Habertürk'ten meslektaşımız Balçiçek Pamir ilginç bir yazı kaleme aldı. Başörtülülere cüzzamlı muamelesinin yapıldığından, dışlandıklarından bahsediyordu Pamir.
Sebahattin Çelebi
İlginç.. aslına bakarsanız bir o kadar da beklenmedik bir yazı...
Pamir'in kullandığı o lanetli "cüzzam" kelimesi, bana Ridley Scott'un "Cennetin Krallığı" filmini hatırlattı. Hatırlarsanız oldukça başarılı bu flimde; Kudüs'ün Hristiyan kralı ileri derecede cüzzam hastasıydı. Kral vücudunu gizlemeye çalışıyor, yüzüne de maske takıyordu. Başında da ben diyim başörtüsü, siz deyin şal gibi bir şey takıyordu zavallı Kral...
Şöyle ufak yollu bir tarama yaptım. Türkiye'de 2002 verilerine göre 30-40 civarında cüzzamlı hasta kaydedilmiş. Tedavisi mümkün bir hastalık artık.
Konumuz cüzzam değil elbette...
Balçiçek Pamir'in köşesine dönelim:
"Bodrum’da bir sahil. İki haşemalı genç kız denize doğru yürüyor. Ne yalan söyleyeyim ben de uzun uzun baktım. Alışık olduğum bir görüntü değil. Bir tanesi yeşil bir tanesi mor üstelik. O sıcakta terlemezler mi diye düşündüm. Bir tanesi yanıma yaklaştı. “Biz” dedi. “Bursa’dan geliyoruz, ilk defa buraya geldik. Sizin de ikizlerinizi görünce benim de 1,5 yaşında oğlum var acaba ne önerirsiniz? Ne yapsak, otelden memnun değiliz nerede kalsak?”
Pamir, bu iki bayana gösterilen tepkileri sıralıyor ve şaşkınlığını dile getiriyor.
Burada biraz durmak ve bizim mahallenin sakinlerine de birkaç soru sormak durumundayız...
1) Belli ki, "dini hassasiyetlerinden" ötürü "haşema" giyen bu iki başörtülü bayan, kadın-erkek karışık halde denize girilen yerlere giderken, "hassasiyetlerini" hangi mahallede bırakmışlardır?
2) Hüsn ü zan edelim. Sadece bayanlara açık bir havuz veya plaj ise mekan, niçin tepeden tırnağa kapanma ihtiyacı hissetmişlerdir? Kadınların bulunduğu ortamlarda, tolerans ölçüsü her ilmihalde yer almaktadır.
3) Bu bayanlar, kadınlar hamamına gidiyorlar mıdır? Gidiyorlarsa, orada da haşema giyiyorlar mı?
Balçiçek Pamir'in karşı cepheden bu bayanların haklarını koruyan yazısına mukabil, bu ayrıntıların da üzerinde düşünmeden edemiyoruz.
Bu bayanlar bu kadar hassaslar ise, kadın erkek karışık plajda veya havuzda ne işleri var?
Ya kadın erkek ayrı mekanları kullanarak, ucube "haşemalarla" komik duruma düşmeyin..
Ya da hassasiyetlerinize göre hareket edin... Ne işiniz var denizde!
Başörtülüler, böyle rüküş haşemalarla su içinde debelenirken; birileri söylenip duruyor:
Yorumlar x men Haşema. Ne kadar iğrenç bir görüntü. Haşema çıktı çıkalı kendime sorar dururum, insan denize mutlaka girmeli mi diye. Şifa diye pis denize girmek, hem de haşemayla. Pislenmek ve mensup olduğun dine küfrettirmek. Bence burada dindar kadınlar yanlış yapıyorlar. Denize girmek de neymiş yahu. İçki içilen dükkanlardan alışveriş yapmazlar sonra bedenlerine yapışan giysi ile denize girerler bir sürü slip mayolu erkeğin arasından. Biraz din de bozuldu galiba. Ben eşimi denize sokmuyorum, kendisi de asla girmek istemiyor hatta ben bile deniz kenarına gitmiyorum. Cehenneme odun olmak da var. Biraz da dindar kadınlar böyle düşünsünler. Denize girmezseniz valla bir şey olmaz. Evde duş alın. Hatta unuttuğunuz abdesti alın, bu yeterlidir!ramazan provakasyonu olmasın? Yıllardır ramazan yaklaşırken buna benzer provokatif fotoğraflar ve haberler gırla giderdi.Bu haberde böyle bir haber olmasın sakın? Yoksa sizinde dediğiniz gibi islamiyeti bilen ve yaşayan birisinin bilincli olarak o ortama gitmesi ve böyle basına bir malzeme vermesi mümkünmü?Bunlar kendileri bu haberi pişirip yapmış olmasınlar? AHMAKÇA Ve Budalaca bir haber ve yazı.haberi yapanda yazanda bunu ortaya koyanda tam bir geri zekalı olmalı...söylenecek başkaca bir tarif bulamıyorum.ibrahim yazıyı okumaya başlarken bayağı umutluydum ama ilerledikçe kafaların nasıl örümceklendiğini düşündüm barış hoşgörü hak getire tahammül denen bir şeyi umarım içinize sindirirsiniz
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.