnet dolu teşekkürlerimle mutlaka mukabele etmek isterim. Hayatımı noktalamaya kesin kararlı olduğumdan burası çok önemli sözlerimde katiyen bir dalkavukluk veya Osmanlı mürailiği olamaz; ama, MİT'te, bu elemanlar yetkili olarak 20 sene evvel gelselerdi, Türkiye'de ne 12 Mart ve ne de 12 Eylül olurdu. İsimlerini bilmediğim için, sorgumu yaparken benim sevgimi ve saygımı kazanan iki değerli arkadaşıma da veda mektubu yazmak isterdim. Hepinizin gözlerinden öperim, milyonda bir dahi muğberliğim yoktur, bunu, bilhassa bilmenizi isterim. Lütfen, Orgeneral Saltuk'a bu niyetimden bahsetmeyiniz" Şimdi, bu damgalıdır, buradaki Mamak Cezaevinde damgalanmış, okunmuştur, biz de, bütün buna rağmen, bu adamın intihar etme eğilimine mani olunması için mesaj göndermişizdir; ama, bunun bir durumu var, hapını almadığı zaman ölebilirdi..Ben, Millî İstihbarat Teşkilatından istifanı verip ayrıldıktan sonra bunlar görevli olarak gelmiş, subay olarak. Bunlar, meşhur MİT raporunu yazdılar, ben de onun muhatabıydım, benim de ismim vardı. Tabiî, o zaman, biz, Cumhurbaşkanına, şuraya buraya şikâyette bulunduk, mahkemelere verildi, ve sair oldu, Kutlu Savaş Başkanlığında Teftiş Kurulu el attı. Bunların uzaklaştırılmasını sağladılar. Bu Korkut da, bu işin içinde olmadığı halde, Mehmet Eymür'e sevgisinden dolayı istifasını verdi. Sonra, benim sonradan edindiğim bilgiye göre Alanya'da mı, Antalya'da mı bir buz fabrikası kurmuşlar müştereken yüzde 8 buna vermiş, sonra, aralarında ihtilaf çıkmış falan, yani, bu kadar biliyorum, pek de derinliğine bilmiyorum...KAYNAK: http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=346
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.