Gazeteler ve gazeteciler, Tuncay Güney üzerinden birbirine giriyor. Mehmet Ali Bulut
‘Yok sende çalıştı, çalışmadı”, “yüreğin varsa itiraf et ” gibi Tuncay Güney’in şu veya bu gazetede çalışıp çalışmadığı tartışmaları yapılıyor
Ne olmuş yani Tuncay Güney şu veya bu gazetede çalışmışsa! Milliyet yahut STV’de çalışmış olması, onun şu Ergenekon belasıyla ilgili söylediklerini hükümsüz mü kılıyor?
Yani o belgeleri bilgileri savcıların önüne Tuncay koydu diye, biz o cinayetleri işlenmemiş mi sayacağız? Tuncay Güney karışık bir adam olunca, Ergenekon Çetesi masum mu olacak?
Evet Tuncay Güney’in karışık. MİT de itiraf etti. Onu kullanmışlar, yararlanmışlar, yönlendirmişler Kötü mü etmişler?
Hiç sanmıyorum! Sizin şu karışık, karmaşık dediğiniz insan sayesinde, Türk milleti, 125 yıldır sırtına kene gibi yapışmış bir cuntadan kurtuluyor, az bir şey mi?
İttihat ve Terakki, o cuntanın ilk siyasi yapılanmasıdır ki en büyük icraatı, Osmanlı’yı tasfiye etmek oldu. Dimağını Sebataistlerin, iliğini masonların oluşturduğu o zındıka komitesi (ittihat ve terakki)nin ilk icraatı da Siyonist yapılanmanın önündeki en büyük engel olan II. Abdülhamid’i tahttan indirmek olmuştu.
Tesirleri bugüne kadar gelen o cuntanın bugünkü izdüşümünden ibarettir Ergenekon emin olun. Atatürkçülük, Kemalizm, Ulusalcılık vs gibi toplumun saygı duyacağı kavramların arkasına gizlenerek gerçekleştirilen şu örgütlenmeler, hep o zındıka komitesinin farklı isimler altında giriştiği yapılanmalardır. Hatta Çağdaş Yaşamcılar vs gibi sivilliği kendinden menkul örgütler de dâhil çoğunun amacı, milleti kendi özüyle buluşmaktan alıkoymaktır Bulaşıcı illet gibi içimize korkular salıp istibdat imparatorluğunun alaca karanlık kuşağını idame ettiriyorlar
Malum, İslam medeniyetinin ana taşıyıcısı ‘Sünni’ yapıdır. O Sünni yapının taşıyıcı kolanları yaklaşık bin yıldır hep Türkler oldu. Ve Türklerin, yönetici unsuru Oğuzlar. (Asya’daki temsilcileri Kıpçaklar Orta Asya’da kaldıkları için onu değinmiyorum)
İşte Avrupa, Oğuz’u tasfiye etmeden Osmanlıyı, Osmanlı’yı tasfiye etmeden İslam’ı, İslam medeniyetini tasfiye etmeden de Batı medeniyetini ihya edemeyeceğini anladığı için, önce Osmanlının içindeki Türkü tasfiye ettiler. Hatırlayın Osmanlı saray erkânı ve tarih yazıcılarının Türk’e yapıştırdıkları sıfat ‘Etrak-ı bî idrak’ti’ (ahmak Türk!). İşte İslam medeniyeti, Oğuz’un yönetimden alınmasıyla küsufa başladı...
Ve şimdi o 200 yıllık fetret döneminin sonuna geliyoruz. Asya Medeniyeti inkişafa başladı. Işık yeniden doğudan yükseliyor. Batının içimize saldığı ve yıllardır kanımızı emen yarasa sürülerinin (= gizli komitaların) karanlık kuytularına çekilme zamanıdır.
Buna, Tuncay Güney de bir katkıda bulunmuşsa ne yapalım. İplerini pazara çıkarmak için daha az karışık ve güvenilir bir adam bulamadığımız için özür dileriz!
* * *
Ermeni tehcirine özür kampanyası!
Bir grup aydın(!), 1915 Ermeni tehciriyle ilgili bir kampanya başlatmış. “1915’te Osmanlı Ermenilerinin uğradığı ‘büyük felaket’in inkâr edilmesini vicdanım kaldırmıyor” diye başlayan imza metni, “Özür diliyorum” başlığını taşıyor.
Akademisyen ve gazetecilerin de içinde bulunduğu bir grup aydının başlattığı ve internet ortamında da sürdürülmesi kararlaştırılan kampanyaya ilişkin olarak görüşlerini dile getiren Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar, kampanyanın şahsi bir nitelik taşıdığını ve kimseyi bağlayan bir girişim olmadığını söylüyor.
Ben, Müslüman bir Türk olarak özür dilemiyorum. Çünkü ben o cinayeti işlemedim, işlenmesini de istemedim. 600 yıl boyunca Ermenilerle kardeş kardeş yaşadım, hiçbir sıkıntım da olmadı. O tehciri kim yapmış ve yaptırmışsa o özür dilesin.
Yukarıda bahsini ettiğim zındıka komitesi var ya, işte onların yakasına yapışsınlar Ermeniler ve aydınlar! Talat’ın, Mithat’ın, Cemal’in, Enver’in
Bu milleti, emperyalist batıya sattıkları, milletin ve padişahın izni olmadan koca Osmanlıyı savaşa soktukları, Alman uşaklığı uğruna Rusya’ya savaş açtıkları için
Emperyalist batı, muhteris Ruslar Ermenilerden özür dilesin. Onları kışkırtan ve tahrik eden onlardı çünkü. Türk milleti niye özütr dileyecekmiş. Hatta biz de davacıyız!
Biz o badirede 2 milyon (toplamda 13 milyon) kayıp verdik. 13 milyon kilometre toprak kaybettik. Şimdi de işlemediğimiz bir suçtan dolayı özür mü dileyeceğiz!
Hayır beyler, ben özür dilemiyorum. Aksine ben davacıyım! Hem o komitacılardan, hem o komitacılara uyan Ermeni ve Yahudilerden!
İlla da birinin özür dilemesi isteniyorsa;
İttihat ve Terakki özür dilesin. Kemalistler özür dilesin, Komitacılar ve Ergenekoncular özür dilesin. Ben dilemem.
Çünkü ben Ermeni’yi ehli kitap kardeşim bildim. İktidar ve muktedir olduğum sürece de kılına bile dokunmadım, dokundurtmadım.
Müslüman Türk olarak Ermeni ile hiç derdim olmadı. Tarih buna şahittir. Kürtlerle de derdim olmadı. Zaman buna şahittir. Kürt, benim dayımdır, yeğenimdir, kirvemdir, can yoldaşımdır, siper arkadaşımdır, canımdır, kardeşimdir
Ben, (yani Oğuzlar) iktidar olsaydım, Ermeni’ye de Rum’a da bir şey olmazı. Nitekim asırlar boyunca olmadı. Alparslan, Malazgirt’te 200 bin Bizans askerini kırdığı gibi Ermenileri de kırabilirdi. Yapmadı. Fatih, İstanbul’a girdiğinde isteseydi, Rumları da kırardı. Kırmadı.
Hiç kusura bakmasınlar, bizim o cinayetlerde zerre kadar günahımız yoktur. O tür pislikler Batının işidir.
Çünkü Ermeniler’i tehcire zorlayanlar, Ermeni ve Yahudilerin yardımıyla Müslüman Türkü de iktidardan indirmişlerdi. Ermenileri, düşman eden Talat’tı, Mithat’tı Enven’di Arapları bize küstüren de Cemal Paşa’dır. Hepsi aynı komitanın elemanları
Gidin onların yakasına yapışın!
Bir takım hödük ahmaklara uyarak, şu milleti tahkir, her biri ‘hak erleri’ olan dedelerimi tezyif edemem. ‘Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem!”
‘Fethullahçıların’ Ettiğine Bakın(!)
Serdar Akinan da Tuncay Güney kavgasında kalem oynatanlardan . Ne de olsa o da Ulusalcı Ergerekondan içeri alınmış olanlara aleni sahip çıkamadığı için. Tuncay’ın ‘karmaşık’ kişiliğinden medet umuyor.
Tuncay’ı ‘güvenilmez’ konumuna oturtursa, güya Ergenekon’a yönelik iddialar da boşa çıkacak Uma dursun bakalım.
Fakat sanırım Serdar’ın daha ağır bir derdi var. Fethullahçıların Nurculuk çizgisinden uzaklaşmaları ciddi bir şekilde Serdarı üzüyor anlaşılan. Bakın şu cümlelere:
“Fakat bu süreci izlerken, özellikle son yıllarda etkisini muazzam şekilde arttıran cemaat yapılanmasının bir başka şeyi de derinden zedelediği kanaatindeyim.
Gözden kaçan ve asıl tehlikeli olan olgu şu:
Cemaat Nurcu çizgiyi terk etti. Uhrevi bir İslam anlayışından dünyevi bir kudret tutkusuna evrildiler.
Çeşitli alanlarda içlerine girdikleri gövdeleri tıpkı fantastik filmlerdeki zombiler gibi ele geçiriyorlar .”
Ne yapmış ‘fethullahçılar’ efendim? Nurculuk çizgisinden çıkmışlar!
Yaaaa. Gördünüz mü sevgili Serdar Kardeşimin derdini! Meğerse Serdar nurcu olmuş da Fethullahcıların o çizgiden çıkıp gitmelerine üzülüyormuş!
Peki, ‘nurcu’ Mehmet Kutlular, ‘deprem takdir-i ilahidir’ dediği için zindanlara atıldığında nerede idin? ‘Nurcular ayin yapıyor’ diye sürüm sürüm süründürülürken o daha küçük olduğu için onun hesabını sormuyorum!
Sahi Serdar kardeş, Fethullah hoca nurcu çizgide(?) kalsaydı ondan memnun olacak mıydın?
Bir de demişsin ki, “Uhrevi bir İslam anlayışından dünyevi bir kudret tutkusuna evrildiler”.
Ya ne yapacaklardı? İslam ne zaman sadece bireysel bir iman ve uhrevi bir öğretiden ibaretti ki. Tabii o kumaşlarda tarağın yok ki, Hz. Muhammed(asv)’in aynı zamanda savaşan, devlet kuran ve imanı hayata tatbik eden bir peygamber olduğunu bilesin.
Serdar Efendi, Müslümanların güçlenmesinden rahatsız. Sistemin, istediği zaman onları hırpalayamıyor olmasından rahatsız!
Artık istedikleri zaman bir yerleri basıp ‘ayin yapıyorlar(!)’ diye birilerini derdest edemiyorlar ya. Artık din ve İslam adına konuşan ve tavır belirleyenler kendilerinden daha dünyevi ve gelişkin ya, buna içerliyor
E ne yapalım. Kur’an bize ‘Dünyadan nasibinizi unutmayın’ diyor. Hep sizin lütfünüzü ve insafınızı beklesek bu sizin yanınızda bir hayra mı vesile olacak?
Haaa bak şu cümleni çok sevdim Serdar:
“Çeşitli alanlarda içlerine girdikleri gövdeleri tıpkı fantastik filmlerdeki zombiler gibi ele geçiriyorlar .”
Kürtçede bir deyiş var “Ber mizgine da kher hate”
(Ne güzel müjde bu böyle. Müjdenle hoş geldin!) Demek ki artık “hak üzere zahir olma zamanı” gelmiş
Yorumlar Günseli Uzluk MİT ne iş yapar, ne işe yarar?..MİT Rusya'da Türkiye lehine operasyonlar yapmakta mıdır?
MİT Almanya'da Türkiye lehine operasyonlar yapmakta mıdır?
MİT Çin'de Türkiye lehine operasyonlar yapmakta mıdır?
MİT Fransa'da Türkiye lehine operasyonlar yapmakta mıdır?
MİT İsrail'de, ABD'de Türkiye lehine operasyonlar yapmakta mıdır?
MİT Hindistan'da Türkiye lehine operasyonlar yapmakta mıdır?...
MİT de bizim askerler gibi hep Türk halkını mı fişler, Türk halkı üzerinde mi operasyon yapar?
MOSSAD, CIA vs. Türkiye'de yapıyor!Arslan Türkel PKK-Hizbullah Silahları Nereden?...Silahlar kesinlikle Kuzey Irak'tan değil..Bu NATO-Gladyo paşalarının ve maşalarının yalanları..Silahlar; Amerikan-NATO silahı!..NATO-Gladyo silah depolarından!..Bu depolardan Türkiye'de yüzlerce var. 90 adet de ATOM bombası var!..PKK'nın bütün silahları Amerikan-NATO güçlerinden, onların bilgisi dahilinde..Ama sevkiyat ARACI firmalarla ve maşalarla yapılıyor..Üç-beş silah da sus payı veriliyor! Olay aslında DEHŞET verici!..Hizbullah'ın silahları da Amerikan-Alman NATO silahlarıydı...Bekir Üvez Mehmet Eymür yayınladı...Bu bilgiler çok önemli..Eski Başbakan Mesut Yılmaz diyor ki: Cem Ersever olayı da şu andaki faili meçhul olaylardan birisidir; JİTEM'in başında görev yapan bir kişidir; ama, çok pervasız bir cinayete kurban gitmiştir, yani, Ankara'nın en işlek yerlerinden birisine bırakmışlardır cesedini ve bugüne kadar faili bulunmamıştır. Benim öğrendiğime göre Sayın Cumhurbaşkanı, şu anki Cumhurbaşkanı, o olay olduktan sonra, MİT'in yetkililerini çağırmış, bu olayın mutlaka sorumlularının çıkarılmasını istemiş; fakat, bugüne kadar çıkarılmamış. MİT de bu konularda pek fazla işin içine girmek şeyinde değil; aynı çekimserliği sizin Komisyona karşı da gösterebilirler; yani, devlet içinde hesaplaşma niteliğinde gördükleri işlerden mümkün olduğu kadar uzak durma eğilimi var MİT'in; hatta, devlete gerekli bilgileri zaman zaman vermeme eğilimi var; ben, MİT'in böyle bir hakkı olduğuna inanmıyorum, yani, devlelten saklanacak bir bilgisi olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ama, ben biliyorum ki, MİT'in bugün bağlı olduğu makamlardan dahi sakladığı önemli bilgiler var.
Söylemez olayı ve Yaprak olayının da, Susurluk'ta ortaya çıkarılan çeteyle yakın bağlantılı olduğunu gösteren ciddî emareler söz konusudur. Bütün bunlardan ayrı olarak, Sedat Bucak'ın amca çocuğu olan Fatih Bucak isimli bir şahıs, bir ay kadar önce, Millî İstihbarat Teşkilatına başvurarak, ifade vermek istediğini söylemiştir. Bu ifadesinde verdiği bütün bilgiler, daha önce bize iletilen, Emniyet Müdürü tarafından Başbakan ve Cumhurbaşkanına teyit edilen Topal cinayetiyle ilgili hususları doğrulamaktadır.
BAŞKAN - İfadesi alınmış değil mi?
MESUT YILMAZ (Devamla) - Geleceğim. İlave olarak, Fatih Bucak bu ifadesinde, Sedat Bucak'ın bu cinayeti azmettirdiğini ve bu cinayetin arkasında, o kumarhane sahibinden alınacak 6 milyon dolarlık bir haracın etkili olduğunu, tim mensuplarının, Sedat Bucak'ın daha önce tanıdığı, şu anda korumasını yapan bu tim mensuplarının bu işle görevlendirildiğini, Abdullah Çatlı'nın bizzat bu olayın içinde olduğunu söylemiştir. Bütün bunlara ilaveten de, ifadesinde, Sedat Bucak'ın Ankara'daki milletvekili lojmanında ve özel bürosunda 100'den fazla kalaşnikof tüfeğin bulunduğunu milletvekili dokunulmazlığından istifade ederek, bu mahalleri silah deposu haline getirdiğini bildirmiştir. Ben, bu ifadeyi okudum; fakat, bana zaptını vermediler. Öğrendiğime göre bu zabıt, Başbakana verilen dosyada da yer almıyor. Yani, bu ifade zaptı, Başbakan verilen dosyada yer almıyor...
MİT Raporunda adı geçen 58 kişiden birisi olan Hüseyin Baybaşin isimli şahsın, Hollanda'da cezaevinde doldurduğu ses bantları vardır. O ses bantlarını da çoğaltıp, bir iki gün içerisinde Komisyonunuza sunacağım, Yaşar Bey aracılığıyla sunacağım. O ses bantlarında da, bu şahıs, kendisine aynı şekilde belgeler düzenlendiğini emniyet tarafından kimlik kartı, bilmem yetki belgesi filan düzenlendiğini, pasaport verildiğini, daha sonra, kendisini kullananların, kendisini öldürmeyi tasarladıklarını öğrenince, Türkiye'den kaçtığını ve şu anda Hollanda'da hapishanede bulunduğunu, istendiği takdirde, Türkiye'deki adlî makamlara ifade vermeye hazır olduğunu söylemektedir ve o bantlarda birçok iddialara yer verilmektedir, birçok isimler geçmektedir. Bunların hangilerinin doğru, hangilerinin yanlış olduğu, tabiî ki, ciddî bir araştırmayla ortaya çıkabilir. Aynı şahsın, Alman televizyonuna verdiği bir beyanat Alman televizyonunda yayınlanmıştır; eski İçişleri Bakanının kardeşiyle, kayınbiraderinin kendisiyle temas kurdukları, kendisinden bazı taleplerde bulundukları gibi ifadeleri vardır; bunların doğruluklarını ben bilemem; ama, Alman televizyonundan kasetini de temin ettim, onun suretini de size verebilirim...
Mesela Topal olayında çok elverişli konumda olduğumuzu düşünüyorum, tetikçiden azmettiren adama gitme imkânı var, azmettiren adamdan onun cesaret aldığı adama gitme imkânı var, cesaret aldığı adamdan da o işi siyasî olarak planlayan asıl işin özüne ulaşma imkânı var, bence doğru yöntem budur. Tersini yaptığınız zaman, Sayın Perinçek'in yaptığı gibi, kendi kafanızda bir teorik şey kurup da, işte bu iş Çiller özel örgütünün işidir, bunu da yapan Amerika'dır CIA'dır filan dediğiniz zaman, korkarım ki, gerçekten uzaklaşma tehlikesi doğabilir...
MİT'in içerisinde, ilk defa, Sayın Çiller'in Başbakanlığı döneminde özel bir birim ihdas edilmiştir. Mehmet Eymür'ün yeniden MİT'e dönüşü, o birimin oluşturulmasıya eşzamanlıdır; o birimin başına getirilmiştir. O birim, aslında, kontrterör birimi olarak adlandırıldığı halde, benim bilgime göre içpolitikaya müdahil olmuştur; bizi filan izlemeye kalkmıştır, bizim telefon görüşmelerimizi dinlemeye kalkmıştır. Emniyet istihbaratı, aynı şekilde, bana göre, son iki üç yıldan beri, içpolitika amaçlarıyla kullanılmaktadır. Ben, istihbarat alanındaki kargaşa yanında, dağınıklık yanında, devletirı, istihbaratı bu şekilde siyasî amaçlarla kullanmasının da çok büyük bir zafiyet olduğuna inanıyorıım...
500 milyar... Bir hafta içinde toplam 500 milyar... Çağırdım örtülü ödeneğe bakan arkadaşı. Ondan sonra, Vakıflar Bankasındaki hesaptan bu şey oluyormuş, Vakıflar Bankası Genel Müdürünü çağırdım. Orada, bu, örtülü ödeneğin hesap şeyi gizli muhafaza ediliyor. Onların kartonlarını getirttirdim ve gördüm ki, bir defada 150 milyar, bir defada 100 milyar, birkısmı döviz olarak, birkısmı Türk parası olarak çekilmiş. Sayın Çiller'e sordum bunların nereye harcandığını; "bunları açıklamaya mecbur değilim; kimse şimdiye kadar açıklamamıştır" dedi. Sonra, beyanat verdi "bunlar açıklanırsa, savaş çıkar" dedi. Tekrar konuştum kendisiyle, savaş çıkacak bir ödeme yapıldıysa, başbakan olarak benim bilmem lazım bunu dedim. "Ben size güvenmiyorum, söylemem; siz bunu kullanırsınız" dedi. O zaman Cunıhurbaşkanına söyleyin dedim; söylememiş...yani 1996 yılı içerisinde, sadece bir haftadadır o 500 milyar. Onun dışında da çekilişler vardır; ama, onlar normal meblağlardır. Sadece bir hafta içerisinde, 15-20 Şubat arasında 500 milyar liralık toplu bir çekiliş gözüküyor; onun izahı yok...KAYNAK: http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=372
Orhan Eser YENİ TUNCAY GÜNEY'LER LAZIM: Derin Devlet veya ETÖ denen şey; sanıldığından çok daha güçlü ve acımasızdır..İstihbarat içinde istihbarat ağını ifade eder..Sağcı-solcu-İslamcı gibi kavramlar üstte doğru gittikçe tamamen anlamsızlaşır..Ve bir şey kalır: Önce Vatan, Önce Devlet ve Devletin kendini koruma refleksi!..Bu çok güzel bir gaye, yüce bir hedef gibidir ama; aslında bu şudur: Vatansız vatan, devletsiz devlet, hatta milletsiz millet!..Bir adım ötesi de ne yazık ki; dinsiz, yani İslam'sız Vatan, Devlet, Millet!...Çünkü o son aşamada; ne yazık ki küresel Türk ve İslam düşmanlarının konsensüsü devreye girer; Yahudilerin veya Haçlıların korkuları ve bakış açıları girer, "masonluğa karşı en büyük tehdit; İslam" devreye girer..Gerisi menfaat çatışmalarıdır..Siyaset ve ideolojiler de yapaydır, sahici ve samimi hiçbir tarafı yoktur..İşte Türkiye böyle bir küresel ahtapotun tehdidi altındadır veya kuşatılmışlığın ötesinde işgal altındadır..Kemalizm, Atatürkçülük, Laiklik, Milliyetçilik, Vatanseverlik bu işgali örtmeye çalışan kamuflaj, takıyye, gölge oyunlarıdır...Bu işgalin ortadan kalkması MİLLİ RUHun dirilmesine ve MİLLİ BİRLİK ve HEYECAN DALGASINA bağlıdır..Bu nedenle lütfen; ETÖ davasını kimse sulandırmasın, işin ciddiyesi ve cesaretimiz çok önemlidir. Türk'ün kurtuluş destanı yeni başlıyor! Daha işin çok başındayız!ahmet akkuş hergun ineternete girdigim. gasteci com acarım.mehmet ali agabeyin yazı var mı diye.16 gün oldu hala yazısı yayınlanmıyor neden. mehmet ali ağabeyin yazısını merakla bekiyoruz.
Sacid Bilgili Eğer Rahmetli Necip Fazıl hayatta olsa idi bu kendini bilmezlere, kendini adam sananlara, elinde kalem olduğunu sananlara o da böyle cevap verirdi herhalde. Abi dilinize sağlik. Böyle çıkışlarınızla bizim de karnımızın şişi iniyor.
selametle.
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.