Demek ki çöllerin yeniden ormana dönüşeceği bir çağa giriyoruz.
Mehmet Ali Bulut
Bu arada buzullar da çözülüyor.
Kanada’nın 4 bin yıllık buzulları tuz gibi eriyip sulara gömülüyor. Ama denizler yükselmiyor.
Haberi geçen muhabir, “Bu sadece Kanada’nın değil tüm dünyanın sorunudur” diye feryat ediyor.
Öte yandan göller kuruyor. Bundan 20 yıl önce ‘dünyanın en büyük gölü’ sıfatını taşıyan Çad gölünün yerinde nerede ise ziraat bile yapılamıyor! Göller kuruyor, pınarlar çekiliyor ve eski meralar, yüksek yaylalar platolar, çölleşiyor.
Düne kadar hayatı bizimle paylaşan, dünyayı yaşanabilir kılan yabani canlarımız, dostlarımız, arkadaşlarımız bir bir tükenip yok oluyorlar.
Şu sıralarda da ‘en şifalı gıda’mızı üretmekle görevlendirilmiş sendikasız, sorunsuz işçilerimiz olan arıların başı dertte… Tüm dünyada kitleler halinde ölüyorlar…
Sezen Aksu, Cano’sunun hasretine dayanamayıp, yıllardır oturduğu evini değiştiriyor. Biz onun kadar şanslı değiliz. Evimiz olan dünyayı değiştiremiyoruz.
Ama kartallarımız, atmacalarımız, deldelecelerimiz, tavuslar, turnalar, sülünlerimiz, aslanlarımız, kaplanlarımız, kurtlarımız, sırtlanlarımız bizi terk edip bir daha gelmemek üzere bu dünya sahnesinden çekiliyorlar.
Bilim şu anda kendince gidenlerin yerine yenisini koymak için çabalıyor.
Hayvanları klonluyorlar, meyveleri aşılıyorlar, yağmurlara döl atıyorlar, tohumların özü ile oynuyorlar ama olmuyor.
Soğuğa dayanıklı olsun diye köpek balığı geni ile takviye edilmiş domatesler üretiyorlar. Hastalıklara ve zararlı haşarata karşı dayanıklı olsun diye akrep geniyle takviye edilmiş biberler meydana getiriyorlar. Biberle takviye edilmiş mandalinalar, tüyleri yolunmuş şeftaliler, şekeri arttırılmış salatalıklar üretiliyor ama ‘tanrı eseri’ eskilerin yol bulup hayatımızdan çekilmesine mani olamıyoruz.
Bastığımız toprak altımızdan çekiliyor, soluduğumuz hava ciğerlerimize sadece hayat soluğu taşımıyor.
Sadece ot yemek üzere tasarlanmış besi hayvanlarımızın yemine, daha çok semirsinler diye kan, irin, leş ve pislik katıyorlar ama o et bize tad vermiyor ve bizi beslemiyor. Düne kadar beyaz et tavsiye eden doktorlar, o hayvanlara verilen yemlerden dolayı artık eskisi gibi tavsiyede bulunamıyor…
Genleri ile oynanmış gıdalar, cibilliyeti bozulmuş meyveler ve hayvanlar ve nereye varacağı bilinmeyen genetik çalışmalar, haddi aşmalar, tecavüzler, azmalar, bozmalar, savaşlar ve acılar…
* * *
Ama hiç kar yağmamış Kenya’ya kar yağıyor. 4 bin yıldır orada öylece duran Kanada’nın buzları eriyor. Ve her gün, binlerce yıldır bizimle birlikte yıldızları, gök kubbeyi, çayları dereleri ormanları paylaşan hayvanlar, böcekler, kuşlar ve daha bilemediğimiz kim bilir neler neler yok olup gidiyor…
Gözünü kan ve ihtiras bürümüş, vücudunu şeytani hazlar ve şehvet kuşatmış insanoğlu, etrafına bakmadan ‘vaad’ edilen sona doğru hızlanarak gidiyor...
Rabbini kaybetmiş insan, kendi yarattığı tanrıların telkini ile köpeklerle evlilik yapıyor. Kedi kurban ediyor, toplu intiharlara yürüyor…
Kafesteki maymunlar için ‘izdivaç’ törenleri düzenleniyor, klonlanmış köpek evlendiriliyor, köpekler için toplu çiftleşme törenleri düzenleniyor ama çakallar ölmeye, tilkiler yok olmaya, kaplanlar tükenmeye, arılar telef olmaya devam ediyor…
İnsanoğlu şehvet azgınlığı ile gözü dönmüş şeytan atına binmiş doludizgin gidiyor… Kimse sormuyor:
-Fe eyne tezhebun? (nereye bu gidiş böyle)?
* * *
Bu asır aç. Bu asır muhtaç!
O kadar aç ki doymuyor. Dinlisi dinsizi, Allahlısı Allahsızı, ahlaklısı ahlaksızı, varlıklısı varlıksızı aç; doymuyor, yetinmiyor, kanaat etmiyor.
Dünya, kocaman bir pislik kümesi olmuş, nefisler içinde semirdikçe ‘hel min mezid’ (daha çok!) diyor!
Bu asrın harareti başına vurmuş. Kalbi marazlanmış, yüreği kirlenmiş, gönlü bulanmış, sadrı daralmış, içi yanıyor. Susadıkça saldırdığı şey sadece hararetini arttırıyor.
Çünkü nankör.
Sormuyor bu nimet kimden, bilmiyor sahibi kim, demiyor ücreti ne?
O yüzden yalnız ve sahipsiz. O yüzden şu yangınlar içinde bile üşüyor. O nedenle boğazına kadar dolu bir mide ile bile aç.
Başına alev alev kar yağıyor... Su diye asit ve çamur indiriyor gökyüzü… Buzlar eriyor ama ne bahar getiriyor ne hayat... Yağmurlar yağıyor ama göller dolmuyor. Dallar meyveye duruyor, otlar bitiyor ama beslemiyor bizi. Ve uçup gitti esik tatlarımız…
Kazancımız bereketsiz, nefsimiz kanaatsiz, yaşantımız edepsiz olunca bütün güzellikler kayboluyor.
Çünkü insan, tarihin hiçbir devrinde hiç bu kadar bencil; hiç bu kadar şımarık; hiç bu kadar küstah olmadı. Kur’an’da, ibret olsunlar diye zikredilen kavimler bile bu denli günaha batmamışlardıı. Bugünün insanının elinden, dilinden, belinden fesad akıyor, bozgunculuk akıyor…
Kur’an bize bunu haber verirken “Yazık ki insanın elleriyle yaptıklarından dolayı yerleri ve gökleri fesad ve bozgunculuk kapladı” diyor…
Ve ekliyor; “(İşte), insanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Allah da belki akıllarını başlarına alırlar ve yaptıklarından dönerler diye yaptıklarının bir kısmını onlara tattırmak istedi.” (Rum, 41)
İşte hırslarımız ve edepsizliğimizle, bozduğumuz ekolojik dengenin sonuçları… Buzlarımız eriyor ama göllerimiz kurumaya devam ediyor. Ve “hayvan dostlarımız”dan her gün biri(leri) hayal kuşlarının kanatlarına binip bizi ebediyen terk ediyor...
Genler üzerinde oynamanın bize neye mal olacağını bilim henüz öngöremiyor. Ama Kur’an’ın verdiği ipuçlarına dayanarak ben size rahatlıkla söyleyebilirim ki kanatlı atlar, insan eti yiyen kuşlar, insan kemiğiyle beslenen yarı insan yarı canavar insansılar, daha aklımızın ucundan bile geçmeyen “dabbetü’l-arz”lar (laboratuar ürünü Frankeştaynlar) bizi bekliyor…
Tabii Mülk suresinin 16. ve 17. ayetinde beyan edilen ‘Independent Day’ türü tehditler daha önce gerçekleşmezse…
* * *
Peki bütün bunlar neden?
Azgınlaşan hevesler, sınır tanımaz ihtiraslar, bencil tutkular ve tanrı tanımaz edepsizlikler böyle sürerse emin olabilirsiniz ki, insanoğlu bu yerküre üzerinde eski bütün dostlarını kaybedecek. Onların yerine koymak istediği yeniler ise ona merhamet etmeyecek.
Ellerimizle yaptığımız ve fıtratı tağyir ve Rahman’ın kudretinin eserlerini tahrip ve tebdil ettiğimiz için, ürettiklerimizin, yaptıklarımızın canımıza tebelleş olduğu zamanlar da çok uzak değil.
Bakın şu ayetlere (mealen):
“Onlar, Allah'ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar. Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar. Allah o şeytana lânet etti ve o da, "Andolsun ki senin kullarından bir kısmını payım olarak alacağım. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (Genetik çalışmalarda bütün klonlanmalar kulaktan alınan hücrelerle yapılıyor). Yine onlara emredeceğim de Allah'ın ‘yaratığını’ (yani genleriyle oynayıp, ezelde takdir edilmiş formatını) değiştirecekler." Kim Allah'ı (eşyadaki asıl fıtratı, simli) bırakıp da şeytanı (genetik ve ekolojik saptırmalarla elde edilenleri) dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.
Şeytan (insanın heva ve hevesi, ihtirası) onlara (her şey daha iyi olacak diye ) vaadde bulunur ve onları aslı olmayan ve onlara huzur da getirmeyecek kuruntulara sürükler. Oysa şeytanın onlara vaadi ancak onları aldatmak ve sahip oldukları nimetlerden onları mahrum bırakmak içindir. Nitekim onların varıp varacağı yer de cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu da bulamazlar.” (Nisa, 117 -121)
Bu ayetler, aslında Şeytan’ın âdemoğlundan bir intikam alma seremonisini aktarıyor ama hırslarımız ve tutkularımızla gözümüzü boyadığı için akıl edip düşünemiyoruz.
Ve neticelere bakılırsa galiba Şeytan maksadına da ulaşmış durumda. Nitekim Kur’an da bunu ifade eder:
"Gerçekten de İblis onlar hakkındaki zannını doğruladı ve mü'minlerden bir topluluk dışındaki (tüm insan)lar ona uyup gittiler." (Sebe’ Suresi, 20)
Yorumlar paşamın yeri ERgenekoncular ve Ulusalcılar karşı atağa geçtiler...Hükümetin pasif tavrından yararlanarak intikam ve ÖÇ ALMA yarışına girdiler..İşte bir örnek: Fadime Şahin nerede? İnternetajans’tan bir bomba haber daha!
Dinci tecavüzlerin artması üzerine zeytinyağı gibi üste çıkan başta Yeni Şafak gazetesi ve dincilerin hedefi haline gelen ve Ergenekoncu ilan edilen Fadime Şahin, iddia edildiği gibi estetik ameliyat edilip yurt dışına gönderilmedi.
Fadime Şahin yaklaşık 5-6 yıldır Avrupa yakasında dinci bir belediye başkanı ile imam nikahlı olarak yaşıyor. Evli ve çocuklu bu belediye başkanı imam nikahı kıydığı skandal kadın Fadime Şahin ve ailesine bir de kendi bölgesinde villa verdi. Dinci partinin belediye başkanı haftanın belli günlerinde bu villada Fadime Şahin ile kalıyor.
İnternetajans din sahtekarlarının milleti kandırmasına ve ahmak yerine koymasına her zaman olduğu gibi izin vermeyecek. Müslüman kılığındaki kafirlerin ve sahtekarların maskesini düşürmeye devam edecek.
Bizi izlemeye devam edin.
İnternetajans-ÖZEL
Dursun Yinanç Kuvvayi Medya ve Mehmet Eymür'ün atin arşivinde Aydın Doğan'la ilgili inanılmaz yolsuzluk, hırsızlık, ihanet dosyaları var!..Onlar mahkemeye intikal etse; Aydın Doğan'ı ancak idam paklar! Bana kalırsa Aydın Doğan'ın bütün şirketlerine hemen, acilen el konulmalı!..Devletin sırtında Uzan'lardan sonra en büyük ikinci kambur!..En büyük sülük!..Vampir!..Ahtapot gibi devleti sarmış!..NOT: Aydın Doğan ve adamlarının Alman İstihbaratı ve bazı Alman medya patronlarıyla üst düzey ilişkileri ve T.c. aleyhine temas ve anlaşmaları var..Ayfer Adıbelli Ergenekon'a '4511' Kodu !
Kaçakçılık İstihbarat Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığı 81 ilin ilgili birimlerine '4511' tahsisli yazı gönderildi.
İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığı 'yeni tespit edilen terör örgütüne kod' tahsisi için 81 ilin ilgili birimlerine '4511' tahsisli yazı gönderildi.
Başlatılan 'Ergenekon' soruşturması kapsamında aralarında generallerinde bulunduğu zanlılar gözaltına alınıp cezaevine konulurken, İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığı 81 ilin ilgili birimlerine 'Yeni Tespit Edilen Terör Örgütüne Kod Tahsisi' başlığıyla gönderdiği yazıda kod tahsisi yaptı. Türkiye gündeminde yeni alan 'Ergenekon' davasıyla ilgili gönderilen yazıda, "Yıkıcı ve bölücü terör örgütleri ve fraksiyonları ile terör amaçlı suçlara ait kodlar (a) emir ile gönderilmiştir. Yeni tespit edildiği bildirilen ve ilgi (b) yazı ile kod talebinde bulunulan 'Ergenekon' adlı terör örgütüne '4511' kodu verilmiştir. Gereğinin buna göre yapılarak, yeni verilen örgüt kodunun ilgi (a) listeye dahil edilmesi" bilgisi ulaştırıldı.
İlgi (a) jandarma ilgi (b) emniyet birimlerinin yazısını kapsıyor. Gönderilen yazı kapsamında bundan sonra Ergenekon terör örgütüyle ilgili konular '4511' olarak ilgi birimlerce kullanılacak.
Bilgehan Toğaç Siz nelerle uğraşıyorsunuz, neleri tartışıyorsunuz? BİZDEN zennetiğimiz birileri neler yapıyor?...Cumhurbaşkanı Sayın Gül'ün bundan önce atadığı 21 rektörden 8'i KIZILBAŞ'tı. Şimdi atadığı 23 rektörden 6 veya 7'si KIZILBAŞ!...Etti: 15..Aleviler bayram ediyor!..Üniversiteler AZINLIK MEZHEBİNİN eline geçiyor! Suriye'de olduğu gibi!...Haydi hayırlısı!..PEYAMİ Hişşşşt!..Haberiniz var mı?...UĞUR MUMCU suikastinde, TBMM KOMİSYON RAPORUNDA AYNEN BUNLAR YAZMAKTADIR!..
UĞUR MUMCU -TBMM KOMİSYON RAPORU:
14-) Komisyona ifade veren Nezih Tavlaş’ın 20/02/1993 tarihinde Faili Meçhul Cinayetler Komisyonuna verdiği ve bir örneğini Komisyonumuza sunduğu Başbakanlığa hitaben yazılmış, MİT Müsteşarlığı antetli ve Müsteşar Sönmez Köksal imzasını havi 02/02/1993 tarih ve 01.786.8879/435 sayılı yazıda “ABD’nin, güvenliğini ve hayat çıkarlarını yakından ilgilendiren Türkiye’nin, gerekli yerlerinde kuvvet bulundurmak ve bu maksatla Orta Doğu’yu kontrol altına alıp, Türkiye’nin dine dayalı bir yönetim altına girmesini önlemek maksadıyla;
ABD Haberalma Servisi “CIA” denetiminde, İsrail Kabine görevlisi Haim Bar-Lev kontrolünde, İsrail “GANDA” birliklerinde eğitim gören altı kişilik özel TİM “Hayf” Deniz Üssünden botla Türkiye’ye giriş yapmışlardır.
Mezkur timin ülkemizdeki görevleri, Teşkilatımızın değerli Haber kaynaklarından Gazeteci Uğur Mumcu ve Mehmet Ali Birand’ı öldürmekdir.
Gazeteci Uğur Mumcu’yu öldüren tim elemanları ikinci görevleri olan Mehmet Ali Birand’ı öldürmek için ülkemizden çıkış yapmamışlardır. TİM elemanlarının yaptığımız istihbarat neticesinde İsrail Hükümetinin Ankara Temsilciğinde kaldıkları tespit edilmiştir.(EK: 11/265-266
NOT: Nezih Tavlaş'ın bildiğini DEVLET, HÜKÜMET ve Savcı ÖZ bilmiyor mu?..O zaman?...Peyami Çalıştay Dehşet veren bir konuşma!..Sayın Savcı Öz; Mehmet Ağar'ın ne zaman ifadesini alacak?..: İÇİŞLERİ eski Bakanı Mehmet Ağar'ın, bombalı bir suikaste kurban giden Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu evinde ziyareti sırasında şöyle bir konuşma geçer...
Mehmet Ağar: Bunu polis memurlarının yorgunluğuna, insanlık haline vermek lazım. Çünkü tutanaklar sahte değil.
Emin Değer: Ben 43 yıllık hukukçuyum. Hiçbir savcı bu tutanakları delil olarak kabul etmez. Savcılar, bu tutanakları, davadaki taraflardan biri itiraz ederse, sahte evrak sayar ve soruşturma açar. Hukuk Fakülteleri'nde, tutanak tahrifatı yapıldığı zaman, yanına `silindi' diye yazılır ve `düzeltilir' diye öğretilir. El yazılı tutanaklarda yapılan değişikliğin, alt tarafa not olarak konulacağı anlatılır.
Ağar "ne yapayım" dercesine iki elini yana açar.
Güldal Mumcu: Görüyorsunuz, bir sürü yanlışlık üstüste dizilmiş, önümüzde bir duvar gibi duruyor.
Mehmet Ağar: Altından bir tuğla çekerseniz yıkılır.
Güldal Mumcu: Çekin öyleyse.
Mehmet Ağar: Yapamam, mümkün değil.
Güldal Mumcu: Çekin altında kalsınlar.
Mehmet Ağar: Yapamam.
Güldal Mumcu: O zaman siz altında kalırsınız...
Saime Kutal MÜMTAZ SOYSAL'ın EŞLERİ-2: Sevinç Soysal..Bir zamanların Disişleri Bakani Mümtaz Soysal'in eşi Unicef Turkiye Milli Komitesi Genel Müdiresi Sevinç Soysal kimdir?..Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'na üye MİT patronu, 1974 yılında ölen Celalettin Tevfik Karasapan, 1959-1960 yılları arasında sekiz ay süreyle MİT'in başında kaldı. 1899 Medine doğumlu olan Karasapan, Afyon senatörlüğü ve turizm bakanlığı da yaptı. Karasapan'ın kızı Sevinç Karasapan Prof. Dr. Mümtaz Soysal'la evlendi. Tevfik Karasapan'ın oğlu Ahmet Erdinç Karasapan da bir büyükelçi idi...Celalettin Tevfik Karasapan, sivil bir diplomattı. Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreter Yardımcılığı ve Romanya Büyükelçiği yaptı. 1959'da MİT'in başına getirildi. Eşi Nevzat Karasapan ile birlikte Ankara sosyetesinin renkli simaları arasındaydı. Şık, kültürlü, zarif bir adamdı. Güzel dans ederdi. Paris Siyasi ve Sosyal Bilimler Okulu mezunuydu. İngilizce, İtalyanca ve Fransızca konuşurdu. Mason'du.
27 Mayıs İhtilali'nden sonra görevinden alınan Karasapan'ın darbeden haberi olup olmadığı konusunda iki ayrı görüş var. Biri; Bayar ile Menderes'i darbeden haberdar edemediği. İkinci görüş ise eski damadı gazeteci Mehmet Ali Kışlalı'ya ait: "MAH, Celalettin Tevfik Karasapan döneminde askeri müdahale hazırlıkları hakkında işaret almış, müsteşar Çankaya Köşkü'ne, Bayar ve Menderes'e bu bilgileri vermek için çıkmıştır. Bu olayın kişisel şahidi de, zamanın Basın Yayın Genel Müdürü Altemur Kılıç'tır. Ama müsteşarın naklettiği bilgiler ciddiye alınmamış, haberi getiren 'şeamet tellalı' olmakla zirvedekilerce suçlanmıştır."
Karasapan, ihtilalden bir yıl sonra Afyon'dan senatör seçildi. Turizm Bakanlığı yaptı. Talat Aydemir'in 21 Mayıs 1963 tarihinde hükümeti yıkmak için giriştiği harekattan haberi olmadığından, kırmızı plakalı makam arabasıyla dolaşırken az kalsın gözaltına alınıyordu. Karasapan anılarını da yazdı. Torunları, dedelerinin anılarını kitap yapmak için uğraşıyorlar.
Prof. Dr. Mümtaz Soysal, Amerika'da öğrenimini tamamladıktan sonra Türkiye'ye dönünce, eşinden ayrılan Sevinç Karasapan ile tanıştı ve evlendi. İki kızları oldu. Halen mutlu bir evlilikleri var. Zonguldak-Merzeci'den Mümtaz Soysal; Galatasaray Lisesi'nden mezun olmasına rağman öğrenimini ABD'de tamamladı, ABD ile çok özel ilişkiler geliştirdi!...Aynen İlhan Selçuk gibi..Mümtaz Soysal; geçtiğimiz aylarda yine ABD'deydi!...
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.