Karanlık mabedlerin Aktütün organizatörlerinin tetikçi dağ eşkıyaları aldıkları emirlerle Aktütün Karakolu’na yine yapacaklarını yaptılar. Verilen 17 şehidin acısı Hava Kuvvetleri Komutanının golf seansları ile birleşince tartışılan meseleler dallı-budaklı grift bir denklem haline geldi. Taceddin Kayaoğlu
Hep söylüyoruz; Türkiye’nin güneydoğusu ve burada üretilmiş olan “kurgusal Kürt meselesi”nin ortaya çıkışı; küresel politik oyunların, hesapların ve bunlara bağlı olarak belirlenen stratejilerin dışında değildir. Bu sorunun köklerini ta 19. yüzyıla kadar indirgeyebilirsiniz, diye.
Şimdiki zamanlar açısından da baktığınızda durum pek farklı değil. Bundan önceki yazılarımda da ifade etmeye çalışmıştım. Atlantik ötesi bir gücün, derin devlet mekanizmasının Amerikan ulusalcısı bir kanadı göz göre göre ve engellenemeyecek bir şekilde operasyonlarına devam ediyor. Teorisyenleri bu ülkede olsa bile anlaşıldığı kadarı ile silahlı beyin merkezi NATO’nun içerinde yuvalanmış Belçika merkezli bir bina. Bu binanın apoletli komutanları ise adı Roma’dan kalma Gladyocu, suikastçi bir birime büyük ihtimalle bu isim üzerinden önemli bir motivasyon yükleyerek dünyanın farklı yerlerinde operasyonlar yapıyor. Söz konusu bu birime bağlı olan yine başka birimler de var. Onların isimleri de yine mistik motivasyon kokan isimler üzerinden inşa edilmiş; P2, Agarta, Ergenekon, Gül ve Haç gibi.
Yalnız şuna dikkat edelim. Hani derler ya; “Kurt dumanlı havayı sever”. Doğrudur, çünkü dumanlı havalarda avına ulaşması daha kolaydır.
Toplumların en çok bilinen dumanlı havalarından birisi de; “olağanüstü haller”dir. Bu tip ortamlar anti-demokratik merkezlerin en sevdiği ortamlar olarak karşımıza çıkarlar. Çünkü olağanüstü hal; hukuksuzluğun sorgulanamadığı bir çeşit hak arayamama halidir. Yapılan her operasyon ve uygulama hukuk mekanizmalarının denetimi dışında kalır. Sonra ne olur? Eğer siz bunu devlet adına yaptığınızı söylüyorsanız, öncelikle vatandaşınızı kaybedersiniz. Kaybetmekle de kalmaz onu bir şekilde örgütlü ve kin dolu duygularla kendi karşınızda bulmanız kaçınılmazdır.
İşte size PKK. 12 Eylül 1980 sonrasında Diyarbakır cezaevinde tutuklu bulunan Kürt gençlerine yapılanlarla söz konusu bu illegal örgütün palazlanması arasındaki bağlantı malumunuz. Yine “PKK ile mücadele ediyorum” diyen bazı birimlerin Kürt köylerindeki hukuksuz uygulamaları dağa kaç PKK’lı Kürt gencini çıkarmıştır dersiniz?
Konuyu şuraya getirmek istiyorum; Aslında “olağanüstü hal” bir “kör nokta”dır. Cep telefonu kullanan pek çok kişi en az birkaç kere yaşamıştır. Bazen belirli noktalarda iletişim kurma sorunu yaşarsınız. Çünkü orada cep telefonu verici ile irtibat kuramadığı için sinyal alamaz ve çekmez.
Bana öyle geliyor ki; bizim ülkemizdeki “olağanüstü hal sevdalıları”nın niyetleri ile bu “kör nokta” arasında hatırı sayılır bir ilişki var. Sanki birileri bizim güneydoğu topraklarımızı kendi illegal faaliyet alanları ve örgütlenmeleri için kör nokta olarak belirlemişler ve kullanıyorlar, hatta kullanmakta da ısrar ediyorlar.
Bölgenin coğrafî şartları, iktisadî sorunları, mimarî problemleri, kapalı toplum yapıları ve ülkenin diğer bölgeleri ile entegre olamamış özellikleri illegal merkezlerin denetim dışında kalıp, kontrol altına alınamamaları ve kendilerini gizleyebilmeleri açısından bire bir yerler.
Şimdiler de siyasetin üzerine düşen ise; ne gerekiyorsa yapıp, Türkiye’nin hiçbir bölgesinde kör nokta bırakmayacak şekilde iktisadî, sosyal, kültürel ve teknolojik hamleleri gerçekleştirmektir.
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.