Aktütün baskınından sonra söz konusu bu baskının yapılmasının sebepleri ile Türkiye’nin Güneydoğusu’nda “olağanüstü hal” ilan edilmesi arasında bir bağlantının olduğu anlaşılıyor. Taceddin Kayaoğlu
Fakat Türkiye’nin yakın tarihinde yaşadığı pek çok tecrübe AK Parti hükümetinin bu konuya sıcak bakmamasına neden oluyor. Bu noktada ise yadırganacak bir şey yok. Hükümet tamamen haklıdır. Çünkü bölgede olağanüstü hal ilan etmekle askeri çözüm(süzlük) arasında sıkı bir ilişki var. Öyle ki; bölgedeki sorunun tam olarak ne olduğu hakkında Türk kamuoyu henüz anlaşamamış olsa bile -bazılarına göre “Kürt sorunu”, bazılarına göre “Güneydoğu Anadolu sorunu”, bazılarına göre ise “terör sorunu”- üzerinde anlaşılan tek bir şey var. O da; neticede burada bir “sorun”un olduğudur.
Sorunun nedenlerini tespit etmek, aslında yine o sorunun çözümlerini bulmak açısından son derece önemlidir. Lakin bu husus her zaman geçerli bir formül olarak karşımıza çıkmaz. Bazen bir sorunun nedenlerini ve çözümlerini bilmek meseleyi tamamen çözebilmek anlamına da gelmez. Bunun yanı sıra başarılı bir “sorun çözücü”ye de ihtiyaç vardır. Şu noktada tereddüt olmadığı kanaatindeyim; Türkiye’deki pek çok sorunun nedenleri ve çözümleri üzerine bir araştırma yaptığınızda bir veya birkaç kişinin, yazarın, grubun, sivil toplum kuruluşunun bu meselelerdeki yaklaşımlarını son derece başarılı görmek mümkündür. Yani siz sadece onların tespit ve çözüm önerilerinden hareket etseniz dahi büyük oranda pek çok meseleyi halledebilirsiniz. Ama durum böyle olduğu halde hâlâ kaotik sorunlarla boğuşmaya devam ediyoruz.
Peki problem nereden kaynaklanıyor veya Türkiye, Kürt meselesinde olduğu gibi sorunlarını neden halledemiyor?
Bunun sebebi; “halletme iradesi” ile bu iradenin “kadrolarının yetersizliği” noktasında düğümlenir. Aynı şey ikinci iktidar dönemini yaşayan AK Parti iktidarı için de söz konusudur. Şunu kabul edelim; Millî Görüş geleneğinden gelen partinin kurucu kadroları adı geçen bu hareketin ilk ortaya çıktığı dönemlerden itibaren politik muhalefetlerini sadece sözlü eleştiriler üzerinden yürüterek bir şekilde bugünlere ulaştırdılar. Fakat “söz” bir noktada “yetersizlik” olarak karşımıza çıkar. Teorik muhalefeti kapitalist iktidar karşısında yeterli görmeyen Marks’ın bile “praksis” denilen eylem sürecini üretmek zorunda kalmasının nedeni de bu değil miydi? Diğer yandan “praksis”, yani “aksiyon” dahi tek başına yeterli değildir. Başarılı bir eylem nitel ve nicel kadroların yetişmiş olması ve aynı zamanda uyumlu bir şekilde aktivite edilmesiyle ilgilidir.
Millî Görüş gömleğini çıkardığını iddia eden Erdoğan’ın zaman zaman, son dönemlerde ise sık sık bir girdabın içine sürüklenmekten kendisini alamamasının nedeni bu noktadaki zafiyetidir.
Öyle ise ne yapılmalıdır?
Sayın Başbakana tavsiyemiz şudur; buradaki sorunun ne olduğunun tespit edilmesine yönelik ciddî ve bütün önyargılardan uzak bir tespit çalışması yaptırıp makro planını hazırladıktan sonra, kendisi ve ekibi bütünüyle duygusal taraf olmaktan uzaklaşarak yeni bir “Türkiyeli kadro”nun inşası için harekete geçmelidir. Bu hareketin içerisinde sorunu halletmeye niyetli herkes olmalıdır. Bu insanların Türk, Kürt, Laz veya Çerkes olması hiç de önemli değildir. Hatta iyidir de. Sahiplenilmesi gereken bu topraklarda, niye sahiplenmek zorunda olduklarının farkında olan bir ekip ile kolektif bir çözüm çalışmasının yapılmasının kime ne zararı olur ki? Çok da iyi olur.
Çünkü büyük devletler; büyük niyetler ve bu niyetlere omuz veren “rengârenk” samîmî insanların omuzlarında yükselmiştir!
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.