Ergenekon'da dün bir "şok" dalga daha gerçekleşti ve aralarında Ülkü Ocakları eski başkanı Avukat Levent Temiz, sanatçı Nurseli İdiz ve "Sisi" lakaplı Seyhan Soylu gibi isimlerin de bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı. Tamer Korkmaz
"Sisi" 28 Şubat sürecinde kurgulanan Ali Kalkancı-Fadime Şahin hadiselerindeki rolüyle hatırlanıyor.
Dünkü operasyon "Ergenekon soruşturmasının hızının kesildiği veya artık gerileyeceği" yönündeki hinoğlu hin tezviratı çöpe göndermiş oldu.
* * *
Ergenekon operasyonları devam ederken, Danıştay sanığı Osman Yıldırım'ın basına yansıyan altı sayfalık "itiraf mektubu" hayli dikkat çekiciydi.
Danıştay davasında müebbet hapse mahkum olan Osman Yıldırım, Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Ahmet Zeki Durmuş'a sunduğu mektupta "Ergenekon örgütü Cumhuriyet'in bombalanması eylemini bana, Danıştay Suikastı'nı Alparslan Arslan'a, Başbakan'a suikast işini de Atabeyler'e verdi" diyor. (Bugün)
Yıldırım'ın mektubundaki itiraflar, Danıştay saldırısını gerçekleştiren "ulusalcı" tetikçinin kamuoyuna nasıl "dinci katil" olarak sunulduğu hususunda da fikir veriyor.
Bakınız, Osman Yıldırım ne diyor:
"Mensubu bulunduğum Ergenekon örgütü kendi daimi avukatına Danıştay olayını yaptırdıktan sonra, rızamı almadan benden rejim karşıtı radikal kökten dinci azmettirici rolünü oynamamı istemiş, böylesi bir karar almış ve uygulamıştır. Bu kararı kişiliğimle ve düşüncelerimle paylaşmadığı için kabul etmedim…"
Bu itiraflar, aynı zamanda Ergenekon tetikçisi Alparslan Arslan'ın Danıştay Provokasyonu'nda "radikal dinci katil" rolünde oynatıldığının ispatıdır.
A.A'nın "asla dinci bir katil olmadığını, ulusalcı olduğunu" ve "başından beri kamuoyunu yanıltmak için rolünün gereğini yerine getiren replikler söylediğini" bu sütunda kim bilir kaç defa yazdım.
Özelde Arslan'ın yaman çelişkileri; genelde ise darbeci- ulusalcı Ergenekon örgütü ile Danıştay Saldırısı arasındaki bağlantının kesinleşmiş olması bulmacanın parçalarını birleştirmeyi kolaylaştırmıştı.
"Danıştay hadisesinin ardında dinci bir örgütlendirme vardır" kuyruklu yalanı kamuoyuna nasıl yedirilmişti?
A.A'nın "gerçekte var olmayan bir dinci örgüt"ün şeyhi Salih Kurter'in türbanla ilgili anlattıklarından etkilenerek saldırıyı tasarladığı hikayesi uydurulmuştu.
Osman Yıldırım'ın "itiraf" mektubunda şu satırları yazılı:
"Halen Ergenekon'dan içeride olan Emin Gürses medyada 80 yaşındaki Salih Hoca'nın ismini telaffuz ederek 'Alparslan Arslan'ı azlettiren kişi budur' diyerek aslında A.A'ya talimat vermiş oldu. Arslan da bu doğrultuda savcılığa Şeyh'in ismini verdi."
"Dinci örgütün lideri Şeyh Salih" müebbetten yargılandığı Danıştay davasında nedendir bilinmez beraat edivermişti!
* * *
Alparslan Arslan, "senaryoda yer aldığı halde" olay esnasında tekbir getirmeyi unutmuş; buna mukabil, silahını ateşlerken "tekbir getirdiği" Tansel Çölaşan tarafından iddia edilmişti.
Sonraki sorgusu esnasında "Ateş ederken tekbir getirmiş olabilirim" diyerek unutkanlığını "telafi" etmeye çalışmıştı; Ergenekon'un "dinci katil" rolünde sunulan, ulusalcı tetikçisi!
A.A'nın babası İdris Arslan'ın açıklamalarında da "laikçi ayar"ın izlerini bulmak mümkündür. "Oğlum eylemlerini türban için yaptı. Ergenekon'la ilgisi yok" yalanını (22/7/08) Cumhuriyet'e demeç olarak vermesi "senaryo"ya pek uygundu.
Sonsöz: Osman Yıldırım'ın itiraf mektubundan sonra, Alparslan Arslan da bunca zamandır "dinci katil" rolünde oynamaktan bunalıp itiraflarda bulunursa kimse şaşırmasın!
Yorumlar ö.b. CHP'NİN ARKA BAHÇELERİ: BİA (Bağımsız İletişim Ağı) kanalı ile başta SODEV, KADER,TBBD, TÜSES, DDD olmak üzere toplam 20 kuruluş Türkiye'deki Alman vakıflarına sahip çıkan bir basın bildirisi yayınladılar. Bilindiği gibi Avrupa Birliği'nin MEDA fonundan 670 bin Euro alan BİA'nın proje koordinatörlüğünü Ertuğrul Kürkçü yapıyor. Aynı kuruluşun danışma koordinatörlüğünü ise Türk Ordusu'nu karalamak için CİA GÜDÜMLÜ VAKIFTAN 59 BİN DOLAR ALAN Nadire Mater yapıyor. Bildiride imzası bulunan ve başında Ercan Karakaş'ın bulunduğu SODEV'İN İSE Alman Fredrich Ebert Vakfı ile ortak etkinliklerde bulunduğu artık saklanmıyor.ÖZGE B: CHP'nin ARKA BAHÇESİ ve DIŞ destekçisi Alman Vakıfları: 1980'li yıllarda, özellikle Türkiye dahilinde yoğunlaşan muhtelif Alman Vakıf hareketlerine tanık olunmaktadır. Alman istihbaratının ve dış politikasının önemli kuruluşlarından olan Alman vakıflarının belli başlıcaları şunlardır; Friedrich Ebert Vakfı, Konrad Adenauer Vakfı, H.Seidel Vakfı, Friedrich Neuman Vakfı, Henrich Böll Vakfı, Rosa Lüksemburg Vakfı… Bu vakıflar Türkiye coğrafyasında kendi menfaatlerini kollayan, Türkiye’nin istikrarsızlığa sürüklenmesine yol açacak işler yapan ve üniter yapıyı dejenere eden çalışmalar yürütmektedirler. Alman Vakıflarıyla; CHP ve CHP'nin STK'ları; TÜSES, SODEV, TESAV vs. organik ve parasal işbirliği içerisindedirler..Bugüne kadar birlikte onlarca, yüzlerce program yapmışlardır. ONUR ÖYMEN'in, Emre Kongar'ın, Bülent Berkarda'nın, Prof. Alparslan Işıklı'nın Almanya bağlantıları da sağlamdır.
ÖZGE BAĞCI Şok İşbirliği: İşte ulusalcı ve ETÖ destekçisi CHP'nin parasal ilişki ve bağlantı içerisinde olduğu Alman örgüt ve kimliği: “Ülkemizdeki Alman vakıflarının programını en özlü ifade eden kişi sanırım Steinbach’dır. 15 Eylül 1998 günü Katolik Kilisesi’ne bağlı Lingen Akademisi’nin çağrısı üzerine verdiği ‘İslâm’ın Avrupa İçin Önemi’ konferansında şöyle demiştir: ‘Sorun, Atatürk’ün bir Paşa fermanıyla yarattığı yapay bir ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizmin ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Olmadığını, Türkiye’de yaşayan Kürt/Türk, Müslüman/Laik, Alevi/Devlet çatışmalarında görmekteyiz. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler, sonra da Rumları. Kürtleri şu güne kadar neden yok etmediler, bilinemez...’ Alman devletinin finanse ettiği Steinbach’ın enstitüsünün Türkiye’de bağlantısı olmadığı Alman vakfı ya da ‘araştırma kurumu’ yoktur. Örneğin, Steinbach’ın elemanlarından ‘Alevilik ve Kürtlük uzmanı’ Heidi Wedel, hem SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı ile yakın ilişkidedir, hem de Amnesty International adına Türkiye raporları hazırlar. Alman Doğu Enstitüsü’nün İstanbul şubesi bünyesinde ‘Gazi Mahallesi Araştırması’nı da yapmıştır. Bu enstitü, Türkiye’de çalışan tüm Alman vakıflarına ‘bilimsel’ yol göstericilik görevini üstlenmiştirö. Geniş bilgi için bkz. Tamer Bacınoğlu, “Türkiye’de Alman Vakıflarının Marifetleriö, Cumhuriyet, 6 Temmuz 1999."
NOT: Mustafa Yıldırım'ın kitabına göre; yine CHP'nin arka bahçesi Türk Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’na 1.111.000 dolar yardım yapılmıştır.(bkz. Mustafa Yıldırım, “Şifre Çözücü: Project Democracy 1ö, Müdafaa-i Hukuk, 32: Mart-Nisan 2001, s. 23-39; 33: Mayıs 2001 s. 39-56)Özge BAĞCI İŞTE CHP'nin dış destekçisi Türkiye'deki Alman Vakıfları ve Amaçları: Türkiye’ye baktığımızda, en etkin Avrupalı NGO’lar arasında, özellikle Almanların başı çektikleri gözlemleniyor. Türkiye’de faaliyet gösteren Alman Kültür Merkezleri’nin yanı sıra, Beyrut merkezli “Morgenlaendische Gesellschaftöa bağlı Orient Institut’un İstanbul Şubesi ve Goethe Enstitüsü, Alman NGO’larının Türkiye’deki ilk sıçrama noktaları olarak kabul ediliyor.
Türkiye’de faaliyet gösteren Alman vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat Servisi BND’nin kontrolünde çalışan, tüm masrafları Federal Bütçe’den karşılanan ‘taşeron’ NGO’lardır. İşin ilginç tarafı, hemen her vakıf, -aşırı sağcı CSU ve solcu PDS dışında- rejime entegre sorunu olmayan mevcut siyasal partilerin birer yan kuruluşudur. Örneğin, Almanya’nın en büyük partilerinden biri olan Hıristiyan Demokratik Birliği-CDU, Konrad Adenauer Vakfı’na, Yeşiller ise Heinrich Böll Vakfı’na sahiptir. Aynı şekilde, Sosyal Demokrat Partisi-SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı, Hür Demokrat Parti-FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı da aynı statü içindeki vakıflar arasında yer almaktadır. Alman Parlamentosu’nda grubu bulunan partilerin bünyesi içindeki bu vakıfların tamamı, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmaksızın Federal Hükümetin “Politik Eğitim Fonuöndan finanse edilmektedir. Bu vakıfların yurtdışı faaliyet giderleri de tamamıyla Federal Hükümet tarafından karşılanmaktadır. Resmen Alman Hükümeti’nden yardım alan söz konusu vakıflar, dış ülkelere “Hükümet dışı Sivil Toplum Örgütleriö yani NGO olarak takdim edilmektedir. İşte bu vakıflar, 1984’ten itibaren Türkiye’ye gelerek ve de yasal boşluklardan yararlanarak, her biri birer “taşeronun taşeronuö yasal Türk NGO’sunun tabelası ardında faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Söz konusu Alman vakıflarının yıkıcı-bölücü ve de espiyonaj faaliyetlerine karşı ilk kez Türk kamuoyunu bilgilendirerek uyaran Türkiye’nin tek Doğu bilimcisi Tamer Bacınoğlu, söz konusu vakıflarla ilgili şu çok önemli değerlendirmeyi yapmaktadır:
“... Alman parti vakıfları, devlet finansmanlı çok özel NGO’lardır ve Alman dış politikasının önemli bir aracı durumuna gelmişlerdir. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın ... yayınında, ülkelerin içişlerine sorun yaratmadan karışabilmek için ne tür ‘kamuflaj projeleri’ kullanabileceği üzerine bir dizi ‘pratik örnek’ verilmektedir. ‘Politik Vakıflar’ın bu bağlamda ‘diyalog programları ile yapıcı bir rol oynayacakları’ en yetkili ağızlardan itiraf edilmektedir.
Ankara ve İstanbul’da şubeleri bulunan tüm Alman parti vakıflarının programları kabaca şu üç maddeden oluşur: Birinci maddedeki etkinlikler, Kemalizm’in iflas ettiğini ve sorunun geçici bir hükûmet sorunu değil, ‘yapay ve uyduruk Türk ulusunu tepeden inme yöntemlerle yaşatmaya çalışan Türk devleti’ olduğunu kanıtlamayı amaçlar. Bu çerçevede üçlü bir strateji izlenir: A- ‘Toplumun değişik katmanlarını Kürt sorunu üzerine tartışmaya ve çözüm üretmeye alıştırmak’ ve buna paralel olarak ‘kürtçü gruplar’ ile Almanya arasında köprü kurmak. B- ‘Toplumun değişik katmanları ile siyasal islâmcıları bir araya getirmek’ ve buna paralel olarak islâmcılar ile Alman devleti arasında köprü kurmak. C- ‘Alevilerin aşırı islâma karşı oluşlarını dikkate alarak, Aleviler ile özel görüşmek ve konuyu gerektiğinde Kürt sorununa kaydırmak’.
İkinci maddedeki etkinlikler, ‘Türkiye’de yerel yönetimlere işlerlik kazandırmak’ amacıyla Almanya’da adı var, kendi yok ‘federal sistem’i Türkiye’ye tanıtmayı hedefler. FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı, ‘federalizmi tanıtma’ çabalarını genelde Batı Anadolu’da yürütürken, Yeşillerin Heinrich Böll Vakfı ‘federal yönetimin nimetleri’ni Doğu Anadolu konusunda gündeme getirmektedir. Yeşiller’in bu vakfı şu sıralar, Türkiye’nin etnik çetelesini tutmakla meşgul ve hem Alman Dışişleri Bakanı ile hem de aynı bakanlığa bağlı Alman resmi ‘araştırma’ enstitüleri ile ortak çalışmakta. SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı da, daha ‘global’ bir yaklaşımla ‘Türkiye’de sivil toplum kurulabilmesi’ için çaba gösterirken, daha çok ‘ekonomi ağırlıklı diyalog arayışında olduğu izlenimini vermek istiyor. Türkiye’de ‘İslâm’ı demokrasiyle barıştırmak’ yolunda en kapsamlı projeler ise CDU’nun Konrad Adenauer Vakfı’nca yaşama geçiriliyor.
Vakıf ajandasının üçüncü maddesi, ‘yerli köprübaşları oluşturmayı’ öngörür. Almanya’ya davet edilen Türk akademisyenleri, aydınlar, burs verilen doktora öğrencileri, vakıf şubelerine alınan Türk elemanlar için ödenen Alman ‘kalkındırma yardımı’, bazı duyumlara göre yıldan yıla katlanarak artırılmaktadır. Etkinlik alanlarının farklılığı, parti programlarının farklılığından değil, aralarındaki görev dağılımından kaynaklanır....
Almanya kökenli vakıflar, ‘biz NGO’yuz’ diyor. Ancak ‘sivil toplum’, ‘küresel ekonomi’ ve ‘insan hakları’ için uğraşı verdiklerini iddia ederken, ‘Türk devletinin varlığı sorundur, Türk ulusu uyduruk bir yapıdır’ da diyebiliyorlar. Hepsi de ‘dost ve müttefik Almanya’ hesabına çalışıyor. SAKİNE ER OLOF PALME'nin öldürülmesinde Türk-Alman Gladyo'nun koalisyon ve işbirliği; içinde CHP'nin de bulunduğu Türk Derin Devleti-Ergenekeon ile Alman İstihbaratı'nın parmağı var mıydı?..Özge Bağcı Lütfen, bu haberi MANŞET yapın!..
CHP'yi kesin kapattıracak SKANDALIN DETAYLARI:
Ulusalcı ve Ergenekon Terör Örgütü Avukatı CHP, bölücü vakıftan yardım aldı!...
Evet, CHP bölücü vakıftan yardım aldı !
Uzun bir dönem Almanya'da Eyalet Narkotik İstihbarat Dairesi'nde Teknik Takibat Tercümanlığı yapan Araştırmacı Yazar Talip Doğan Karlıbel; CHP’nin, Türkiye’de casusluk faaliyeti yürüten bazı Alman vakıfları ile ilişki içinde olduğunu, bu vakıfların bu partiye peyderpey paralar aktardığını ileri sürdü. Karlıbel, bu vakıfların CHP’ye şimdiye kadar toplam 22 milyon Euro yardımda bulunduğunu iddia etti.
FAALİYETLERİNİ TÜRKİYE’YE YOĞUNLAŞTIRDILAR:
Vakit’e konuşan Karlıbel’in iddialarına göre, 1970’li yıllardan bu yana dünyanın değişik ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de “ülkenin bütünlüğü aleyhine casusluk faaliyeti yürüten” Alman vakıfları var. Yeşiller Partisi’ne yakın Heinrich Böll Vakfı, Sosyal Demokrat Parti’ye yakın Friedrich Ebert Vakfı ve Hıristiyan Demokrat Partisi’ne yakın Konrad Adenauer Vakfı bunların başında geliyor. Bu vakıflar son 30 yıldır çalışmalarını Türkiye’ye yoğunlaştırdılar ve Türkiye’de bazı parti ve derneklere “eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri” adı altında yardım dağıtıyorlar.
CHP 22 MİLYON EURO ALDI:
Alman İktisadi ve İşbirliği Bakanlığı’nın “Alman vakıflarının yurt dışı faaliyetleri” raporlarında, Türkiye’de hangi vakfa ve partiye ne kadar yardım yapıldığını gösteren bilgilerin yer aldığını söyleyen Karlıbel, “Bu raporlarda, CHP’nin Almanya kolu olan Halkçı Devrimci Federasyonu’nun(HDF) Başkanı Ercan Karakaş’ın kurduğu Türk Sosyal Demokrasi Vakfı’nın (SODEV) yardım aldığı açıkça görülüyor” dedi.
CHP’NİN ALMANYA’DAKİ VAKIFLARI:
Bu vakıfların, Türkiye’de yıkıcı faaliyetler gösteren terör örgütlerinin Almanya kollarıyla da ciddi şekilde irtibat halinde olduklarını iddia eden Karlıbel, “70’li yıların ortalarından itibaren Alman Friedrich Ebert
Vakfı(FEV) ve Konrad Adenauer Vakfı(KAV) CHP’nin Almanya kolu olan Halkçı Devrimci Federasyonu(HDF) ve FİDEF Dernekleri’yle ciddi şekilde çalışmalara girmiştir. Buralara yüklü miktarda para yardımları yapmışlardır” diye konuştu. Karlıbel, CHP’nin Avrupa kolu olan bu derneklere 1975-1985 yılları arasında toplam 12 Milyon Alman Markı para aktarıldığını iddia etti.
ALMAN BAKANLIĞINDA BU RAKAMLAR VAR..
Karlıbel, CHP’nin Avrupa kolu HDF’nin Avrupa Başkanı Ercan Karakaş’ın Türkiye’ye gelerek kurduğu SODEP’e Alman vakıflarınca yardım yapıldığını iddia ederek, “Alman FEV, SODEP’e kuruluşunda toplam olarak 1.5 Milyon Alman Mark para yardımında bulunmuştur” dedi. Ercan Karakaş’ın sonra Türk Sosyal Demokrasi Vakfı’nı kurarak Alman FEV’le ile içiçe çalışmalarını sürdürdüğünü anlatan Karlıbel, “SODEV’e Alman Friedrich Ebert Vakfı’nın dışında Heinrich Böll Vakfı da ciddi parasal yardımlar yapmıştır. 1985- 1990 yılları arası yapılan yardımlar toplam olarak 2.2 Milyon Alman Markıdır. Bütün bu veriler Alman Vakıflarının her sene Alman Vakıflarından sorumlu Bakanlığa verdikleri raporlarda resmi şekilde belirtilmektedir” diye konuştu.
ALMANYA’YA GÖTÜRÜLDÜLER:
Bu vakıflarca CHP il ve ilçe teşkilatlarından yöneticilerin sık sık Almanya’ya götürüldüğünü de iddia eden yazar Karlıbel, şu bilgileri verdi:
“Almanya’daki vakıflar dönem dönem ilgili yani İktisadi ve İşbirliği Bakanlığı’na faaliyetlerini sunmak zorunda. Raporlar halinde ne yaptıklarını, nereye ne kadar para harcadıklarını bildirirler. Bu raporlara göre, örneğin 2003 yılında Friedrich Ebert Vakfı’nın Türkiye şubesi CHP’nin il ve ilçe teşkilatlarından 800-900 yöneticiyi Almanya’ya götürmüş. 2003’te Türkiye’de yabancı vakıflar yasası yoktu. Bu şu anlama geliyor, Türkiye’de illegal bir şekilde faaliyet gösteren bir Alman vakfınca bu ülkeye götürülüyorsunuz, bir takım seminerlere katılıyorsunuz. Buradan sormak istiyorum, bu konunu mi? Bu seminerlerde ne konuşuldu? Masrafları kim karşıladı?”
1995-2005 ARASI YAPILAN YARDIMLAR:
Alman KAV’ın CHP’ye yaptığı yardımların 2005 yılına kadar sürdüğünü ileri süren Karlıbel, iddialarını yıl yıl şöyle sıraladı:
1995 yılına kadar olan süre içersinde toplam olarak 4 Milyon Alman Markı para yapılmıştır.
Sonraki yılarda yapılan yardımlar ise şöyledir:
1996 yılında toplam olarak…………………………………..120 bin Alman Markı
1997 yılında toplam olarak…………………………………..90 bin Alman Markı
1998 yılında toplam olarak…………………………………..150 bin Alman Markı
1999 yılında toplam olarak…………………………………….125 bin Alman Markı 2000 yılında toplam olarak……………………………………..400 bin Alman Markı
2001 yılında toplam olarak……………………………………..210 bin Alman Markı
2002 yılında toplam olarak……………………………………..110 bin Alman Markı
2003 yılında toplam olarak……………………………………..85 bin Alman Markı
2004 yılında toplam olarak……………………………………...70 bin Euro
2005 yılında toplam olarak………………………………………90 bin Euro
HBV: 1.2 MİLYON MARK
Karlıbel’in iddialarına göre, Alman Heinrich Böll Vakfı da 1993 yılından itibaren CHP’ye toplam olarak 1.2 Milyon Alman Markı para yardımı yaptı.
NOT: Alman Vakıflarının Türkiye'deki faaliyetlerini araştıran Necip Hablemitoğlu'nun öldürülmesi; CHP'nin bilgisi dahilinde mi gerçekleştirildi?..Baykal'ın suikasttan önceden haberi varmıydı?..İpuçları, hatta açık bilgileri Zihni Çakır'ın kitaplarında var aslında!..
Ziya Allı Moda'da içki yasağına protesto eylemleri, uluslararası medyaya taşınıyor! Aydın Doğan-Alman İstihbaratı işbirliği meyvelerini bakalım nasıl verecek? Bu eylemlerden mutlaka büyük bir provokasyon ve yaptırım çıkması lazım..Bugün Alman TV; ZDF çekim yapmışlar! Yani şu Aydın Doğan'ın yandaş medyası!..Moda eylemleri zaman zaman moda olur!..Deniz Som da başka yerde yapmıştı bir ara..Deniz Aydın Doğan, sanki Alman İstihbaraının başındaki adam..Bugün(cumartesi) Taha Kıvanç; inanılmaz Aydın Doğan-Almanya bağlantılarını yazmış! Vakit de Almanya-CHP bağlantılarının belgesini vermiş. Üstelik CHP; Alman Hükümetinden-İstihbaratından bir vakıf aracılığıyla büyük oranda para da alıyormuş!..CHP'nin, Hürriyet gazetesinin, Aydın Doğan'ın son yıllardaki çılgınlıklarının ve Ergenekon Avukatlığının arkasında kimler varmış, ortaya çıkıyor bir bir!...Serdar Utaş Bugünkü VAKİT gazetesinin sürmanşetinde MÜTHİŞ bir haber var, hem de belgeli..ir Alman Vakfından CHP'ye külliyetli miktarda yardım yapılmış!..Bu doğru ise, CHP kesin kapatılır!..Remzi Güneş Medya birlikleri Zahid Akman'a, Başbakan'a, D. Feneri'ne tepkili imiş!..Tamam da kim bu birlikler? Tutuklu Ergenekoncu'ların mesai arkadaşlarının yönetiminde olan kurumlar..TGC Başkanı Orhan Erinç; Cumhuriyet gazetesi yöneticisi ve yazarı..Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi de Hürriyet gazetesi başyazarı!..Bağımsız, tarafsız bir basın-medya birliği var mı?..TGC; Büyük Mason Locasının MEDYA KOLU gibi; her şeyiyle..Adamlar; Ahtapot gibi LAİK CUMHURİYET'in bütün kurum ve kuruluşlarını ele geçirmişler, ipleri ellerine almışlar; Türk ulusunun başında boza pişiriyorlar!..Demokrasi, cumhuriyet, özgürlük, eşitlik, hatta laiklik onlar için hikaye, laf!..Varsa yoksa ZÜMRE, AİLE, KLAN, KAST çıkarları!..Laikçi krallar, padişahlar! Dogmatik, ilkel tapınmacı, bağnaz, katı faşist..Turgay BEŞE 1000 civarında İSTİHBARAT-Fişleme elemanı istihdam eden ETÖ yöneticilerinden ERKUT ERSOY'un da milletvekilleri, bakanlar, din adamları, yüksek bürokratlar vs. ile ilgili yüzlerce, hatta binlerce sesli, görüntülü kayıt ve VİDEO-DVD ARŞİVİ olduğu söyleniyor!..Asıl sırlar orada!..Akıllara ziyan kişisel ve kurumsal FİŞLEME dosyalaraı arşivleri var..Henüz ele geçmedi sanırım..Nevval Kavcar, Zahide Uçar, Fatma Sibel Yüksek, Güler Kömürcü, Arslan Bulut, Saygı Öztürk, Fatih Altaylı, Uğur Dündar, M. Ali Birand, Can Dündar, Ali Kırca, Reha Muhtar, Yalçın Bayer, Fikret Bila, Cüneyt Arcayürek, Orhan Karataş, Deniz Som, Melih Aşık, Yalçın Doğan, Oktay Ekşi, E. Özkök, Yiğit Bulut, Sabahattin Önkibar, Rıza Zelyut, Soner Yalçın, Hulki Cevizoğlu, Hıncal Uluç, M. Ali Kışlalı gibi kişiler saırım bu ARŞİV bilgilerini kullanıyorlar!..AZER Ergenekon'un bürokratlara ve siyasetçilere diz çökerttiği gizli "seks ve alem içerikli" şantaj kasetleri "Sisi" lakaplı travesti Seyhan Soylu'da.
Ergenekon operasyonunun 8'inci dalgasında gözaltına alınan Sisi lakaplı Seyhan Soylu'nun siyasetçi, işadamı ve bürokratları kadın alemlerinde gizlice kaydedip şantaj yaptığı ortaya çıktı. Polis şimdi bu kasetlerin peşinde.
AZER Yeni Fadime Şahin Tezgahı!
Ergenekon'da gözaltına alınan 'Sisi' ve Nurseli İdiz'in yeni bir Fadime Şahin provokasyonu için çalıştıkları ortaya çıktı. İkili Çarşamba'ya tezgah kurmuş.
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan 'Sisi' lakaplı Seyhan Soylu ile tiyatro sanatçısı Nurseli İdiz'in, 28 Şubat sürecindeki Fadime Şahin ve Ali Kalkancı skandallarının yeni versiyonunu hazırlandığı ortaya çıktı. 'Sisi ve İdiz'in, provokasyon tezgahı için Fatih Çarşamba'yı mesken tutuğu ve bazı cemaatlerin içine sızan Ergenekon üyeleriyle birlikte çalıştığı ileri sürüldü.
TEZGAH CEP'E TAKILDI
Ergenekon soruşturmasının 7. dalga operasyonunda gözaltına alınan 'Sisi' lakaplı Seyhan Soylu ve Nurseli İdiz ile diğer 13 şüphelinin sorgusu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde sürüyor. İdiz ve 'Sisi'nin ülkede kaos oluşturmak 28 Şubat sürecinde sahnelenen Fadime Şahin-Ali Kalkancı skandalının yeni versiyonunu tezgahlamak için Fatih Çarşamba semtinde çalışmalara başladığı ileri sürüldü. Sisi ve İdiz'in Çarşamba'da sahnelecek skandal için bulunan kişilerle cep telefonuyla yaptıkları görüşmelerin polisin dinlemesine takıldığı iddia edildi. Polis kaynakları, Sisi ve İdiz'in harekete geçeceği sırada operasyonun yapıldığını söylediler.
BÜROKRATLARIN KASETLERİ VAR
Öte yandan Sisi ile Nurseli İdiz'in elinde şantaj kasetleri bulunduğu ortaya çıktı. Fadime Şahin ile Ali Kalkancı olayını tezgahladığını itiraf eden Sisi'nin Ergenekon soruşturmasına karşı etkili olmak bazı siyasetçi ve bürokratların kasetlerini şantaj için kullanmayı planladığı tespit edildi. Sisi ve İdiz'e sorguda bu kasetler de soruldu.
Uras: Sanatçılara şantaj yapıyordu
Seyhan Soylu'nun, telefon konuşmalarını ve gizli görüntülerini kaydettiği ünlü sanatçıların büyük panik yaşadığı ileri sürüldü. Şarkıcı Fulden Uras, Seyhan Soylu'nun ofisinde bir çok ünlünün özel görüntüleri ve telefon konuşma kayıtları olduğunu iddia etti. Uras, "Sisi'nin elinde ofisine giren çıkan herkesin videosu ve telefon görüşme kayıtları var. Polisin operasyonu sonrasında birçok ünlü isim paniğe kapıldı" dedi. Uras Sisi ile arasının bir iş nedeniyle açıldığını belirterek şunları söyledi. 'Benden 50 bin YTL istedi, tehdit etti. 'Fulden iyi güzel de sen boş konuşuyorsun. Zaten senin konuşmalarının tümü bende kayıtlı' dedi. Kabul etmeyince internet sitesinde iftiralar atmaya başladı. Hakkında dava açınca iftirayı bıraktı.' Uras, Sisi'nin aralarında Kibariye, Oya Aydoğan, Esra Ceyhan, Arzu Yanardağ, Kürşat, Cengiz Küçükayvaz, Umut Akyürek, Haluk Özkan, Alpay Aydın, Ozan Orhun gibi isimlerin olduğu birçok ünlüyü ses kayıtları ve şantaj kasetleriyle tehdit ettiğini ileri sürdü.
Örgütün Çarşamba merakı
Ergenekon iddianamesinde Kuvayı Milliye Derneği Genel Sekreteri, tutuklu Hüseyin Görüm'ün yardımcısı Kahraman Şahin'in aynı dernekten arkadaşı Erol Ölmez'le yaptığı telefon görüşmesi, örgütün dindar insanların içine sızıp istihbarat toplama girişimini ortaya çıkarmıştı. Çarşamba'da kalan Erol Ölmez, çevresindeki insanlar tarafından yadırganmamak için sakal bırakıp oruçluymuş gibi görünmeye çalışmıştı. Erol Ölmez ile Kahraman Şahin'in provokasyon amaçlı sızma çalışmalarından bahsettiği görüşme iddianameye şöyle yansımıştı:
E.Ö.: Biz de mollaların arasına takıldık. Girdik işte ne yapalım. Soktunuz bizi o taraf Çarşamba'ya.
K.Ş.: Hayırlısı olsun kardeşim, görevini tam yerine getir.
E.Ö.: Görevi getiriyoruz, ne var ne yok? Ne yapıyorsun? Yarın karargâha geliyorum. Ne yapıyon? Oruçlu musun?
K.Ş.: Yok değilim.
E.Ö.: Yok ben tutarım. Ben hoca adamım biliyorsun. Sakal bıraktım. Molla oldum ben de....
Yiğit Ural Bundan böyle kimse TATLISES'e dokunamaz artık!..Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ile Ergenekon Terör Örgütü'nün birçok eyleminde ve hücrelerinde adı geçen İbrahim Tatlıses Büyük Kulüpe Üye!...
Türkiye'nin etkin ve gizemli yapılanmalarından, üyelerinin büyük çoğunluğunun mason ve mandacı olduğu Büyük Kulüp'e İbrahim Tatlıses de üye oldu. Ancak üyelik aidatı konusunda tartışmalar çıktı. İbo belge gösterdi.
Sanatçı, 'Büyük Kulüp'e 35 bin YTL'lik aidatı ödemeden üye oldu' haberlerini yalanladı ve aidat dekontunu gösterdi.
2 ay önce üye oldu
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses'in Türkiye'nin önde gelen isimlerinin üye olmasıyla tanınan Büyük Kulüp'e üye olduğu haberleri gündeme geldi. Sosyetik kulübe arkadaşlarının isteği doğrultusunda üye olduğunu doğrulayan İbo, hakkındaki "Üyelik bedeli olan 35 bin YTL'yi vermedi. Bunun yerine konser vererek kulüpe üye oldu" dedikodularını ise yalanladı.
'Gurur duydum'
İbo, konuyla ilgili şunları... söyledi: "Bu kadar saygın isimlerin olduğu bir kulübe üye olmak benim için gurur verici. Oraya üye olan çoğu insan benden üst seviyede. Büyük Kulüp'te her zaman konser verdim, bundan sonra da vereceğim. Üyelik aidatını ödemediğime dair çıkan haberler ise kesinlikle yalan."
Aidat dekontu...
Tatlıses, üyelik aidatını ödemediğini söyleyenlere 'aidat dekontunu' fakslayarak yanıt verdi. Dekontta; İbo'nun aidat olarak 35 bin değil 40 bin YTL ödediği görülüyor. (Takvim)
SEZAİ YILDIZ Şeytani nefesler ülke ikliminde öyle söz sahibi olmuşlarkiinsanın hafsalası almıyor.Emin GÜRSES gibi nerdeyse lider konumunda birinin STV'ye kadar nasıl sızabildikleri hayretengiz bir durum.Sonra Tuncay GÜNEY,ÇÖMEZ başbakan'ın sağlığını eline verdiği birisi!?.. ben bana mı yanam ele mi yanam.....MANSUR ORDUEVİNDE YEMEK:
Senaryoları darbeciler adına Veli Küçük organize ediyordu. 'İhale', Turgut Yağ Sanayi'nin sahibi Turgut Büyükdağ'a verildi. Veli Küçük'le Turgut Büyükdağ, bir akşam Harbiye Orduevi'nde buluşarak baş başa yemek yediler ve 'senaryonun' ayrıntılarını konuştular.
EKİP KURULUYOR:
Senaryonun finansörü Turgut Büyükdağ, organizatörleri, Strateji Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Ümit Oğuztan, Sisi olarak bilinen transseksüel Seyhan Soylu ve Polis Müdürü Ümit Bavbek'ti. Bütün görüşmeler, Büyükdağ'ın sahibi olduğu, Nişantaşı Akkirmanlı Sokak'taki Strateji Dergisi'nin ofisinde yapılıyordu.
Önce işe iki tarikat şeyhi bulunarak başlandı...YASİN BAKAN BEŞİR ATALAY'dan KİRLİ OYUN!..Polis itibarsızlaştırılacak..Polis okulları ve meslek devredışı bırakılacak..Hiyerarşi bozulup polise "bekçi" rolü reva görülecek!...: Mülkiyeli Emniyet Müdürü Olacak!Kaymakam ve vali yardımcılarının emniyet müdürü olabilmesi için yasa taslağı hazırlandı. Taslakla birlikte tartışma başladı.
Ancak İçişleri Bakanlığı'nca hazırlanan taslağa polis şefleri, "888 kişi, il emniyet müdürü olabilmek için sıra beklerken, kaymakamların il emniyet müdürü yapılmak istenmesi kabul edilemez" diye tepki gösterdi.
Mülkiyeliler ise, "Emniyet müdüründen vali oluyor da, vali yardımcısından niye emniyet müdürü olmasın?" görüşünde. Mevcut prosedüre göre, valiler emniyet genel, kaymakamlar emniyete şube müdürü, emniyet müdürleri de vali olabiliyor.
-sabah-
Leman Alman muhibbi yazar Oray Eğin'den KIŞKIRTMA amaçlı provokatif bir yazı: Oray Eğin/Akşam:
Namaz şovları:
Salı öğlenden sonra Berlin’in Tegel havaalanında İstanbul için uçak bekliyorum. Bu son derece yetersiz havaalanı, Türkiye’ye her uçak kalktığında müthiş bir kaosa sahne oluyor. Kuyruklar bitmiyor, o kadar insan küçücük bir salona sıkıştırılıyor. Havalandırma da yetersiz. Her seferinde Tegel’den uçmak bir eziyete dönüşüyor benim için. Ucunda Berlin olmasa katlanılmaz.
Epey uzun sürüyor check-in işlemi. Ardından “artırılmış” güvenlik önlemleri ve pasaport kontrolü için kuyruğa giriyoruz. Bir o kadar da bu kuyruk sürüyor.
Tam Alman polisine pasaportumu uzatacakken, cam duvarın arkasında bir hareketlilik göze çarpıyor. İki genç adam, çantalarından hararetle bir şeyler arıyorlar, çıkartıyorlar ve yere seriyorlar. Bir seccade.
Kıble tarafında duruyormuşum, seccade serilince anlıyorum. Adamların yüzleri bana dönük, tam karşımdalar. Aramızda cam bir ayrım var ama rahat rahat inceleyebiliyorum. Biri ayakkabısını çıkartıyor, biri çıkartmamayı tercih ediyor ve namaza başlıyorlar. Ancak seccadeyi serdikleri koridorun sonunda tuvalet var. Epey bir insan oradan geçiyor, birkaç metre ilerideki tuvalete varıyor.
İki genç erkek namazlarını kılıyor, seccadeyi topluyor, biri ayakkabısını giyiyor ve uçağı beklemeye koyuluyorlar.
Onlardan buranın bir mescit yerine geçebileceğini anlayan bir başkası da cesaret alıyor. Elinde iki gazete sayfası var, yere seriyor. Aynı tuvalet yoluna. O da ayakkabılarını çıkarmayı tercih edenlerden. Ayakkabılar bir yanda, gazete sayfaları önünde, namaza duruyor.
Sadece bana değil, pek çoklarına da bu görüntü biraz tuhaf görünüyor. Elbette hiç kimse orada niye namaz kıldığını sorgulamıyor ama uygunsuz bir durum değil mi?
Havaalanında namaz kılınır mı, değil sorguladığım. Elbette o da sorgulanabilir. Hadi onu bir köşeye bırakalım, peki tuvalet yolunda namaz kılmak Müslümanlığa sığıyor mu?
Dahası bu insanlar dinlerini de pek iyi bilmiyorlar galiba. Tegel havaalanında “mescit” ya da “dua odası” yok, zaten havaalanında hiçbir tesis yok. Namaz saati uçak saatine denk geliyorsa zor bir durum. Ama tam da böyle zamanlar için “kaza” icat edilmedi mi?
Ben bile bunu biliyorsam, eminim namaz saatini kaçırmayacak kadar hassas olanlar da biliyordur.
Ama Tegel’de o kadar insanın içinde namaz kılmanın başka bir anlamı olduğu kesin. Burada sadece sahneye çıkıyorlar, o kadar belli ki! İki buçuk saat sonra uçak İstanbul’a varacak, kazayı geciktirmemek için gider Atatürk Havaalanı’ndaki mescitte kılar namazını. Ama derdi Berlin’de, Avrupalılar’ın gözünün içine sokmak.
Geçenlerde, Yılmaz Özdil yönetimindeki “Uğur Dündar’la Star Haber”de benzer bir görüntü vardı. Bu sefer Atatürk Havaalanı’nda insanlar şov amaçlı namaza durmuşlardı.
Daha evvel de, hatırlayın, Akmerkez’in ortasında birileri namaz kılmak istemişti. Eğer müdahale edilseydi, belki de İstanbul’da “İkinci Sivas” olayı yaşanacaktı.
Belli ki amaç provokasyon.
Türkiye’de bundan 10, 20, 30 sene önce de dindar insanlar yaşıyordu ama bu gibi olaylar hiç yaşanmıyordu. Şehir merkezlerinde, havaalanlarında, genel olarak dini ritüellerle bağdaşmayacak yerlerde namaz şovları yapılmıyordu. Herkes ibadetini olması gerektiği gibi kendi içinde yaşıyor, bunu duyurmak zorunda hissetmiyordu.
Peki şimdi ne değişti?
Şimdi her yaptıklarının yanlarına kâr kalabileceğini gören bir İslamcı kesim, “başlardan ayaklara” yüz buldu, cesaret aldı ve kendi hayat tarzını dikte etmek için harekete geçti. İstiyorlar ki biri onlara müdahale etsin, böylece ardından yakıp-yıkmaları haklı çıksın. Batılı, şehirli olan her şeye düşman oldukları için yapıyorlar bunu.
Onlar da havaalanında tuvalet yolunda, gazete kağıdı üzerine namaz kılınmayacağını biliyor. Onlar da kaza namazından haberdar.
Ama bu ısrar niye?
Tek sebebi birilerini kışkırtmak.
Pik Sisi, eskiden polismiş! Annesi de CHP üyesi..Hayri Başbuğ ve İki Ülkücü Gazeteci!..
19 Eylül 2008 09:00Org. Başbuğ'un gazetecilerle toplantısına iki gazeteci "TSK'yı siyasetin içine çeken" iki soru yöneltti. Gazetecilerin ikisi de MHP tandanslı gazetelerden.
Şamil Tayyar'ın Star'daki "Kod adı Başbuğ" başlıklı yazısının ilgili bölümü...
Militan Medya
Burada medyaya da önemli sorumluluklar düşüyor. Başbuğ’un ‘Medya dahil hiçbir kurum TSK üzerinden siyaset yapmasın’ sözünü önemsiyorum. ‘Militan’ gazetecilik anlayışı, sadece krizi tetikler, kimseye yararı olmaz.
Genelkurmaydaki bilgilendirme toplantılarında bazı gazeteci arkadaşlarımızın soruları, Başbuğ’un bu konuda ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı.
Mesela Ortadoğu Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Orhan Karataş, tezkereyle ilgili sorarken önce hükmü verdi sonra sordu. Dedi ki: ‘Hükümet tezkere konusunda ayak sürüyor, pek istekli değil, siz ne diyorsunuz?’ Oysa, aynı gün başta Star olmak üzere bazı gazetelerde Dışişleri Bakanı Ali Babacan’a atfen tezkere süresinin 1 yıl uzatılacağı haberi vardı. Tezkere konusunda en ufak kriz yoktu.
Başbuğ hemen itiraz etti: ‘Hayır hayır, bu konuda hiçbir şüpheli durum yok. Karşı değiller. Çarşamba günü Bakanlar Kurulu gündemine geliyor, Meclis açıldıktan sonra da orada görüşülecek?’
Yeniçağ Ankara Temsilcisi Sabahattin Önkibar kendince kurnaz bir soru yöneltti: ‘Bu akreditasyonun genişletilmesi paradigmanın değiştiği anlamına mı geliyor? Mesela TSK’nin 28 Şubat konusundaki hassasiyetleri değişti mi?’
Türkiye Gazetesi’nde akreditasyon sancısı yaşamış biri olarak Önkibar’ın bu yeni açılımdan rahatsızlık duyar tavrı, tuhaftı. Daha da ötesi, Başbuğ’u 28 Şubat’la köşeye sıkıştırıp sert mesajlar almak ister gibiydi. Aynı soruyu ertesi gün TV yöneticileri de sordular. Bakın Başbuğ ne dedi: ‘28 Şubat’ta bazı hatalar olabilir, eğer varsa bırakın zaman değerlendirsin.’
--Şamil Tayyar--Selami Kerim Afşar Bir anımı anlatayım sizlere; varın gerisini siz düşünün!...Ben devlet memuruıyum. Bayramlarda-seyranlarda ve arasıra İstanbul Aksaray-Saraçhane'deki Prof. Turhan Yazgan Hoca'nın yanına uğrar, halini-hatırını sorarım..Bugün Egenekon Terör Örgütünden içeride veya dışarıda olanların çoğunu ilk defa orada gördüm, orada tanıştık.."Gazeteci" sıfatımla..Veli Küçük, Yakan Cumalıoğlu, Erk Yurtsever, Sami Yavrucak(sanatçı Sumru'nun babası), Necdet Sevinç, Arslan Bulut..Ve isimlerini burada yazmak istemediğim çoğu Genelkurmay -Özel Harp, Askeri İstihbarat ve JİTEM'den sivil elbiseli muvazzaf veya emekli subaylar, MİT mensupları, MİT'e ve Askeri İstihbarata çalışan akademisyenler!..Sanırım Turan Hoca da AKADEMİK ÖRGÜTLENMEye bakıyor yıllardır..Azeriler ve Gagavuzlar, bilhassa Hıristiyan Gagavuz ve Kırımlılar revaçta..Bu bağlamda Türk Patrikhanesi ve Erenol'larla da sıkı-fıkı ilişkileri vardı...İstanbul Valiliği ve her dönem Hükümetin bazı bakanları, adeta Turan Hoca'nın mürit ve hizmetkarlarıdır..Yüksek bürokratları hiç sormayın..İşte bu noktada o anımı yazayım: Bir BAYRAMLAŞMA yemeğinde, Turan Hoca'nın Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında; baktım sivil kıyafetli bir yüksek okul öğrenci grubu..Başlarında da onlarla ilgilenen uzun ve örgülü saçlı bir genç; 35-40 yaşlarında. Bu öğrenciler; Deniz Harp Okulu Öğrencileriymiş!..Veli Küçük Hocayla aynı ortamda!..Çok şaşırmıştım..Daha böyle Havadan-Denizden-Karadan gelen çok HARBİYELİ gençler varmış!..Buna sakın SIZMA demeyin; FİİLİ İŞBİRLİĞİ ve ÖRGÜTLENME demek sanırım daha doğru olur!..Yasal mı bilmiyorum..Ancak Türk Mukavemet Teşkilatı(TMT) elemanları ve Rauf Denktaş örgütlenmesiyle de içiçe olan bu YAPILANMAyı Ak Parti Hükümetine karşı aşırı öfkeli buldum..Bir de bir kaşık suda boğmak, zehirlemek, kurşunlamak istedikleri Fethullah Gülen'e karşı akıllara ziyan kin, hınç, hueumet dolular nedense...Hemen hemen bütün sohbetlerde bu ortaya çıkardı..Benim merak ettiğim; Veli Küçük içeride de Rauf Denktaş, Prof. Turan Yazgan, Prof. Mustafa Erkal, Prof. İbrahim Çetin Yetkin, Prof. Anıl Çeçen, Yakan Cumalıoğlu, Necdet Sevinç, Arslan Bulut, Süleyman Sefer Cihan, Hüseyin Macit Yusuf, İsmet Kotak, Fuat Veziroğlu, Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu, Cumhur Evcil, Servet Cömert, Prof. E. Zekai Ökte, Prof. Necla Arat, Prof. Ahmet Ercan, Akkan Suver, Prof. Nazan Moroğlu, Prof. Türkan Saylan, Dr. Adil Serdar Saçan, Şengül Hablemitoğlu, Meral Çatlı, Prof. Alparslan Işıklı, Nevval Kavcar, Zahide Uçar...neden dışarıda?...Veli Paşam; günah keçisi mi?..Genelkurmay, TSK kendi personeline karşı neden ayrımcılık yapıyor?..Ş. Eruygur ve H. Tolon insan da Veli Paşam değil mi?..İnsani ziyaret, O'na yok mu?..zor değil "Şeytan ise, Adem oğullarını kendi saptığı gibi saptırmak için Allah’tan mühlet almıştır. Peki şeytan insanları nasıl saptırabilir? ..."
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.