Astsubay Çavuş Hasan Önal.
Uzman Çavuş Cahit Yıldırım.
Uzman Çavuş Selçuk Can.
Uzman Çavuş Hasan Aygör.
Uzman Çavuş Onur Ilgin.
Uzman Çavuş Egemen Yıldız. Sebahattin Çelebi
Uzman Onbaşı Rasim Eser.
Çavuş İlhan Küçükksolak.
Onbaşı Muhammet Aydemir.
Er Hakkı Aran.
Er Davut İlbaş.
Er Oktay Karakelle.
Er Çağlar Mengü.
Er Ramazan Yeşil.
Er Halil İbrahim Arılık.
15 babayiğit.. 15 cesur yürek.
Şehit oldular.
Hem de daha önce 5 kez basılan bir karakolda, güpegündüz yapılan saldırıyla!
Bu ülkenin helikopteri.. bu ülkenin özel timleri.. bu ülkenin yüksek teknolojisi yoktu sanki!
7 saat süren çatışma...
Akla ziyan bir durum var bu işte.
Bu işte bir iş var!
Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt, "Biri Bizi Gözetliyor" evleri gibi takipte olduklarını söylemişti bu bölgeyi.
Demek ki, hava civaymış!
Bir karakola 5 kez baskın düzenlenebiliyormuş!
12 Eylül 1992...
5 Haziran 2007...
22 Temmuz 2007...
9 Mayıs 2008...
3 Ekim 2008...
Toplam 44 şehit...
Ama biz gözetliyoruz oraları! Hem de BBG evi gibi gözetliyoruz!
Yetkililerde aynı ağız:
- Hesabı sorulacak!
Son 4 baskının hesabı soruldu mu ki, 5'ncisinin hesabı sorulsun!
Hesap sormaya PKK'dan değil, daha önceki 4 baskına rağmen önlem almayan bizim yetkililerimizden başlamak gerekmez mi?
Adamlar, dağı bayırı aşıp gelip "çocuklarımızı çatır çatır vuruyor", biz ise onları gözetliyoruz!
İyi gözetlemeler komutanım!
******************
İKİNCİ YAZI
Erdoğan ve gömlek...
Eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan, rahatlamış olmalı ki, siyasi arenaya önemli göndermelerde bulunmaya başladı. Başladı ve de AKP'li kardeşlerine "eve dönün" çağrısı yaptı:
"Bu gidişle bir yere varamazsınız. Milli Görüş'ten ayrılmakla hata yaptınız, iflas ettiniz. Bir an evvel Milli Görüş'e dönün. AK Parti, Milli Görüş'e ancak Saadet Partisi'ne katılmakla dönebilir. Kendilerine ağabeyleri olarak tavsiyem budur. Bu yanlış yoldan vazgeçin. Milli Görüş'ten başka çare yoktur..."
Doğrusu Erbakan'dan başka türlü bir açıklama beklemek, saflık olurdu.
Peki gerçek hayat öyle mi?
Bugün Erdoğan'ı en zora sokan "Milli Görüş" camiasından arkadaşları değil mi?
Alın Deniz Feneri olayı...
Şaban Dişli olayı...
Bütün bu skandallar hep eski arkadaşları tarafından patlatılmadı mı?
Erbakan kendisi, Kayıp Trilyon davasından, "kardeşi" Abdullah Gül sayesinde yırtmadı mı?
Malum, Başbakan Erdoğan, "Biz Milli Görüş gömleğini çıkarttık" diyerek, yeni bir döneme vurgu yapmıştı. Ancak gerek Erdoğan'ın kendisinin, gerekse arkadaşlarının bazı icraatları ve söylemleri işin gömlek çıkarmakla çözülemeyeceğini gösterdi.
Bazı partililerin militanvari açıklamaları, Erdoğan hükümetini oldukça büyük sıkıntılara soktu.
En büyük mesele, gömleği tekrar giymek değil, atleti de çıkarmak!
Erdoğan, gömleğin altındaki "Adil Düzen atletini" de çıkarabilirse, biraz daha merkeze hitap eden bir lider olmayı başarabilir. O takip ettiğini söylediği rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın çizgisine gelebilmek için bu mutlak surette gerekiyor.
Hepimiz artık biliyoruz ki; bugünün dünyasında "Adil Düzen", "Milli Görüş" gibi kütüphane raflarını süslemekten öteye gitmeyecek fikirlerin devri geçeli, çok oldu.
Yorumlar Ertan İlkiz GERÇEKLER ÇOK ACI; İSYAN EDESİM GELİYOR VALLAHİ!..Bendeniz zamanında 20 yıl kadar Diplomasi, NATO, Milli Savunma ve Genelkurmay Muhabirliği yaptım..Milli Savunma'daki gazeteci-yazar ANKARA'lı Kemal Bey zamanlarında...Şimdi burada NATO örgütlenmesinden, NATO'nun başımızdaki ne büyük bela olduğundan bahsedecek değilim...Şu karakolların yenilenme meselesi: 56 bin askeri lojman, 35 bin polis lojmanı, 11 bin jandarma lojmanı ile 6 bin civarında yargı mensubu lojmanı var. Bu lojmanların bir kısmı satılıp parasıyla sınır boylarına ve stratejik noktalara muhkem KARAKOLLAR yapılabilir. Ankara'da Sıhhiye'de, İstanbul Harbiye'de, Maslak'da ve diğer yerlerde 5- 10-15 kat muhteşem askeri lojmanlar, subayevleri var. Antalya, Muğla, Aydın sahil, İzmir, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Bandırma taraflarında da muhteşem güzellikte, lüks askeri lojmanlar, subayevleri var..Buralarda genelde belli kişiler, yüksek sınıf askerler kalıyorlar..Bazen akıllara ziyan eğlence ve seks partileri de olmuyor değil..Eş değiştirmeler, toplu seks falan..Tabii bu işleri biraz gizlice yapıyorlar..Normalde yasak; ama göz yumuluyor.. Zaten rütbeli veya kurmay bir subay; evli bile olsa kadın-kız işi yoksa, rakı-viski içmiyorsa hemen MÜRTECİ-YOBAZ damgasını yiyiyor..İnsan bile değil o!..CANAVAR!..Bir daha bu İRTİCA hastalığından kurtulması çok zor...Olsa olsa TAKIYYE yapıyorldur!..Ancak asıl TAKIYYENİN binbir çeşitine ve haincesine yapanlara bir şey yok!.."Şiddetle kınama!" yeterli en fazla..Özellikle son zamanlarda Deniz'de ve Hava'da neler oluyor, neler...Malum askeri lojmanlarda subaylar düğün de yapıyorlar, balo da. Ancak Hakkari'de veya diğer yerlerde şehit olan Mehmetçikler; asla bu subayevlerinde düğün yaptıramazlardı. İzin verseler bile; genelde anneleri başörtülü, babaları sakallı olduğu için yine düğün salonuna alınmazlardı!...Onlar ŞEHİT olunca kıymetli!..Yaşarken şamar oğlanı! Zaten KURMAY SUBAY da olmadıkları için yaşarken bile pek tehlike yok; isterlerse namaz kılabilirler, Ramazan'da oruç da tutabilirler!..Zaten onlar ORDUNUN DİNE KARŞI olmadığının en büyük şahitleri, belgeleri!..Şehit olunca da daha bariz!..Çünkü onlar KURMAY SUBAY değil; emir eri, emir kulu er, erat, uzman çavuş, astsubay genelde!...Bir gün ÖZEL HARP'çi Adnan Paşa'ya sordum: Paşam, şu uyuşturucu-eroin işinde siz de var mısınız?..Bana demez mi: Oğlum, bu işi yapmasak PKK ile nasıl başedeceğiz?..Bir uçak, helikopter kaça kalkıp, kaça bir operasyon yapılıyor? Hangi parayla?...O HANGİ PARALARI olsun; keşke sınırlarımıza muhkem KARAKOLLAR yapmak için harcayabilseydik!...
NOT: Orduda, TSK'da her birimin bir bütçesi vardır..O birimler; bir yıl sonuna kadar o bütçeyi harcayabilmek, hatta daha fazlasını talep edebilmek için hemen her yerde inanılmaz israf işler yaparlar!..Rütbeli sorumlu subaylar; kedi-köpeklerini tedavi ettirmek için bile uçak-helikopter kaldırabilirler!..Yoksa yeni yılda bütçeden alacakları pay düşer!..Askeriyede İSRAFLAR kısılsa; Türkiye'nin Milli Geliri birden iki katına çıkar ve bir yılda GAP, KOP, DAP Projeleri bitiverir!..İnanmayan varsa; içeriden bir soruştursun bakalım..Ben sadece gerçekleri yazmaya çalışıyorum..Şerefli ordumuzun yüz karalarının da olduğunu ima ediyorum..Ama ne yazık ki bunlar pek temizlenmiyor; her dönem tuhaf bir şekilde TERFİ Edip duruyor!..Benim 20 sene önce "Bu bir gün general olur kesin!" dediklerim; bugün aynen rütbeli ve general!..Sistem öyle yani..Çağdaşlık anlayışı bir tuhaftır; anlamak istemeyin hiç, ama hiç!..Size yaramaz!..Siz ŞEHİT de olsanız; TEMİZ yaşayıp, TEMİZ ölmeye devam edin!..Bir gün zaten herkes ölecek dostlar..Aytuğ Özat Aşağıdaki çok enteresan yazı; Ergenekon Terör Örgütünün(ETÖ) YENİ bir hücresine ait medya organında yayınlandı. Bu Ergenekon T.Ö HÜCREsinde ise şu isimler geçiyor: Alaettin Parmaksızoğlu, Prof. Dr. Cihan Dura, Altemur Kılıç, Osman Çelik, Prof. Süheyl Çobanoğlu, Prof. Özcan Yeniçeri, Zahide Uçar, Mustafa ERTEKİN, Müfit Yılmaz Gökmen, Vedat Yenerer, Mehmet Özdemir, Emete Gözügüzelli, Ceyda Görk, Cüneyt Öztürk, Tahir Tamer Kumkale, Prof. Ümit Özdağ, Alper Kağan Üçer, Rotaryen Yaşar Onay, Kazım Çiloğlu, Solmaz Akça, Nedim Macit, Mustafa Arslan, İskender Öksüz, Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu...İşte O YAZI:
Bugün tıbbi istihbarat birimi esasen Amerika’da Silahlı Kuvvetler Tıbbi İstihbarat Merkezi (AFMIC) ile işlerliğe başlamıştır. Daha geçen ay, 2 Temmuz 2008’de AFMIC ismini NCMI’ye yani Tıbbi İstihbarat İçin Ulusal Merkez adına dönüştürmüştür.
Bu isimle askeri alanda yalnız kullanılmayacağı ortaya çıkmıştır.
Bilindiği üzere bugün terörizmin çeşitleri var. Biyoterör artık gündeme gelmiş durumda. Nükleer silahların üretimi, nükleer santrallerden gerçekleşiyor. Bunların denetimi belirli ülkelerin kontrolünde. Rakip ülkenin biyomedikal ve biyoteknik gelişiminin takibi çok önemlidir. Zira rakip ülkede cereyan eden bu çalışmalar takip edilmezse o zaman askeri tıp alanında bunların değerlendirmesi ve uygulanması yapılamaz. Örneğin yabancı ülkelerin askeri ve sivil ilaç endüstrisindeki kapasiteleri nedir bilmek lazımdır. Keza, nükleer, kimyasal ve biyolojik savaşlara karşı savunma maksatlı bilimsel ve teknolokik tıbbi gelişmişlik seviyesine sahip olması lazımdır. Bu gereklilikler bir ülkenin gücünün belirleyici faktörlerini de yaratmaktadır.
Dolayısıyla tıbbi istihbarat için çevre sağlığı risklerinin derhal elimine edilmesi, salgın hastalıkların yaratılması konusunda tedbirler alınması, biyomedikal ve teknik gelişmeler sağlanması ve silah sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir.
Bugün Amerika’da Non Lethal Weapon - öldürücü olmayan silahlar yapılmaktadır. Bu sistemden bahseden ilk olarak 1986’da Yeltsin olmuş, akabinde de bir Amerikalı albayın 90’lı yıllarda Amerikan Kara Harp Okulu’na sunduğu konu ile ilgili raporda Climate Control - iklim kontrollerinden suni olarak toprak hareketleri, yani deprem silahlarına kadar çok farklı silah türlerinden bahsedildiği dikkate alındığında, tıbbi istihbarat gelişimi konusuna istihbarat birimlerimizin daha fazla eğilmesi gerekliliğini de ortaya koymaktadır.
Amerika’da tıp alanındaki her türlü bilgi ve verinin işlenmesi için otomasyon ve enformasyon sistemi kurulmuş ve NBC Kitle İmha Silahları ve Savunma Politikaları birimi oluşturulmuştur. Bu çalışmalara örnek olarak verilecek konular şu şekildedir:
1975
Fort Detrick'deki Biyolojik Silah Merkezi'nin virüs bölümüne Fredrick Kanser Araştırma Tesisleri adı verilmiş ve Ulusal Kanser Enstitüsü'nün (NCI) denetimine sokularak ABD Donanması burada kansere neden olan virüsleri geliştirmek amacıyla özel bir virüs kanser programı başlatmıştır. Bilim adamları burada, aynı zamanda, hiçbir bağışıklığın bulunmadığı bir virüs ayrıştırdılar. Bu virüse sonradan HTLV (İnsan T- hücresi Lösemi Virüsü) adı verildi.
1985
Öldürücü bir koyun virüsü olan VISNA’nın HTLV'ye (İnsan T-hücresi Lösemi Virüsü) çok benzediği ortaya çıktı.
1986
Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları'na (83: 4007-4011) göre HIV ve VISNA virüsleri, HTLV ile neredeyse aynıydı (ufak bir kısım hariç yüksek oranda benzerlik taşıyordu). Kongre'ye sunulan bir rapor, ABD hükümetinin ürettiği bu yeni virüslerin, aralarında dünyada bilinen hiçbir tedavisinin bulunmayacağı şekilde genetik mühendislik yoluyla üzerlerinde oynanmış virüslerin ve kimyasal maddelerin bulunduğu gerçeğini ortaya koydu.
1994
Houston'daki MD Anderson Kanser Merkezi'nden Dr. Garth Nicholson, ''gen izleme'' adı verilen bir teknikle, Çöl Fırtınası Operasyonu'ndan dönen askerlerin birçoğunda, biyolojik silah yapımında kullanılan bir mikrop olan mycoplasma incognitus'un değiştirilmiş bir cinsini keşfetti. Moleküler yapısının yüzde 40'ına HIV protein tabakası katılmış olması mikrobun insan yapımı olduğunu göstermektedir.
1996
Savunma Bakanlığı, Çöl Fırtınası'na katılan askerlerin kimyasal maddelere maruz kaldığını kabul etti.
Biyolojik ve genetik silahlara karşı mücadele eden "Sunshine Project" grubu, ABD Ordusu'nun asfalttan tanka, uçaktan çimentoya kadar her türlü nesneyi yok edebilecek biyolojik silahlar geliştirdiğini açıkladı.
Bu hususlar ele alındığında bugün savaşların farklı kulvarlarda gerçekleşebileceği de ortaya çıkmaktadır. Bu konuların bilincinde olarak gerek Türkiye gerekse KKTC’de ciddi çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin 18 Mayıs 2002’de BİA (Washington) haber merkezinde çıkan bir yazıda; ABD’nin binaları ve araçları çürütecek askeri mikroplar geliştirdiği yazılmıştır. İddiaya göre biyolojik ve genetik silahların geliştirilmesine karşı faaliyet gösteren “The Sunshine Project” grubunun Almanya’nın Hamburg kentinde bulunan merkezinden yapılan bir açıklamada ifade edildiği belirtildi. Geliştirilecek olan biyolojik silahlar şu özelliklere sahip olacağı öne sürüldü:
· Geliştirilen mikroplar, “düşmanın” asfalt, çimento, boya, bina, uçak ve tank gibi yapılarına saldıracak
· Biyokatalizatörler aracılığıyla mikroplar bu hedefleri tahrip edecek ve kullanılamaz hale gelecekler
· Mikroplar, askeri saldırının amacına göre yönlendirilebilecek, örneğin yalnızca yolların üzerindeki araçlar yada yollarla birlikte üzerindeki tüm araçlar yok edilebilecek
Şüphesiz ki bu konuda araştırma ve buluş çabasında olan güçlerin karşısında gerekli tedbirleri almamak düşündürücü olur. Dünyanın gidişatının nereye doğru gideceği henüz belirgin değildir. 1990’lı yıllarda dünyada savaşlar son bulacak, yeni dünya düzeni ile barış gelecek çatışmalar bitecek şeklinde sav yürütenler, Yugoslavya’nın dağılacağını, balkanlarda etnik çatışmalar yaşanacağını, Kafkasların karışacağını vs tahmin edememişlerdi.
Şimdi yeni dünya düzeni daha karmaşık bir haldedir. Türkiye de bu düzende ortadan kaldırılmak istenen ana ülkelerden biridir. Tıbbi istihbarat alanında Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) kapsamında Türk halkına ciddi bir saldırı gerçekleşmiş olmasına karşın bugün bu konuda gerekli kamuoyu yaratılmadığı açığa çıkmaktadır.
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar bir çeşit hedef seçilen ülkeye gözle görülmeyecek şekilde yapılan bir saldırıdır. Esasen amacın dünyadaki tohum, gıda, tıbbi ürünler, lifli besinler sektörlerini kontrol altına almak ve monopol oluşturmak olduğu görülmektedir. GDO’lu bitkiler, doğada yetişen diğer bitkilerden farklı olarak, genomlarında kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından, bu bitkilerin yetiştirildiği ülkelerde, başta sağlık olmak üzere, çevre ve sosyo ekonomik yapı üzerinde önemli riskler söz konusu olmaktadır.
Sağlık riskleri ise potansiyel alerjenlik, potansiyel toksisite, potansiyel kanserojenlik, antibiyotiğe dayanıklı mikroorganizma oluşumu, besin değerinde bozulma yaratarak birtakım çevresel riskler yaratır. Bu çevresel riskler de toprak ve su kirliliği, faunada değişim, mikroorganizmalarda değişim, florada değişim yaratır. Sosyo ekonomik risklerde ise pahalılık, tek tip çeşit ve ilaç kullanımı, tohumluğun her yıl yenilenmesi, çeşit karışımı, GDO’lu çeşit yetiştiren ülke konumuna gelinmesi istenecektir.
Bugün GDO’lu tohumlarla ekimin yaygın yapılması, yasası ve yönetmeliği çıkmış olan “Organik Tarımı” da tehdit etmektedir. Türkiye’de şu anda organik tarımı destekleme kanun ve yönetmeliği varken halen biyogüvenlik kanunu yoktur. Bu sebeple GDO tespiti yapılamıyor! Bu durumda, tohumun, toprağın, suyun temiz tutulabilmesi, GDO’lu yaygın ekimden dolayı risk altındadır.
Ayrıca 1980’den beri Amerika ve İsrail’in ülkemizdeki tarım faaliyetlerinin altında yatan en büyük niyetleri Türk soyunun bitirilmesidir. Bunun detayları da yine ileri ki dosyalarda hazırlanacaktır.
http://www.y-tm.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2528&Itemid=215
http://www.y-tm.com/index.php?option=com_fireboard&Itemid=202&func=view&catid=13&id=3302keriz ne olacak canim, iki laiklik vurgusu yaparsin olur biter..,vatan evladi olmus kime ne?Yusuf Alper Bu olayın gelişmelerini takip edip sonra yazayım erken konuşmayayım dedim tam da ggelişmeler daha önceki komlo teroilerini ortaya koydu.. BİRİLERİ OLAĞANÜSTÜ HAL ve OLAĞANÜSTÜ YETKİLER İSTİYOR ... Ergenekon kokusu burnumuza piiissss pis geliyor... 33 erimizin şehit edilmesi olayı dahil daha bir çok olayı ard arda koyunca geçmişteki yine mi diyor insan... İSTİHBARAT koku almıyor, şerfsizlerin içine adam yerleştiremiyor istihbarat alamıyor ise ne diye devlet o kadar milletin vergisinden tahsisat yapıyor... OLAĞANÜSTÜ HAL demek Faili meçhullerde-Kaosta artış, Uyuşturucu-Silah kaçakçılığında artış-Kara Apra trafiğinde artış-Hukuksuzlukta artış sayyyy say bitmez... Yıllardır ne haldir bu ? Birileri yine başka bir eşy peşinde kokusu pis geliyor..MEHMETÇİĞİN KANI ÜZERİNDE SATRANÇ OYNAYANLARA ARTIK HAMLE ŞANSI VERMEMELİ... İster içerden ister dışardan tüm aktörler deşifre edilmeli...ümmet Yasa,varol,Ordu millet el ele bu kafayla devam ettigimiz müddetce daha coook kani yerde kalmiyacak müzigi esliginde "sehitler Ölmez Vatan bölünmez"i koro halinde seslendirmeye devam ederiz.cadde ve sokaklarda Milleti yürütecegimize ordu icerisindeki malum insanlari tesirsiz hale getirsek daha iyi olmazmi?biran önce irail,Amerika ikilisine bagli kalmaktan kurtulmanin carelerine zaman ayirsak ne olur.Er-Bakan`gelince can cikmayinca huy cikmazmis.Öküze sormuslar "son vasiyetin ne diye" Ben öldükten sonra gönümü bir düvenin üzerine serin olmus.umarim anlasilir.gerisi yine onun tabiri ile fasa fiso vesselam.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.