Erdoğan-Doğan kavgası Türkiye gündemini esir almaya devam ediyor. Başbakan, dün partisinin Beyoğlu ilçe kongresinde Doğan Grubu'na yönelik sert eleştirilerini sürdürdü: Tamer Korkmaz
Doğan medyasındaki aleyhte yayınları “Hortumları kesilince rahatsız oldular” diye izah etti. Doğan Grubu'nun yayıncılık faaliyetinin nasıl işlediğini ise şu cümlelerle anlattı:
Erdoğan daha önce “Önümüzdeki hafta sonuna kadar bekleyeceğim, siz açıklamazsanız ben açıklarım” diye konuşmuştu. Dün, Aydın Doğan'ın kendisine yazdığı mektupları açıkladı. “Yeri geldikçe birçok şey açıklanacak” diye de ekledi.
Erdoğan'ın “Medya'nın En Büyük Çürütücüsü” Doğan Grubu'na yönelttiği eleştirilerin içeriği ziyadesiyle haklı; buna mukabil Başbakan'ın yöntemi sorunlu…
Karşılıklı restleşmeye girmek yerine, Doğan Grubu'nun perde arkasında kalan bütün cinliklerini, falsolarını gün ışığına çıkarmak gerekirdi.
Doğan Grubu'na “Hükümet özgür medyaya baskı yapıyor” propagandası icra etme fırsatı doğdu; neticede Uluslararası Basın Enstitüsü çıktı “Erdoğan Doğan Medya Grubu'na ültimatomunu geri çeksin” açıklamasını yapıverdi. Yarın bir gün, Doğan Grubu'nun üzerine varsayalım bir şekilde gidilirse mesela herhangi bir konuda bir inceleme veya soruşturma açılırsa; o vakit, Aydın Doğan ve Adamları bu durumu Başbakan'la yaşadıkları çatışmaya bağlayacaktır!
* * *
Doğan Grubu, elindeki medya gücünü “iş bitirmek” üzere baskı aracı haline dönüştürmek çürütücülüğünü eskiden beri kendisine hak olarak görüyor. Kimse çıkıp da buna “gazetecilik” faaliyeti falan demesin. Aydın Doğan'ın “Ne var bunda?” diye andığı 'Hilton Numarası' devede kulaktır.
“Kaybeden Statüko”nun yıllanmış amiral gemisi olan grubun son dönemdeki en büyük özelliği darbeci Ergenekon örgütüne toz kondurmamasıydı. Bu konunun Doğan Grubu'nun karnını fena halde ağrıtmasının nedeni ne olabilir acaba?
Bir başka husus daha var: Hürriyet'in kaptanı, patronunun başbakanla girdiği restleşmenin sonunda ağzındaki baklayı bakınız hangi manidar soruyla çıkardı:
“Türkiye'nin Avrupa Birliği standartlarındaki yeni anayasasını bu insan mı hazırlayacak?”
Demek ki “sivil anayasa” da “bir başka karın ağrısı” imiş!
Doğan Grubu, beş yıl önce tezkerenin reddedilmesi üzerine depresyona girmişti. Grup, geçen yıl da Gül'ün Cumhurbaşkanı olamaması için çok çaba sarf etmiş ancak engelleyememişti. Son olarak “AKP'nin kapatılması” için giriştikleri mücadeleden netice alamadılar.
Yani? Artık “racon” kesemiyorlar!
Ergenekon gerçeğini itina ile hasıraltı etmeye, her fırsatta gündemden düşürmeye devam ediyorlar; nihayetinde “Sivil Anayasa'nın hayata geçirilmemesi”ni kendilerine misyon olarak biçtikleri anlaşılıyor.
* * *
Deniz Feneri iddianamesinin dünyanın her yerinde haber niteliği taşıdığına zerre kadar kuşku yok. Bu haberlere hiçbir gazete kayıtsız kalamaz, kalmamalı…
Almanya'da beşinci duruşması yarın yapılacak Deniz Feneri davasının haberlerine yer veren Hürriyet'in yöneticileri yazarları –hatırlayınız- Ergenekon soruşturması hakkında “Konu yargıda” gerekçesiyle tek kelime etmemişlerdi. Deniz Feneri olayını öne çıkarmak doğru, gayet güzel; peki ikincisini hala cansiperane savunmak ne iş?
Başbakan'ın, Deniz Feneri haberlerinin -kendisiyle irtibatlıymış gibi gösterilmesinden yola çıkarak- doğru yansıtılıp yansıtılmadığı hususunu eksen almak suretiyle Doğan Grubu'nu eleştirdiğini de unutmayalım.
* * *
Doğan Grubu'nun bütün çürütücü misyonu ve son dönem tezviratı bir kenara; Başbakan Erdoğan'ın takip etmesi gereken yol, gündemdeki yolsuzluk iddialarına karşı net ve kararlı bir duruş sergilemesidir.
Doğan Grubu'nun ne yaptığına bakmaksızın, Deniz Feneri olayının üzerine gitmektir. Deniz Feneri Dosyası Türkiye'ye gönderildiği taktirde (haberler bu yönde) suçlamaya maruz kalanların yargı önüne çıkarılmasına yardımcı olmaktır.
Fakir fukaraya yardım yapılan bir organizasyonda suçlanan kimseler şahsi menfaat sağlanmışlarsa, bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır.
TBMM eski başkanı Bülent Arınç, “Türkiye hukuk devletidir. Her suç ve iddia mutlak araştırılmalıdır” diyerek hadisenin üzerine gidilmesi yönünde tavır koymuş; doğru olanı yapmıştır.
Yorumlar Yanlış! Yanlış! Yanlış! Tayyip Bey'in süper-açgözlü bir işadamı ile kamuoyu polemiğine girmesini çok yanlış buluyorum. Onun hakkında bildiklerini en baştan açıklamalıydı. Laf kavgasına girip kendi enerjisini de tüketiyor, Ergenekon gibi vahim bir gündem konusunun da gölgelenmesine istemeden neden oluyor. Bence Tayyip Bey danışmanlarını bir gözden geçirmeli. Onu bu tarz bir polemiğe girişmeye yönlendiren danışmanına şüpheyle bakmalıdır. Turhan Çömez partideki tek Truva Atı olmasa gerek.Bekir Yüceateş Deniz Fenerine sarılan Aydın Doğan medyası için Ergenekon: Fasa fiso, masal!..
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.