|
|
|
|
|
Taşeron
Gürcistan askerlerinin ayrılıkçı bölge olarak gördüğü Güney Osetya’ya girmesinden sonra Rusya çok büyük tepki gösterdi ve bugün gelinen durum ortada. Gerginliğin arka planı göründüğü gibi basit değil; enerji koridorlarının kimin tarafından kontrol altında tutulacağı ile ilgilidir.
Taceddin Kayaoğlu
Anlaşıldığı kadarıyla birileri “Kadife Devrim”in çocuğu Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’yi fena dolduruşa getirmiş... Yoksa Rusya’ya rağmen Güney Osetya’ya asker sokmayı “deli cesareti” deyimi ile açıklamak mümkün değil. Çünkü, koordinasyonu olmayan cesaretin sonu Saakaşvili olur.
Güney Osetya olayı sırasında ortaya çıkan gelişmelere dikkat edin; sayın başbakanımız bir Kafkasya ittifakından bahsederken, Avrupa Birliği temsilcileri hızla Gürcistan’a gitti. Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy 6 maddelik bir plan dahilinde Ruslarla Gürcüleri anlaştırmaya çalıştı. Polonya, Ukrayna, Litvanya, Estonya ve Letonya’nın devlet başkanları ile başbakanları Gürcistan’a giderek Saakaşvili’ye desteklerini göstermekten beri durmadılar. Oysa hâlâ Amerika’nın Kuveyt meselesinde gösterdiği tepkiyi hatırlatacak bir girişim görmüyoruz.
Anlaşılan o ki; Pentagonlu ağabeylerimizin yeni bir hamlesi ile karşı karşıyayız. Söz konusu bu hamle aslında tanıdık ve fakat aktörleri değiştirilmiş gibi.
Nasıl mı?
Şöyle; Derin devletlerin bir geleneğidir taşeron örgütler kullanmak. Bu tip yapılardan bahis açılınca ilk akla gelen ise CIA’dir. Ki, aslında onlar da bir bakıma “sermayenin taşeronluğu”nu yapmaktadırlar, ama ayrı bir konu.
Çalışma şekilleri nedir bunların? Çok kimsenin bildiği üzere -Ergenekon dâvâsı ile bu sadece belgelenmiştir- hedef aldıkları yapıları zayıflatmak için illegal örgütler kurarlar veya kurulmuş olanları ele geçirmek suretiyle kendi öngörüleri doğrultusunda aktivite ederek yönlendirirler. DHKP-C, TİKKO, TİT, Hizbullah, İBDA-C, Saunacılar, Atabeyler bizim yerli yansımalarımızdır sadece.
Almanya’daki Kızıl Ordu’yu, Sri Lanka’daki Tamil Aslanları’nı, İspanya’daki Baskçıları vb. bu kategorinin dışında tutmak mümkün müdür? Hemen hemen hepsinin arkasında bir derin devlet elini görmek ihtimal dahilindedir. Ve şaşkınlığa da gerek yok; Makyavelist ahlâkın [Makyavelizm; Floransalı siyaset kuramcısı, yazar ve devlet adamı Niccolò Machiavelli’nin (1469-1527) siyasal sistemine verilen addır. Yönetmek için her yolun geçerli olduğu görüşüne dayanır ve hiçbir ahlâkî değeri dikkate almaz. Kural ve dürüstlük dışı siyaset de denilebilir.] yapılandırdığı modern devletler açısından teröre destek vererek dış politikanın stratejik amaçlarına ulaşmak işin doğasıdır.
Lakin Güney Osetya meselesine bağlı olarak ortaya çıkan son gelişmeler zihnimizi bulandırıyor. ABD’nin ciddî anlamda ortalarda görünmemesi kaçak dövüşmenin ötesinde bir şey. Sanki taşeron terör örgütlerinin kurgulayıcı merkezleri bizleri yeni bir kavramla tanıştırmak üzere. Adını biz koyalım; söz konusu bu kavram “stratejik işbirliği”nden, “stratejik ortaklık” ifadesine kaymış TAŞERON DEVLET kavramıdır. Peki kimin adına?..
Aman dikkat!
Benim gibi başkaları da hep ifade etmeye çalışıyor; Ergenekon Operasyonu küresel gelişmelerden bağımsız değildir. Yaşadığımız süreçte bir Gladyo yapılanması tasfiye ediliyor. Ben bazılarının iddia ettiği gibi bu tasfiyeyi Amerikalıların Türkiye’ye bir iyiliği olarak görmüyorum. Tamer Korkmaz’ın deyişiyle “Ankara Gladyosu”nun çöküşü bizim emniyet istihbaratımızın bir başarısıdır. Bir kısım Amerikan derin devlet lordlarının (Cheney gibi) yaptığı sadece meseleyi bir pazarlık konusu yaparak yeni çıkarlar elde etmenin ötesinde bir şey değildir.
Peki bu pazarlığın derin ABD’nin bir kısım kanatları açısından stratejisi ne olabilir? sorusunu sorduğumuzda ilk verileri Gürcistan-G.Osetya meselesinde ortaya çıkmaya başladı.
Gürcistan’ın “hesapsız” eylemi önceden konuşulmuş ve hazırlanmış gibi. Birisi saldıracak diğer birileri ise ona arka çıkacak. Meselâ kim? TÜRKİYE. Peki kimin adına?
Daha önceleri bir vesileyle yayınlamış olduğumuz “Hesaplanamamış Rekabet” isimli makalemizde; Türkiye’nin kendi bölgesinde tarihî dinamiklerinden kaynaklanan yeni bir rakip olduğunu ifade etmeye çalışmış ve bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendirmiştik. Sonraki yazılarımızda da merkeze “Hesaplanamamış Rekabet” makalesindeki fikirlerimizi koyarak Türk-Amerikan ilişkilerinin artık yeni bir döneme girdiğini ve Amerikalıların Türkiye’yi son derece ciddiye alması gerektiğini ifade etmiştik. Kanaatime göre de; Ergenekon’un tasfiyesi ile bu yeni hal arasında doğrudan bağlantılar bulunmaktadır.
Türkiye şu konuya son derece dikkat etmek zorunda; Bir devletin gücü, olayların gelişim aşamasında gösterdiği herhangi bir politik sürecin (Gürcistan örneğinde olduğu gibi) ilk anında ortaya çıkar. Rusya’nın Gürcistan’a askerî müdahalesinde ise Türkiye “ilk inisiyatif”i almanın çok ötesinde kalmış ve hatta bence bu nedenle de bölgesinde prestij kaybına uğramıştır. Bu gelişme bizim devlet olarak henüz uluslararası bazı gelişmelerde yeterli derecede yetkin olamadığımızın kanıtıdır. Büyük devletler kısa, orta ve uzun vadeli master planlar ile hareket ederler. Bizde ise bunu hatırlatacak herhangi bir tartışma veya hazırlık şimdilerde varmış gibi görünmüyor.
“Stratejik ortaklığa” evet, ama dikkat edelim ve bu çekici kavram adına kimsenin taşeronu olmayalım. Türkiye’yi yöneten siyasiler için yapılacak en önemli şey; şimdilik Osmanlı hinterland alanında kültürel, sosyal ve ekonomik alanlarda yapı taşlarını döşemenin ötesine geçmemektir.
Son olarak şunu aktarayım; bir internet sitesinde (vikipedi.com) Gürcistan ile ilgili merakımı mucip şeyler ararken şu cümle dikkatimi çekti: “Gürcistan Yahudi cemaati, yeryüzündeki en güçlü Yahudi cemaatlerinden birisidir.”
Ne dersiniz? Yahudi kökenli sosyalist neo-conların bütün bu gelişmelerdeki parmağı nedir acaba?
17.Ağustos.2008 12:57:32
|
|
|
|
|