Ümraniye’de bir evde ele geçirilen el bombaları ile başlayan Ergenekon Terör Örgütü soruşturması Türk kamuoyunu sarstı. Soruşturma derinleştikçe sarsmaya da devam etti. Şu günlerde de 20 Ekim’de başlayan dava sürecinin sonuçlarını merak ediyoruz. Taceddin Kayaoğlu
Söz konusu soruşturma bize gösterdi ki; Türkiye bir şekilde uluslararası derin güçler tarafından ele geçirilmiş. Bu derin gücü veya güçleri aslında çok öncesinden net bir şekilde duymaya başlamıştık. Geçmişte İtalya’da baş gösteren “Temiz Eller Operasyonu” gündeme gelen Gladyo tipi yapılanmalardan başka bir şey değildi karşımızda olan.
Her ülkede başka bir isimle ortaya çıkan bu tip hücre örgütlenmelerinin belirli bir merkez tarafından sevk ve idare edildiği aşikâr. Bizim şimdilerde karşımızda bulduğumuz bu insanlar biraz da “tetikçiler” olarak ortada duruyor. Yani işin askerî kanadı. Oysa daha derin ve teorik bir grubun olması gerekir ve zaten de var. Çünkü her silahlı örgütün nihayetinde siyasî nitelikli bir amacının olması gerekir. Siyasî amaç ise basit bir hükümet operasyonunun çok ötesinde, bir toplumun tüm katmanlarının ele geçirilmesi ile ilgili ciddî bir durumdur.
Soruşturmayı yürütenlerin bu nokta üzerinde durmasında fayda var. Ayrıca gözden kaçırılmaması gereken diğer bir husus; bu merkezin küresel ölçekli amacıdır. Baksanıza dünyanın her yerinde başka isimler, başka faaliyetlerle ortaya çıkıyorlar.
Basit bir şey ile muhatap değiliz.
Bir yazımda ifade etmeye çalışmıştım; NATO’nun Belçika’daki bir binasına dikkat kesilmelidir, diye. İhtimal ki askerî organizasyonlar burada karara bağlanıyor ve değişik ülkelerde uygulanıyor. Ama “bu merkeze kim hükmediyor?” sorusu daha başka bir husus. Hadi cevap verdik diyelim; Adı CIA. Peki, CIA’e kim hâkim? Ona da; Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi diyelim. Peki konseye?
Bir topluluğa hâkim olan temel unsur ilk bakışta insan gibi görünür. Lakin gerçekte arka plan güdüleyicisi, itici etken herhangi bir inançtır. Yani inandığınız şey(ler). Tüm amaçlarınızı ve bu amaçlara ulaşmanızı sağlayacak hareketlerinizi inancınız doğrultusunda belirler ve uygulama alanına koyarsınız. Amelleriniz niyetlere, niyetleriniz ise inandığınız şeylere göredir.
Bütün bunlardan sonra; söz konusu derin operasyonlardan muzdarip herkesin sağlıklı ve köklü bir çözüm için sorması gereken temel soru şudur; Karanlık mabetlerin esrarengiz maskelileri, korkutucu ritüellerinde, ürperti veren sesleriyle neyin önünde eğiliyorlar ve inançlarını hangi kaynaktan besliyorlar?
[39. (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
40. Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.
41. (Allah) şöyle buyurdu: «İşte bana varan dosdoğru yol budur.»
42. «Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.» (Kur’ân-ı Kerîm, Hicr Sûresi)]
Anlayan anladı!
Hadi canım; komplocu sende! Demeyin.
Biraz Decart’a yaklaşın ve “makul şüphe”nin sizi farklı yerlere götürebileceğini göz önünde tutun.
Veya “İlmin hocası merak ve tecessüstür.” deyin.
Ya da; “Benim doğrularım; yanlış ihtimali olan bir doğrudur. Başkalarının yanlışları; doğru ihtimali olan bir yanlıştır.” düsturunu bir köşeye not edin.
Yorumlar Davul zurna az mı ki komplocu diyelim Sayın Kayaoğlu,
Verilmek istenen anlaşıldı, ama "Hadi canım komplocu sende" şerhinize istinaden( bu soruyu sorabilecek olanlara ki zannetmiyorum) aşağıdaki kıssayı gözden geçirmelerini tavsiye ederim.
Merak etmeyin anlayan anladı!
İbretlik kıssamız;
Behlül Dânâ Hazretleri, bir gün pazara üç tane kuru kafa getirerek, onları satmaya başladı. Her üç kafanın da fiyatları farklı farklıydı. Tabiî millet merakla Behlül Dânâ'nın etrafına toplandı. Önüne açtığı tezgâhın üzerindeki bu kuru kafaları sattığını öğrenince sordular:
–Ey Behlül! Bu kafaları kaça satıyorsun?
Behlül Dâna:
–Birini bir paraya, birini on paraya, birini de ağırlığınca paraya satıyorum, diye cevap verince, oradakilerden bir tanesi taaccüb ederek sordu:
–Ey Behlül! Bunların üçü de kurumuş kafalar olduğu hâlde sen üçüne de ayrı ayrı fiyat biçiyorsun. Bunların birbirlerinden ne farkı var ki?
Behlül Dânâ Hazretleri, bunun hikmetini şöyle anlattı:
–Birincisi, taş kafadır. Bunun değeri hepsinden düşüktür; çünkü bu hiç nasihat dinlemez ve nasihata ihtiyaç duymaz. İkincisi, yani on paralık kafa ise, nasihat dinler; ama nasihati tutmaz... Söz onun bir kulağından girer, öbür kulağından çıkar. Bunun adı da boş kafadır. Üçüncüsü ise, tam kafadır ki bu kafa, hem nasihat dinleyip onunla amel eder, hem de öğrendiklerini başkasına öğretir. İşte en kıymetli kafa budur. Bunu da ağırlığınca paraya veriyorum.
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.