Sayın Gülen’in Türkiye’ye dönme meselesi demokrasiden yana olanlar için üzerinde ciddî anlamda durulması gereken bir sorunsal olarak karşımıza çıkmaz. Taceddin Kayaoğlu
Bu toprağın çocuklarının, bu topraklarda kalması veya gitmek zorunda bırakıldıkları bu topraklara geri dönmesi kadar doğal bir durum yoktur. Dönüp-dönmeme meselesi ise bu hakkı kullanmak açısından sadece kendisine ait bir iradedir. Bunun aksinin tartışılıyor olması sadece hukukun yok sayılmasıdır ve Türkiye için hiç de hoş karşılanacak bir durum değildir. Öyle ki, bir ülkede hukukun yok sayılması yok oluşun başlangıç anıdır.
Meselenin bize göre tartışılması gereken asıl boyutu ise başkadır; Sayın Gülen’in dönüşü sembolik bir hal içerir. Söz konusu sembole gelince; bu husus Türkiye demokrasisinin gerçekliği ve uygulanabilirliliği ile ilgilidir.
Artık şuna karar vermeliyiz; bu ülke; oligarşik egemenlerin kendi zihnî dünyalarında kurguladıkları çıkar alanlarının aktive edilmiş bir hali midir? Yani bizler ve bizlerden müteşekkil bu ülkenin tüm potansiyeli, az önce sözünü ettiğimiz egemenlerin hizmet alanları içerisinde onları tatmin etmek ve aynı zamanda onlara hizmet etmek için dizayn edilmiş birer aktör müyüz?
Eğer öyle değilse -ki taşların yerinden oynadığı, eski toplumsal paradigmanın alt-üst olduğu bu yeni hal zamanlarında artık öyle değildir- şu konular üzerinde düşünülmesinde azami fayda mülahaza edilmelidir;
1. Her birey kendi inanç ve iman alanı içerisinde saygı duyulması gereken bir realitedir. Eğer onun inanç ve iman alanı, benimsediği söz ve eylemler, bir başka bireyi, grubu veya kitleyi ortadan kaldırma niyeti içermiyorsa yaşayabilme hakkına sahiptir.
2. Bireylerin cüz'î iradeleriyle inşa ettikleri siyasal bir yapı olan devlet ile vatandaşlar arasındaki ilişki, devletin otoriteryen ve totaliter uygulamaları üzerinden kurulmamalıdır. Devlet aslında cüz'î iradelerin yansıması olarak bir yetki devri meselesi halinde karşımıza çıkar. Yetkiyi devreden ise tek tek her bireydir. Durum böyle olunca yetki alanın (devlet) yetkiyi verene (halk) karşı kerameti kendinden menkul bir üslûp ile “güç kültü” uygulamaya çalışması sadece bir kafa karışıklığından başka bir şey değildir.
3. Egemenlik kavramına dayalı oligarşik yapılar bir devlet içerisinde kabul edilebilir olgular olarak görülmemelidir. En zengininden en fakirine, en bilgesinden en cahiline kadar her birey devleti inşa eden temel dinamiklerdendir ki, inşa edici olarak aslında birbirlerinden hiç de farklı değillerdir. Bilgiden veya ekonomik güçten kaynaklanan farklılıklar toplumsal dinamiğin işlerlilik misyonu açısından ele alınabilir. Bu tip farklılıklar bile bir noktada kendilerini sıfırlayarak eşit hale getirebilirler. Örneğin; bir nükleer fizik profesörü ile ayakkabı ustası arasında ilk bakışta ortaya çıkan farklılık ayakkabısız dolaşmayı düşünmeye başladığınız uzun zaman diliminde ortadan kalkabilecektir.
4. Toplumsal statünün belirleyiciliği maddî gücün dışa yansımasından daha ziyade ahlâkî kavramlar üzerindendir. İyilik, doğruluk, kötülükten kaçınma, yardımseverlik vb. soyut kavramlar toplumu inşa eden bireylerin varolan soyut toplumsal katmanlarda bir üst basamaklara çıkmasının ana belirleyicileridirler. Bu nokta ise egemen ve egemenlik anlayışının modern bireyin zihninde evrilerek basitleşmesine ve hatta yok olmasına kadar gider.
Bütün bu meseleler açısından bakıldığında, Sayın Gülen’in Türkiye’ye dönüşü ile ilgili tartışmalar; bu ülkede uzun yıllardan beri yerleşmiş olan otoriteryen egemen paradigmanın etkinlik alanının ortadan kaldırılarak, yeni demokrasi paradigmasının inşa edilmesi gayretinin sembolik bir halini ihtiva etmektedir.
Yorumlar sururi bugün devletin kendi yetmesi olan apoya gösterdiği itinayı niçin kendi evlatlarına göstermedği hep merak konusu olmuştur.bu ülkeyi en çok hakeden kişi hiç kuşkusuz ki sn hocaefendidir.kendisinin ellerinden öper ve hasretle kendisini beklediğimizi söylemekten onur duyarız.KİM KARŞI ÇIKACAKMIŞ? BU MEMLEKETTE HOCA EFENDİNİN GELMESİNİ İSTEMEYECEK OLANLAR SADECE VE SADECE 3/5 SOYU BELLİ OLMAYANLARDIR.BU KADAR ÜLKEDE SEVİLEN,TANINAN VE DÜNYADA Kİ ÜNİVERSİTELERDE BİLE GÖRÜŞLERİ TEZOLARAK ARAŞTIRLAN BİR BÜYÜK İNSANA KARŞI ÇIKACAKLARA ANCAK SOYSUZLAR DENİR.HERKES HOCAEFENDİNİN GELMESİNİ DÖRT GÖZLE BEKLİYOR.veysel fazlıoğlu Arslanlar meydanı terkedince yerini çakallar doldururmuş...
Teşekkürler KayaoğluO BU TOPRAĞIN ÇOCUĞU Bu ülkede yaşamak en çok onun hakkı.Aksini iddia eden dönsünde tarihe baksın...
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.