gasteci.com
 
     Ana Sayfa Reklam Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Tuncay Güney'in sıradışı portresi...
Ergenekon davası ile birlikte hayatımıza giren Tuncay Güney kim?...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Eğrisi, doğrusu…
Doğu Perinçek'i aslında 'Batı' Perinçek diye okumak gerektiğini dün bu sütunda dile getirdik…...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu İttihadçılar ve Carborani 1889
Bilindiği üzere İttihad ve Terakkî Cemiyeti (1911 tarihinde İttihad ve Terakkî Partisi ismini almışt...

Harun Tokak

Harun Tokak Ey kervancı! Çek kervanı sevgilinin köyüne
Sarışın sonbahar günleri geride kalıyor. Kış kapımızda… Son baharın bu son günlerinde; ü...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş Obama’nın Başkanlığı bir devrim midir?
Barack Obama’nın ABD’nin 44. Başkanı olarak seçilmesi elbette devrim niteliğinde bir o...

Hamdullah Öztürk

Hamdullah Öztürk Sıra dışı zamanlar ve sıra dışı insanlar
Sıra dışı zamanlar ve sıra dışı insanlar vesilesiyle monotonluğun kısırdöngüsü kırılıyor. Alışılmı...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi Bizden Obama çıkmaz!
Amerika'nın 44. Başkanı herhalde bu kadar ülkeyi etkileyeceğini hesap etmemiştir. Bütün dünyada müth...

Halit Esendir

Halit Esendir Susurluk trafik kaza raporu Ergenekon'u gösteriyor...
3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk kazasının suikast olduğunu gösteren bir çok iddia ve de...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut CHP nereye koşuyor?
Yıl 1999 - 2000 Kamuran Çörtük beyin BRT televizyonunda çalışıyorum. Rahmetli Şakir Süter’i...

Sezai Şen

Sezai Şen BİZDE ŞEHİT CENAZESİ DE TERÖRE LANET DE NİYE HİÇ EKSİK OLMAZ Kİ!
Bu memlekette, jandarma dahil, 1 milyonun oldukça üstünde asker var. Rütbeli askerlerimizin sayısı b...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

Ramazan çocukları

Harun Tokak İlk görev yerim küçük bir kasabaydı.

Liseden mezun olduğum yıllar…

İçimde ilk defa gurbete çıkmanın burukluğu…

Harun Tokak

Herkes size yabancı, siz herkese…

Ne insanlar ne de kasaba basıyor bağrına…

Ayrılırken sarıldıkları gibi, karşılarken sarılmazlar.

Görev yaptığım o küçük kasabaya bazen anam gelirdi.

Dünyalar benim olurdu. Sıcacık olurdu evin içi. Ana sıcaklığı dolardı içime.

Sabah kalktığımda baş ucumdadır.

Akşam eve geldiğimde, daha sokağın başında pişirdiği nefis yemek kokuları karşılardı beni.

O günlerde, soğuk dişini geçiremezdi bana.

Bir kaç gün geçince; “oğlum ben gideyim, baban köyde yalnız, mal maşat beni bekliyor” derdi.

Biraz daha kalsan anacığım, bak ne güzel duruyoruz şurada, desem de;

“gideyim oğlum, gideyim artık.”

Bir naylon çantaya doldurduğu eşyalarını eline alır, düşerdi yollara.

Otobüsün camına yüzünü dayar, yaşlı gözlerle bakarak giderdi.

Ben el sallardım. Onun elini sallayacak mecali de olmazdı.

Döndüğümde ev buza dönmüş olurdu..

Akşamları nefis yemek kokuları karşılamazdı beni. Müşfik eller okşamazdı saçlarımı.

Biz o anaların çocuklarıyız…

Anaların çocuklarını özlediği gibi, çocuklar da analarını özler.

Çocukların vatanlarını özlediği gibi vatan da çocuklarını özler.


Bu yıl Ramazan müşfik bir ana gibi geldi. İçimizi ısıttı, saçlarımızı okşadı ve gitti.

Bir başka hissettik onun gelişini.

Bir kış günü başlamıştı birlikte yolculuğumuz. Daha çocukken müşfik bir ana gibi tutmuştu elimizden.

Biz Ramazan'ın çocuklarıyız…

Yaşımız ilerlese, belimiz bükülse de, biz o Ramazanların çocuğuyuz.

Evladının yaşı ne olursa olsun ana için o hep çocuktur.

Ramazan da, yüreği yufka bir ana…

Evlatlarından beklediği hürmeti, görmezse o da incinir. Gerçi yüzümüze bir şey diyemez.

Taş basar bağrına…

Bu sene bir başkaydı Ramazan. Neden bilmiyorum! Belki bana öyle gelmiştir.

Her gece sahurda, saat 03'ü gösterirken sevgili Gürkan ve Mehmet Bey kardeşlerimizle birlikte düştük yollara.

Sancılar içersinde hastaneye gönderdiğimiz gece hariç; Gürkan Bey, her gece saat tam 3'ü gösterdiğinde farları karanlığı yırtan arabasıyla sokağın başında görünürdü.

Sakin sokak, her sahur onun arabasının sesine uyanırdı en derin uykusundan.

Her gün apartmanın kapısını açtığımızda; Ramazan Müşfik bir ana gibi kollarını açar, bağrına basardı bizi.

İçimiz ısınırdı birden.

Bizimle birlikte, program yaptığımız Üsküdar'daki Belediye kültür merkezine kadar gelirdi. Sessizce bir kenarda, öylece dururdu.

Girişte görevli gençlerin karşılamaları, tatlı bir tebessümle “Hoş geldiniz” demeleri, gece boyunca koşuşturmaları çok hoşuna giderdi.

Bir bir başını okşardı o gençlerin.

Hilal kızımızın başını bir başka okşardı.

Son sahur, onların da yüzlerinde derin bir hüzün vardı.

O ruhaniyet dolu sahur yolculuklarından aldığımız hazzı anlatamam.

Sadece biz de oluyor sanırdım;

Bir gün Polatlı'dan bir kardeşim mesaj gönderinceye kadar.

Şöyle diyordu mektubunda;

“Bu gece sahur vakti ekmek almak için sokağa çıktım.

Sahur vakti ekmek almak için bile sokağa çıkmanın ne kadar güzel olduğunu ilk defa fark ettim. Eve gelinceye kadar Van'da geçirdiğim o güzel günleri hatırladım. Sizler geldiniz aklıma. O günler ne kadar güzeldi, diye düşündüm. Sinemizde yemlediğimiz sevdadan atlara biner, nasıl da koşardık . Şimdi niye o heyecanlarımız yok, diye aklımdan geçirdim.Bir sahur vaktinin o en tatlı esintileri yüreğimin yamaçlarındaki o eski güzel günlerde diktiğim sürgünlerin uçlarını yeniden sallarken; Serhat Lisesinin genel müdürü değerli hocam Bahaddin Bey geldi aklıma. Eve gelir gelmez televizyonu açtım. Bir de ne göreyim Bahaddin Bey'le birlikte Doğu'daki o güzel günleri anlatıyorsunuz, ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. O güzel günler geldi, oturdu içime. ”

Biz ise bir ay boyunca, “ışığı yanan evler”in önünden geçerek gitmiştik program yerine. Ruhaniyet yağmurlarında sırılsıklamdık her sahur.

Evlerin camlarından ışıklar süzülürdü sokaklara.

Oruç tutan insan yüzü gibi aydınlıktı sokaklar.

Her gecenin sonuna vardığımızda Üsküdar'dan ezanlar kanatlandı göklere.

Aydınlığı devşire devşire gelen o sadalar…

Aman Allahım! Ne güzel, ne coşkulu…

Anber kokulu bir rüzgardı sanki o ezanlar.

Nasıl da doluyordu içimize.

Ya günbatımlarında…

Mahya ışıkları şavkıdığında, gün güzel gözlerini kızıla boyadığında…

Minarelerden ezanlar kanatlanırken, sofraların başında biz…

O anlarda iftarın içimize dolan mutluluğuna, mahşerin müstakbel sevinci karışıyordu.

Ramazan; evlatlarının bir bir başını okşadı.

Sofranın başında sabırla beklediğimizi görüp, sevindi.

Yüzlerimizin süzülmesinden, açlıktan sararıp solmasından, hüzünlendi.

Kendimizi, bir lokma ekmeğe hasret insanların yerine koymamızdan, onları anlamaya çalışmamızdan da belli ki çok mutlu oldu.

Başımızda ellerini gezdirirken içimize tatlı esintiler yayılıyordu. Dünyada bu kadar tatlı olursa ya Ahiret'te nasıl sonsuz bir mutluluğa dönüşeceğini düşünüp, ötelerden gelen esintilerle kendimizden geçtik.

Sahur vakti, derin uykulardan uyanırken onu yine başucumuzda bulduk.

Gözlerimizi açtığımızda, yatağımızdan doğrulup kalktığımızda, seccademizi serip namaza durduğumuzda, elimize Kur'an'ı alıp okumağa başladığımızda; nasıl da mutlu oldu.

Coşkuyla mabetlere koştuğumuzda, teravihi kılıp, selam verdiğimizde yine yanı başımızdaydı.

Güller açıyordu yüzünde.

Tebessüm ederek başımızı okşuyordu.

Yolun yarısına gelindiğinde; camilerde, televizyonlarda “elveda” sesleri yükselmeye başladı. Biz de üşümeye...

İçimizi dolduran sıcaklık gittikçe azalıyordu. Önüne geçilmez bir titreme tuttu bizi.

Her gün sokak ortasında, soğukta; sırtından bir kat elbisesi daha soyulan bir insan gibi üşüyorduk.

Gecenin en soğuk koylarındaydık.

Gökte ay, her gün bir parçasını daha koparıp geliyordu. Onu öyle bir yanı daha kopmuş görünce, bizim de içimizden bir parça kopuyordu.

Bir gün o beklenen son geldi.

Gurbette görev yapan evlatlarını ziyaret gelen müşfik bir ana edasıyla, geldiği gibi gitti.

Gurbette o küçük kasaba da bir başıma görev yaptığım yılları hatırladım.

Bazen o küçük kasabaya anam gelirdi.

Ev sımsıcak olurdu. Soğuk dişini geçiremezdi.

Sabah kalktığımda baş ucumda, akşam geldiğimde evin kapısında bulurdum onu.

Birkaç gün geçince; “oğlum ben gideyim baban, kardeşlerin köyde yalnız, mal maşat beni bekliyor” derdi.

“Biraz daha kalsan anacığım” demenin hiçbir faydası olmazdı. Bir iç çeker, bir

naylon çantaya doldurduğu eşyalarını eline alır, düşerdi yollara. Otobüsün camına yüzünü dayar, yaşlı gözlerle bakarak giderdi.

Bakar kalırdım otobüsün arkasından.

Ve Ramazan, durmadan bizden uzaklaşıyor.

Gittikçe gözlerden kayboluyor.

Pılısını pırtısını toplamış ışıktan tepelere doğru tırmanıyor...

Evlatlarından aldıklarını nurdan bohçalara sarmış, sırtlamış gidiyor…

Kızıl atına binmiş yeni ufuklara koşuyor…

O geriye dönüp dönüp bize bakıyor…

Biz onu gamlı gözlerle gözlüyoruz.

Gözlerimizde kayboluncaya dek…

Analar çocuklarını özlediği gibi, çocuklar da analarını özler.

Özlemese gelir mi?

Gelecek Ağustos'u bekleyeceğiz.

Hilal dudakları gülen ayı görünce…

Bir ana, bir Ağustos sıcaklığı gibi dolacak yine içimize.

Biz o anaların, biz o Ramazanların çocuklarıyız.



05.Ekim.2008 16:47:45

Puan: 4.1/5 (15 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar
   Şule Atmaca
mit'te dedeleri bir türlü müsteşar olamayam mezhepçi bir grup deşifre etmeye devam ediyor..Önce Z. Öz'ün ilişkileri, sonra UTAH-Ordu bağlantısı..ODATV.COM TÜRKİYE'NİN MERAK ETTİĞİ, KONUŞTUĞU, CEMAATİN MERKEZİ DEDİĞİ UTAH'A GİRDİ! 1) MİT bursuyla UTAH’ta doktora yapan Taraf yazarı kim? 2) Emniyet dinlemeleri UTAH üzerinden mi Türkiye’ye geliyor? Kilit isim polis mi? 3) Turkish Cultural Foundetion UTAH’a 900 bin dolar niye verdi? 4) Cemaatten UTAH Üniversitesi’nde olduğu söylenen öğrenci sayısı kaç? 5) UTAH’taki cemaate okullarındaki öğrenciler kimler? ABD hangi ülkeden öğrenci getirip buraya yerleştiriyor? İşte tüm bu soruların cevapları yakında sadece Odatv.com’da olacak. Odatv.com 11 Ekim 2008.

Harun Tokak Arşivi
Ey kervancı! Çek kervanı sevgilinin köyüne 30.Kasım.2008
Güneş doğuyor Akdeniz'den... 23.Kasım.2008
Beyaz Saray'da siyah bir rüya 16.Kasım.2008
“Benim bir hayalim var!” 09.Kasım.2008
Bir türkü tutturmuş gidiyor bozkırda... 02.Kasım.2008
Sevgiden bir yuva 26.Ekim.2008
Güz gecelerinde üşüyen ümitler... 19.Ekim.2008
Sükutun çığlıkları 12.Ekim.2008
Ramazan çocukları 05.Ekim.2008
Musibet meteorlarını parçalayan kadın 29.Eylül.2008
Mozambik'te Ramazan Esintileri 21.Eylül.2008
O arslan ayakta öldü 14.Eylül.2008
İslam'ın sesi Bilal 09.Eylül.2008
Gurbettekiler için ezan vakti 31.Ağustos.2008
'Yine ayakların üşüyor mu?' 24.Ağustos.2008
Babacığım! Ceketin 'Sen' kokuyor 22.Haziran.2008
“Adsız oğlan” öldü 15.Haziran.2008
Veda busesi 08.Haziran.2008
Bir sevdadır Türkiye 01.Haziran.2008
Anasız acılar 25.Mayıs.2008
Bizim iller sensiz… 18.Mayıs.2008
Meleğimin adını söyler misin? 17.Mayıs.2008
Yoldakiler 11.Mart.2008
O Küheylan… Süvarisiz döndü ülkesine 10.Haziran.2007
Önden Giden Atlılar ki... Geçtiler Ülkelerinden 03.Haziran.2007
Güneş yeni bir çağa doğar 27.Mayıs.2007
Krizantem Çiçeği 22.Mayıs.2007
Güller de yanar dumansız 13.Mayıs.2007
Hüzünlü bir tebessümdür ki… Dondu anıların dudaklarında 06.Mayıs.2007
Coşkun'dur Türkçe'nin gül günleri 30.Nisan.2007
Allah'a yazılan mektup 22.Nisan.2007
ALDANIŞ DEDE... 16.Nisan.2007
Lefter... 10.Nisan.2007
Bir Pribadi ölür, bin Pribadi doğar 01.Nisan.2007
Ölümü bir yorgan gibi çekti üzerine… 25.Mart.2007
Yiğitlerin saçları bakımlı olmalı… 18.Mart.2007
Çığlıklar yükselirdi yanık çöl gecelerinden 11.Mart.2007
Yusuf Yüzlüler Dolaşıyor Nil Kıyısında 04.Mart.2007
Ölüm treninden bozkıra savrulanların aşkı biter mi? 25.Şubat.2007
Benden sonra ölüm gelir 18.Şubat.2007
Rû- be- Rû 11.Şubat.2007
Suya Düşen Kan: Kerbela 04.Şubat.2007
DELİK AYAKKABILAR VURDU BENİ 29.Ocak.2007
Ayçürök 21.Ocak.2007
Bir Kınalı Küheylan 14.Ocak.2007
Yeşeren düşler 08.Ocak.2007
Baba gitmesen olmaz mı? 01.Ocak.2007
Ateşinde üşüdüm bir meçhul adamın 17.Aralık.2006
Yollar derin uçurumlara varmadan 11.Aralık.2006
Kanlı postallar 03.Aralık.2006
Gözümün nuru, canım ağabeyim! 27.Kasım.2006
“Damarlarımda Türk kanı var” 19.Kasım.2006
YORGUN GÜVERCİN 12.Kasım.2006
MAGADANLI EMİNE 06.Kasım.2006

Gazetelerin 1. Sayfaları

ÇARŞAFLI STAND UP CI

39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.

AKSİYON'DAN SÜPER KAPAK: YÜKSEK HEGEMONYA HSYK

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?

İRAN'DA TOPLU İDAM...

İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.

FETHULLAH GÜLEN ONUN YÜZÜNDEN YURT DIŞINA ÇIKTI!

2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR


DÜN EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK ARANANLAR

» Ahmet Hakan
» Ali Kırca
» Nurettin Veren
» Galatasaray
» Fethullah Gülen
» Nuh Gönültaş
» Minik Dualar
» Video Haberler

VİDEO HABERLER

» BU BAYKAL'I MUTLAKA DİNLEYİN
» İŞTE VATAN SAĞOLSUN DEMEYECEĞİM DİYEN BİR ŞEHİT ANASI DAHA DAHA!
» ÇILDIRTAN AYNA...
» İŞTE GENELKURMAY BAŞKANI'NIN SERTLİK TARİHİNE GEÇECEK KONUŞMASI
» HOCAEFENDİ İLE GURBETTE BİR BAYRAM DAHA...
» ZAHİT AKMAN MEYDAN OKUDU!
» METALLİCA'NIN OLAY KLİBİ...
» ÇANAKKALE DE TÜRK ASKERİNİN YEMEK LİSTESİ NASILDI? VİDEODOO
» BÜYÜK PATLAMANIN İSPATI İÇİN BÜYÜK DENEY!
» HOCAEFENDİ'NİN BİR ŞİİRİ TRT'DE İLK DEFA OKUNDU
gasteci.com © 2008