gasteci.com
     Ana Sayfa Reklam Canlı Tv Seyret Resim Yukle Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Ordudan atılmış olmak hayatın sonu değil!
İskender Pala'nın yaşadıkları "Türk Silahlı Kuvvetleri'nde dindar bir subayın nasıl barındırılmadığı...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Perde Arkası
Balyoz Planı'nın lokomotifi Çetin Doğan, "Batı Çalışma Grubu"nu kurmuş bir paşa olarak, Çevik Bir çi...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu Kürtler 10 Eylül 1979 - Birileri 12 Eylül 1980
PKK Terör Örgütü’nün ivme kazanmaya başladığı tarihler 1982-1983’lere rastlar. Kırılma n...

Harun Tokak

Harun Tokak "Analar Çocuklarınızı Atmayınız!"
Soğuk bir kış gecesi daha sona eriyor ve Moskova, sokaklarda sabahlayan kimsesiz bir adam gibi yavaş...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş MONŞER Saklı seçilmişler
“Monşer” sözcüğü Türk toplumunun kolektif hafızasında bir hitap şekli olmaktan çok öte farklı anlaml...

Hamdullah Öztürk

Hamdullah Öztürk On ikinci dalganın püf noktası
On ikinci dalganın ardından kopan fırtınanın püf noktası Ergenekon'un beyninin irkilmesidir. Ne ...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi Sen Adammışsın Reis!
Hani Reis.. hani "parke parke taş duvarlara" baktığın günler vardı ya... Hani şu ömründen ...

Halit Esendir

Halit Esendir MAYINLARI KİMLER DÖŞÜYOR
Gün geçmiyor ki güneydoğudan mayına basarak şehit olan asker haberleri gelmesin. Özellikle günd...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut KIRILAN KOL YEN İÇİNDE Mİ KALMALI?
Siz de ‘kırılan kolun yen içinde kalması gerektiği'ne inananlardan mısınız? Eğer öyle ise, zah...

Sezai Şen

Sezai Şen DEMOKRATİK AÇILIMDA PARTİLERİN YANLIŞLAR SİLSİLESİ
Hükümetin ‘Demokratik Açılım’ olarak nitelendirdiği, daha başkalarının ise Kürt Açılımı ...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

ASKER ASABİLEŞMESİ

Mehmet Ali Bulut Farkında mısınız, son dönem askerî açıklamalar ‘yüksek oranda asabiyet’ içeriyor.
Hele artık sık sık ortalığa dökülen ses kayıtlarına bakılırsa, birilerini cezalandırmak için, mahkemelerin vereceği cezalarla bile razı değiller.
Mehmet Ali Bulut


Esasında, ancak döverek insan eğitmeye alıştıkları için başka türlü düşünmelerini beklemek de zaten fazla demokratça olur.

Evet, asker soğukkanlılığını kaybediyor. Özellikle de Ergenekon örgütü ile ilintileri ortaya dökülmüş olanlar. Nerede ise bir siyasi parti mensubu gibi hareket ediyorlar... Her bir söze her bir eleştiriye hemen cevap vermeye çalışıyorlar. Ve tuhaftır, şu sıralarda sık sık milletin önüne çıkıp ‘açıklama yapanlar’ da herkesi vatan haini görmekten büyük keyif alıyorlar.
Bu eğilim asker adına resmen açıklama yapanlarda bile görülebiliyor. Ve söze başlama şekilleri de şöyle:

"Aslında bu tip kişilerin….”
Mesela, ‘aslında bu tip kişilerin…’ dediklerinden biri TBMM eski başkanı Bülent Arınç!

Yükselmek için, ekstra bir çaba gerektirmeyen bir kurumda, ‘hiyerarşi efendi’nin tavassutu, ‘mevzuat hazretleri’nin himmeti ile rütbe alan bir asker, sivil hayatın içinde ciddi bir didişme ve cedel ile yükselip, TBMM başkanı olmayı hak etmiş âlihimmet bir insana bile saygılı davranma gereği duymuyor.

Duymuyor, çünkü sanıyor ki bir tek kendisi vatan için bir şeyler yapmış. Diğerleri fasulye sırığı(!) Dikkat edin, “aslında bu tip kişilerin…” derken nefretini açığa vuruyor. Bu durum, bir kıskançlık değilse, ‘abarrate’ olmuş bir zihniyetin yansımasıdır.
Ben ikinci şıkkın daha doğru olduğuna inanıyorum. Yani askerlerin çoğu, kendileri dışındaki herkesin vatan haini olduklarına inanıyorlar. Ve bunda samimiler. Fakat kabul edersiniz ki bu yaklaşım sağlıklı bir yaklaşım değil. Çünkü ancak zihni ‘abarrate’ olmuş bir insan böyle düşünebilir.
Nitekim askerlerimiz şu aberasyondan dolayı uzun bir süredir milletin değerleriyle kavgalı hale gelmiş durumda.

Elbette niyetleri milletle kavga değil. Aksine, bu tutumla memlekete ve millete iyilik yaptıklarını sanıyorlar. İşte tam da bu yüzden ‘aberasyon’ kelimesini kullandım.
Aberasyon, birçok alanda kullanılan bir terim. Daha çok, bilmeyerek ‘amaçtan sapma’yı anlatır. Düşünce açısından, doğru olmayan sabit fikirlere sapmak demektir. Zihnin mantıksal işleyişindeki sapma…

Şaşı bir insanda olduğu gibi kişinin baktığı yön ile işaret ettiği yönün farklı olması durumu. İşte aberasyon da zihnin şaşılaşması durumudur.
Bir zihnin ‘abarrate’ olması illa da kötü niyetle olmaz. İyi niyetlerle de ‘aberrate’ olma durumu meydana çıkar.

Peygamber ocağı diye bilenin, cihan hâkimiyeti mefkûresiyle dünyanın dört bir yanında at koşturmuş ve yeryüzünde adaletin sağlanması uğrunda ‘cundullah’ (Allahın askeri) övgüsünü almış, milletin bekasını ve imanını her şeyin üstünde tutmuş bir anlayıştan İslam’ı irtica diye algılar hale gelmesi ancak bir aberasyon durumuyla izah edilebilir.
Şu asrın başında yaşadığımız travmalar, maalesef aydınlarımız gibi askerlerimizde de ciddi bir aberasyona yol açtı. Batılılaşma sürecinde bazı kavramlar, aydın, asker ve gazeteci taifesinin zihnini ‘aberrate’ ettiği için şimdi bir türlü millet ile aynı çizgiye oturamıyorlar.

* * *

Bilgisayarlarda, ‘sistem geri yükleme’ diye bir işlem var. Zaman içinde bozulan ve maksada uygun çalışmayan sistemin tamir edilmesiyle ilgili bir işlem...
Bilgisayarda sistemin sağlıklı çalıştığı bir gün, ‘sistem geri yükleme noktası’ olarak belirlenip kaydedilir. Zamanla sistemde ve programlarda bir problem baş gösterince, ‘donatılar’ altındaki ‘sistem araçları’na girilir ve oradan ‘sistem geri yükleme’ komutu verilerek, sistemin sağlıklı çalıştığı ‘o’ tarihe gidip kendisini ‘defult’ etmesi sağlanır!

İşte âcizane, askerlerimizin ve aydınlarımızın böyle bir ‘sistem geri yükleme’ komutuna ihtiyacı olduğu kanaatindeyim!

Sistem Geri Yükleme noktası da kesinlikle, ‘tek parti döneminden önceki bir zaman’dır. Ordunun, milletin değerlerini, dinini, imanını ve bekasını her şeyin üstünde tuttuğu dönem!
Çünkü TSK, Tek parti döneminde aberrate edildi. Yönlendirilmiş bir eğitim ile batılı değerler, batılılaşma, laiklik, modernitenin (İslam karşıtlığı olan) sürdürülebilirliği ve Batının doğudaki ön karakolu olma görevi, kadim ve temel kutsallarının önüne geçirdi. Bu da onun zihnini ‘aberrate’ etti.

Zihni aberasyona uğramış bir insanın nasıl psikolojik desteğe ve şefkate ihtiyacı varsa, aydın ve askerlerimizin de içine düştükleri şu psikolojik durumdan kurtulmaları için aynı hassasiyete ihtiyaçları var.
Çünkü aberasyonun nedeni psikosomatik bir nedendir. Yani sübjektif ve kişi zihninde sapmaya neden olan şeyi bilmez. Aksine onun iyi bir şey olduğunu zanneder. Çünkü zaten bilse ki zihni aberrate olmuş, kendisini değiştirir. Mamafih bu olacak, inşallah. Zira haber verilmiş ki, ‘kahraman ordu, hatasını anlayıp, tahribatı tamir edecek’.

Hem de bu olmalı.

Aksi takdirde, bu psikolojik yılgınlık, bu zihinsel aberasyona askere geri dönüşü olmayan zararlar verecek. İşte bakın, cuntacılığı gazeteciliğini kat kat aştığı ayan beyan ortaya çıkan büyük(!) gazeteci Mustafa Balbay’ın günlüklerine!

Eğer doğruysa bu yazılanlar, askerin zavallılığı iç acıtıyor. Kim bu adam ki, paşalarımız nerede ise ona yalvar yakar olmuşlar… Neymiş efendim, Balbay’ın gazetesinden başka laiklik hassasiyeti taşıyan kimse kalmamışmış! (Hürriyetçiler ne diyorlar bu işe!)

Sizin derdiniz laiklik mi bu millet mi be paşam?

Vazifeniz laiklik mi bu milletin bekası mı generalim?

Hayır hayır, yanılıyorsunuz. Siz milletin askeri ve milletin ordususunuz. Siz bilmeseniz de biz sizi seviyoruz ve seveceğiz. Çünkü siz bu Müslüman halkın ordusususunuz. Bilmeseniz de hala Peygamber Ocağı’sınız. Millet sizi öyle biliyor. O yüzden çocuklarını kınayalıp davul zurna ile sizin ellerinize teslim ediyor. Madem öyle, siz de milletin yanında saf tutacaksınız. Bu millet dinine sahip çıkıyorsa sen de onun yanında yer alacaksın. Askerlik budur!

Değilse, her konuda yasak koyan İranlı ‘mollalar’dan ne farkınız kalır.
Onları ‘halkı zorla dindarlaştırıyorlar’ diye kınıyoruz, siz de zorla dinden soğutmaya çalışıyorsunuz. Milleti zorla ne idüğü belirsiz ‘çağdaş yaşam’ cenderesine sokuyorsunuz. Ne farkınız var? Sizden mi öğrenecek millet nasıl yaşaması gerektiğini?

İşte böyle ikide bir sizi ilgilendirmeyen alanlara burnunuzu sokarsanız pekala, Arınç gibi insanlar da çıkar haklı olarak:

“Allaha şükür ki, bunların zamanında savaş olmamış!” der. Bundan alınmaya hakkınız da olmaz.

Şu hale bakın. Büyükanıt Paşa Mustafa Balbay’a yalvarıyor adeta; “aman şöyle yapmayın böyle yapmayın!” diye.

Asker acilen, zihnindeki ve gözlerindeki aberrate durumuyla yüzleşmeli. Yoksa daha çok, Balbay gibilerin insafına mahkûm oluruz!

1960’ların Balbay’larını hatırlayın bir!

19.Mart.2009 15:19:31

Puan: 4.1/5 (22 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar
   Mehmet Eymür anlatıyor
Bu resim bir zamanlar "Sıkıyönetim Komutanlıklarınca aranan" teröristlere ait broşürlerden bir tanesine, Doğu Perinçek ve arkadaşları tarafından 1971'de kurulan "Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi Gizli Örgütünün" lider ve militanlarına ait. (Resmi büyük olarak görmek için buraya tıklayın: http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=392). Şimdi Ne Yapıyorlar? Acaba bir zaman bu gizli ihtilalci örgütün yönetici ve militanı olan teröristler şimdi ne yapıyor diye düşünüyor insan. Birkaçını inceleyelim: Profesör Halil Berktay - Bir zamanlar Perinçek'in en güvendigi kişilerden biri olan Halil Berktay onu terkedenler arasında. Yale Üniversitesinde Ekonomi okuduktan sonra Birmingham Üniversitesinde "Tarih" konusunda doktora almış. 19 ve 20'inci yüzyıl Türkiye tarihçisi olan, Birmingham ve Harvard'da ders veren Profesör Halil Berktay, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Tarihi ve İktisadi Doktrinler kürsüsü ile ODTÜ ve Bogaziçi Üniversitesi Tarih bölümlerinde ögretim üyeligi yapmış. Halen Sabancı Üniversitesi'nde ögretim üyesi. Türkçede yayımlanmış üç kitabı olan, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfi ile Helsinki Yurttaşlar Dernegi kurucu üyesi Berktay'ın Uzmanlık alanı, "20. yüzyıl Türk milliyetçiligi ve milliyetçi historiyografisi". Yayıncı Ferit İlsever - İP Genel Başkan Danışmanı ve Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever hala yoluna Perinçek ile devam edenlerden. Zamanında Türkiye İhtilalci İsçi Köylü Partisi (TİİKP) İstanbul sorumlusu olan Ferit İlsever, 12 Mart 1971 darbesinden sonra güvenlik güçlerince yapılan Şafak Operasyonunda, örgütün İstanbul'daki karargahı olan, Robert Kolejdeki İngiliz Profesör Hiller Samder'e ait lojmanda, arkadaşları, telsizler ve örgütsel dökümanlarla birlikte yakalanmıştı. Maoist bir örgütün karargahının bir İngiliz'in lojmanında bulunması çok dikkat çekmiş ancak o tarihte üzerine gidilmedigi için baglantı tam olarak çözülememişti. İlsever, kendini geliştirememiş, kişiligini bulamamış zavallı bir uydu. Patronu Perinçek'i taklit etmeye meraklı. Ancak "fabrikatörlük ve provokatörlük" bile bir beceri meselesi. Bir gün Reha Muhtar'ın yaptıgı programda, müthiş bir iddia ortaya atmış; "12 aile 420 milyar doları Türkiye'den yurtdışına kaçırılıp yabancı bankalara yatırdı..." Bu iddia üzerine kendisi de eski solcu olan bir bir basın mensubu onu makaraya almış; "Böyle bir iddiayı ancak paradan hiç anlamayan biri ortaya atabilir. 420 milyar dolar dedigimiz para, Türkiye'nin gayrisafi milli hasılasının neredeyse iki katı. Kimmiş bu babayigit 12 aile de Türkiye’nin gayrisafi milli hasılasının iki katı parayı yurtdışına kaçırmış. Sallamanın da bir insafı, izanı olmalı." Doçent Doktor Ercan Enç - 1946 yılında Agrı'da dogan Ercan Enç'in en son Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Doçenti oldugu biliniyor. 1968-9 yılında Ankara'da ABD Büyükelçisi R. Commer'in arabasının yakılması ile başlıyan süreç içinde Yusuf Arslan, Sinan Sönmez ve Hüseyin İnan tarafından kurulan Türk Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kadrosu içinde yer alan militanlardan. Filistin'de egitim gördükten sonra, Hüseyin İnan, Tuncer Sümer, Teoman Ermete, İbrahim Seven, Atila Keskin, ve Müfit Özdeş ile 1970 baharında Diyarbakır'da yakalanmış. Bilahere Müfit Özdeş ile bu gruptan koparak Proleter Devrimci Aydınlık'a (PDA) katılmış. Perinçek'in aktif alt kadrolarında gözükmese de yürüttügü faaliyetler ile onunla olan bagını korudugu anlaşılıyor. Profesör Mehmet Ümit Necef - ‘‘Ben Türkiye'deki şiddetin artmasına katkıda bulunan kişi, bir teröristim. Eger tarihi bir mahkeme kurulursa ilk önce bizi, sonra hem 1970'li yıllarda gerçekleştirilen terörist hareketleri, hem de PKK'yı yargılamalıdır. İnsanlara zarar verdik. Ben çok şeyimi kaybettim.’’ Bu sözler yukarıdaki arananlar listesinde bulunan, ancak daha sonra önce Dogu Perinçek'i, bilahare de terörü terk edenlerden Ümit Necef'e ait. 1952 Antalya dogumlu Necef, ortaokulu Talas Amerikan Koleji'nde, liseyi Robert Kolej'de tamamlamış. Robert Kolej'de iken Fikir Kulübü'ne üye olan Ümit Necef, Proleter Devrimci Aydınlık Dergisi'nde çalışıp, TKP/ML Halkın Birligi örgütüne ait ‘‘Proleter Birlik’’ ve ‘‘Halkın Birligi’’ adlı yayınların çıkarılmasına katkıda bulunmuş. Örgütsel egitim için El-Fetih kampına gidip daha sonra TKP/ML örgütünün askeri kanadı olan TİKKO'ya katılan Necef, "sandık cinayeti" olarak bilinen M. Adil Ovalıoglu adlı kişinin öldürülmesi ile ilgili olarak 18 yıl hapis cezasına çarptırılmış. İstanbul İş Bankası Suadiye ve Kadıköy şubelerinin soyulması olayına da karışan Necef, 1977 yılında illegal yollardan Danimarka'ya gidip, Kopenhag'da temizlikçilik yaparak üniversite egitimini tamamlamış ve Kopenhag Üniversitesi Kültür Sosyolojisi Enstitüsü'nü bitirmiş. Enstitüyü bitirdikten sonra akademik kariyer yaparak profesör olan Necef, terör örgütlerine katılmış olmaktan utanç duydugunu söylemekte. Bu duygularını Danimarka'da açıklayan Necef şöyle diyiyor: ‘‘Terörle bir şeyleri elde etmenin ne kadar yanlış ve haksız oldugunun herkes tarafından bilinmesi gerekir. Terörizm hiçbir şekilde mazur gösterilemez. O dönem bizim düşüncelerimize göre toplum bastırılmıştı. Durumu halka göstermeyi amaçlıyorduk. Bunun için de karakollara saldırmayı, asker ve polis öldürmeyi, amacımızı gerçekleştirmenin tek yolu olarak görüyorduk, yanıldıgımızı anladıgımızda ise iş işten geçmişti. Devlet 1974'de örgütleri dagıtırken bunu yaparken halktan büyük destek gördü. Toplumun bizi sevmedigini o zaman anladık. İnsanlar bizim saklandıgımız yerleri polise bildirdi ve yakalanmamıza yardım etti. Yaptıgımız kesinlikle yanlıştı ve etkin degildi. Diger insanların hayatlarını tehlikeye atmamalıydık. Onları öldürmemeliydik. Amacımızın, aracımızı yani öldürmeyi mazur gösterecegini düşünecek kadar çıldırmıştık. 1975 yılında şiddete ve silahlı mücadeleye olan inancım yıkılmıştı. Bundan dolayı, parti içinde şiddete karşı mücadele ettim, bir süre sonra kendi hayatımın tehlikede oldugunu hissetmeye başladım. Terörizme devam etmek isteyen örgüt arkadaşlarım bir şekilde benden kurtulmak istiyorlardı. Sonunda sahte bir pasaport temin ederek, Türkiye'den ayrıldım. Sonu ölümle biten bazı kararlara katılmış olabilirim. Şükür ki kimseyi bizzat öldürmedim. Bütün bu olaylara katıldıgım için çok üzgünüm ve bunun bedelini çok agır ödedim. Üniversiteyi ve ailemi terk ettim. Ülkemden ayrılmak zorunda kaldım. Hapse girdim. Zihnimde birçok yaralar açıldı. Ayrıca insanın kendine verdigi zarar hiçbir şey ile kıyaslanamaz. Hep, bir gün Türkiye'ye dönecegimi umut ederek yaşadım. İçimdeki Türkiye boşlugunu doldurmak amacıyla Yunanistan, İstanköy'e kadar gittim. Amacım uzaktan da olsa Türkiye'yi görebilmekti. Orada kendimi sanki Türk topraklarına ayak basıyormuş gibi hissettim. Çok heyecanlıydım, büyüleyiciydi, ancak yakalanırsam sonumun hapishane olacagını da biliyordum. Zaman makinem olsa ne yapardım? Zamanı 1970 yılına geri götürebilseydim, demokrasi için, işçilerin ve fakirlerin yaşam şartlarını düzeltmek için çalışırdım. Bizim terörümüz, 1971 yılında askeri darbeye neden oldu. Terörist eylemler 1980 yılında başka bir askeri darbeyi yarattı. Ben Türkiye'deki şiddetin artmasına katkıda bulunan kişi, bir teröristim. Eger tarihi bir mahkeme kurulursa ilk önce bizi, sonra hem 1970'li yıllarda gerçekleştirilen terörist hareketleri, hem de PKK'yı yargılamalıdır. Biz, Türk ulusunun karakterinin en dibindeki bölümü gün ışıgına çıkardık, harekete geçirdik ve toplumu şiddete ittik. Artık terörle bir şeyleri elde etmenin ne kadar yanlış ve haksız oldugunun herkes tarafından bilinmesi gerekir. Terörizm hiçbir şekilde mazur gösterilemez.’’ Anarşist Gün Zileli - Gün Zileli, 1968-70 kuşagının liderlerinden. Dogu Perinçek ve Atilla Sarp'ın başkanlıgındaki Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun (FKF) MKYK üyesi. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) kurucusu ve Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP)'nin Başkanlık Kurulu Üyesi. Bir zamanlar Dogu Perinçek'in sag kolu. Yandaki, "Yarılma" isimli kitap, 10 küsür yıldır Londra'da siyasi göçmen olarak yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlıgından çıkarılmış bulunan Gün Zileli'ye ait. ‘‘Aydınlıkçı’’ bir solcunun, otobiyografisi olma özelligini taşıyan ve 1954-1972 dönemindeki Türk soluna ışık tutan kitabın yazarı Zileli, 1993 yılından beri anarşizmi benimsemiş. Eleştriciler Zileli'nin kitabını "sansürsüz ve övünmesiz bir dürüstlükle kimseyi, hatta kendisini bile kayırmadan" yazmış oldugunu belirtmişler. Geçmişi ve düşünceleri ne olursa olsun, demek ki hem kendine, hem de başkalarına karşı dürüst bir insan. İkinci kitabı merakla beklenen ve bu cildinde Türk solundaki 1972 sonrası gelişmeleri yazacagı belirtilen Zileli, ilk cildin takdiminde şöyle demiş: "1960 yılından itibaren solla iç içe yaşadım. Erdemli insanların, isimsiz kahramanların, devrime, yaşamlarını kendileri için hiç bir şey istemeden adadıklarını gördügüm kadar, korkunç kariyer ve iktidar kavgalarına da tanık oldum. Liderlerin örgüt içi iktidar savaşları, devrimci hareketleri paramparça etti, can yoldaşı yüzlerce militanı yapay olarak birbirinden koparttı ve birbirinin can düşmanı haline getirdi. Ne yazık ki '68 nostaljisinin küllerini eşeledigimiz zaman, karşılaşacagımız acı gerçek budur. Bu yüzden, belli bir aşamada lider roller oynadıgım sol hareketle iç içe geçmiş yaşam öykümün başlıgı olarak, hepimizi irkilten "yarılma" sözcügünü kullanmayı tercih ettim." Kitapta Gün Zileli'nin eylemde, hapishanede, partide, dernekte yoldaşı olan günümüzün ünlü isimleri de yer alıyor. İşte kitaptan bazı alıntılar: "Adım Tam Demokrat Atilla Sarp - Sıra eski Dev-Genç başkanlarından Atilla Sarp'a gelmişti. Atilla Sarp, büyük bir ciddiyetle gidip mahkeme heyetinin karşısına dikildi. Duruşma yargıcı: Adınız... Atilla Sarp: Tam Demokrat... Duruşma yargıcı: Adınızı sordum efendim... Atilla Sarp: Ben de söylüyorum işte. Adım Tam Demokrat Atilla Sarp. Duruşma Yargıcı: Nasıl yani? Gerçekten Tam Demokrat Atilla Sarp mı? Atilla Sarp: Evet efendim. Aynen öyle. Duruşma yargıcı: Allah, Allah. İlk kez böyle bir ad duyuyorum. (Zabıt katibine dönerek) Yaz, adı Tam Demokrat Atilla, soyadı Sarp. (Atilla'ya dönerek) Peki kim koymuş bu adı size? Atilla Sarp: Babam efendim. Atilla Sarp'ın babası, 1950'li yıllardaki ‘‘Terziler Tevkifatı’’ diye bilinen tevkifatta tutuklanmış ve hapis yatmış, meslegi terzilik olan eski bir komünistti. Atilla, tam İkinci Dünya Savaşı bitiminde dogdugundan babası, komünistlerin demokrasi aşkıyla oglunun adının başına gerçekten de ‘‘Tam Demokrat’’ adını ekleyip nüfusuna geçirtmişti. Nuri gözünü burjuvalıktan kaybetti - SBF'den gelen gençler daha şehir, hatta burjuva kökenliydiler. Konuşmalarından, entelektüel tavırlarından bunu kolayca algılamak mümkündü. Örnegin bu tür şehir kökenli bir gencin konuşkanlıgı ve ‘‘malumatfuruş’’lugu dikkatimi çekmişti. Bir gözü hep sabit bir noktaya bakan bu gencin adı, Nuri Çolakoglu'ydu. Sabit bakan gözünün Robert Kolej'deki bir beyzbol oyunu sırasında, beyzbol sopasının çarpması sonucunda çıktıgını ve takma oldugunu, daha sonraki yıllarda ögrenecektim. Can Yücel zülfünü niye aşagı indirmiş? - 1965 seçimleri gelip kapıya dayanmıştı. Samanpazarı mitinginde Çetin Altan, Mehmet Ali Aybar gibi agır toplarımız henüz sahneye çıkmamıştı ama Can Yücel gibi yetenekli konuşmacılarımız vardı. Can Yücel, siyah direnişçilerin ‘‘We shall overcome’’ adlı ünlü şarkısını Türkçe sözlerle kürsüden söyledi. Ne var ki Can Yücel'in keçi sakalı, köylü kökenli emekçilerce tuhaf karşılanmıştı. Yaşlı bir köylü bana egilip Can Yücel'in keçi sakalını göstermiş ve ‘‘Neden zülüfünü aşagı indirmiş?’’ diye sormuştu. Erdal Gökyüzü Demirel'in koruması oldu - Saldırının hedefini, en güvendigimiz grup arkadaşlarımızdan bile saklamışken polis nasıl olmuştu da bu eylemi ögrenebilmişti? Tabii o zaman henüz sekiz grup başkanından biri olan, bizim meşhur ‘‘anti-Dühringci’’ teorisyenimiz ve komünist marşlar repertuarının ustası Erdal Gökyüzü'nün bir sivil polis oldugunu bilmiyorduk. Erdal Gökyüzü, bu olaydan kısa süre sonra açıga çıkınca ortalıktan kayboldu. Daha sonraki yıllarda, Başbakan Süleyman Demirel'in koruma polisi, Komiser Erdal Gökyüzü olarak arz-ı endam etti. Kafaoglu'nun karısı TİP'li berberle kaçtı - Hem kadından gözümü alamıyor hem de parti içinde çapkınca bir davranışın kınanacagı korkusuyla gözlerimi ondan kaçırıyordum. Kısa bur süre sonra bu kadının partinin teorisyenlerinden Aslan Başer Kafaoglu'nun karısı oldugunu ögrendim. Kısa boylu şişman bir adam olan ve ceketinin cebine doldurdugu makarna tanelerini iki de bir agzına atan Kafaoglu'nun bu kadar güzel bir kadınla evli olmasını hayretle karşımıştım. Daha sonraki günlerde bu kadının TİP üyesi bir berberle kaçtıgını ögrendim. Muhittin kitap hırsızlıgında uzmandı - Köy çalışmalarına yollanan ekiplerin yol paralarını kısmen derginin gelirlerinden karşılıyorduk. Ama bu fon oldukça yetersizdi. (...) Diger bir yöntem kitap hırsızlıgıydı. Bu işin uzmanı Muhittin Sirer'le bendim. Esas çalışma alanımız Kızılay'daki Koca Beyoglu Pasajı'nın altında bulunan ikinci el kitapçılardı. Muhittinle beraber buradaki dükkanlara elimizde bir valizle giriyorduk. Ben dükkan sahibini lafa tutarken Muhittin, dükkanın önünde sergilenen kitapları valize dolduruyordu. Metin Göktürk polislikle suçlandı - Metin Göktürk'e yapılan bu ‘‘polis’’ iftirasının daha sonraki yıllarda da devam ettigini, ama Metin Göktürk'ün bu iftiranın üzerine gitme yürekliligini gösterip birçok benzeri örnegin tersine kendini aklama becerisini gösterdigini belirtmeliyim. Türk solu, eski tüfeklerden tevarüs ettigi kötü bir özellige sahipti. Ajanlıkla ilgisi olmayan çok sayıda insana boş yere polis damgası vurup devrimci hayatlarını karartmak. Beş kişi Kızılay parkında illegal parti kurdu - O toplantıyı birlikte terk eden, benim de içinde bulundugum gruptaki isimleri çok net hatırlıyorum: Dogu Perinçek, Ömer Özerturgut, Cengiz Çandar ve Oral Çalışlar. Bu beş kişi, gecenin o saatinde yürüye yürüye Kızılay Parkı'na geldi. Dogu, Mihri Belli'nin tutumundan dolayı büyük bir hayal kırıklıgı içindeydi. Deniz Gezmiş ve İstanbul kesiminden de istedigi destegi bulamamıştı. Dogu, ‘‘Devrimci parti’’ fikrine, toplantıdakinden daha büyük bir vurgu yaptı. Evet, kastettigi ‘‘öncü çekirdek’’ti. Böylece 21 Mayıs 1969 tarihinde, geceyarısına yakın bir saatte, Ankara'nın Kızılay Parkı'nda bu beş kişi, gelecekte Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) adını alacak olan PDA hareketinin illegal çekirdeginin kurulmasına karar vermiş oluyordu. Kalabalıklar halinde geneleve - Beklentilerin aksine miting sakin geçti. Açılış konuşmasını FKF Başkanı Yusuf Küpeli yaptı. İzmir'de Ankara'ya dönmeden önce ilginç bir gün yaşadık. İzmir FKF sekreterligine yerleştikten sonra aramızdaki birkaç kız arkadaşı orada bırakarak büyük bir kalabalık halinde İzmir Genelevi'ni ziyaret ettik. İzmir Genelevi'nde çok güzel kadınlar oldugu söyleniyordu. Buraya kadar gelmişken bu güzel kadınları görmeden dönmek olmazdı. O zamanlar, sonradan oluşacak ahlaki refleksler yoktu sol saflarda. Bu yüzden bir genelevi topluca ziyaret etmekte hiçbir acayiplik görmemiştik. Hatta aramızda en kabadayılarımız ve kesesine güvenenlerimiz kadınlarla yukarı katlara bile çıktılar. Şahin'le Ömer turist gibi - Söke çalışmasına (...) daha çok köy kökenli arkadaşlardan oluşan köy ekibi üyelerinin yanı sıra Atıl Ant, Şahin Alpay ve Ömer Madra gibi arkadaşlar da katılmışlardı. (...) Özellikle Şahin ve Ömer, köy çalışmasından çok turistik bir gezi havasındaydılar. Örnegin böyle bir yere gelirken kentsel alışkanlıkları bir kenara bırakmayıp yanlarında tuvalet kagıdı getirmişler." Gazeteci, yayıncı, yönetici, işadamı, patron, sabık TUSİAD üyesi, Türkiye'nin Bilderberg temsilcisi, Mehmet Nuri Çolakoglu - Yukarıda resmi bulunanlar arasındaki en meşhurlardan biri şüphesiz Nuri Çolakoglu. Ferit İlsever gizli örgütün "İstanbul sorumlusu" iken o da örgütün "Ankara sorumlulugunu" yürütüyordu. Ancak o İlsever gibi başladıgı yerde kalmadı. Her ne kadar yakın tarihte yaptıgı bir söyleşide "35 yıldır aynıyım, o günkü düşüncelerimle bugünküler arasında temel bir fark yok" diyorsa da bunun dogru olmadıgı muhakkak. Eger Çolakoglu kendini hala solcu görüyorsa Allah herkese böyle solculuk nasip etsin. İzmir'de 1943 yılında Hasan ve Emine'nin ilk çocukları olarak dünyaya gelen Mehmet Nuri Çolakoglu'nun, Sabri (1947, işadamı) ve Kemal (1950, Ege Bölgesi Sanayi Odası Meclis Başkanı) adında iki kardeşi var. Nuri Çolakoglu, ilkokulu İzmir'de okuduktan sonra 1954'de İstanbul Robert Kolej'e girmiş. Gazetecilige burada başlayan M.N.Çolakoglu okulun lise gazetesini çıkartmış. Çolakoglu, 1962'de koleji bitirip Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Dış Münasebetler (Uluslararası İlişkiler) Bölümü'ne girer. Siyasal Bilgiler'i bitirdigi halde Dışişleri Bakanlıgı sınavına girmez. Üniversitede sırasında aktif birisidir. İyi bir tiyatrocudur, Fikir Kulübü, Ögrenci Dernegi gibi yerlerde görev alır. 1967'de Mülkiye'den mezun olur. Mezun olmadan önce, 1966'da, sınavı kazanıp yeni kurulan TRT'ye metin yazarı olarak girer. Bu arada doktoraya kayıt olur. Mümtaz Soysal Hoca ile birlikte Türkiye'de toprak meselesi üzerine bir çalışma yapar. Babası onu İzmir'deki fabrikalarında çalışmaya çagırır. Babasının yanında bir yıl bulunduktan sonra TRT Haber Merkezi'nde Muammer Yaşar Bostancı ve Dogan Kasaroglu ile birlikte çalışır. 1970'te de TRT Dış Haberler Bölümü'ne geçer. Bu arada Ankara Üniversitesi SBF Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo TV Kürsüsü asistanı olur. Dogu Perinçek'in önderligindeki Mao'cu Aydınlık gazetesinde de çalışan ve illegal Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi'nin (TİİKP) Ankara sorumlusu olan Çolakoglu, 12 Mart darbesi ile aranmaya başlanır. Yakalanan Nuri Çolakoglu 20 yıla mahkum edilip iki yıl içeride kalır ve 1974 affı ile çıkar. Ardından ANKA Ajansı'na girer. Hayatı hep bir şeyler kurmakla geçen Çolakoglu burada Dış Haberler Servisi'ni kurar ve şefligini yapar. Çok yardımını gördügü Altan Öymen'le birlikte çalışan Çolakoglu 1977'de Aydınlık gazetesinin Ankara Büro Şefi olur. 1978'de Aydınlık Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ataberk'le birlikte 1,5 ay süren Çin, Kamboçya, Pakistan ve İran gezisini gerçekleştirir. Kamboçya'da Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri ve Demokratik Kamboçya Başbakanı Pol Pot'la görüşür. Nuri Çolakoglu, 1980'lerde Deutsche Presse Agentur, Sveriges Radio AB ve Westdeutscher Rund-Funk Ankara muhabirligi gibi birkaç yabancı basın kuruluşuna da çalışmaktadır. 12 Eylül 1980 harekatı sonrası tekrar aranmaya başlayan Çolakoglu yurt dışına çıkarak İngiltere'ye gider. BBC'de çalışmaya başlar. Londra'da iken part—time olarak Hürriyet Gazetesine de çalışan Çolakoglu, aynı anda Londra Temsilciligi boşalan Milliyet'e, Sami Kohen'in teklifi ile Londra Büro Şefi olur. Bu görevi 1987'ye kadar sürer. 1987'de Türkiye'ye döner. Türkiye'ye döndügünde 2000'e Dogru Dergisini çıkartan Perinçek birlikte çalışmayı teklif eder. Çolakoglu teklifi kabul etmez. Artık yolları ayrılmıştır. Çolakoglu "Artık aynı düşünceler içinde degiliz. İnsanın sürekli evrildigi, degiştigi bir dünyadayız." der. O artık 30-35 yıl öncesinin tutucu fikirlerini geride bırakmıştır. Milliyet'ten sonra Cem Duna'nın yönetimindeki TRT'de 1989'a kadar iki yıl "Genel Müdür Danışmanlıgı" yapan Çolakoglu, daha sonra Nezih Demirkent'le birlikte Asil Nadir'e, bir televizyon şirketi kurar. Bilahare Nadir'in Almanya'da kurulu olan televizyonunun sorumlulugunu üstlenen Çolakoglu, Nadir iflas edince, eşi Ayşe Hanım'ın başında bulundugu "İntermedia" adlı kendi yayınevini kurar. Takip eden yıllarda Çolakoglu'nun ismi kurdugu birçok televizyon kanalı ile anılır. Erol Aksoy'un Show TV ve Cine5'i'ni kuran odur. Ardından Cavit Çaglar adına kurdugu ve daha sonra Ayhan Şahenk'e geçen NTV'de de onun emegi vardır. Televizyon Yayıncıları Dernegi, Egitim Gönüllüleri Vakfı Yönetim Kurulu, Türk-Amerikan İş Konseyi Yürütme Kurulu, İstanbul Rotary Kulübü, 1907 Fenerbahçe Dernegi gibi 15'in üzerinde kurum ve kuruluşa üyeligi bulundugu söylenen Mehmet Nuri Çolakoglu, yakın tarihte CNN Türk'ün başına geçince, üyesi oldugu TÜSİAD yönetim kurulundan istifa etmiştir. Çolakoglu 2000 yılında yapılan Bilderberg Toplantısı'na da Türkiye'den davet edilen iki kişiden biridir. Ayşe (Akmen) ile evli olan Nuri Çolakoglu'nun ilk eşi Sezi'den, Hasan (1971), ve ikinci eşi Merih'ten, Fatma (1980) isminde iki çocugu var. Gözünden problemi oldugu için askerlik yapmayan Nuri Çolakoglu, 1776 Şumnu Savaşı'nda top mermisi kolunu kopardıgı için çolak kalan ve bundan dolayı "Çolakoglu Bayraktar" lakabı ile anılan bir dedenin torunudur. Dedesinin kardeşi Rüştü Çolakoglu, 1. Meclis'te Milletvekilligi yapmış. Ayrıca, ANAP milletvekili Melike Hasefe ile CHP'den Hasan Erdogan da (1957—65) Çolakoglu'nun ailesinden. Raif Dinçkök'ün kızkardeşi ile evli olup Çolakoglu Metalürji'nin kurucusu olan Mehmet Rüştü Çolakoglu, Nuri Çolakoglu'nun babası Hasan Bey'in aynı anneden kardeşi, yani M. Nuri Çolakoglu'nun amcası. Rüştü Bey'in oglunun adı da "Nuri Çolakoglu". Rüştü Bey aynı zamanda Akın Tekstil'in sahiplerinden ünlü tekstilci Haydar Akın'la da dünür. Mehmet Nuri Çolakoglu, eveliyatı ve yurt dışı ilişkileri ile istihbarat dünyasında soru işaretleri olan bir kişi. Ama yigidin hakkını teslim etmek lazım. O kendini yenileyen, yaşadıgı topluma yararlı işler yapan, akıllı ve becerikli bir insan. NOT: Hürriyet yöneticisi Ertugrul Özkök, "Tüsiad yönetiminde ilk medya mensubu" başlıklı yazısında; "Nuri Çolakoglu sadece, ‘yönetime giren ilk medya mensubu olma’ özelligi taşımıyor. Aynı zamanda yönetime giren ilk ‘eski Maocu’ oluyor. Ya da ilk ‘eski Marksist, Leninist ve de Maoist devrimci’. Dün bunu ögrenince, Maoculuk yıllarına ait bir fotografını istemek için kendisini aradım. Maocu yıllarına ait hiç fotografı yokmuş. 12 Mart'tan sonra aranırken polisin elinde bile fotografı yokmuş." demiş. Biz yukarıdaki örgüt fotografını hem Sayın Özkök'e hem de Sayın Çolakoglu'na hediye ediyoruz. Digerleri Gizli örgüt şemasında ismi bulunanlardan Bora Gözen, Lübnan'da Filistin Egitim Kampında hayatını kaybetmiş, Türkiye Yayıncılar Birligi Başkanlıgı da yapan Yayıncı Atıl Ant, Afa Yayıncılıgın sahibi, "Sandık Cinayeti'nin failleri arasında olan ve 27 Ocak 1982 tarihinde yakalanan Yazar Garbis Altınoglu halen Almanya'da. Çeşitli panellere katılarak "Ezilmiş halklar, sosyalizm, devrim" edebiyatına devam ediyor. Örgütün Lideri Yanda resmi bulunan ve PKK'ya yardım nedeniyle cezaevine giderken geçirdigi şok sebebiyle düşmesin diye kollarına girilen kişi, "gizli örgütün lideri" Dogu Perinçek. Onu tanımayan yok. O bazen herkesi güldüren bir orta oyuncusu, bazen iş adamlarına saldırıp ceplerine el atan bir tecavüzcü, bazen de bir taş atıp, hem akıllı geçinenlerin kafasını, hem de Türkiye'yi karıştıran bir deli. Artık kendini üniformasız asker saydıgından aranmıyor ama hem gizli, hem de örgütsel faaliyetlerine devam ediyor. Onların dilinde, "davadan dönene", yani terörü bırakıp insan gibi yaşama yolunu seçenlere, veya bir davadan diger davaya gidene "dönek" diyorlar. "Komünizm, Maoizm, Apoizm ve Ajanizm" gibi çeşitli ideolojileri deneyerek sonunda "Kemalizm" ve "Militarizm"de karar kılan Perinçek, o kadar çok dönüş yapmış ki ona artık "dönek" bile diyemiyorlar. O litaratürde yeni bir deyimin dogmasına sebep olmuş: "Pervane". Onun kolonlanıp birkaç kopyasının daha yapılmasının insanlık için nasıl bir felaket yaratacagını düşünebiliyor musunuz...? İşin mizah kısmı bir yana. İlginç bir konuşmayı nakledelim. Perinçek'in gözaltına alınması ile ilgili yukarıdaki resim çekildigi günlerde, gazeteci Melih Aşık, Perinçek'in başyaveri Hasan Yalçın'a, gözaltına alınma nedenini soruyor; "İşçi Partisi, bir süredir Ordu'yla aynı çizgide görünüyor. Bu tezgahta bunun rolü var mı?" Hasan Yalçın cevap veriyor: "Devlet ikiye bölünmüş durumda... Bir tarafta CIA ve içerideki işbirlikçileri, öte yanda Ordu, İşçi Partisi ve öteki ulusalcı güçler. Birinci grup Ordu'yla çatışmayı göze alamadıgı için bizim üzerimizden güç gösterisi yapıyor." Vay canına, bir İngiliz'in ikametgahında karargah kuran gizli örgütün temsilcisine göre, "Ordu, İşçi Partisi ve (her kimse) öteki ulusalcı güçler" el ele vermiş ülkemizi CIA ve işbirlikçilere karşı koruyor...! Gülmeli mi, aglamalı mı bilmiyorum? Neyse ki, yakın tarihte kulagımıza gelen haberlere göre, Dogu Perinçek ve ekibi ile ilişkiler nedeniyle agır tenkitlere maruz kalan TSK'nın üst yönetimi, konuyu incelemeye almış. Bu nedenle grubun bazı gelirleri de kesilmiş. Biz daha önce de belirtmiştik, sivil asker birçok güvenlik görevlisinin kanına elleri bulaşan Perinçek ve Aydınlıkçıların, kendilerini Türk ordusu ile bütünleştirmeleri utanılacak bir husus, bundan daha büyük ayıp olamaz diye... Sayın Genelkurmay Başkanı ve TSK'nın üst kademesinin bu konuda kendine yakışanı yapacagına inanıyoruz. Eli kana bulaşmış PKK dostu "gizli örgütler" TSK'nın dostu olamaz, olmamalı...(http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=392)
   BU LİSTEYİ SAKLAYIN !
Son zamanlarda; Deniz Baykal tarafından, Mehmetçik Vakfından vergi alınırken Deniz Feneri Derneği’nin vergiden muaf olduğu iddia edilmişti..Ancak gerçek tam tersi çıktı. Vergiden muaf olan vakıflarının çoğu katrilyonluk servete sahip ünlü işadamlarıyla, ETÖ sermayesi de diyebileceğimiz ünlü mason, rotaryen ve lionslara ait..Kim ne zamandan beri vergi vermiyor?..İşte kaydeğer isimlerin yeraldığı o Liste: Anadolu Çağdaş Eğitim Vakfı (ANAÇEV): 21/10/1997. Alarko Eğitim ve Kültür Vakfı: 23/11/1990. 500.Yıl Vakfı: 27/03/1992. Altı Nokta Körler Vakfı: 26/11/1971. Asım KOCABIYIK Kültür ve Eğitim Vakfı: 29/07/1998. Aydın DOĞAN Vakfı: 21/11/1997. Ayhan ŞAHENK Vakfı: 23/07/1997. Ali Nihat Gökyiğit Eğitim, Sağlık, Kültür, Sanat ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı: 09/09/2008. Bilim ve Sanat Vakfı: 09/07/2007. Boğaziçi Üniversitesi Vakfı: 12/08/1993. Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı: 03/04/1986. Bilim Merkezi Vakfı: 23/02/1998. Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı: 27/05/1998. Çağdaş Eğitim Vakfı: 26/08/1999. Eczacıbaşı Vakfı: 27/02/1978. Ege Çağdaş Eğitim Vakfı: 21/05/2000. Elginkan Vakfı: 27/11/1989. Enka Spor Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı: 02/05/1983. Fevziye Mektepleri Vakfı: 10/01/1975. Florence Nightingal Hemşire Mektepleri ve Hastaneleri Vakfı: 11/04/1970. Galatasaray Eğitim Vakfı: 08/11/1982. Göz Nurunu Koruma Vakfı: 31/05/1985. Haberal Eğitim Vakfı: 22/11/1989. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı: 13/03/1998. Hacı Ömer Sabancı Vakfı: 17/07/1973. Halis Toprak Vakfı: 25/02/1999. Gürsoy Eğitim ve Kültür Vakfı: 30/12/1999. Hisar Egitim Vakfı: 23/08/1973. İhsan Doğramacı Vakfı: 13/10/1973. İktisadi Kalkınma Vakfı: 12/12/1986. İnanç Vakfı: 05/11/1993. İnönü Üniversitesi Vakfı: 09/05/1996. İnönü Vakfı: 20/09/1984. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı: 25/12/1984. Kartal Vakfı: 11/072000. Kenan Evren Eğitim Kültür ve Doğayı Koruma Vakfı: 29/12/1997. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Vakfı: 20/12/1976. Rahmi M. Koç Sanayi Müzeciliği ve Kültür Vakfı: 12/12/1997. Sağlık ve Eğitim Vakfı(SEV): 16/01/1990. Saınt Joseph Lisesi Eğitim Vakfı: 05/06/1995. Suna ve İnan Kıraç Vakfı: 12/07/2005. Şişli Terakki Vakfı: 10/12/1986. Tekfen Eğitim, Sağlık, Kültür, Sanat ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı: 23/09/2004. TESEV Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı: 18/07/2001. Toplum Gönüllüleri Vakfı: 29/07/2004. Türk Böbrek Vakfı: 22/11/1989. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı: 20/07/1980. Türk Kalp Vakfı: 25/12/1975. Türk Eğitim Vakfı: 09/12/1968. Türk Kardiyoloji Vakfı: 01/08/1986. Türk Diyabet Vakfı: 16/11/2000. Türk Eğitim Derneği Ankara Koleji Vakfı: 17/05/1991. Türk Eğitim Derneği İstanbul Koleji Vakfı: 12/07/2005. Türk Eğitimine Özgü Kadir Has Vakfı: 23/02/1992. Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı: 14/11/1974. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı: 14/11/1974. Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilatasyon ve Bakım Merkezi Vakfı: 17/02/1997. Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı: 27/09/1985. Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı: 25/12/2006. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı(TEGV): 09/10/1995. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı: 19/01/1998. Türkiye Güçsüzler ve Kimsesizlere Yardım Vakfı: 10/09/1990. Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı: 07/12/1989. Türkiye Körler Vakfı: 22/12/1975. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı: 14/07/1997. Vehbi Koç Vakfı: 28/12/1968. Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı: 23/02/1992. Yirmibirinci Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı: 18/12/2000. Zeynep Mutlu Eğitim Vakfı: 23/07/2001. Zeytinoğlu Eğitim Bilim ve Kültür Vakfı: 18/05/1993. KAYNAK: http://www.gib.gov.tr/index.php?id=406.
   taha pinar
Mehmet Ali Bulut abim, Allah razi olsun herzamanki gibi cok güzel bir sekilde özetlenmis bir yazi. Ya Mehmet Abi biliyorsumunuz... Ben sizin kadar yazarak beceremiyorum. TAbiki beceremem.. Elimden tek bir sey geliyor.. "Allah, milletine silah ceviren Generallerin belasini versin". ohhh be rahatladim.. Allaha emanet olun, abim.. Allah razi olsun.
   Mavi Hilal
Allah razı olsun abi, güzel noktaya değinmişsiniz. Bu konuda bir de söz vardır hani: Elinde çekiç olan herkesi çivi sanır diye. Bunlarınki de o hesap galiba; ellerinde var bir çekiç, kendileri dışında herkes çivi.

Mehmet Ali Bulut Arşivi
KIRILAN KOL YEN İÇİNDE Mİ KALMALI? 13.Ağustos.2009
KÜRT AÇILIMININ EN BÜYÜK ENGEL YİNE KÜRTLERDİR" 05.Ağustos.2009
MOĞULTAY, HSYK VE AK PARTİ 31.Temmuz.2009
CUNTAYI MİLLET TEMİZLEYEBİLİR AMA MİLLET UYUYOR 18.Temmuz.2009
ARTIK AĞLAMAK İSTEMİYORUM 13.Temmuz.2009
Gül gül ile mi yoksa diken ile mi tartılır görveceğiz 04.Temmuz.2009
Darbeciye atılan tokat ordunun gözünü çıkarmasın 04.Temmuz.2009
Asimetrik harbin galibi millet olacak! 04.Temmuz.2009
TSK en temel partidir, diğerleri fasa fiso 04.Temmuz.2009
İran nereye... 04.Temmuz.2009
Gidip hasmınızın evinde oturacak yürek var mı? 18.Haziran.2009
Müsbet hareketin gücü yahut Fethullah hareketi... 18.Haziran.2009
Beyaz Türklerin tanrısı sekeratta 18.Haziran.2009
Eşyanın hakikati sabit mi? 18.Haziran.2009
İyilik insanı ahmaklıktan kurtarır mı? 18.Haziran.2009
KÜRT HALKI’NDAN ÖZÜR DİLEMEK… 04.Haziran.2009
Yaşasın islam! 04.Haziran.2009
İstanbul Konstantiye olur mu? 30.Mayıs.2009
BAŞLIĞI OKURA BIRAKILMIŞ BİR YAZI! 21.Mayıs.2009
Kadın hayatın özüdür! 12.Mayıs.2009
Kadın kıble olunca 12.Mayıs.2009
KATLİAMDA TAKILAN MASKELER HANGİ YÜZLERİ GİZLEMEK İÇİNDİ 07.Mayıs.2009
TİYNİYET DEĞİŞMEZSE KABİNE İYİ NİYETTEN İBARET KALIR... 02.Mayıs.2009
İşte bu yüzden korkuyorum! 24.Nisan.2009
Başı göğe erdi ama aramızda yaşadı 24.Nisan.2009
Baharda kış soğuğu 14.Nisan.2009
Obama Kanuni, Türkiye Fransa olur mu? 09.Nisan.2009
Millet CHP'ye dedi ki... 01.Nisan.2009
Millet iktidara dedi ki... 31.Mart.2009
Senin için ağlıyorum, seninle gurur duyarak! 28.Mart.2009
Bu kadar acz bir devlete yakışır mı? 28.Mart.2009
Ağız tadıyla iktidarı bile eleştiremiyoruz 24.Mart.2009
ASKER ASABİLEŞMESİ 19.Mart.2009
DARWİN’İ SUSTURAN CEVAP 12.Mart.2009
AHMET TÜRK’ÜN DEDESİNİN DE BULUNDUĞU MECLİSTE KONUŞULANLAR… 04.Mart.2009
“BEN CUMHURİYETİN ADALETSİZ VE HUKUKSUZ OLANINI SEVERİM” 04.Mart.2009
Neden Kılıçdaroğlu değil de Topbaş? 25.Şubat.2009
Ergenekon'dan çıkış ve Bediüzzaman 17.Şubat.2009
Seçim atmosferine girerken... 09.Şubat.2009
Bediüzzaman yaşasaydı kime oy verirdi? 07.Şubat.2009
Sultanın gölgesine basan adamın başına gelenler 30.Ocak.2009
Madımak'ı yakanlarla İpekçi'yi öldürenler 23.Ocak.2009
Atatükçü sanıyorduk, meğer mandacıymış! 20.Ocak.2009
Masuniyet karinesi ha! 17.Ocak.2009
Kerbela siyaseti ve iktidar! 13.Ocak.2009
Sistemin tanrısına dokunmak! 07.Ocak.2009
İsrail ve canımı sıkan bir ayet (2) Yorumlar, tarizler, cevaplar... 05.Ocak.2009
İsrail ve canımı sıkan bir ayet 29.Aralık.2008
Tuncay Güney'in karmaşıklığı Ergenekon'u masum yapar mı? 06.Aralık.2008
CHP nereye koşuyor? 25.Kasım.2008
APO'nun yeni komşusu İskender Büyük mü? 21.Kasım.2008
Siyasette müspet hareketler 20.Kasım.2008
Anayasanın değişmezleri... 14.Kasım.2008
Ergenekon savcısı 11.Kasım.2008
Obama'nın beriki yüzü 08.Kasım.2008
O ba ma, Necdet Sezer ve Cumhurbaşkanı Apo ! 06.Kasım.2008
Mustafa 04.Kasım.2008
Allah bizi sizin Cumhuriyetinizden korusun! 30.Ekim.2008
Evet, daha kötü günler geliyor, ama kime? 27.Ekim.2008
Temel Ağabey'i uğurlarken... 26.Ekim.2008
Sermaye ve iktidar! 20.Ekim.2008
Sayın başbakanım bu sizin gerçek duruşunuz ise... 17.Ekim.2008
Başbakan, Bahçeli'yi muhatap almak zorunda! 16.Ekim.2008
Kürt kimin umurunda be kardeş! 09.Ekim.2008
Neden askerler hiç mesul olmazlar? 05.Ekim.2008
AK Parti'nin geleceği 26.Eylül.2008
Benim hırsızım iyidir! 21.Eylül.2008
Başbakan'ın adamları ne yapıyor? 15.Eylül.2008
Talut Calut'u yener, nitekim yenmişti... 11.Eylül.2008
Kenya'ya kar yağıyor! 06.Eylül.2008
Bir sarhoş Yeltsin yok mu? 03.Eylül.2008
Türkiye için semirme vakti! 02.Eylül.2008
Başbuğ ve ideolojik muhalefet döneminin sonu! 29.Ağustos.2008
Ergenekon'un Kürt Memetleri 25.Ağustos.2008
Gürcistan dramından Asya Medeniyetine... 14.Ağustos.2008
Amerika'nın İp'i yahut kan oyunları 11.Ağustos.2008
Değerlerin ihyası! 08.Ağustos.2008
AK Parti'nin farzı, vacibi, sünneti... 05.Ağustos.2008
Bediüzzaman Önder Sav'a ne dedi 02.Ağustos.2008
Batı'nın Karlofçası 31.Temmuz.2008
Eyvah, AK Parti kapatılmıyor! (Adnan Menderes Çıkmazı'nda kan gölü= 29.Temmuz.2008
Evet bu bir hesaplaşmadı 24.Temmuz.2008
Agarta'nın gelini 18.Temmuz.2008
Perestroyka yahut temellerin çöküşü 12.Temmuz.2008
BU mu yanlış? 10.Temmuz.2008
AK Parti out olurken nasıl oluyor da Şener in? 09.Temmuz.2008
Yarasalar gündüz uçuyor, demek ki karanlıktakilerin de keyfi kaçtı 03.Temmuz.2008
Ben yazmasam bir şey olmaz ama siz tepki koymazsanız çok şey kaybederiz 01.Temmuz.2008
Firavun, Musa ve Deveyi Kesen 9 Kişi 07.Haziran.2008
Mustafa Kemal ve arkadaşları nerede, şu kafa yapısı nerede? 03.Haziran.2008
Öğretmeni kim mağlup etti? 28.Mayıs.2008
Önder Sav'a din öğretildi de o mu yanlış öğrendi? 23.Mayıs.2008
Turhan Çömaz Ali Suavi mi olmak istiyor? 20.Mayıs.2008

Gazetelerin 1. Sayfaları

BİLAL BABA EMMOĞLU İLE FİNALDE...

Acun Ilıcalı, Yetenek Sizsiniz finali ile ekranlara kitledi. İşte görme özürlü Bilal'i finale taşıyan, Emmoğlu...

MÜSLİM GÜRSES EZAN OKUDU

İftar saati için stüdyoya giren Müslüm Gürses ATV Ana Haber'de ezan okudu

BERNA KARAGÖZOĞLU BEŞ YAŞINDAYKEN ŞARKI SÖYLÜYOR!

ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.

EVRENESOĞLU'NUN ALLAH İLE KONUŞMA ANI!

İskender Evrenesoğlu'nun bir müridi için Allah ile iletişime geçme görüntüleri 'simsarcılığın da bu kadar' dedirtiyor.

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR


DÜN EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK ARANANLAR

» Ahmet Hakan
» Ali Kırca
» Nurettin Veren
» Galatasaray
» Fethullah Gülen
» Nuh Gönültaş
» Minik Dualar
» Video Haberler

VİDEO HABERLER

» BİLAL BABA EMMOĞLU İLE FİNALDE...
» BAŞBAKANA LAF ATIYORLARDI Kİ, NTV YAYINI KESTİ
» BAYRAMINIZI ZEHİR ETMEYİN
» İLKER BAŞBUĞ 4 ŞEHİT ASKER İÇİN NE DEDİ?
» MÜSLİM GÜRSES EZAN OKUDU
» BU MAYINLARI KOMUTAN YERLEŞTİRDİ!
» BERNA KARAGÖZOĞLU BEŞ YAŞINDAYKEN ŞARKI SÖYLÜYOR!
» GÜNÜN KLİBİ... BENDE YETİM BİR KIZIM!
» GÜNÜN KLİBİ... MUSTAFA YILDIZDOĞAN'DAN SÜPER ŞARKI
» İdiz Yatak Odasından Bildiriyor
gasteci.com © 2008