Dört kadın...Belli ki, Türkiye'nin ciddi bir bir kanalını birazcık lightlaştırma işlevi gören bir program olsun diye oradalar. Nuh Gönültaş
Nasıl olduysa bunlar Türkiye'ye gelen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'u programlarına çıkarma şerefine nail oldular.
Tabii böyle bir fırsat kaçar mı? Dünyanın en güçlü kadınına soru sorma fırsatı bulunca elbette "İrtica"yı soracaksın.
Aysun Kayacı'yı ayırıyorum. O konu mankeni olarak orda bulunuyor. Ve eminim diğer üçünden daha zeki ama oradaki rolü "sarışın aptalı" oynamak olduğu için zekasına rağmen ötekilerden geri kalıyor. Çiğdem Anad zaten "rakı içmeyen adamla çıkmayan" cinsten biri. Pınar Kür ile birlikte "ciddi bir bağnazlığı" temsil ediyorlar.
Müjde Ar, programın seksapelini artırsın diye orada. Çiğdem Anad ve Pınar Kür'ün iticiliği yanında ilerleyen yaşına rağmen hâlâ güzelliği muhafaza ediyor Müjde Ar. O kayda değer bir sosyal demokrat. Bu yüzden diğer ikisine uvertür olmasınaüzülmüyor değilim. Şimdi... Bu dört kadın Hillary Clinton'a "Haydi Gel Bizimle Ol" demişler. O da gelmiş...
Bu dört kadından ikisi... En suratsız olanları bu çağda hâlâ ideolojik bağnazlıkla program yapmayı sürdürme peşindeler.
Fırsat ayaklarına gelmişken Türkiye'yi Amerika'ya şikayet etme yarışındalar Daha Bayan Clinton koltuğuna oturur oturmaz sorulan soru "irtica" hakkında oldu. Bu kadınların köprülerin altından çok sular aktığını bilmesi, irticayı Amerika'ya ispiyonlama devrinin geçtiğinin farkında olması gerekirdi.
"Son 7 yılda özellikle AKP iktidarıyla Türkiye nasıl değişti. Gözleminiz ne? Özellikle bazı Amerikalı siyasetçilerin düşündüğü gibi Ilımlı İslam Cumhuriyeti kurulması yolunda mı ilerliyor Türkiye yoksa başka yolda mı?"
Bak bak bak...
Soruya bak! Soruya bak ihaneti gör! Derisi kırış kırış olduğu halde hâlâ çatalını gösteren kıyafetler giyen ötekisi de benzeri bir soru soruyor:
"Bundan 50 yıl kadar önce oradaki kadınların seçecekleri meslekler sınırlıydı. Sekreter, hemşire, manken, hostes gibi. Ama son 50 yılda büyük ilerleme oldu. Şimdi artık Amerika'da kadınlar çok ön plandalar, çok iyi işler yapıyorlardı. Az daha başkan olacaktı. Türkiye'de ise maalesef tam tersi oldu. Son yıllarda kadınların toplum içindeki yerleri çok geriledi. Gittikçe geri plana itiliyoruz. Ve şey diyoruz 'sesimizin kesilmesi isteniyor' Bu tersine dönmüş olayı siz kendi tecrübelerinizden yola çıkarak biraz bize önerilerde bulunabilir misiniz?"
Tabii, Bayan Clinton siz yıllardır irtica hayalleri ile yaşayan kızlara önerilerde bulunmak için Türkiye'ye geldi.
Soruları aynen yazıyorum ki zihniyet iyice anlaşılsın. Bu sorular Türkiye'nin ciddi bir kanalında siyaseten Dünya'nın en güçlü kadınına soruluyor. Bayan Clinton'dan beklenen cevap tabii ki gelmedi.
Ne yazık!
Amerikan Dışişleri Bakanı Çiğdem Anad ve Pınar Kür gibi düşünmüyor.
"Türkiye'nin demokrasisini sürekli geliştiren bölgesinde çok önemli ve lider bir ülkedir".
N'oldi hanımlar, renginiz soldi...
Cevabı beğenmediniz mi? Hanımlar, Karşınızdaki Amerikan Dışişleri Bakanı...
Saçma devri geçmiş ideolojik sorularınıza sizin beklediğiniz kalıpta cevapları verecek kadar aptal birisi değil herhalde.
Bu gibi üst düzey misafirleri programınıza çıkarmadan önce NTV Siyaset Danışmanı Ruşen Çakır'a "Üstad hangi konulara girelim, neler soralım" diye bir ön görüşme yapmanız gerekirdi?
Eğer ona danışmış olsaydınız, böyle rezil bir duruma düşmezdiniz. Başta da dediğim gibi, Türkiye artık neAmerika'ya ne de başka ülkelere irtica ispiyonları yapılarak yönlendirilecek bir ülke olmaktan çoktan çıktı. Bunu size Bayan Clinton'un öğretmiş olması da ilginç bir ironi oldu.
Yorumlar İlginç
Baba, Musul doğumlu bir Kürt; Said-i Nursi’nin avukatı. Anne, Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’in torunu. Oğullarından biri ateist-solcu; diğeri İslamcı münevver. Kızların biri Kadıköy Kız Koleji Müdürü, diğeri avukat. Damat ses sanatçısı. Gelinleri ise, Türk basının en köklü ailesi Talular’ın -şarkı sözü yazarı- kızı.
Peki, bu aile bize neyi anlatıyor?
Tarih 9 Şubat 2000.
Sahrayıcedit Camii musalla taşında bir tabut.
Yeşil örtülü tabutun başında sessizce ağlayan 72 yaşındaki ateist bir ağabey; Selahattin Hilav...
Felsefeci, çevirmen ve denemeci Selahattin Hilav adını duymayan solcu herhalde yoktur. Çünkü, Türkiye’de aydınlanma felsefesi ve sosyalizmin anlaşılmasında büyük katkıları oldu. Marks, Sartre, Diderot, Schopenhauer, Garaudy, Foucault öğrenmek isteyip de, Selahattin Hilav’ın çevirilerini eline almayan yoktur…
Camii avlusunu dolduran 40–50 kişinin çoğu; 66 yaşında hayata gözlerini kapayan Necmettin Hilav’ın, kitaba-okumaya meraklı, temiz beyaz sakallı İslamcı arkadaşları.
Hepsi büyük bir nezaketle ve üzüntüyle Selahattin Hilav’a başsağlığı diledi.
Cemaat sonra hep birlikte cenaze namazı için saf tuttu.
Selahattin Hilav imamın hemen arkasındaydı…
Solcu aydın Selahattin Hilav
Ateist bilim adamının, imamın arkasında saf tutması ne anlama geliyordu!
Hem Doğu’lu hem Batı’lı olabilmenin inceliğiydi aslında bu.
Marksizm’in “yabancılaşma” kavramını Türkçe’ye ilk onun sokmasının nedeniydi bu.
Nesimi Divanı’nı, İbn Haldun’u, Platon’u, Eş’ari’yi, Hegel’i, Marks’ı, Nietzche’i, Lefebvre’i, Freud’u harmanlamaktı bu.
Aydınlanmacı Batı felsefesinin zihni eğitiminden geçmiş bir Doğu’lunun zerafetiydi bu. Onu yoğuran kültürüne saygıydı bu.
Selahattin Hilav’ın “yerli Marksizm” arayışlarına girip, Asya Tipi Üretim Tarzı konusunda çalışmalar yapmasının sebebiydi bu.
O’nu, Paris Sorbonne’ye gönderip Marksist olmasına vesile olan kimdi biliyor musunuz; İstanbul Erkek Lisesi’ndeki felsefe öğretmeni, sosyalist-İslamcı Nurettin Topçu!
Necmettin Hilav nihrir idi
Sahrayıcedit Camii avlusunda bulunanların hemen hepsi, Necmettin Hilav gibi Nurettin Topçu’nun “rahle-i tedrisatı”ndan geçti.
Ne yazık ki, baş davası ahlak olan o nesil bugün artık kaybolmak üzere. Onların yerini kimlerin aldığını yandaş medyada görüyorsunuz sanırım!
Necmettin Hilav, yaşam biçimi ve kişilik olarak ağabeyinin zıttıydı.
İTÜ mezunu, yüksek mimar idi. Uzun yıllar Merkez Bankası’nda çalıştı.
Hiç evlenmedi.
İngilizce, Fransızca, Almanca ve Latince’yi rahatlıkla anlayıp; Arapça, Farsça ve Osmanlıca’ya çok hakimdi.
Evliya Çelebi’yi, Naima’yı, İbn-i Sina’yı, Farabi’yi özgün metinlerinden okudu.
İslami bir hayat tarzı benimsedi; örneğin ağabeyinin tersine ağzına içki koymadı.
Ama sanmayınız ki yobazdı. Münevverdi.
Beyazıt, Tünel ve Kadıköy’deki sahaflara gitmek dışında pek evden çıkmazdı. Sürekli okurdu.
Tek kusuru –yine ağabeyinin tersine- yazmayı sevmemesiydi. Yani “nihrir” idi; çok okuyan, çok bilen, ama yazmayan kişi!
Sadece küçük defterlerine notlar aldı. Bunların yayınlanmasını istemedi.
Birçok merakı vardı; bunların başında keman çalmak ve sahaflardan kitap toplamak geliyordu. Hat sanatıyla ilgiliydi. Eski cilt sanatıyla uğraşıyordu. İslam paraları uzmanıydı. Yelkenli kullanmayı seviyordu.
Necmettin Hilav Başıbüyük Mezarlığı’nda toprağa verildikten sonra, Selahattin Hilav kardeşinin Suadiye’deki evine taşındı.
Ve, o da ölene kadar 5 yıl o evde yaşadı.
Baba Said-i Nursi’nin avukatı
Farklı görüşe mensup iki erkek evlada sahip baba kimdi?
Baba ne solcuydu ne sağcı!
Baba Kürt siyasal hareketinin tanınmış isimlerinden biriydi…
Mihri Bey 1885 Musul Dise Köyü doğumluydu. Babası, “Küçük Molla” diye bilinen Mela Mahmud bir din adamıydı.
Babasının annesi üzerine kuma getirmesine kızıp 17 yaşında İstanbul’a geldi. Fatih Medresesi’nde Dağıstanlı Hoca Hüseyin Hüsnü Efendi’nin öğrencisi oldu.
Birkaç yıl sonra aynı medresede dersiam/müderris olarak görev yaptı.
Hocasının kızı, Şeyh Şamil’in torunlarından Şaziye Hanım ile evlendi.
Genç yaşından itibaren Osmanlı’daki Kürt siyasal hareketlere sempati duydu. 1912’de kurulan Kürt öğrenci derneği Hevi’nin kurucuları arasında yer aldı. Şeyh Said davasında yargılandı.
Irak’taki Jin Dergisi’ne de, Musa Anter’in çıkardığı Dicle’nin Kaynağı Dergisi’ne de makaleler yazıp gönderdi. Ağabeyi Mehmed Miftîzade, 1959’da Tahran’da yayına başlayan Kürdistan Gazetesi’nin başyazarıydı.
Fransızca, Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilen Mihri Bey, Kürtçe’nin tüm lehçe ve şivelerine hakimdi. İlk Kürtçe gramerin yazarıydı.
“Bir Fuzuli’nin Divanı” ve “Ahlak Yükseliş Kaynağı ve Mutluluk Ocağı” adlı kitaplar yazdı.
Cumhuriyet ile medreseler kapanınca Mihri Bey önce edebiyat öğretmenliği yaptı. Sonra hukuk fakültesini bitirerek avukat oldu. Müvekkillerinden biri Said-i Nursi (Kürdi)’ydi.
Gerek kitaplarında gerekse sohbetlerinde herkese -ve dolayısıyla çocuklarına- Doğu kültürünü aşıladı; divan edebiyatını sevdirdi; İslam felsefesini öğretmeye çalıştı.
Mihri Bey, spora çok meraklıydı. Yüzmeyi seviyor, ata binmekten zevk alıyor ve ava çıkıyordu.
1956 yılında vefat eden Mihri Bey yaşamının sonuna kadar Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne inandı. Çocuklarını öyle yetiştirdi.
O bu ülkenin namuslu aydınlı bir Kürt’üydü…
Gelin, Çiğdem Talu
Kürt siyasal hareketlere sempati duyan bir babanın iki oğlu dışında üç kızı daha vardı…
Hilav Ailesi’nin en büyük çocuğu Lamia Hilav’dı. Coğrafya öğretmenliği ve Kadıköy Kız Koleji müdireliği yaptı.
Hilav ailesinin her Perşembe günü yaptığı toplantı onun evinde oluyordu. Kızı Suğra Öncü, dayısı Selahattin Hilav gibi çeviriler yaptı. Virginia Woolf’un “Kendine Ait Bir Odası” eserini çevirdi.
Lamia’nın bir küçüğü, “iki numara” Süheyla Hilav’dı.
Ailenin en hassas ve özverili olanıydı. Babasının isteği üzerine avukat oldu. Kızı Üzra Nural, dayısı Selahattin Hilav ile birlikte Germain Bazin’in “Sanat Tarihi” eserini çevirdi.
Selahattin ve Necmettin’den sonra en küçük kardeş Leyla Sönmezocak’tı. Eşi radyo sanatçısı, tasavvuf musikisine vakıf Rahmi Sönmezocak’tı.
Aileye gelinleri sadece çapkınlığıyla ünlü Selahattin Hilav getirdi.
İlk eşi (Gazeteci, politikacı İsmail Cem’in kardeşi) Alev İpekçi’ydi.
İkinci eşi ise (Recaizade Mahmud Ekrem’in torunun kızı), Türk pop müziğinin en iyi şarkı sözü yazarlarından Çiğdem Talu (Gazeteci Umur Talu’nun ablası) idi. Bu evlilikten doğan Zeynep Talu da şarkı sözü yazarı olarak annesinin yolunda başarıyla ilerliyor.
Uzatmayalım…
Hilav Ailesi’ne ait bilgileri alt alta yazınca karşınıza ne çıkıyor:
Türkiye mozaiği!
O halde…
Ajda Pekkan ile Aynur’un birlikte Kürtçe şarkı söylemesine korkmadan eşlik edelim.
Bunun, kültürel hayatı “tek tip”e dönüştürmek isteyen küreselleşmeye karşı direnç olduğunun farkında olalım…
Soner Yalçın
Odatv.com
15 Mart 2009akduman Tabii maymundan geldik diyecekler Adem (A.S.) dan geldik deseler din devreye girecek din devreye girince yaptıklarının yanlış ve günah olduğunu öğrenecekler. Öğrenince vazife ve sorumluluklar olacak. Tabiiki korkar ve maymun atalarına sığınırlar.Ama tekamulun anne karnında başladığını ve mezara kadar devam ettiğini örenmemek için gözlerini kapıyorlar. Yaratılış mucizesini düşünmek istemiyorlar.Milyonlarca yılda meydana gelen olayın 9 aya yakın bir zamanda olmasını görmüyorlar. Onlar görmezler duymazlar ve düşünmezler.Kutlu Adalı'yı kim öldürdü? 6 nisan 1996 tarihinde şu satırları yazmış gazeteci:
" (...) bir takım gizli ya da karanlık güçlerin yasal olmayan davranışları mide bulandırmaktadır:
· 14 şubat 1980 - ben gazeteci ve yazar bir kişiyim. söz gazetesinde yazılarım çıktığı günlerde eleştirilerim kimi çevreleri çok tedirgin etmiş olacak ki bir gece evimin yatak odası panjuruna tabanca ile ateş edildi. yapanlar bulunamadı. faşizan uygulamalarla birkaç kez görevden alındım.
son 5-6 yıl içinde karanlık, gizli güçlerden bakınız ne gibi baskılar geldi bu ülkenin aydınlarına ve siyasal kuruluşlarına:
· 6 kasım 1989: 'kıbrıs türk halk hareketi' imzalı, basımevinde basılmış bir bildiri dağıtıldı. demokrasi ve barış isteyenlere ölüm, intikam, tehdit dolu, kan kokan saldırılar yapıldı. suçluları ortaya çıkarılamadı.
· aralık 1989: tmt-2 imzalı, londra kaynaklı başka bir tehdit bildirisi yayımlandı. yapılanların arkasına bile düşülmedi.
· 31 ocak 1990: 'kıbrıs türk halk hareketi' imzalı ikinci bildiri dağıtıldı. bombaları biz koyduk diye övünülerek, ne kadar korkusuz bir yeraltı örgütü olduklarını gösterdiler. bildiride sözü edilen bombalar 2 ekim 1989 gecesi ctp binasına konmuş ama patlamamış ya da patlatılamamıştır.
yeni kıbrıs partisi genel başkanı alpay durduran'ın evine bomba atılmıştır. avukat ve işadamı menteş aziz ile erdoğan kanoğlu'nun tırlarına ve oto galerilerine bombalar atılmıştır. suçlular hala bulunamamıştır.
· 14 ocak 1990: güzelyurt'ta zafer niyazi'nin evine bomba atılmıştır
· 15 ekim 1990: 'kıbrıs türk halk hareketi' yeni bir bildiri dağıtark sağ-sol demeden kendi faşist anlayışlarına karşı direnenlere karşı eyleme geçeceklerini açıkladılar. ve ertesi gece 16 ekim 1990'da ctp eski milletvekili fadıl çağda'nın girne'deki evine bomba attılar. özgürlük dergisi sahibi hürrem tulga'nın arabası havaya uçuruldu. sabri orient otel'in sahibi sabri tahir'in arabası bombalandı. mağusa'da devrim benzincioğlu'nun arabası bombalandı.
· 18. 19. 20 temmuz 1991: lefkoşa'da erdoğan kani'nin 2 tırı, bir mersedesi bombalanırken, mağusa'da hasan sait'in özel arabası havaya uçuruldu.
· 15 ağustos 1991: yeni kıbrıs partisi başkanı alpay durduran'ın arabası havaya uçuruldu. mağusa'da gümrük şubesi sorumlusu ismet baykur'un arabası bombalandı. suçlular yakalanmadı.
· 9 şubat 1992: 'türk intikam teşkilatı' imzalı bildiri yayımlandı. adı üstünde, adamlar intikam peşinde.
· 26 mayıs 1992: 'genç-türk mücadele teşkilatı' imzalı bildiri dağıtıldı.
· 4 haziran 1992: 'gerçek halk hareketi' ortaya çıktı. anlaşılan ötekiler gerçek değildi. ya da aralarında baş olma kvgası çıktı, parçalandılar. gerçek sanatçılar, gerçek şairler toplumumuzda var da gerçek yeraltı örgütleri olmasın olur mu?
· 2 eylül 1992: genç tmt bildiri yayımladı. peki londra kaynaklı gösterilen tmt-2 neyin nesiydi?
· 11 kasım 1992: yeni kıbrıs partisi binası kurşun yağmuruna tutuldu. parti başkanı alpay durduran da telefonla tehdit edildi.
· 23 ekim 1993: eski yargıç, avukat ve eski içişleri bakanı orhan zihni bilgehan'ın mersedesi yakıldı.
· 17 mayıs 1994: ctp'li gazeteci ve müsteşar hasan erçakıca'nın evine çoluk çocuğu ile uyurken bomba atıldı.
· 18 mayıs 1994: kktc dışişleri bakanlığı konsolosluk ve azınlık işleri müdürü adına birinci sekreter, dr. ahmet cavit an'a şöyle resmi yanıt verdi:
'19 nisan 1994 tarihli yazınıza atfen gerekli iznin kamu yararı ve menfaatleri gözönünde bulundurularak, güvenlik nedeniyle ve devlet aleyhine propaganda yaptığınız gerekçesiyle verilmediğini saygılarımla bildiririm.'
yahu ülkede bombalar silahlar patlıyor, kurum ve kuruluşlar bombalanıyor, can güvenliği tehlikede. birçok kişinin evinde, bahçesinde, üzerinde el bombaları, tabancalar, kurşunlar, dinamitler,tmt'ler bulunuyor devletin güvenliği sarsılmıyor da barışsever demokrat bir kişi olan dr. ahmet an mı güvenliği bozuyor? nitekim ahmet an'a 10 mart 1996 tarihinde görüşlerinden dolayı tehdit ve uyarı mektubu gönderilecektir. buna son günlerdeki yazılarım nedeniyle aldığım tehdit ve hakaret dolu telefonları da ekleyebiliriz."
kaynak: kutlu adalı, "bir değil, iki değil", yenidüzen, 6 nisan 1996 (cyprus action network)
http://www.cyprusaction.org/...akalelerindenbiri.html
bkz:
- "cinayet günü çatlı kıbrıs’taydı...", aktüel, 26 eylül 2003
http://www.stwing.upenn.edu/...r//fullnews.php?id=368
- "kutlu adalı'nın eşi ilkay adalı, yeniden aihm'e gidiyor", kıbrıs gazetesi, 28 eylül 2008
http://www.kibrisgazetesi.com/...pagename/ic_haberler
kıbrıs türk toplumu'nun yetiştirdiği aydınlardan biridir. kutlu adalı, kıbrıslı bir gazeteciydi. rum faşizmine karşı mücadelede denktaş'ın silah arkadaşları arasında yer almış ve 1961 ile 1972 yılları arasında denktaş'ın özel kalem müdürlüğünü yürütmüştü. ancak, zaman içinde dentaş ile yolları ayrılan adalı, aynı zamanda, dektaş'ı en çok eleştiren aydınlardan biriydi.
6 temmuz 1996 tarihinde, evinin önünde uğradığı bir saldırı sonucunda hayatını yitirdi. o günden bu yana, ne adalı cinayeti hakkında bir gelişme oldu, ne de bu olayı üstlenen türk intikam tugayı* hakkında geniş bir soruşturma yapılabildi (oysa ki, de facto olarak, bunların karpaz'daki kamplarında eğitim yaptıkları bilinir). en son, ailesi, hukuksal süreçten sonuç alamayınca, konuyu aihm'e taşıdı. dava halen devam etmekte.
kendisini en son, mayıs 95'de gördüm. doğu akdeniz üniversitesi gazetecilik kulübü'nün düzenlediği bir söyleşiye katılmış, "kontr-gerillanın kıbrıs'taki faaliyetleri" üzerine bir konuşma yapmıştı. ki, o dönemlerde, kontr-gerilla, adayı, kumar-uyuşturucu ticareti-beyaz kadın trafiği-kara para aklama işlerinde kullanıyordu; mafya iyice palazlanmış; kıbrıs'lı demokrat ve parlamenterlerin evleri önünde bombalar patlıyordu. öyle ki, milliyetçi grupların estirdiği terör, ada'daki herkesi tedirgin etmişti; bir tür korku dalgası yayılıyordu...
işte, kutlu adalı, böylesine bir dönemde susmayıp, gerçekleri söylemeye devam etmiş cesur bir insandır. kendisini sevgi ve saygıyla anıyorum.
http://www.radikal.com.tr/...=148468&tarih=03/04/2005
Binnaz 1-Terörü ve terör örgütünü övmek ve terör örgütüne destek, himaye, avukatlık SUÇ değil mi? 2-Devam eden bir davanın davalılarını savunmak ve desteklemek adına davayı etkilemeye çalışmak, bu yönde terör estirmek, dava savcılarına her türlü hakareti yapmak, hatta ölümle tehdit etmek SUÇ değil mi?.. NOT: AKP'li değilim..Ama B. Arınç'ın konuşması muhteşemdi...Adam haklı ya...AKP kapatılmak istenmiyorsa, bundan sonra çok dikkatli olmak zorunda..Aydın Doğan medyası ve bazı ETÖ uzantıları; AKP'ye yönelik büyük bir komplo ve provokasyon içerisindeler!..AKP'nin İstanbul, Konya Mitinglerine dikkat ve 21 Mart Nevruz kışkırtmalarına dikkat!..Kitlesel başkaldırı, katliam, patlama eyleminin yanısıra; bazı yüksek rütbeli subay ve hukukçulara suikast da düzenlenebilir..Kimse farkında değil ama, bana göre Abdullah Gül de büyük ve ilk hedeflerden!..Bazı ETÖ web siteleri; öncelikle Gül ve F. Gülen'i temizlemeden bahsediyor!..Hükümetin büyük bir seçim rehaveti, olayın ciddiyetini farkedememe gafleti olduğunu düşünüyorum..Şu sıralar aynı zamanda AKP'ye yeni bir kapatma davası için malzeme toplanıyor harıl harıl..Bunların başında da emekli bir hukukçu Nuri Alan da var...
ismail işcan bence sorulacak çok soru vardı mesela neden askerlerimizin başına çuval geçirildiğini sorabilirlerdi veya abd de ikinci bir dil var mı ve devlet tv lerinden yayın yapılıyor mu ve ırakta bir buçuk milyon müslümanı demokrasi getiriyoruz diye niye öldürüldüğünü ve tecavüze uğradığını camilerin yıkıldığını ve bizim ülkemizin başbakanı abd askerleri ülkelerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini biliyorlarmıydı ve şimdi türkiyeden ne istiyorlar afganistana asker ve trabzonda abd ye yeni bir üst ve ermenilerle iti ilişkiler ve kapıların açılması ve kürt devletinin tanınması ve korunması Burhan Çok gizli ve özel bir araştırma: (%): AKP: 48-54, CHP: 16-24, DSP: 8-12, MHP: 6-9, DTP: 4, DP: 1-2, BBP: 1-2, SP: 2-3. MHP, DTP düşüşte. DSP çıkışta..İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Eskişehir, Çankaya, Bakırköy: AKP. İzmir,Aydın, Muğla, Denizli, Bursa,Bolu, Zonguldak, Mersin, Tunceli, Kırklareli,Tekirdağ, Çanakkale, Tranzon, Giresun, Samsun, Artvin:CHP. Kırıkkale, Erzurum, Yozgat, Sivas, Çankırı, Çorum, Kastamonu: MHP.Buna göre seçimlerden oy oranları düşmesine rağmen en karlı; MHP ve CHP çıkar!.. NOT: Bu seçimde 20 parti birden, bir de büyük medya AKP'ye saldırıyor!..AKP'nin işi çok zor!..DTP G.Doğu'da, CHP ve MHP diğer taraflarda çok yıkıcı muhalefet yapıyor!..Köylerde inanılmaz iddialar dolaşıyor..Örneğin Zonguldak'da ve bütün ilçelerinde almayı hedefleyen CHP; burada, ta ilköğretim okulları ve liselerine varıncaya kadar resmen ve fiilen terör estiriyor!..Okullarda CHP'li öğretmenler, açıkça öğrencileri ve ailelerini CHP'ye oy vermeleri için tehdit ediyorlar..Okullarda; Cumhurbaşkanına, Başbakana, Meclis Başkanına ve Milli Eğitim Bakanına küfretmek, aşağılamak gayet sıradan, normal bir iş haline geldi..MEB il, ilçe ve okul yönetimleri; hiçbir soruşturma yapmıyor!..Örneğin Çaycuma'da ilköğretim okullarında bile sınıflarda AKP'li, MHP'li öğrenciler yuhalanıyor!..AKP'li oldukları tahmin edilen öğretmenler ve öğrenciler taciz ve hakaret ediliyor!..İnanmayan, gelsin bir araştırsın..Çok örnek var!..Saniye Çiçek Bu ülkede meğer OKUMUŞ ÇOCUKLARIMIZ ve aydınlarımız; hep MAYMUNDAN geldiklerine inanıyorlarmış da haberimiz yokmuş..Biz onları hala annelerinin dininden; Müslüman sanırmışız!..Nedir Allah aşkına şu AYDIN DOĞAN'ın ve medyasının MAYMUN sevgisi!Saniye Çiçek Bu ülkede meğer OKUMUŞ ÇOCUKLARIMIZ ve aydınlarımız; hep MAYMUNDAN geldiklerine inanıyorlarmış da haberimiz yokmuş..Biz onları hala annelerinin dininden; Müslüman sanırmışız!..Nedir Allah aşkına şu AYDIN DOĞAN'ın ve medyasının MAYMUN sevgisi!
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.