|
|
|
|
|
Aktütün denklemi, Zehirli bal...
Savaşın tehlikeli olanı psikolojik olanıdır. Bu çeşit harbin üstatları kurguladıkları oyunlarını başarılı bir sonuca ulaştırabilmek için kurdukları karmaşık denklemin bir parçasına da psikoloji unsuru yerleştirmeyi ihmal etmezler.
Taceddin Kayaoğlu
Kendi taraftarlarına yönelik motivasyon güdüsü bunlardan birisi olduğu gibi, karşı tarafa yönelik tahrik unsuru da diğerlerinden birisi olarak karşımıza çıkar.
Tahrik dayanılması zor bir duygu yoğunluğudur. Belki de üstesinden gelinmesi en zor olanlarından birisi. Hazreti Ali’yi (RA) hatırladım şimdi, ne diyordu; “Sabır; zehirli bal gibidir.” Meselâ; tahrike karşı sabır gibi…
Aktütün saldırısı tahrik kokan bir denklemin parçası gibi. Sanki birileri -ki Ergenekon sürecinde o birileri bizim için artık hiç de gizemli olmayan neo-con ağabeylerimiz- etrafımızda yanması muhtemel Pers (İran) ateşinden dolayı Türkiye’yi hesaplarının dışında tutma hazırlığına girmiş durumdalar.
Baksanıza İsrail, ABD’den saldırı ve savunma silahları alıyor. Amerikan hükümeti İsrail’e 25 adet F-25 müşterek saldırı uçağının satışına izin verdi. İsrail’in bir başka talebi de GBU-39 ismi verilen lazer güdümlü beton delici bombalar. Diğer taraftan yine İsrail’e erken uyarı radar sisteminin yerleştirilmesi için girişimler başlamış durumda.
Aydoğan Vatandaş gasteci.com’daki 11 Mart 2008 tarihli yazısında; “Ekim Ayına Dikkat!” diye uyarmıştı, ama Bush ve ekibi pek çok risk faktöründen dolayı bir ara İran ile uğraşmaktan vazgeçmişlerdi sanki. Öyle ki; Gürcistan’ın Güney Osetya’ya müdahalesi sanal bir soğuk savaş kurgusunun yeniden canlanmasına sebebiyet vermiş, ABD ile Rusya eskilerde olduğu gibi yine üzerine düşen rolleri başarılı bir şekilde oynamaya başlamışlardı. Fakat mesele uzun sürmedi. Anlaşıldığı kadarı ile bu sanal kamplaşma neo-conların hesapladıkları gerginlik üzerinden Cumhuriyetçilere seçim kazandırmaya yetmemiş gibi görünüyor.
Amerika’nın derin neo-conları eğer sağ gösterip sol vurmayacaklar ise hedeflerini tekrar İran’a kilitlemiş durumda olduklarını söyleyebiliriz. Siz her ihtimale karşı bu meselenin sağına İran’ı koyarken, soluna ise Türkiye’yi koyup bunu bir yere not etmeyi de ihmal etmeyin!
Bir neo-con-İsrail ortaklığı ile İran’a yapılacak askerî müdahalede Türkiye’nin tavrı belirleyici olacaktır. Çokça dile getirilen “stratejik ortaklık” eğer reel-politik bir hal ise mutlaka Türkiye’ye bir şeylerin verilmesi gerekir. Bu durumda şu soruların cevaplandırılmasında fayda var;
Stratejik ortak Türkiye, İran’a bir Amerikan müdahalesine razı olacak mıdır?
Bu müdahaleye razı olmayan Türkiye için stratejik ortaklık ne anlama gelecektir?
Türkiye bu müdahaleye razı olmadığı halde ABD yönetimi her şeye rağmen bu müdahaleyi yapacak mıdır?
Türkiye’nin müdahil olmadığı bir İran müdahalesinde yine Türkiye başka atraksiyonlar ile kendi çıkarları doğrultusunda bölgesine müdahalelerde bulunacak mıdır?
ABD, dördüncü ihtimale karşı Türkiye’ye karşı hangi önlemleri alacaktır?
Beşinci ihtimal ile Aktütün Karakolu baskını arasında bir ilişki kurmak mümkün müdür? denilecek olursa bu sorunun cevabı ihtimal dahilinde görünüyor. Hatta meseleyi biraz daha geriden alacak olursak geçenlerde Balıkesir’de ortaya çıkan istenmeyen gelişmeler Türkiye üzerinde hesaplar yapan birilerini sevindirmişe benzeyebilir.
Bazılarına göre ise Aktütün baskınının nedeni örgüt içi liderlik mücadelesi ile ilgili. Onlara göre; Türk Silahlı Kuvvetlerinin son operasyonları örgüt içi liderlik mücadelesini de arttırmış durumda. Başta Murat Karayılan olmak üzere, Cemil Bayık, Fehman Hüseyin, Mustafa Karasu ve Kadri Çelik gibi isimler örgüt içi hesaplaşmaya kurban gitmemek için kendilerine yakın kişiler ile hareket ediyorlar. Örgüt içinde yaşayan bu ayrılığın sözde bölge sorumlularına da yansıdığı ve bu kişilerin kendi inisiyatifleri ile baskınlar düzenleyerek örgüt içinde daha etkin konuma gelme gayreti içine girdikleri belirtiliyor.
Benim merak ettiğim ise şu; Acaba yukarıdaki isimlerden hangisi derin PKK kolunu temsil ediyor ve yine bunlardan hangisinin Ergenekoncular üzerinden neo-con ağabeyleri ile bağlantıları var ve örgüt liderliğinin kendilerine bağışlanması için ağabeylerinin hangi hizmetlerini yerine getirmenin derin heyecanı içindeler.
Bütün bunlardan hareketle sizce iç karışıklıklar ile gündemi meşgul edilen Türkiye’yi birde 17 Ekim tezkeresi ile duygusal yoğunluğa boğup Kuzey Irak’a sokarsanız ne olur dersiniz?
Kumpasa alınmış bir Türkiye’nin dış politikadaki bölgesel konsantrasyonunu bozar mısınız?
Bir de; sahi bizim şu Neo(Ergene)concuların dâvâları ne zaman başlayacaktı? Ekim’in yirmisinde mi?
Bu nasıl askerî istihbarattır(!!?) ki 12 Eylül 1992’den 3 Ekim 2008 tarihine kadar aynı karakol beş defa baskına uğruyor ve toplam 45 şehit veriliyor?
Ve bu nasıl stratejik coğrafya seçimidir ki, “Ben burada iken sağ çıkma ihtimalim yok, istediğiniz zaman beni vurabilirsiniz.” denilebilecek bir yere karakol kuruluyor. Kurmay düşüncesi; baraka bile yapılmayacak yere karakol inşa etmek midir?
Her ihtimale karşı Ekim ayında dikkatliyiz Sayın Aydoğan Vatandaş.
Siz de sevgili okuyucular, bu sefer çok hassas kurumlarda ortaya çıkması muhtemel Ergenekon’un 10. Dalga operasyonları için hazırlıklı olun…
05.Ekim.2008 16:39:47
|
|
|
|
|