Deniz fenerleri, karada yaşayanlar için romantizmin simgesi olarak kabul edilir.
Denizciler için ise yol gösteren sadık bir arkadaş, umut ışığı...
Böyle anlatmış bir dergi; o karanlık okyanuslarda denizcilere umut bağışlayan.. o yalnızlık abidesi kuleleri. Sebahattin Çelebi
Yolunu, yönünü kaybetmişlere, uzakları okşayan ışıklarıyla umut olan deniz fenerleri...
Balıkçıların, yorgun kaptanların görmeyi en çok dilediği o titrek ışık, ruhlarımızın yorgun güvertelerine de vurdu.
Umut ettik onunla...
Yoksullarımıza, fukaralarımıza onun titrek ışıklarıyla ulaşabileceğimizi düşündük.
Ama öyle olmamış...
Öyle değilmiş gerçek.
Vicdanlarımızın üzerindeki örtüyü kaldırdığını düşündüklerimiz; meğer bizi dipsiz bir çıkar kuyusunun içine atmış ve o kuyunun dibindeki oyuncakları haline getirdikleri bir deniz fenerinden, bizlere tebessümle bakmışlar...
Sizlerin, bizlerin, hepimizin samimi duyguları ile oynamış; vicdanlarımızı kullanmış, servet yapmışlar. Hesap kitap bilmeyenler, meğer bizim ümit tohumlarını filizlendirdiğimiz deniz fenerimize, korsanları koymuşlar; kurda kuzu teslim etmişler.
İçimiz acıyor şimdi.
İçimizin acıması; verdiğimiz üç beş kuruştan değil.
Vicdanımızın iki paralık edilmesi, inancımızın, insan sevgimizin, dayanışma duygularımızın sömürülmesi...
Herkesten kötülük bekleyen, insan sevgisinin ne olduğunu bilmeyen hasta bir düşünce, beynimizi, aklımızı, ruhumuzu zorluyor.
Beynimizi kemiren bu düşünce, vicdanımızı esir almaya başlıyor sonra.
Sonra en zor soruyu soruyoruz kendimize...
Hırsızın, alnı secdeye değenini ne yapacağız?
Kendi cenahımızın devleti soyanlarına, milletin hakkını gaspedenlerine ne diyeceğiz?
Üstad mı?
Reis mi?
Abi mi?
Kardeş mi?
Nereye oturtacak, ne diyeceğiz?
Korkmadan, hırsızlara hırsız, korsanlara da korsan diyebilecek miyiz?
"Bir hikmeti vardır" diyenlerimizi alt edebilecek miyiz mesela? Hırsızlıkta bile bir hikmet arayan, "Davanın çıkarı icabı" diye safsatalar uyduranları ne yapacağız?
Bilemiyorum...
Bildiğim, "Vira bismillah" diyerek gönlünü, yüreğini, ümidini denizlere döken balıkçılar gibi bakamayacağım artık, deniz fenerlerine...
Gözlerimi kamaştıran, sisler ardından, ruhuma ışık tutan her deniz fenerine kuşkuyla bakacağım bundan sonra...
Korsanların eline düşen bir deniz fenerinin; umut değil; ancak "şerefsizlik" yansıtabileceğini öğrendim çünkü...
***************
İkinci Yazı
Prensler, adamı krallıktan eder!
Başbakan Erdoğan, Aydın Doğan'la ilgili olarak, ilk defa tonajı bu denli sert açıklamalar yaptı. Aydın Doğan'a ait medya organlarında kendisiyle ilgili olarak yayınlanan iddialar belli ki, Başbakanı oldukça kızdırmış.
Ancak...
Ancak, Sayın Başbakanın üzerinde durup düşünmesi gereken başka hususlar var. Alman Savcıların hazırladığı iddianamede, "Başbakan Erdoğan, para teslim aldı." denmiyor. Böyle bir ifade kesinlikle yok. Ancak Mehmet Gürhan'ın Başbakan Erdoğan'a "teslim edilmek" üzere kasadan para aldığı belirtiliyor.
Başbakanın bu kadar sinirlenmesine, ortalığı velveleye vermesine aslında hiç de gerek yok!
Adı üstünde bu bir iddia.
Erdoğan'ın Aydın Doğan'la kavgasının başka bir zemini, geçmişi olabilir. Ancak, Başbakan biraz daha sakin olabilmeli...
Başbakan, medya ile savaşacağına, kılıçları çekeceğine, yanına yaklaşan.. yaklaşma hesapları yapan.. ilişki kurmayı başaranlara dikkat etmeli.
Hele hele de, "gömleğini çıkardığını" söylediği, Milli Görüş'den eski "dava arkadaşlarına" daha bir dikkat etmeli.
Prens olmak.. olabilmek için gemiyi ilk terkedenlere güvenilmeyeceğini, ilk fırsatta kendisini de satabileceklerini bilmeli Başbakan.
Özellikle medyadaki prenslerine çok güvenen, onları hep önemli koltuklara tayin ettiren.. prenslerin yakınlarına, hiç haketmedikleri makamların yollarını açan Sayın Başbakan, durup biraz düşünmeli...
İçi boş, koftiden insanları, sırf "bana yakın" diye önemli koltuklara oturtursa, Başbakanın daha çok başı ağrır.
Zira unutulmamalıdır ki; prensler, bazen kralları krallıktan ederler...
Kaybedecekleri hiçbir şey yoktur ve kazandıkları, daima kârdır onlar için çünkü...
Yorumlar Mustafa BaRan Sözlerinizdeki açıklığın, öğreticiliğin ve samimiliğin sürekli sürmesini diliyorum.Battal Yildirim Eline Kalemine saglik.
Selamlar Hürmetler
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.