Türkiye’yi başarılı şekilde analiz eden sivil toplum önderlerinden birisi, geçmişte bir gazeteciye verdiği röportajda Baykal için şöyle diyordu; “Baykal tanıdığım kadarı ile iyi bir adamdır. Sorun Baykal ile ilgili değil, çevresi ile ilgilidir.” Taceddin Kayaoğlu
Deniz Baykal’ı dinlerken ve değerlendirirken bu tespiti hep bir köşeye not etmişimdir.
Birikimli bir adam. Onun içindir ki solun içinden karşısına ciddi bir aday çıkmadı, çıkamadı. Ondaki donanım ve liderlik diğerlerinde yok. Olsa idi zaten çoktan indirmişlerdi. Sayın Ahmet Selim, onun muhalifleri için; “madem siyaseti bu kadar iyi biliyorsunuz, Baykal ile niye uğraşıyorsunuz? Gidin yeni bir parti kurun ve sol oyları toplayın” derken son derece haklı idi.
Kendisini sempatik de bulurum. Keşke derim; gerçek bir demokrat tavrın içinde olsa ve lafını esirgemeden konuşma cesaretini Türk demokrasisinin gelişimi için kullansa. Bu tip cesur adamlara ihtiyacımız var. Biraz da halk bizim Kasımpaşalıyı bu özelliğinden dolayı seviyor. Birikim Dergisi’nden Ömer Laçiner’in üzerine başarılı bir şekilde vurgu yaptığı “güç kültü” genlerimizin vazgeçilmez bir değeridir.
CHP şimdilerde çarşaf üzerinden yeni bir açılım içerisine girdi. Aslında açılımı yapan partisi değil, Baykal’dır.
Bu yaptığı da yeni değil.
1992 ve 2001 tarihlerinde bu tip denemeleri yapmış ve fakat susturulmuştu. Şeyh Edebali’den, Yunus Emre’den, Anadolu İslamından bahsediyor, İmam hatiplilere sempatik mesajlar gönderiyordu. Hatta Ali Bulaç, “Anadolu Solu” başlığı ile yazdığı bir köşe yazısında Baykal’ın açıklamalarından hareketle ilginç tespitlerde bulunuyordu.
Heyecanlanmış ve sevinmiştik. Sevincimizin nedeni iki ayak üzerine oturuyordu. Bunlardan birincisi solun en önemli partisi olan CHP’nin demokratikleşme sinyalleri vermesi iken, ikincisi de; Türk solunun gayr-i milli bir eksenden çıkıp, kendi tarihine yönelmesiydi.
Hatta Baykal beni öylesine heyecanlandırmıştı ki, Kemal Tahir’i, Doğan Avcıoğlu’nu, İdris Küçükömer’i, Ömer Laçiner’i, Mihri Belli’nin benimsemediğim milli demokratik devrim tezlerini, hatta hatta 1930’lu yıllarda CHP’yi sol eksene kaydıran Kadro Hareketi’ni yeniden gözden geçirdim.
Ne var ki; Ecevit’in başardığını o başaramadı…
Çünkü; Ecevit’in tek adamlığına karşın o kuşatılmış bir adamdı. Ecevit’in çevresindeki sadıklar, onun çevresindekiler ise Önder Sav örneğinde olduğu gibi “Karanlıkların Prensleri” idi.
Bu Karanlıklar Prensi” ifadesini siz siz olun ciddiye alın. Aynı şey Amerikalı neo-concu şefi Dick Cheney içinde söyleniyordu, hatırladınız mı?
Ha neo-concu ha da Erge(neocon)cu. Fark etmez..!
1992 ve 2001 tarihlerinde Baykal’ın yerlilik arayışlarına tepki gösterenler ona şöyle diyorlardı; “Burası Atatürk’ün partisi, bunları savunacaksan git o zaman başka bir parti kur.”
Liderlik hırsı ve onu kaybetme korkusu olan Baykal bütün bunlara karşı duramadı. Mustafa Sarıgül’ün de yönlendirmesiyle Alevileri partinin üst yönetimlerinden uzaklaştırıp, oylarını kaybetmekten çekinmezsen; başka bir çelişkiye düştü. Çevresindeki derin odakların desteğini kaybetmekten korktu ve politik kariyerini şahinlere teslim etti. Hangi apoletlilere ve karanlık dehlizlerin yuvarlak masa müdâvimlerine alet oldu, tarih yazacaktır.
Onun bugün geldiği nokta, 1992 ve 2001’in tekrarıdır. Hatta rövanşıdır demek daha doğru olur. Eğer samimi ise- ki biz öyle görmek istiyoruz- bu sefer daha avantajlıdır.
Neden mi?
Çünkü CHP liderinin bu seferki açılımı; farklı bir konjöktürde ortaya çıkıyor.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış’ın Baykal’ın avantajını teyîd eden bir tespiti var ki son derece doğrudur. Bağış, Newsweek Dergisi editörüne gönderdiği ve Washington Enstitüsü Türkiye Masası direktörlerinden Soner Çağaptay’ın bir makalesini değerlendirdiği mektubunda diyor ki; “Demokratların zaferi neo-conlara ciddi bir darbe vurmuştur.”
O darbenin etkisi, Baykal’ın etrafındaki erge(neocon)culara kadar gelmeye başladı. Sistemin içinde etkisizleşiyorlar. Onlar etkisizleştikçe, Baykal etkinleşecektir.
Bekleyip görelim; Baykal’ın samimiyet testi Ergenekon davasındaki tavrından anlaşılacaktır. Siyasi hayatının en büyük hatası Ergenekon’un avukatlığını üstlenmeye çalışmasıdır. Ya anlamadığı bir şey var ya da paçası hala birilerinin elinde. “Bu bir siyasi davadır” diye diretip duruyor. Paçasını derin güçlere kaptırmış olsa da, elini halka uzatmasını tavsiye ederim. Kol kolay kolay kopmaz da, kumaş bu yani kopuverir gider…
Yalnız şu bir gerçektir ki; Baykal’ın çarşafı Obama’nın derisinden bağımsız değildir.
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.