Yaşı bizler gibi kırklara yaklaşanlar 12 Eylül 1980 öncesi dönemi hatırlarlar ve fakat çocukluk yılları olduğu için o dönemleri pek analiz edememişlerdir. Taceddin Kayaoğlu
Hatırladığımız şey kan ve gözyaşı olduğu halde, analiz edemediğimiz şeyler ise babalarımızın ve büyük ağabeylerimizin etrafında dönen terör dalgasının kimler tarafından nasıl kurgulanmış olduğudur.
Aklımız ermeye, bu konulara merak salmaya başladığımız ileriki dönemlerde ise belki de işin püf noktası hep şu can alıcı sorular olmuştur. Bir; terörün en azgın olduğu o dönemlerde nasıl oluyor da öğleden önce bir solcunun vurulduğu silahla, öğleden sonra yine aynı silahla bir ülkücünün vurulabiliyordu. İkincisi ise; 11 Eylül 1980 günü Türkiye’nin her tarafını sarmış olan terör dalgası, 13 Eylül 1980 günü, yani darbeden bir gün sonra adeta bıçakla kesilmiş gibi sona erebiliyordu?
Okudukça bildiğimiz, düşündükçe hissettiğimiz bu soruların cevabını Ergenekon Terör Örgütü operasyonları açığa çıktıkça yalın bir şekilde anlamaya başladık. Meğer Türkiye bir kurgulayıcı merkez tarafından satranç tahtasına çevrilmiş. Bu merkezin teorisyeni CIA, taşeronu ise Gladyo’nun Türkiye ayağı olan Ergenekon imiş.
Araştırmacı Turan Feyzioğlu’nun “Bir İsyancının İzleri-Deniz” isimli eserinde o dönemin öğrenci liderlerinden Deniz Gezmiş’in ağzından çıkan bir söze yer verilmektedir. İdam sehpasına giderken yaşadıklarını sorgulayan Gezmiş; “Bizi genareller harcadı.” demek zorunda kalıyordu. Çok geç kalmış ve yaygınlık kazanamamış önemli bir tespit.
Yine bir vesileyle Deniz Gezmiş olayını sıcağı sıcağına yaşayanların anlattığı şu idi; Yapılan girişimler sonucunda Demirel hükümeti idamları onaylamaktan vazgeçirilmiş gibiydiler, fakat hükümetin bu noktaya geldiği gecenin sabahında solcular tarafından İsrail büyükelçisi ile Jandarma genel komutanına yapılan suikastler idamların durdurulma ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıştı.
Adeta bir el Türkiye’yi kaoasa sürüklemek, sağcı-solcu kavgasını iyiden iyiye tetiklemek için bütün planlarını ayrıntılı bir biçimde yapmıştır. Sonrasında ise daha da hızlanan terör olayları, Deniz Gezmişlerin idamları üzerinden dalga dalga yayılan nefret dalgaları ve 12 Eylül Darbesi finali…
Kanlı 1 Mayıs’ın Taksim binaları üzerindeki Gladyocu tetikçilerinin provakasyonları ise ayrı bir bahis.
Türkiye ve Türkiye gibi ülkeler, CIA’in Hegel diyalektiği üzerinden ürettiği karşıtların çatışması tezinden kaynaklanan kaos ikliminin başat alanları olagelmiştir hep. Her kaostan bir düzen çıkarılması, çıkarılan düzenin de kapitalist modele uygun Amerikan çıkarlarını üretmesi arzulanan bir durum idi.
Bugünlerde de aynı şeyler oluyor.
Adına “Avrasyacılık” denilen ve anti-Amerikancı olduğu iddia edilen bu fikrin Türkiye, Rusya ve Çin’deki ulusalcı takipçileri kandırılmış gibiler. Çünkü söz konusu bu Avrasyacı-ulusalcı hareketlerin teorisyeni/fikir babası bir Amerikalı olan ve 1977-1981 tarihleri arasında Başkan Jimmy Carter’ın Ulasal güvenlik yardımcısı Zbigniew Brzezinsky. Avrasyacı ulusalcılık; Brzezinski’nin Amerika’nın güvenliğinin ve çıkarlarının tehlikeye girmesi ihtimaline karşı gelecekte şekillenebilecek yeni oluşumlar hakkında bulunduğu öngörüleri, tedbirleri ve yönlendirmeleri kapsayan diyalektik kurgunun parçasından başka bir şey değildir. (Brzezinsky’nin fikirleri için bak; www.speakers.com)
Yani alışıldık bir strateji; hedeflerin doğrultusunda karşıtları oluştur, çatıştır, zayıflat ve hakim ol.
Brzezinsky ve ekibi Avrasyacılık hareketlerini öngörürken ve aynı zamanda yönlendirirken nihayetinde neyi amaçlamaktadırlar? sorusunun cevabını ise şuralarda aramak gerekir kanaatindeyim;
Petrolün, doğal gaz kaynaklarının, ikmal akış yollarının ve yer altı maden rezervlerinin denetim altına alınması; Çin’in ekonomik gelişiminin önlenmesi; Amerikan ekonomisinin dibe vurmasının önlenmesi; Avrasya coğrafyasının ve ülke yönetimlerinin denetim altına alınması; İsrail devletinin yaşatılması ve güvenliğinin garanti altına alınması; Batı ittifakının dağılmasının engellenmesi ve Türkiye’nin Avrasya’ya yönelmesinin önlenmesi.
Ah şu Amerikalılar! Kullandıklarının artık işe yaramadığını fark edince nasıl da hemen teslim ediyorlar…
Asıl merak edilen konu ise; bundan sonra kimleri görevlendirecekleri ve teslim edecekleri ana kadar kimleri kullanacakları…
Yorumlar İMRE HALİT Beşe KUTUP YILDIZI mason Locası Kurucu üyesi Ercan ÇİTLİOĞLU; Milliyetçi Avrasya Bir Vakfı'nın ve Başkanı Şaban Gülbahar'ın Başkan Danışmanı..Vakfın bünyesinde faaliyet gösteren ASAM'ın Yönetim Kurulu üyeleri arasında CHP'li eski bakanlardan ve CUMHURİYET GAZETESİ VAKFI'nın Başkan Yardımcısı M. Alev Coşkun Birader de var..Coşkun, New York'ta okumuş zaten..İlhan Selçuk'un ifadesiyle GÜZEL AMERİKALI'yı yerinde görmüş!..ASAM'ın diğer Danışmanları: Tümgeneral (E) Rıza KÜÇÜKOĞLU Başkan Danışmanı; TESUD Başkanı / Jeopolitik ve Strateji... Tuğamiral (E) Ergun MENGİ Başkan Danışmanı / Jeopolitik ve Strateji...Prof. Ercan Çitlioğlu; İsrail DERİN DEVLETİne ve ŞAHİN Yahudilere yakınlığyla biliniyor..Aynı zamanda Genelkurmay Başkanılığı-SAREM üyesi..ABD-Neo-conlarıyla çok yakın temas ve işilkileri var!..Zaten ASAM'ın başkanı da Türkiye'nin ABD eski Büyükelçisi Faruk Loğoğlu. Emekli Edip Başer Paşa da Yönetim Kurulu Başkanı..Ercan Çitlioğlu'nun Emin Çölaşan gibi kişilerler de yakın temasının ve SIR arkadaşlığının olduğu biliniyor..Bakın bakalım; ERGENEKON bu işin neresinde?...
İMRE HALİT Beşe Ergenekon Terör Örgütü'nde(ETÖ), çok DERİN iç-dış bağlantılar ve karanlık ilişkiler yumağı var...Kutup Yıldızı Mason Locasına kurucu üye olduğu ortaya çıkan Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu'nun; Orduda Muvazzaf Ergenekonculara Başdanışmanlık yapmanın da ötesinde SAREM üyesi de olduğu iddia edildi..İşte 2.7.2007 tarihli bir olay ve notu: "...Kuzey Irak´taki yerel yönetimin Washington temsilcisi ve Talabani´nin oğlu ile Genelkurmay´ın Stratejk Araştırmalar Merkezi´nin (SAREM) üst düzey yetkililerinin bu tuhaf toplantıda bir araya geldiği ortaya çıktı. SAREM üyesi olduklarını açıklayan Ercan Çitlioğlu ve emekli Tümg. Armağan Koloğlu, Ahmet Hakan´ın CNN Türk´teki programında SAREM Başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri´nin toplantıya değil, sadece öğle yemeğine katıldığını savundu. Ama Genelkurmay´ın bir gün sonraki açıklaması, SAREM heyetinin ´toplantının yemekten önceki son kısmına´ da katıldığını gösteriyordu."
Prof. Dr. Çitlioğlu; DERİN İSRAİL ve ŞAHİN Yahudilere, Amerikan Neo-konlara yakınlığıyla tanınıyor..Emin Çölaşan gibi birçok kişinin de baş bilgi-belge kaynağı ve fikir danışmanı..Atakan Yontur Tuncay Özkan’ın kurduğu hücre evlerinde ‘darbe için kaos yaratacak eylemler’ planladığı iddia edildi. Yapılacak eylem planı gizli depodan çıktı
Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında ‘terör örgütü üyesi olmak’ ve ‘bilerek örgüte yardım etmek’ suçlarından tutuklanan Tuncay Özkan’ın hücreevleri kurduğu ortaya çıktı. Bu hücre evlerinde toplantılar düzenleyen Özkan’ın ‘’Ülkede kaos çıkarıp darbeye zemin’’ hazırlama çalışması içinde olduğu iddia edildi.
Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul polisi, Tuncay Özkan’ın hücre yapılanmasına gittiğini farklı yerlerde yaptığı toplantılarda yeni bir oluşum içerisine girdiğini belirledi. Tuncay Özkan’ın evinde ve çeşitli yerlerdeki ‘gizli’ depolarında yapılan aramalarda ‘Yapılacak Eylem Planı’’ adı altında bir belge ele geçti. Özkan’ın uzun süredir üzerinde çalıştığı plan için başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinde taban toplamaya çalıştığı belirlendi.
ÜLKEDE KAOS PLANI
Memleket Sevdalıları Derneği ve Biz Kaç Kişiyiz Platformu aracılığıyla yurt genelinde mitingler düzenleyen Özkan’ın hazırladığı ‘Yapılacak Eylem Planı’ başlıklı belgede asıl amacın da ayrıntılarıyla yer aldığı öğrenildi. Belgede yer alan ifadelere göre Tuncay Özkan’ın, Ergenekon terör örgütünün asıl hedefi olan ‘Ülkede kaos yaratmak’’ planını devreye sokmak için harekete geçtiği tespit edildi.
NOT: Tuncay Özkan; Cumhuriyet gazetesi ve yazarları tarafından; aslında Ergenekon Terör Örgütü(ETÖ) Yöneticileri tarafından ORGANİZE edilen, HÜCRE TİPİ örgütlenen Cumhuriyet Okurları(CUMOK) Toplantılarını tamamen kendi İHTİLALCİ amaçları için kullanmaya çalıştı!..BU CUMOK GRUPLARI, aslında alt ERGENEKON HÜCRELERİdir!..İl İl, ilçe ilçe örgütlendiler!...Mason, Rotary, Lions, Soroptimist dernek ve kuruluşlarla da aktif işbirliği yaptılar..Yanlarına bazı Alevileri-Alevi grupları ve SUBAY EŞLERİNİ de almaya çalıştılar!..RİFAT OK Hepsi de okumuş çocuklar!..Hem de ROBERT Kolej'lerde..İngiliz-Amerikan mekteplerinde...Papaz okullarında..Şimdi hepsi de FANATİK ULUSALCI, Ergenekoncu!..İŞTE TEŞKİLAT'tan Notlar: Yayıncı Ferit İlsever: - İP Genel Başkan Danışmanı ve Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever hala yoluna Perinçek ile devam edenlerden.
Zamanında Türkiye İhtilalci İsçi Köylü Partisi (TİİKP) İstanbul sorumlusu olan Ferit İlsever, 12 Mart 1971 darbesinden sonra güvenlik güçlerince yapılan Şafak Operasyonunda, örgütün İstanbul'daki karargahı olan, Robert Kolejdeki İngiliz Profesör Hiller Samder'e ait lojmanda, arkadaşları, telsizler ve örgütsel dökümanlarla birlikte yakalanmıştı.
Maoist bir örgütün karargahının bir İngiliz'in lojmanında bulunması çok dikkat çekmiş ancak o tarihte üzerine gidilmedigi için baglantı tam olarak çözülememişti.
Profesör Mehmet Ümit Necef - ‘‘Ben Türkiye'deki şiddetin artmasına katkıda bulunan kişi, bir teröristim. Eger tarihi bir mahkeme kurulursa ilk önce bizi, sonra hem 1970'li yıllarda gerçekleştirilen terörist hareketleri, hem de PKK'yı yargılamalıdır. İnsanlara zarar verdik. Ben çok şeyimi kaybettim.’’
Bu sözler yukarıdaki arananlar listesinde bulunan, ancak daha sonra önce Dogu Perinçek'i, bilahare de terörü terk edenlerden Ümit Necef'e ait.
1952 Antalya dogumlu Necef, ortaokulu Talas Amerikan Koleji'nde, liseyi Robert Kolej'de tamamlamış. Robert Kolej'de iken Fikir Kulübü'ne üye olan Ümit Necef, Proleter Devrimci Aydınlık Dergisi'nde çalışıp, TKP/ML Halkın Birligi örgütüne ait ‘‘Proleter Birlik’’ ve ‘‘Halkın Birligi’’ adlı yayınların çıkarılmasına katkıda bulunmuş.
Örgütsel egitim için El-Fetih kampına gidip daha sonra TKP/ML örgütünün askeri kanadı olan TİKKO'ya katılan Necef, "sandık cinayeti" olarak bilinen M. Adil Ovalıoglu adlı kişinin öldürülmesi ile ilgili olarak 18 yıl hapis cezasına çarptırılmış.
İstanbul İş Bankası Suadiye ve Kadıköy şubelerinin soyulması olayına da karışan Necef, 1977 yılında illegal yollardan Danimarka'ya gidip, Kopenhag'da temizlikçilik yaparak üniversite egitimini tamamlamış ve Kopenhag Üniversitesi Kültür Sosyolojisi Enstitüsü'nü bitirmiş.
Enstitüyü bitirdikten sonra akademik kariyer yaparak profesör olan Necef, terör örgütlerine katılmış olmaktan utanç duydugunu söylemekte.
Gün Zileli - Gün Zileli, 1968-70 kuşagının liderlerinden. Dogu Perinçek ve Atilla Sarp'ın başkanlıgındaki Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun (FKF) MKYK üyesi.
Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) kurucusu ve Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP)'nin Başkanlık Kurulu Üyesi. Bir zamanlar Dogu Perinçek'in sag kolu.
Yandaki, "Yarılma" isimli kitap, 10 küsür yıldır Londra'da siyasi göçmen olarak yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlıgından çıkarılmış bulunan Gün Zileli'ye ait.
‘‘Aydınlıkçı’’ bir solcunun, otobiyografisi olma özelligini taşıyan ve 1954-1972 dönemindeki Türk soluna ışık tutan kitabın yazarı Zileli, 1993 yılından beri anarşizmi benimsemiş.
Gazeteci, yayıncı, yönetici, işadamı, patron, sabık TUSİAD üyesi, Türkiye'nin Bilderberg temsilcisi, Mehmet Nuri Çolakoglu - Yukarıda resmi bulunanlar arasındaki en meşhurlardan biri şüphesiz Nuri Çolakoglu.
Ferit İlsever gizli örgütün "İstanbul sorumlusu" iken o da örgütün "Ankara sorumlulugunu" yürütüyordu.
Ancak o İlsever gibi başladıgı yerde kalmadı. Her ne kadar yakın tarihte yaptıgı bir söyleşide "35 yıldır aynıyım, o günkü düşüncelerimle bugünküler arasında temel bir fark yok" diyorsa da bunun dogru olmadıgı muhakkak.
Eger Çolakoglu kendini hala solcu görüyorsa Allah herkese böyle solculuk nasip etsin.
İzmir'de 1943 yılında Hasan ve Emine'nin ilk çocukları olarak dünyaya gelen Mehmet Nuri Çolakoglu'nun, Sabri (1947, işadamı) ve Kemal (1950, Ege Bölgesi Sanayi Odası Meclis Başkanı) adında iki kardeşi var. Nuri Çolakoglu, ilkokulu İzmir'de okuduktan sonra 1954'de İstanbul Robert Kolej'e girmiş. Gazetecilige burada başlayan M.N.Çolakoglu okulun lise gazetesini çıkartmış.
Çolakoglu, 1962'de koleji bitirip Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Dış Münasebetler (Uluslararası İlişkiler) Bölümü'ne girer. Siyasal Bilgiler'i bitirdigi halde Dışişleri Bakanlıgı sınavına girmez.
Üniversitede sırasında aktif birisidir. İyi bir tiyatrocudur, Fikir Kulübü, Ögrenci Dernegi gibi yerlerde görev alır. 1967'de Mülkiye'den mezun olur.
Çolakoglu'nun ismi kurdugu birçok televizyon kanalı ile anılır.
Erol Aksoy'un Show TV ve Cine5'i'ni kuran odur. Ardından Cavit Çaglar adına kurdugu ve daha sonra Ayhan Şahenk'e geçen NTV'de de onun emegi vardır.
Televizyon Yayıncıları Dernegi, Egitim Gönüllüleri Vakfı Yönetim Kurulu, Türk-Amerikan İş Konseyi Yürütme Kurulu, İstanbul Rotary Kulübü, 1907 Fenerbahçe Dernegi gibi 15'in üzerinde kurum ve kuruluşa üyeligi bulundugu söylenen Mehmet Nuri Çolakoglu, yakın tarihte CNN Türk'ün başına geçince, üyesi oldugu TÜSİAD yönetim kurulundan istifa etmiştir. Çolakoglu 2000 yılında yapılan Bilderberg Toplantısı'na da Türkiye'den davet edilen iki kişiden biridir.
Ayşe (Akmen) ile evli olan Nuri Çolakoglu'nun ilk eşi Sezi'den, Hasan (1971), ve ikinci eşi Merih'ten, Fatma (1980) isminde iki çocugu var.
Mehmet Nuri Çolakoglu, eveliyatı ve yurt dışı ilişkileri ile istihbarat dünyasında soru işaretleri olan bir kişi.
Gizli örgüt şemasında ismi bulunanlardan Bora Gözen, Lübnan'da Filistin Egitim Kampında hayatını kaybetmiş, Türkiye Yayıncılar Birligi Başkanlıgı da yapan Yayıncı Atıl Ant, Afa Yayıncılıgın sahibi, "Sandık Cinayeti'nin failleri arasında olan ve 27 Ocak 1982 tarihinde yakalanan Yazar Garbis Altınoglu halen Almanya'da. Çeşitli panellere katılarak "Ezilmiş halklar, sosyalizm, devrim" edebiyatına devam ediyor.
İlginç bir konuşmayı nakledelim.
Perinçek'in gözaltına alınması ile ilgili yukarıdaki resim çekildigi günlerde, gazeteci Melih Aşık, Perinçek'in başyaveri Hasan Yalçın'a, gözaltına alınma nedenini soruyor;
"İşçi Partisi, bir süredir Ordu'yla aynı çizgide görünüyor. Bu tezgahta bunun rolü var mı?"
Hasan Yalçın cevap veriyor:
"Devlet ikiye bölünmüş durumda... Bir tarafta CIA ve içerideki işbirlikçileri, öte yanda Ordu, İşçi Partisi ve öteki ulusalcı güçler. Birinci grup Ordu'yla çatışmayı göze alamadıgı için bizim üzerimizden güç gösterisi yapıyor."
Vay canına, bir İngiliz'in ikametgahında karargah kuran gizli örgütün temsilcisine göre, "Ordu, İşçi Partisi ve (her kimse) öteki ulusalcı güçler" el ele vermiş ülkemizi CIA ve işbirlikçilere karşı koruyor...!
Gülmeli mi, aglamalı mı bilmiyorum?
KAYNAK: http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=392UZEL SAYIN YAZAR; aşağıda adlarını verdiğim gazeteci-yazarlar son zamanlarda büyük bir arzuyla Ergenekon Terör Örgütünü savunan ve öven yazılar yazıyor, haber ve yorumlar yapıyorlar..İlginç haberler yayıyor, bilgiler veriyor, belgeler yayınlıyorlar..Bu bilgi ve belgeler doğru mu? Kaynakları ne? MİT'çi MİKDAT ALPAY mı, Sönmez Köksal veya Şenkal Atasagun mu, Süleyman Demirel mi? Bu kişiler hakkında bilgi verirseniz memnun olurum; ne yapmak istiyorlar:
1-Prof. Yalçın Küçük.
2-Soner Yalçın(Bu ilk iki kişi pek samimiler!)
3-Fatih Altaylı.
4-Uğur Dündar.
5-Sabahattin Önkibar.
6-Nihat Genç.
7-Behiç Kılıç.
8-Ali İhsan Gürcihan Paşa.
9-Arslan Bulut.
10-Ertuğrul Özkök.
11-Orhan Erinç(TGC Başkanı).
12-Oktay Ekşi.
13-Tufan Türenç.
14-Cüneyt Arcayürek.
15-Yiğit Bulut.
16. Hıncal Uluç.Elmas Divitçioğlu Rahmetli Başbuğ TÜRKEŞ'in SIRLAR DÜNYASI: Akkan Suver, Celal Adan, Yaşar Okuyan, Yılma Durak...Akkan'dan başalayalım: Duayeni, eski bakanlardan Şahap KOCATOPÇU olan İstanbul'da bir vakıf. Genel Başkanı Akkan Suver...Yönetim kurulunda Ogan Soysal da var, Engin Köklüçınar da...Üyeleri arasında Atilla Ateş, İlhan Kılıç, Çetin Doğan, Necdet Timur, Fikret Özden Boztepe gibi emekli komutanların da bulunduğu Marmara Vakfı’nın Başkanı Akkan Suver, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’yi kurduğunda, vakıftan iki kişiyi partiye kurucu yaptığını söylüyor. Ayrıca, Alparslan Türkeş’in bir sahur vakti Necmettin Erbakan’ı darbe konusunda uyardığını dile getiriyor. Sekizinci cumhurbaşkanı Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nden inip siyasete gireceğini 1992’de İstanbul’da açıklarken seçtiği platform Marmara Vakfı’ydı. Tam adı “Marmara Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı” olan bu oluşum, sosyal demokrat çizgideki “Taksim toplantılarına” sağın alternatifi olarak 1985’ten beri faaliyetini sürdürüyor. Özal’ın 1980’lerde başbakan olarak gelip bir konuşma yaptığı ve başlangıçta Anavatan ve Doğru Yol Partisi’nden Ülkü Söylemezoğlu, Halil Şıvgın, Osman Özbek, Mustafa Öncel gibi politikacıların başkanlık yaptığı vakfa şimdi, Alparslan Türkeş zamanında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yönetiminde görev yapan gazeteci kökenli Akkan Suver başkanlık yapıyor. Vakfın şuandaki üyeleri arasında eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlhan Kılıç, eski Jandarma Genel Komutanı Fikret Özden Boztepe, 1. Ordu eski komutanları Necdet Timur, Çetin Doğan, işadamları Şahap Kocatopçu, Hüsamettin Daniş, İsfendiyar Zülfikari, Hüsamettin Kavi, eski bakanlar Barlas Doğu, Ahmet Samsunlu, İlter Türkmen, öğretim üyeleri Sabih Tansal, İlter Turan, emekli büyükelçi Ertuğrul Kumcuoğlu gibi isimler bulunuyor. Anılarını “Sarı Yapraklar Mevsimi” adlı kitapta toplayan Akkan Suver, İsrailli politikacı Şimon Peres’ten Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’e, Yunan politikacı George Papandreu’dan Rauf Denktaş’a kadar bölgesel liderlerle ilişkiler kurmuş bir isim. İçeride ise Celal Bayar’dan Süleyman Demirel’e, Alparslan Türkeş’ten Recep Tayyip Erdoğan’a kadar pek çok siyasetçiyle dostluklar geliştirmiş. Sağ siyaset geleneğinde Marmara Vakfı’nın ağırlığıyla ilgili olarak Akkan Suver, “Marmara Vakfı’nın değerini anlayan iki insandan biri rahmetli Özal’dır. Cumhurbaşkanlığını bırakıp sil baştan siyasete başlayacağını Taksim Marmara Oteli’ndeki bizim o toplantımızda açıkladı. Yepyeni bir parti kuracaktı. Özal’dan sonra, Vakfının dal budak salmasında Demirel’in hakkı inkar edilemez. Bu vakfın var oluşunda Süleyman Demirel’in büyük hakkı vardır.” diyor. Türkeş’e gelen üç general Erdoğan’ın, AK Parti’yi kurduğunda kapısını çaldığı kişilerden biri de Akkan Suver’di. AK Parti’ye kurucu yapmak üzere Suver’den üç isim ister: “Tayyip Bey büyükşehir belediye başkanı iken gelip vakıfta bir konuşma yapmıştı. Rauf Denktaş geldiğinde ona refakat etti. Siyasi harekete yönelince, bizimle beraber oldu. Bir toplantı yaptık, yemek yedik. Parti kuracağını, siyasete atılacağını söyledi. Bizim aramızdan da genel mali sekreter Fatih Saracoğlu ile mütevelli heyeti üyesi Caner Doğaneli’yi partisine kurucu üye olarak aldı. İstediği üçüncü arkadaşımız Cemil Öktem’di. Tayyip Bey ona da davet yaptı, o girmedi. Sayın Başbakan beraber çalışmak için beni de istedi. Ama ben sivil toplum hareketinin buradaki fonksiyonundan memnundum. 1998’de rahmetli Türkeş’in ölümünden sonra kendi isteğimle MHP’den ayrıldım. Buraya genel sekreter olarak döndüm ve başkan oldum. Siyaset bana göre bir şey değil.” Suver’in anılarındaki en çarpıcı bölümlerden birini, 1997’de vefat eden eski MHP lideri Alparslan Türkeş’le yaşadıkları bir olay oluşturuyor. 1997 başında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in verdiği yeni yıl resepsiyonuna Türkeş’le birlikte gittiklerini belirten Suver, bu olayı şöyle anlatıyor: “Rahmetli Türkeş’in ölümünden üç, 28 Şubat sürecinden iki ay önceydi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Ankara’da yeni yıl resepsiyonu verdi. O zaman MHP’nin basından sorumlu genel sekreter yardımcısıyım. Türkeş’le resepsiyona beraber gittik. Resepsiyon sırasında bir ara bir köşeye çekildik. Yanımıza üç tane genç general geldi. Bunlar merhum Türkeş’e hayırlı yıllar diledikten sonra, ‘Efendim siz bir duayensiniz. Bu hükümete söylemiyor musunuz, 180 kilometre hızla duvara vuracaklar.’ dedi. Türkeş o anda bir şey söylemedi. Köşk’ten çıkışımızda arabada, ‘Tarih tekerrür ediyor’ dedi. Demokrat Parti milletvekillerinden Sait Bilgiç Türkeş’in Turancılık davasından arkadaşıydı. 1946’dan 1950’ye kadar 14 yıl boyunca Isparta milletvekiliydi. 1960’ta ihtilalden bir süre önce Türkeş, Said Bilgiç’e, ‘Sen Demokrat Parti’den istifa etsene’ diyor. Said Bey, ‘Niye istifa edeyim. Batan gemiyi fareler terk eder. Ben bu gemiyi terk etmem’ diyor. Aradan bir ay geçiyor, ihtilal oluyor. İhtilal olunca Sait Bey, Türkeş’e ‘En iyi arkadaşımsın, beni niye uyarmadın?’ diyor. Türkeş de ‘Daha nasıl uyarsaydım?’ cevabını veriyor. Köşk çıkışında bu olayı anlatıp ‘Tarih tekerrür ediyor’ dedi. Bir hafta sonra, Türkeş sahurda Erbakan’ın evine gitmiş. Ertesi gün, efendim dün akşam Erbakan’a gitmişsiniz dedim. ‘Evet gittim’ dedi. ‘Yahu bir şey olursa bunlar partileri kapatırlar, benim ömrüm bir daha parti kurmaya yetmez. Onun için gittim Erbakan’a, bu işten vazgeç, bu yolun sonu yok, sonunda hepimizi sıkıntıya sokacaksın dedim’ dedi.” İlk gerillacı subay Turgut Sunalp 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra tutuklanan Alparslan Türkeş’in bir an önce serbest kalması için çaba harcayan kişilerin başında Turgut Sunalp’in geldiğini aktaran Suver, “Turgut Sunalp’in emekli bir orgeneral, ve o zamanki ana muhalefet partisi olan Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin genel başkanı olarak askerler üzerinde bir ağırlığı vardı. Çünkü komuta kademesinin hepsi aynı dönemden eski arkadaşları. Hem cezaevinde ihtimam gösterilmesi için hem de tahliye olsun diye uğraşıyordu.” diyor. Acaba Türkeş-Sunalp yakınlığının temelinde ne vardı? Suver bunu şöyle anlatıyor: “Turgut Sunalp, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerilla alanında yetiştirdiği ilk subaydır. Gerilla yepyeni bir model. 1950’lerde Türkiye’nin ABD’de yetiştirdiği bir subay. Bu subayımızı teşkilat kurması için Kıbrıs’a yolluyorlar. 1960 ihtilali olunca, Demokrat Parti ile bağı olduğunu düşündükleri subayları emekli ediyorlar. Bunların içinde general de var, kurmay albay da. Turgut Sunalp’in ayrıldığı eşi, Demokrat Partili eski bakanlardan Mükerrem Sarol’un karısının kız kardeşi. Diyorlar ki, bu da onlarla ilişkili, bunu da emekli edin. Türkeş buna itiraz ediyor. ‘Kendinize gelin, bu kişi TSK’nın yetiştirdiği bir subay. Kaldı ki hanımından boşandı. Boşanmamış olsaydı dahi, o fikirlerle irtibatlı anlamına gelmez. Bu arkadaş bu konunun uzmanı. Onun yerine Kıbrıs’a göndereceğimiz ikinci bir adam söyleyin, onu gönderelim.’ diyor. Tabii bulunamıyor ve Sunalp’in emekliliği durduruluyor. Bir sabah Türkeş’in emir subayı içeri girmiş. Albay Sunalp geldi demiş. Sunalp içeri girmiş, ‘Sana teşekküre geldim, benim hakkımı müdafaa etmişsin, ama emeklilik dilekçemi vermeye geldim. Böyle rezil bir şey olmaz. Sen beni savunmuşsun, ama bunlar bana kulp takmışlar. Bunu onuruma yediremem.’ diyor. Türkeş de diyor ki, ‘Şu anda benim sıfatım senden üstün. Emrediyorum, en yakın saatte Adana üstünden birliğinin başına geçeceksin. Bu istifa dilekçeni yırt, ben burada olduğum müddetçe sana kimse dokunamaz ve dokunmayacak da.’ O kararlılık onun emekli albay Turgut Sunalp olacağı yerde, emekli orgeneral Turgut Sunalp olmasını sağladı. Sunalp bunu hiç unutmadı. Sonra aradan zaman geçti. Türkeş çıktı. O arada Sunalp’in partisi silinip gitti. Türkeş MHP’nin başına geçti, 20 milletvekili ile Meclis’e girdi ve bütün resmi toplantılarda Turgut Sunalp’i yanına oturttu, onu onore etti.” Sadık Ahmet’in ölümü Yunanistan’da Batı Trakya Türklerini Yunan parlamentosunda temsil eden Sadık Ahmet’in 1995 yılı temmuz ayında, Gümülcine’nin bir köyündeki sünnet düğününe giderken otomobilinin önüne çıkan bir traktörün çarpması ile hayatını kaybetmesi hâlâ tartışılıyor. Akkan Suver, bu olaydan kısa bir süre önce İstanbul’da Sadık Ahmet’in Denktaş ile yaptığı buluşmadaki ilginç bir konuşmayı şöyle aktarıyor: “Sadık Ahmet’i Türkiye’de platforma ilk çıkartan bendim. 1989 veya 1990’dı. Yeni milletvekili seçilmişti. Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Sadık Ahmet’in geldiğini söyledi, kendisi ile tanıştım. Arkadaşlığımız sürdü, ailecek görüştük. Bir gün Rauf Denktaş’la görüşmek istiyorum dedi. Denktaş’a söyledim. Görüşelim ama, kendisine sıkıntı verir. Bunu mahrem bir hale sokalım dedi. Şöyle bir şey kararlaştırdık. Denktaş İstanbul’a gelecek, Sadık Ahmet’e, ‘Düğün var, seni de şahit yaptık’ diyeceğiz. O da bu parola ile gelecek. Denktaş geldi, onu aradık geldi. O gün saat 17.00’de Harbiye Orduevi’ne geldik. O kadar gizli tutuldu ki, biz geldiğimizde kapıda nöbetçi bile yoktu. En üst kata çıkacağımızı söylemişlerdi. Çıktık, Denktaş bizi bekliyordu. Orada Sadık Ahmet’e nasihat etti. Senin durumun çok zor, sen benim gibi değilsin. Benim yanımda Türk askeri var, onlarla beraber yatıyorum, beraber kalkıyorum. Orada bana bir şey yapamazlar. Ama sen yılanla koyun koyunasın, dikkat et. Benim sana tavsiyem bir yere giderken iki araba ile git, yolda araban arıza yaparsa, lastiği patlarsa, hemen ikinci arabaya atla ve orayı terk et, hiçbir yere yalnız gitme, mümkünse eve adam al, evinde yalnız yatma dedi. Sadık Ahmet biraz gözü kara bir arkadaştı. Orada yalnız milletvekili değildi, bir hekim olarak sünnet de yapıyordu. Böyle bir sünnete çağırıyorlar. Tek başına mercedesine atlıyor, sünnete giderken bir traktörle çarpıştı. Ne olduğu belli değil. Orada vefat etti, gitti.” Aliyev’in huzurunda oturamayan Yeltsin Marmara Vakfı için Azerbaycan’ın ayrı bir önemi var. 1998’de Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev, vakfın davetlisi olarak İstanbul’a gelip Hilton Oteli’nde yaptığı konuşmadan sonra, Aliyev’e vakfın şeref başkanı unvanı verilmiş. Şu andaki Azerbaycan Devlet Başkanı oğul İlham Aliyev de vakfın onursal başkanı. Akkan Suver, geçtiğimiz ay yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde, Dışişleri Bakanlığı ile yaptığı görüşmelerle belirlediği 82 kişilik bir heyetle Bakü’ye gitti. Gazeteciler ve işadamlarının da bulunduğu heyette AK Parti’den üç, Cumhuriyet Halk Partisi’nden iki, ANAP’tan bir milletvekili, DYP’den iki genel başkan yardımcısı, emekli generaller vardı. Suver, “Biz Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine çok önem veriyoruz. Zira, Kıbrıs’ı saymazsak dünyada bizimle ilgilenen üç devlet var. Biri Pakistan, diğeri Bangladeş. Üçüncü ülke Azerbaycan. Ayrıca Azerbaycan’la aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Ermeni meselesinden dolayı. Ermeni soykırımı yalanı bir yanda, Karabağ’da yapılan vahşi katliam bir yanda.” diyor. Akkan Suver, Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’i anlatırken de ilginç bilgiler veriyor: “Gorbaçov da Haydar Aliyev de Politbüro üyesiydi. Gorbaçov Haydar Aliyev’den genç. Brejnev’in ölümünden sonra sıra Haydar Aliyev’e gelmiş. Diyorlar ki Haydar Bey sen buraya olmazsın. Büyük Rus dünyasının başına hem Türk hem Müslüman birinin gelmesine izin veremeyiz. Haydar Bey, o zaman ben de eşyalarımı topluyorum diyor. Peki diyorlar. O eşyalarını toplarken içeriye Yeltsin giriyor. Haydar Bey, Yoldaş Yeltsin otur diyor. Yeltsin başını kaldırıp ayakta durmaya devam ediyor; sizin huzurunuzda otaracak kadar rütbe sahibi değilim cevabını veriyor. Haydar Aliyev’in huzurunda oturamayan o yoldaş Yeltsin, gün geldi Rusya’ya devlet başkanı oldu. Tabii Müslüman da değildi, Türk de değildi.” Peki, Aliyev’in sahip olduğu fakat Yeltsin’de olmayan bu rütbenin mahiyeti neydi? Suver anlatıyor: “KGB’den geliyor. KGB’nin içinde yükseliyorsunuz. Haydar Bey, en üst seviyeye gelmişti. Komünist Parti içindeki görevlerini yerine getirmiş, oraya kadar yükselmiş. Brejnev zamanında ikinci adamdı. KGB’nin ikinci adamıydı, ülkeyi KGB idare ediyordu. Brejnev’in ölümünden sonra devlet başkanlığı sırası ona geliyor. Gorbaçov ondan genç. Ama devlet başkanınnı 12 kişilik Politbüro heyeti seçiyor. Sıra benim, geleceğim diyecek hali yok. Aralarında ortak karar alıyorlar. Aramızdaki tek Türk ve Müslüman bu. Haydar Bey, Azerbaycan namına orada değil, büyük Rusya namına orada. Aslında Haydar Bey, bana göre bu çağın önemli devlet adamlarından biri. Kolay bir şey değil, onun yaptığı iş, oraya kadar yükselmek. Bakarsanız bölgede de önemli bir liderdi. Azerbaycan; Ukrayna, Kırgızistan olaylarına düçar kalmadı, çünkü Haydar Bey bir devlet kurdu. 70 yıl demir yumruk altında kaldıktan sonra devleti kurmak kolay değil.” KGB generaliydimHaydar Aliyev’in KGB kariyeri bir Türkiye ziyaretinde de gündeme gelmişti. Havaalanında “Efendim Sovyetler zamanında KGB ajanı mıydınız?” sorusuna Aliyev, “Ben KGB ajanı değil, KGB generaliydim ve bana KGB ajanı diyenlerin patronuydum.” cevabını vermişti. Aliyev’in hayatındaki ilginç noktalardan biri de, Stalin döneminde nişanlı iken kayınpederinin muhalefetle ilişkili diye Stalin tarafından takip ettirilmesi. Nişanlısı, “Ayrılalım” deyince, Aliyev hayır cevabını veriyor ve nişanın süresini uzatıyor. Üstelik Stalin’in ölümüne kadar evlenmiyorlar. Eşine olan sevgi ve bağlılığı ömür boyu süren Aliyev, onun ölümünden sonra ikinci bir evlilik yapmayı hiçbir zaman düşünmüyor. Son olarak Akkan Suver, Marmara Vakfı’nın günümüzdeki pozisyonunu şöyle anlattı: “Bir sivil toplum örgütü olarak Türkiye’yi temsilen Birleşmiş Milletler’in Sosyal ve Ekonomik Konseyine üyeyiz. UNESCO’ya üyeyiz. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT bizi görevlendiriyor. Bu yetkiyle 21 ülkede seçimlere gözlemci olarak katıldık.” Doğan Altor YAR-SAV Başkanına iki günde ÇÜRÜK RAPORU çıkartan GATA; kimlerin çiftliği?..GÜLHANE Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde (GATA), askeri camiayı üzen bir kavga yaşandığı öğrenildi. Ölüm acısı ve ihmal iddiasının yarattığı öfkeyle, askeri doktorlar arasında yumruklaşmaya kadar varan kavga geçen 28 Nisan Cuma günü meydana geldi.
MASON ÜSTADI Diş Hekimi Tuğgeneral Yalçın Işımer ile kardeşi Eczacı Albay Aşkın Işımer'in, Prof. Albay Harun Tatar tarafından ameliyat edilen annelerinin ölümünden 4 dakika sonra patlak veren olay üzerine soruşturma açıldı.
GATA Komutanı Tümgeneral Prof.Dr.Çetin Harmankaya GATA bünyesinde soruşturma açtırırken, GATA'nın Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı bulunması nedeniyle Genelkurmay da tahkikat başlattı.
ÖLÜM ACISI ÜZERİNE:
Edinilen bilgiye göre Kalp Klinik Direktörü Prof. Doktor Tuğamiral Ertan Demirtaş'ın da tanık olduğu olay şöyle gelişti:
Prof. Tuğgeneral Yalçın Işımer ile kardeşi Eczacı Prof. Albay Aşkın Işımer'in annesi Türkan Işımer, bayramdan önce kalp ameliyatı oldu. Prof. Kıdemli Albay Harun Tatar tarafından ameliyat edilen anne Işımer'in sol yanına ameliyat üzerinden 8 gün geçtikten sonra felç indi. Felcin nedeni olarak vücutta pıhtı artışı tanısı kondu. Fizik tedavi sırasında kaburga kemiklerinde kırık meydana geldi ve dikişlerinde açılma oldu. Tedavi devam ederken, beslenmesi için anne Işımer'in boğazından kanal açıldı. Ancak anne Işımer, tüm çabalara rağmen geçen Cuma günü yaşamını yitirdi.
Anne Işımer'in ölümünden dört dakika sonra, Işımer kardeşlerden Aşkın Işımer'in ölümün, ihmal nedeniyle meydana geldiğini söylemesi üzerine Albay Tatar tepki gösterdi. Bu sırada tartışmaya Yalçın Işımer de dahil oldu. Doktorlar arasındaki konuşma, tartışmaya, sonra iteklemeye ve daha sonra da yumruklaşmaya kadar vardı. Bu sırada Tatar yere düştü ve daha önce Yalçın Işımer tarafından yapılan diş protezi kırıldı. Tatar'a 10 günlük rapor verildi.
MASON ÜSTADI Tuğamiral Yalçın Işımer'den de Eczacı Albay Aşkın Işımer'den de kıdemsiz olan Prof. Albay Harun Tatar'ın şikayetçi olması üzerine açılan tahkikat sürerken önceki gün Genelkurmay askeri savcılığının tarafların ve görgü tanıklarının ifadelerini aldığı bildirildi.
NE DEDİLER?
Prof. Tuğgeneral Yalçın Işımer, SABAH'ın sorusu üzerine olayla ilgili olarak şunları söyledi: "Annemin ölümünden sonra Kalp Kliniği Direktörü Tuğamiral Prof.Dr. Ertan Demirtaş'ın odasındaydım. Harun Tatar geldi ve başsağlığı dileyip çıktı. Ancak kardeşim bekar olduğu için annemin ölümünden duygusal olarak fazlasıyla etkilendi. Annemin ihmal nedeniyle öldüğü yolunda sözler söyledi. Gerginlik doğmaması için kardeşimi odadan çıkarıp yatıştırmaya çalıştım. Ama Harun Tatar, kardeşimin sözlerini benim söylediğimi sanarak üzerime yürüdü. Aradaki 8-10 kişiyi aşarak yanıma kadar gelip saldırdı. Ben de kendimi korumaya çalıştım. Olay hepimizi çok üzdü. Ama ben Harun Tatar'ı affettim." Prof. Albay Tatar ise SABAH'ın ısrarlı sorularına "Benim böyle bir olaydan haberim yok" karşılığını vermekle yetindi.
Askerleri üzen kavganın tarafları arasında oldukça ilginç bir yakınlık da var. Tuğg. Yalçın Işımer, geçmişte Alb. Tatar'ın diş protezini yapmış. Alb. Tatar da Tuğg. Işımer'in bacak damarlarını ameliyat etmiş.
Taki DOĞAN: Sabah: 05-05.2000.
Behzat Pülümür BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ya da BOĞAZ'DAKİ ÜNİVERSAL AŞİRET!...Ah şu Amerikalılar!..Sırtmızdaki nefes bile aldırmamaya çalışan MANDA!..Lozan Antlaşmasına imza atmadılar; ama 1800'lü yıllarda Osmanlı-Türkiye topraklarında kurdukları PROTESTAN MİSYONER TARİKAT okullarında yetiştirdiklerini TÜRK BEYİNLERİ vasıtasıyla; Türkiye Cumhuriyeti'ni KÜÇÜK AMERİKA, daha doğrusu UYDU yapmayı başardılar..Şu kurdukları Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın(SEV), Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitelerinin kurucularına, Yönetim kurulu ve bilhassa Mütevelli Heyeti üyelerine bir bakıverin bir!...Kimler kimler var?..Kimlere EMİR KULU?..Üsküdar, Arnavutköy, İzmir, Tarsus Amerikan Kız-Erkek Kolejlerinden kimler kimler mezun olmuş, nerelere gelmişler?..Suyun başını nasıl tutmuşlar?..Şu Türkiye'deki Amerikan Araştırmaları Merkezine(ARIT) bakın bir; kimler burayla ilişkili, neler neler yapıyorlar?..Kaç şehirde kaç binaları var, neler araştırıp duruyorlar?..Ve şu ülkemizdeki Amerikalıların ki, sayıları 20 bin civarında halen, üslerine, dinleme istasyonlarına, nükleer silahlar dahil silah depolarına bir bakıver!..Bülent ve Rahşan Ecevit'ten, Berna Yılmaz'a ve Tansu Çiller!e kadar siyasi beyinleri de onlar beşiklik yaptı Robert Papaz Kolejinde ve onun devamı olan Boğaziçi Üniversitesinde!..Dünden bugüne Robert Kolej'den, sadece bu kolejden mezun olanlara bir baktınız mı?..Türkiye'nin BEYİN kadrosu!..İşte HUUUU!..Bugünlerde Boğaziçi Üniversitesi'ne FAŞİZM geldi!..Hem de tam da Ramazan'a denk geldi!.. Amerikalılar'ın BOĞAZİÇİ ÜNİVRSİTESİ'ne şimdi BAŞÖRTÜLÜLER ve CANAVARLAR giremez!..Köpekler isterse, girer!..Özgürlüklerin, liberalizmin ve bireyselciliğin KALESİ ya da MASKESİ düştü!..Bu KALE; şimdi DESPOTİZMİN, ilkel-banal Ergenekon Milliyetçiliğinin ve ırkçılığının ve utanmaz oligarşinin MERKEZ ÜSSÜ oluverdi!..Çünkü REKTÖR değişti!..Her şey REKTÖRLERE bağlı demek ki!..Şimdiki REKTÖRÜ kimler seçti; ABD onaylamadı mı?..Asıl soru şu; Türkiye'de Ergenekon Terör Örgütü KENDİ ADRESİNE mi taşınıyor?..Bu REKTÖR için; HİLMİ YAVUZ bir uyarıda bulunmuştu, seçilmeden önce!..Yani ŞAİBELİ olsa gerek; ama bunu kim reva gördü?..Sayın Cumhurbaşkanı A. Gül'e bu REKTÖRÜ kim kabul ettirdi?...Ve şimdi ne olacak?..FAŞİZMİN YENİ KALESİ, BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ!..Acaba onlar da bir süre BİLİME ara verecekler mi?..Diğer Ergenekon ÜSSÜ üniversiteler gibi?..Seyit Evet, ABD de tarihteki diğer cüsseli devletler gibi hemen vazgeçmeyecektir. Her ne kadar, Türkiye'deki yenilgisini kabullense de mutlaka yeni projeler üretiyordur. Halk olarak bizim, her an yepyeni komploların piyasaya sürüleceği ihtimalini göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu dünyada mü'mine rahat yok, kafire de huzur yok. Bu savaş bitmez.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.