Denizde kum, Eruygur Paşa'da 'fişleme' belgesi! Tamer Korkmaz
Ergenekon tutuklusu Emekli Orgeneral Şener Eruygur, 2002-2004 yılları arasında Jandarma'nın başında iken Cumhuriyet Çalışma Grubu'nu kurarak adı 28 Şubat'la özdeşleşen BÇG'nin işlevini sürdürmüş; başarısız darbe girişimlerinin de “unutulmaz yönetmeni” olmuştu…
CÇG tarafından hazırlanmış olan “gizli” ibareli belgeler Eruygur'un ofisinde ele geçirilmişti.
Cumhuriyet Çalışma Grubu, Türkiye'nin bütün illerinde kim var kim yoksa önüne geleni fişlemiş; şahıslar ve kurumlar hakkında elde edilen özel bilgiler daha sonra raporlaştırılmıştı.
CÇG, AK Parti'nin 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelmesinin hemen ardından kurulmuştu…
Ortaya çıkan yeni belgeler, CÇG'nin “siyaset mühendisliği”ne soyunduğunu gösteriyor:
Eruygur komutasındaki CÇG, 2004 yerel seçimlerinde AKP'nin başarısını engellemek için seferber olmuş, ancak sonuç alamamış!
Eruygur Paşa'nın seçime müdahale planında “AKP'nin laiklik üzerinden değil, çeşitli yasa tasarıları ve dış politika konuları üzerinden yıpratılması” hedeflenmiş…
İktidar partisinin kimi milletvekillerinin istifalarıyla “parçalanması” planları yapılmış; ayrıca “merkez sağda alternatif bir partinin güçlendirilmesi” amaçlanmış…
Belgede “Mahalli genel seçimler öncesinde TBMM'nin şekillendirilmesinin zorunlu olduğu” ifade ediliyor...
2004 yerel seçim sonuçlarının Eruygur Paşa'yı müthiş rahatsız ettiği söylemeye gerek yok.
* * *
Eruygur açısından başkaca trajikomik durumların yaşandığı yine “fişleme” belgelerinden anlaşılıyor:
CÇG'nin kayda geçirdiği “askeri lojmanlardaki sandıklar”dan AKP birinci parti çıkmış!
“Kara Kuvvetleri ve Jandarma Lojmanları Seçim Sonuçları” başlıklı CÇG fişlemesinde Etimesgut, Beytepe, Güvercinlik'teki lojmanlar başta olmak üzere pek çok yerde AKP'nin ilk sırayı aldığı işaretleniyor; sonuç hakkında ise “Maalesef” vurgusu dikkat çekiyor!
Askeri lojmanlardaki seçim sonuçları Eruygur Paşa'nın moralini bozunca, Cumhuriyet Çalışma Grubu raporunda “Personelin bilinçlendirilmesi ve siyasi tercihlerinin bu bilinç ışığı altında şekillendirilmesinin sağlanması gerektiği” özenle vurgulanmış!
* * *
Bütün bunlardan sonra arşivimizdeki tozlu dosyalara dönüyor ve Eruygur'un ADD'nin Başkanı olduğu dönemde
“ADD'nin amacı Atatürkçü düşünceyi egemen kılmaktır. Siyaset bizim işimiz değil. Bu görev siyasal partilerimize düşüyor.”
Jandarma'nın başında iken “siyasete ve seçimlere müdahale planlarıyla” epeyce meşgul olan Eruygur Paşa “siyasetle zerre kadar ilgilenmediğini” Milliyet'teki söyleşiden birkaç ay sonra çeşitli illerimizde organize ettiği “Öfkeli Tuncay Özkan Mitingleri” ile de ispatlamıştı!
ADD Genel Kurulu'nda 28 Ocak 2007'de yaşanan “arbede” Eruygur Paşa'nın “sert görüntüsünün altında yatan muzipliği” ortaya çıkarmıştı:
Eruygur, kendisini ADD'de sıkıyönetim ilan etmekle suçlayan muhaliflerine “Bana karşı darbe girişimi yaptınız. Bu Atatürkçülere yakışır mı?” diye çıkışmıştı:
“Darbe Girişimi” denince akla kimin adı gelir?
“-Çok Yaşa, Kara Mizah Paşa!”
* * *
Eruygur'un bir ara Nur Serter'le birlikte yönetiminde bulunduğu Çağdaş Eğitim Vakfı'nın “AB fonlarından beslendiği” de ortaya çıkmıştı:
“AB parasıyla AB karşıtlığı yapmak” şahaneydi!
Eruygur'a nezaket ziyaretinde bulunan ABD elçilik yetkilisinin ADD Başkanı'na “Cumhuriyet mitinglerini nasıl finanse ettiklerini sorduğu” Sabah'ın 12 Temmuz 2007'deki manşetinde yer almıştı.
Peki, ADD'ye “sponsorluk yaparcasına yüklüce miktarda bağışta bulunan” kimdi? Eski Cumhurbaşkanı Sezer…
Merak bu ya…
Köşk'te iken üst düzey bürokratları “fişlettiren” Ahmet Necdet Bey, söz konusu “özel istihbarat hizmeti” için acaba Eruygur Paşa'dan mı yardım alıyordu?
Yorumlar Yıldız Egemen Ergenekoncular, ülkemizde yaşayan Musevi Türk vatandaşlarını ve Yahudileri de fişlemişler.. Hazırlanan işte o liste: "B’nai B’rith Teşkilatı”nın Türkiye’deki ismi de "FAKİRLERİ KORUMA DERNEĞİ”dir.
Dernek, 1939 senesinden beri bu isim altında faaliyette bulunmakta ve “Minare Sokak, No:11/17 Beyoğlu-İstanbul/Tel: 244 20 43” adresinde, zırhlı kapılar, her tarafı kaplayan kameralar altında çalışmaktadır.
(Aşağıdaki bilgiler, -29 Mart 1984 tarihli karar ile İdare Kurulu ve Üyelerinin listesi- eski bilgiler olmasına rağmen, -bu tip teşkilatların belgelerine ulaşmanın zorluğu ortadadır- bu habis teşkilatın Türkiye’deki azalarını ve bu azaların basında çıkan haberlere binaen nasıl “büyük işler” başardıklarını sezebilmek için (Yesevizade’nin ifşaına binaen) yayınlıyoruz.
Derneğin idari kurulu ve üyeleri(den bazıları) şunlardır:
İDARİ KURUL:
Başkan: Rıfat Saban. (İst. Nesim’den olma, 1939. Sanayici.)
Başkan Vekili: Mordo De Toledo. (İst. Elyazar’dan olma, 1938. Sanayici.)
Sekreter: Daniel Navaro. (İst. Hayim’den olma, 1939. Serbest Meslek.)
Veznedar: İzzet Kayan. (İst. Çelebon’dan doğma, 1942. Serbest Meslek.)
Muhasib: Vitali Saporta. (İst. Yuda’dan olma, 1936. Muhasebeci.)
Müşavir: Yakub Baruh. (İst. Nesim’den olma, 1945.Reklamcı.)
Müşavir: İzak Abudaram. (İst. Leon’dan olma 1932. Tüccar.)
Müşavir: Diko Ovadya. (İst. Yakim’den olma 1948. Tüccar.)
Müşavir: Sami Herman. (İst. Marko’dan olma 1950. Tüccar.)
DENETLEME KURULU:
İzak Anavis. (İst. Avram’dam olma 1913, Emekli.)
Mithat Benhayim. (İst. Salamon’dan olma, 1937, Muhasebeci.)
İzak De Eskenazis. (Edirne, Yasef’ten olma 1909, İdareci.)
MÜŞAVİR YEDEKLERİ:
Elizer Meranda, Tüccar
Beno Frayman, Yönetici,
İzi Telvi, Mühendis,
Nesim Ruso, İnşaat Mühendisi,
Darya Fridman, Serbest Meslek,
DENETLEME KURULU YEDEKLERİ:
Yusuf De Leskenazis, Mühendis.
Yuda Reyna, Avukat.
Silviyo Sayah, Tüccar.
FAKİRLERİ KORUMA DERNEĞİ ÜYELERİ
(1-253 sıra numarası ile kayıtlı üyeler.)
Lassare D Franko,
İsrael Geron
Henri Geron,
Josef Margulies
Josef Menaşe,
Vitali Eskenazi,
Edi Anavi,
Nisim Toledo,
Albert Razon,
Mois Akşiote,
Nisim Sonsino,
Baruh Pinto,
Samuel Kemal Brudo,
Josef Danon,
Albert Fridman,
Eli Leon,
Albert Benmayor,
Mois Papo,
Marcel Namer,
İsrael Ovadya,
Jak Veissid,
Elieser Behar,
Salamon Ovadya,
Yasef Sosyal,
Emil Gueron,
Ovadia Habib,
Jak Pardo,
Yomtov Garti,
Sami Layıktez,
İsak Navaro,
Albert Benardete,
Emil Franko,
Mandil Hananel,
Hayim Meyohas,
Albert Civre,
Sinto Pesah,
Josef Benbanaste,
İsak Salti,
Marcel Abravanel,
Salamon Becerano,
Rafael Presko Torel,
İsak Halevo,
İlyao Perahya,
İlya Beyar,
Rıfat Bali,
Rafael Behar,
Leon Benuzio,
Erico Hirş,
Erol Dilek,
Abraham Haim,
Hayim Kohen,
Sami Krespi,
İsak Danon,
Sami Kohen,
Hayim Koronel,
Lüsyen Misriel,
Valter Adler,
Eli Behauaran,
Albert Hayim,
Fredi Tiano,
Cincomo Afraim,
Nesim Afumado,
Enriko Madiano,
Yasef Yoaf,
David Aseo,
Salomon Kaneti,
Nesim Meşulam,
Nedim Yahya,
Sabi Ruso,
Bernard Naum,
Rafael Puller,
İsak Bardavid,
Yako Behmuaras,
Röne Somek,
İsak Sisa,
Mithat Benhayim,
Moiz İşman,
Rıfat Saban,
Rafael Abuizak,
Morde De Toledo,
İsak De Eskanazis,
Berti Kamhi,
Salamon Tani,
Sami Hüg,
Şarl Danon,
Salamon Alfendari,
Rıfat Elyo Behmuaras,
Natan Eskenazi,
Henri Yaşova,
İsak Pis,
İzzet Hatem,
Hayim Pinhas,
Bünyamin Namer,
Hayim Viktor Albukrek,
Jermi Sadaka,
İsak Abudaram,
Avram Kastoryano,
Abram Goldenberg,
İsak Kohen Çuhacıoğlu,
Albert Nemase,
Hayim Behar,
Avram Duenyas,
David Aburah,
Hayati Metiner,
Nisim Behar,
İsak Baruh,
Silvia Beceren,
Marcel Beceren,
Albert Kazes,
Nesim Nino Levi,
Nesim İzak Lodrik,
Selim Albukrek,
Reno Angel,
İsak Anavi,
Yako Mayorkas,
Bensiyon Pinto,
Silviyo Sayah,
M. Albukrek,
Josef Baruh,
Hayim Kohen,
Rıfat Sasuni,
Nasday Sadaka,
Salamon Bensason,
Salamon Çakın,
Hayim Viktor Hatem,
Yako Ovadya,
Mordo Baruh Berk,
Eliesser Niso Saydam,
Selim İşman,
Yılmaz Albükrek,
Make Abraham,
Jak Arditi,
Viktor Braunştayn,
Aron Habib,
Nedim Karako,
Sami Maçero,
Yomtov Naon,
Asil Sami Aji,
Ninso Russo,
Nessim Esinli,
Yakub Baruh,
Moris Elder Kaspi,
İsak Mino Debehar,
Erniko Grosa,
Hayim Markus,
Ciacoma Saban,
Alber Baruh,
İsak Anavi,
Şaul Menahem,
Nissim Abut,
İzak Sevik Alfandari,
Avram Albohayre,
Mişel Benrey,
Yusuf Tezman,
Ceri Benardate,
Albert Şilton,
Hanri Mitrani,
Seyfi İşman,
Moris Fransez,
Nesim Benbanaste,
Anri Erol Koronyo,
Viktor Sidi,
Sami Hodara,
Josef Tari,
David Altares,
Mair Nas
Selim Razon,
Gabriel İpekel,
Erol Baruh,
Naim Güleryüz,
Sami Granit,
Eli Pardo,
İzidor Baruh,
David Elhadef,
Nesim Sonsino,
Erol Biçaco,
Erol Elia Penso,
Sami Day,
Maryo Frayman,
Mordo Zakuto,
Eli Yaffe,
Yusuf Behar,
Darya Fridman,
Mordahay Diko Ovadya,
İsak Haliyo,
Rıfat Hasan,
Moris Kohen,
Daniel Navaro,
Henri Russo,
Hayati Zakuto,
Moşe Moris Benhabib,
Josef Kohen,
Samson Soni Alev,
Alen Hananel,
İsak Kohen Hemsi,
Elieser Meranda,
Ebram Mizrahi,
Simon Telvi,
Nesin De Eskanasiz,
Yusuf De Eskanasiz,
Moiz Derkazcu,
Jak Kamhi,
Yusuf Gerez,
Yaşar Levent,
Roje Asseo,
Nesim Güveniş,
Albert Meşulam,
Viktor Saul,
Mayir Gaon,
Leon Marcel Kuruyel,
Zeki Kovos,
Yomtov Tovi Franko,
Sami Herman,
İzzet Kayan,
Yusuf Behar,
Beno Frayman,
İsak Behar,
Kemal Akohen,
Mois Kohen,
Eli Ateş,
Vitali Saporta,
Josef Joe Koronel,
Mişel Boritzer,
Josef Franko,
Avram Fresko Değerli,
Albert Sidt,
Lazar Benezra,
Eli Salah,
Moris Menahem Benbaset,
İsak Eskenazi,
Yazar Elyazar,
İsak Roso,
Yusuf Taragano,
Amri Hiyago,
Moris Pardo,
Amri Moaraf,
Nedim Görel,
Maryo Aziz,
Rober Mizrahi,
İsak Levi,
Yuda Reyna,
Moşe Haleva,
Robert Sason,
Hayim Vitali Meşulam,
Albert Benhabib,
Soli Amado,
İzak Telvi,
İzzet Keribar,
Nesim Nino Nahmiyas,
Yako Asayas,
Mihael Levi.
(Kaynak: http://3000aile.blogspot.com/2006_07_01_archive.html)
NOT: Yukarıdaki isimlerin tamamına yakınının İsrail'e Mossad'a çalıştığı ve mason oldukları vurgulanıyor..Bu liste, tutuklanan birçok Ergenekoncunun bilgisayarından çıkmış..Ferah Ataş Doğan Holdng'te İŞler Nasıl İşler?..
SD (Sema Doğan)
MAY (Mehmet Ali Yalçındağ)
......
SD- Biz ne yapacağız?
MAY- Çok kötü oldu ya... Yani.. Şey.. Kulaklarım şey gibi. Kan çanağı gibi kıpkırmızı oldu.
SD- Yaa...
MAY- ......... derler ya... Adam bir de öyle bir laf ediyo, etmiş ki..
SD- Yaa...
MAY- İşte ........ biliyordu zaten diye...
SD- Şey kim demiş?
MAY- Adam demiş... ........... biliyordu demiş.. Aydın bey... Bana bunun görüşmelerimizi etkilemeyeceğini söyledi demiş. Beni demiş patron olarak görmek istiyorlarsa geleyim kendilerine de söyleyeyim. Benim patronluğumu kabul etmiyorlarsa demiş, Aydın beye söylerim, isterse vazgeçebilirim, demiş...
SD- İşte o kadar...
MAY- Cezai şart da istemem demiş...
SD- Şu hale bak? Ne pis iş yaptık? Ne biçim iş anlamıyorum ama bunu biliyodum ama..
MAY- .....
SD- Bu telefonlar da dinleniyor mu ne yapıyor, onu da bilmiyorum...
MAY- Dinleniyordur
SD- Yüzde yüz...
MAY- Yani şey oldu anne, tatsız oldu...
.....
.....
SD- Öyle zor bir durum ki...
MAY- Yaaa
SD- Öyle kötü ki!!
MAY- Yalçın Doğan diyor ki 'Niye sevinmiyorsun?' Dedim 'Kardeşim, satarken üzülmedik ki yani.. Bu kararı alırken üzüldük... Bu kararı almak zordu. Ama alındı bu karar. Herkes bunu kabul etti. Ama onu alana kadar tamam dedi herkes dedim
SD- Ama bu durum kötü şimdi... - Ama dedim Aydın bey satmaya karar verdi. Sattıktan sonra bu dönüş, Milliyet'e çok zarar verir.
MAY- Çok kötü yaaa...
SD- Kötü, çok kötü...
MAY- Peki şimdi ne olacak, bilmiyorum...
MAY- ......
SD- Peki adam ödeyebilecek miymiş?
MAY- Bugün 25 varmış...
SD- Yaa ödememiş..
MAY- Ödememiş...
SD- Hem de 25 var, yani 100 milyon değil?
MAY- Hayır 25, ödemesi lazımdı ödememiş...
SD- Hahhahha.. MAY- Ödememiş..
SD- Haa?
MAY- Çekin arkasını yazdıracaktık...
SD- Ne diye yazdıracak?
MAY- Yani bu prosedür öyledir. Çek karşılıksız çıkınca hemen çekin arkası bankaya yazdırılırsa mahkeme gidebilirsin. Yazdırmazsan gidemiyorsun, kaybediyorsun hakkını.
SD- Hımmm
MAY- Bu yani böyle bir şey... Yani bilemiyorum..
SD- Peki ne diyor baban?
MAY- Babam bir şey demiyor. O da çok şey tabi.. 'Çaresiz görüyorum, bir şey demiyorum' dedi.
SD- Buu...
MAY- Peki 'Ne yapacağız' dedim... 'Bilmiyorum, yarın bir geleyim bakalım, konuşuruz' dedi.
SD- ....
MAY- Öbür taraftan da hiç ses seda yok. Sanki onlar paralarını alacakmış gibi.. Okay Gönensin aramış. Yeni Yüzyıl Genel Yayın Müdürü... 'Milliyet yanlış yapıyor, olur mu böyle şey' demiş...
SD- Kim demiş?
MAY- Okay Gönensin...
SD- Ne demek yani?
MAY- Milliyetçiler toptan istifa ederiz diyorlar ya... Demiş ki 'Yanlış yapıyorlar.'
SD- Ne demek yani?
MAY- Yeni patronlarına karşı... Yani 'yarı yolda bırakılır mı' demiş.
SD- ....
MAY- Sabah grubu hiç oralı değil. Sanki paralarını alabilecekler gibi... Biz de diyoruz ki, bir iki gün bekleyelim, bakalım. Yazarlara da söylüyoruz. Böyle şey olmaz, diyoruz. Yani bu Aydın beyi böyle bir karardan dönmek durumunda bırakmayın... O gazetede durun, adam gibi çalışın, bilmem falan filan... Bakalım zaman ne gösterecek... Yani bilemiyorum çok şey durumda kaldık..
SD- Zor durumda kaldık..
MAY- Zor durumda kaldık... ...... bilmiyorum...
SD- Hayır adam ödese... Ödediği de yok...
MAY- Evet... Ödese şey değil... Problem değil.
SD- Ama zaten öder mi ödemez mi diye konuşup duruyorduk. Böyle bir durumda nasıl sattık, bilmiyorum gazeteyi. Yani bütün şüphedeydik.
MAY- Her şey şüpheydi zaten.
SD- Peki zorumuzun adı neydi?
MAY- Bilmiyorum. İşin kötüsü, ortalık bozuldu. Milliyet'te iki senedir dedikodu var. Uzan aldı, o aldı, bu aldı diye... İki senedir yok öyle bir şey yok öyle bir şey diyorduk.
SD- Yok artık böyle bir şey
MAY- İlk defa böyle bir şey çıktı şimdi...
SD- Çok pislik oldu
MAY- Ne yapalım anne, Aydın Doğan da çok üzülüyordur. O felaket durumdadır. Bilemiyorum anne, ne yapacağız?
SD- Evet hayırlısı...
MAY- Hayırlısı...
SD- Bir ara gelip, Hürriyet'te toplantı yapacakmış...
MAY- Evet.. Öğle mi?
SD- Saat 11 uçağıyla geliyor, biraz evvel aradı da.
MAY- Tamam...
SD- Orda toplantı yapılacak, bakalım neye karar verilecek...
MAY- Hayırlısı olsun...
SD- Bence bu artık o çomağı almamak lazım...
MAY- Hangisini?
SD- Yani bu şeyi, Milliyet'i...
MAY- Almamak lazım ama ya ödemezse parayı?
SD- Şey haber gönderirse İnterstar'a... 150 milyona (dolar) ona veririz.
MAY- Ben de almamak lazım diye düşünüyorum. Çok şeye patlar bu iş..
SD- Çok pahalıya patlar..
MAY- Maddi, manevi pahalıya patlar bu iş..
SD- O kadar 800 kişiyi sırtımıza alamayız...
MAY- Evet...
SD- Yalnız o Korkmaz Yiğit'e 100 milyona vermemek lazım...
MAY- Kesin.. kesin aşağılık adama..
SD- Pis suratsız köpek...
MAY- ....
SD- Sen o Yaşar... Yaşar denilen lanet... Madem böyle bir şey var, bu pazarlığa ne oturttu bizi? Bir de yalan diyor öbürü... Korkmaz Yiğit de yalan diyor. Yalan söylüyor, bir aydan beri haberi varmış... Ne alakası var, bütün sonuna geldikten sonra ....
MAY- Tabi tabi... İş çok geçtikten sonra ...
SD- Bütünnn.. nerdeyse her iş tamam oldu... Son kademeye geldi, ondan sonra duyuldu. Dönüşü olmayan bir yola girmiştik.
MAY- O zat sordu demin bana, 'Ne zaman duyuldu bu' diye... 'Baban çok önceden mi biliyordu' diye...
SD- Hayır, alakası yok...
MAY- Çok sonra biliyordu...
SD- Çok çok sonra... Bütün pazarlıklar bitmişti artık... Herkes satıldı diye biliyordu, ondan sonra duyuldu. Yani bir imza kalmıştı ya da bir iki senet imzalanmış mıydı, neydi? Kahrolasıcalar...
MAY- Neyse anne...
SD- Fakat Korkmaz Yiğit'in de alçaklığına bak...
MAY- Çok...
SD- Bir.. bir aydan beri biliyormuş...
MAY- Çok aşağılıkmış çokkk...
SD- Fakat bir şey söyleyim mi, Korkmaz Yiğit'tense öbür o Yaşar... Kesin bu öyle bir adamı karşımıza getiren Yaşar Eroğlu...
MAY- Ne demiş biliyor musun?
SD- Ne demiş?
MAY- Bir de demiş ki, Aydın beyle aramızda beş yıl başka bir yerde çalışamayacağınıza dair anlaşma var demiş... Ama ben onu yırtıyorum, atıyorum; istediğiniz yere gidebilirsiniz, demiş.
SD- Kime demiş?
MAY- Yazarlara demiş... Yani beş yıl anlaşma yaptık Aydın beyle.. Bir yerde çalışamayasınız diye demiş.
SD- Bak hele...
MAY- Yaa.. Yani bizi yıpratıyor ..... Onun için demiş ... Ama ben yırtık atıyorum, istediğiniz yerde çalışabilirsiniz demiş...
SD- Salak, bütün şeyi mahvettin koydun oraya o pis şeyinle... Bir de şimdi şey pozlarında.. Şu hale bak...
MAY- Yaaa
SD-......
MAY-......... Bugün yarın bakalım hükümetten ne olacak, ne bitecek? Sakin sakin bekleyelim ... Bir bakalım ondan sonra ne olacak? Haydi hayırlısı neyse o olacak...
SD- Oldu peki ...
MAY- Hadi anne, hayırlısı...
SD- Oldu canım hayırlısı.. hadi güle güle...
MAY- İyi günler...
-----------------------------------------------
Soner Gedik (SG) ile Mehmet Ali Yalçındağ (MAY)konuşuyor
MAY- Alo
SG- Mehmet Ali Bey
MAY- Soner...
SG- ..... Sağolun Sabah gazetesinden arkadaşlar var..
MAY- Soner, şimdi bu iş kalabilir bu akşam... Milliyet işi... Hani şu 6 milyon dolar almıştık ya diyorum ki sen onun bir milyon dolarını fatura et de hiç olmazsa bir milyonu kalsın bizde.
SG- İki taraftan 500, 500...
MAY- Ne demek o?
SG- Yani Hürgüç'ten 500 bin dolar, Simge'den 500 bin dolar...
MAY- Hayır hayır, onu sormuyorum. Milliyet'i satın alan Korkmaz Yiğit'ten..
SG- Tamam, Hürgüç'ten 6'da 6.
MAY- Tamam Hürgüç'e kes... Simge'yi bilmem.. Ha.. Simge'ye 500 bin dolar kes...
SG- Okey, onları kesip hemen yollayım. Kime yollayım? Korkmaz Yiğit'ten kime yollayım?
MAY- Kes fatura şeye yolla...
SG- Ama ilan milan da yayınlanmadı... Kime yollayım?
MAY- Ha?
SG- Kime yollayım?
MAY- Yaşar Eroğlu'na gönder. Ya da kes dursun sende
SG- Hı..
MAY- Aydın Bey'e söyleriz
SG- ......
MAY- ..... Ha bir şey söyleyeceğim
......
......
MAY- O bir milyon dolar var ya?
SG- Hı..
MAY- Hiç kesmeden ne kadar dağıtabiliyoruz.
SG- Tamam
MAY- Yalnız anladın mı bak?
SG- He... Yani adamlar hiç kesmeyecek fatura...
MAY- Adamlar, Avrupalılar bize hiç fatura kesmeyecek. Bu bir milyon doları koyduk.
SG- Evet
MAY- Şeyden alacağımız.... Geri kalan da 500 bin dolar mı?
SG- Evet
MAY- Onu koyduk tamam mı?
SG- Evet
MAY- Ondan sonra bir hesap yaptık. Ne kadar kalıyor, bak bakalım, belki ben onu Dışbank'tan falan denkleştiririm.
SG- Tamam
MAY- Dışbank'ın parası var biliyorsun, her ay veriyor
SG- Tamam
MAY- Bunların hepsini yapın. Bugün sizinle bir konuşalım tamam mı? Bugün ama çıkarken...
SG- Tamam
MAY- Hadi eyvallah...
-----------------------------------
Soner Gedik (SG) ile Oğuz..... (O) konuşuyor
SG- Alo
O- Soner Bey merhaba
SG- Oğuz ne haber?
O- İyidir siz nasılsınız?
SG- Oğuz, bak şu Yiğit grubuyla ilgili, onların hangi şirketine kesersin bilmiyorum ama bir milyon dolar fatura keselim. Reklam şeyi diye. Çıkacak reklamlar diye...
O- Çıkacak reklamlar diye...
SG- At bir şey yani. Onu herhalde geri vereceğiz o parayı da... Vermeden bari bu kadarını faturaya bağlamışız diyelim. Bir fatura kes. Onların hangi şeyine kesiyorsan. eskiden bir yayınlanıyordu Yiğit grubunun ilanları... Çıkıyordu işte...
O- Evet
SG- Sen oraya da bir milyon dolar fatura kestir. Aslını da bana bir yollarsın. Bir şekilde formüle edin.
O- Bir milyon dolarlık fatura ama yani reklam faturası diye mi keseceğiz?
SG- Reklam faturası evet...
O- Ama yani o kadar reklam da...
SG- De ki ne zaman çıkacaksa avans olarak aldık... Faturaya, çıkacak reklamlar de bari...
O- Yani bir... çıkacak reklamlar... Adamlar bunu kabul edecek mi?
SG- Onu biz de şey yaptık... .... Yani sen neticede bir formüle edip, adamlar isterse ısrar edeceğiz. Sen faturanı kesersin, dedi. Kes faturayı...
O- Çıkacak ilanlara mahsuben, öyle mi?
SG- Yani öyle mi davranmak doğru, bilmiyorum ki?
O- Çünkü bu adamların bugüne kadar üç-beş ilanları çıkıyordu. O da onlara ayrıca zaten faturalanmıştı.
SG- İlanlara mahsuben de... Grup ilanları de...
O- Grubun ilanları yani...
SG- ..... çıkacak olan grubunuz ilanları bedeli diye...
O- Bir milyon dolar karşılığı??
SG- Evet
O- Hangi tarihe keselim?
SG- .......
O- 10 Ekim gibi falan kseelim, 20 Ekim diye keselim...
SG- 20 Ekim veya 18 Ekim...
O- Çünkü biliyorsunuz faturaları tek tek ..........
SG- Sen onu uydur.... ........ 18 Ekim falan diye kes...
O- Şimdi...(Necla) Hanım yurtdışında... Yarın geliyor.
SG- Senin onunla ne ilgin var ya? ...........
O- Renkli olarak kesmiyecek miyiz?
SG- Evet........ ............ Onu sen hemen kes 18 şey 17 neyse işte...
O- Tamam
SG- Aslını da bana yolla...
O- O zaman tek ve kısa bir açıklama yapalım. Kasım ve Aralık 98 aylarında çıkacak olan ilanlara mahsuben diyelim... Ya da 20 Ekim - 31 Aralık 98 arası ...
SG- Aralık falan deme yaa...
O- Demeyeyim mi?
SG- Ekim ayında çıkacak ilanlar... Tarih belirtsek ondan sonra ................ ......... Öyle bir şey de.. Genel bir şey de... Tarihle bağlamayalım..
O- 20 Ekim kestiğimize göre biz normal şartlarda o tarihli bir faturaya 1 Ekim kurunu uyguluyoruz değil mi? Öyle yapalım değil mi?
SG- Evet
O- Tamam. 1 Ekim kuruna göre o zaman TL karşılığı neyse .....
SG- Zaten bir milyon dolar neyse onu keseceğiz
O- Evet. Tamam öyle bir şey... Kesip fakslatıyım mı?
SG- Sen kes, bana fakslat. Faksıma yollat...
O- Faksına yollatayım...
SG- Evet... Mümkün olduğunca da erken tarihe kesersen... Mümkün olduğunca dediğim 18 falan gibi kes
O- 18 Ekim gibi...
SG- ......
O- O zaman 18 Ekim tarihli bir fatura kesiyoruz. Grubunuzla ilgili yayınlanacak ilanlar bedeli diye...
SG- Evet...
O- Bir milyon dolar bedeli hemen kesip yolluyorum.
SG- 18 veya 16 Ekim...
O- Tamam önce bir fatura gibi yazıp size fakslıyalım. Siz okeylerseniz aslını yollayalım.
SG- Tamam...
O- ......
SG- Mehmet Ali Bey diyor ki, 'adamlara hiç fatura kesmedik.' Şimdi unuttum bu konuyu...
O- Hıı
SG- Ondan sonra 'bir şey çıkartsın Oğuz' diyor... Bu yabancılardan hani bir milyon dolar fatura alacaktık ya...
O- Evet..
SG- Onu da almıyoruz diyoruz... Çelik Halat'tan geliyordu ........... Şeyden Dışbank'tan geliyordu. Onlar dahil bizim dağıtabileceğimiz kar rakamı ne ediyor diyor
O- Bir milyon dolara fatura kesmeyecek adamlar yani?
SG- Kesmeyecekler evet..
O- Tamam..
SG- Ne çıkıyor, diyor... Onu bir akşam üzeri hazırlayıversin diyor.
O- Hayhay olur
SG- Sen ordakilere bir söyleyiver hemen... Çıkartsınlar, onu fakslarsın... Senle konuşuruz sonra...
O- Tamam
SG- Oldu çok mersi
O- Oldu görüşürüz...
------------------------------------
MEHMET ALİ YALÇINDAĞ (MAY) İLE EŞİ ARZUHAN YALÇINDAĞ (AY) KONUŞUYOR
MAY- ..... vardı ama onlar olmaz bu akşam dimi?
AY- Onlar birlikte mi olmak istiyorlar?
MAY- Hayır burdaydı. Maça gidiyorum falan filan dedi. Konuşurken öyle bir şey oldu ama onlara girmeyelim şimdi.
AY- Ya yine Yalçın Doğan olursa...
MAY- Yalçın Doğan, Ertuğrul belki...
AY- Boşverrr...
MAY- Tamam tamam... Ben de zaten öylesine söyledim... Tamam. Hadi öptüm bye bye...
AY- Bye.. bye...
///////////////////
MEHMET ALİ YALÇINDAĞ (MAY) İLE ASLI ... (A) KONUŞUYOR
A- Naber?
MAY- İyidir Aslı, sen nasılsın?
A- İyi... Döndün mü sen?
MAY- Evet döndüm...
A- Napalım, oturuyoruz. Burak daha gelmedi.
MAY- Yahu ne yapıyor Burak? Maçı falan ne yapıyor, ne ediyor? Bi..
A- Bugün mü maç?
MAY- Evet, bugün Türkiye milli maçı var
A- Şaka yapıyorsun...
MAY- Tabi yaa.
A- Burak işte.
MAY- Nerden bulacağım Burak'ı ben?
A- Seni aratayım mı?
MAY- Arat
A- Mine'den bulacağım şimdi ben... Sekreterinden bulacağım.
MAY- Hemen aratırsan...
A- Sen işte misin?
MAY- He he.. Hürriyet'teyim.
A- Hadi bye
MAY- Byeee
//////////////////
MEHMET ALİ YALÇINDAĞ (MAY) İLE BURAK ... (B) KONUŞUYOR
B- Aloo
B- Alooo
MAY- Noluyor?
B- Heheee... nolsun... İyi misiniz?
MAY- İyiyim... İşte misin?
B- İşteyim yaaa... anasını satıyım... Burdan da maçın sesleri geliyor, deli olacağım. Bir düğüne gitmemiz lazım akşam..
MAY- Hehheeee...
B- Çıldıracağım şimdiden... ...... bir türlü satamadım anneme...
MAY- Hehhe heee.. Öyle mi?
B- Vallaaa yaaa... Ne var, ne yok?
MAY- Ben de diyecektim ki, ne yapıyorsunuz maçı, ne ediyorsunuz? Birlikte seyredelim falan...
B- Ah ne iyi olurdu Mehmet Ali yaaa!..
MAY- Hahhahh haahhh...
B- Mehmet Ali?
MAY- Ne?
B- Milliyet'ten para da aldınız mı lenn?
MAY- Paramızın bir kısmı duruyor tabi... Bir kısmını almadık, hepsini almadık tabi...
B- Nolacak?
MAY- Hisselerin hepsi bizde...
B- Hisselerin hepsi sizde mi?
MAY- Evet evet..
B- Daha vermediniz yani..
MAY- Yokkk.. Parayı tam almadan verir miyiz?
B- Sanki parayı iade edecek ve Milliyet'e geri dönecek gibi bir his var mı içinizde?
MAY- Parayı iade etmek gibi bir şey yok.
B- Paranın üstüne yatarım diyorsun...
MAY- Tabiii...
B- Milliyet'i de vermem, dönerim Milliyet'e mi diyorsun?
MAY- Ceza zaten o...
B- Ceza o mu?
MAY- Ceza tabi...
B- Bunun canı yanacak mı?
MAY- Öyle görünüyor...
B- Abi bence olmaz öyle şey... Çok fena .... aldı herkes yaaa..
MAY- Yaaa.. çok fena oldu...
B- Yahuu ne rezillik baba yaaaaa...
MAY- Vallahi billahi yaaa
B- Hay allah yaa... Felaket nedir abi yaa? Olmuyor böyle...
MAY- Birileri karıştırıyor ortalığı...
B- Valla çok kötü oldu...
MAY- Birileri karıştırıyor ortalığı...
B- Hımmm..
MAY- Sat sat sat sat sattık, ondan sonra ......
B- Değil mi...
MAY- Neyse hayırlısı olsun...
B- Hayırlısı neyse o olur...
MAY- Ben de deşarj olmak istiyorum... Onun için boşverrr..
B- Değil miii...
MAY- Sabahtan beri bu işlerle uğraştığım için...
B- Tahmin ediyorum senin durumunu... Bunlarla geçiyordur vaktin..
MAY- İyii.. bir gün konuşuruz...
B- Tamam güzelim...
MAY- Öpüyorum seni..
B- Ben de öpüyorum.. Bye.. byeee
MAY- Bye bye...
--------------------------------
MEHMET ALİ YALÇINDAĞ (MAY) İLE EŞİ ARZUHAN YALÇINDAĞ (AY) KONUŞUYOR
AY...
MAY- Birine atlamak için söylüyorum
AY- Hıı
MAY- Birine atlamak için söylüyorum
AY- İdilleri arayıp söyleyebilirsin Murat Gazioğlu'na
MAY- Yaa biz gelelim diyeceğim yavrum...
AY- Kendi kendini davet ettirme, onlar bize de gelebilirler
MAY- Yaa ettiririm. Şimdi Erkutlara telefon açıp ettiririm. Muratlara telefon açıp ettiririm. Yani açarım derim ki 'Napıyorsunuz Erkut?' Der ki böyle böyle... Hadi çağır Burakları da geliyoruz. Burak'a açar derim ki 'Napıyorsunuz? Hadi çağır Hakanları geliyoruz.
AY- Kaç zaman?
MAY- Bilmiyorum sekiz herhalde... Ya da Yiğit'e de söylerim, derim hadi gel Buraklara gidiyoruz, sen de gel derim.
AY- İyi... O grupta biz de gidebiliriz, onları da çağırabiliriz. O grup derdim değil. Bin defa evime gelmiş insanlar...
MAY- Hımm
AY- Benim her halimi görmüş insanlar... Bir şeyler yapıp, önlerine koyarım. Hiç umurumda değil. Bize de gelebilirler.
MAY- Ama yine de bize gelmesinler. Yaaa şimdi akşam akşam bu saatte...
AY- Yooo gelebilirler... Zaten bunları doğru dürüst bir daha çağıracağım...
MAY- Bunlar önemli değil, bunları doğru dürüst de çağırsan bir daha çağırırsın... O zaman bir bakıyorum.. Burak, Erkut, Yiğit diyorum... Hakan kendine bir şey yapmıştır mutlaka...
AY- O yapmıştır diye düşünüyorum ben..
MAY- İyi bakıyım, yoklayım da ondan sonra konuşalım. Hadi...
AY- Ne diyecektim sana bakim... Bak şu İngiltere'den gelecek ..... açıp geçmiş olsun demek istiyorum ama telefonunu bulamadım.
MAY- Tamam... Ben bulursam sana söylerim. Nasıl olsa akşam görüşürüz belki tamam mı?
AY- Şeyden istedim .... bulamadım..
MAY- Tamam eyvallah..
AY- Bir de Mehmet Ali...
MAY- Hııı
AY- Diyorum ki önümüzdeki haftanın programına da bakıyım. Bak bir o Hakanlarla Ayşeleri bir gece çağıralım.
MAY- Önümüzdeki hafta şey de var Arzu...
AY- Ne var?
MAY- Güzelim sen bunları yaz, akşam konuşalım. Çünkü ... sekizde maç, birbuçuk saat var. Tamam mı yavrum?..
AY- Tamam peki..
MAY- Akşam çünkü ben şeyi de getireceğim sana. Bu ayın onbeşinde mi ne... Onbeşinde, onaltısında yemek var. Bir tanesi bakanın yemeği, IPI mi ne geliyor, bir tanesi de baban yemek veriyor. Bu International Press bilmem nesi diye...
AY- Evet IP işte...
MAY- Onbeşi ile onaltısı da dolu... Onun için akşam program yaparız birlikte, tamam mı?
AY- Neyse hadi konuşuruz... Hadi bye.. bye...
MAY- Bye.. bye...
Servet Mater MİT'çi Kaşif Kozinoğlu: İstanbul Başsavcılığı'nın Yargıtay Başsavcılığı'na gönderdiği Alaattin Çakıcı'nın faaliyetlerine ilişkin dosyadaki detaylar, bugüne kadar yapılan ve MİT'le Yargıtay'ı karşı karşıya getiren birçok açıklamanın doğruyu yansıtmadığını ortaya koyuyor. Dosyaya yansıyan bilgiler, Yargıtay - MİT -Çakıcı üçgenindeki kilit isim Kaşif Kozinoğlu'nun bütün temaslarının Çakıcı için yapıldığını ve dosyanın zamanaşımına girmesi dahil mafya lideri lehine sonuçlanması için her türlü yolun kullanıldığını gösteriyor.
Milliyet'in edindiği bilgilere göre dosyadaki detayların ortaya koyduğu gerçekler şöyle:
Her şey Çakıcı için
MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Dış Operasyonlar Daire Başkan Yardımcısı Kaşif Kozinoğlu'nun İstanbul Başsavcılığı'nca sorgulanmasının nedenini, "Devletin birimlerinden birine imzasız bir ihbar mektubu geliyor. Bu mektupta önemli bir şahsiyetin ve valinin Nuriş'in adamlarınca öldürüleceği ifade ediliyor. Mektubu Çakıcı'nın yazdığını ortaya çıkardık. Sorgulama bununla ilgili" diye açıkladı. Ancak savcılık, Kozinoğlu'nu, Çakıcı ve adamlarıyla bazı tahsilat işleriyle, Yargıtay'daki dosyasına yönelik temaslar nedeniyle sorguladı. Kozinoğlu, MİT'e verdiği ifadenin aksine Yargıtay'daki tüm temaslarını da Çakıcı dosyası için yaptı.
Çakıcı'yı kurtarmaya yönelik Yargıtay'daki kulis faaliyeti, sadece mafya liderinin dosyasının geciktirilmesi için değil, dosyanın zamanaşımına girmesi dahil Çakıcı lehine herhangi bir biçimde sonuçlandırılmasına yönelikti. Bu amaçla, Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'dan dosyanın safahatına ilişkin bilgi almaktan, alt kademedeki bazı isimler aracılığıyla dosyanın gün gün takibinin yapılmasına kadar her yol denendi. Dosya, karar düzeltme aşamasındayken bile Özkaya'dan yardım istendi. Dava sonuçlanmadan önce bozulması, sonuçlandıktan sonra karar düzeltmesi, bu da olmayınca son çare olarak geciktirilmesi için faaliyet yürütüldü.
Özkaya terslememiş
Özkaya, Çakıcı dosyasına yönelik kendisinden talepte bulunulduğunda, "devletin yüksek menfaatine olsa bile her kurumun ayrı bir çalışma biçimi olduğunu" söyleyerek bunları geri çevirdiğini açıklamıştı. Dosyadan edinilen bilgiler ise bunun doğru olmadığını ortaya koydu. Çakıcı'nın adamlarının birbirleriyle yaptıkları konuşmalarda Özkaya'dan bilgi alınacağı belirtilirken, Yargıtay Başkanı'nın dinlemeye düştüğü kayıtlarda buna ilişkin talepler karşısında "tersleyen" bir üslupla yanıt vermemesi dikkat çekiyor.
Kim yalan söylüyor?
Skandalın ortaya çıkmasının ardından Özkaya, kendisinden randevu talep eden Kozinoğlu'nun Çakıcı dosyasının geciktirilmesini istediğini, bunu kabul etmediğini söyledi. Atasagun ise Kozinoğlu'nun Yargıtay'a Özkaya'nın daveti üzerine gittiğini ve MİT'e Çakıcı dosyası için görüşme yapacağını bildirmediğini açıkladı. Dosyadaki ayrıntılar bugüne kadar yapılan "kritik" bazı açıklamaların doğru olmadığını ortaya koyuyor. Soruşturma ilerledikçe açıklamaları yapanların "zor durumda" kalacağı kaydediliyor. Emniyet ve yargı kulislerinde, MİT'le Yargıtay kastedilerek, "Dosya aydınlandıkça her iki taraf da mahcup olabilir" ifadesi kullanılıyor.
Özkaya'nın ödeme takvimi dikkat çekti
Özkaya'nın, Bodrum'a 90 kilometre uzaklıkta Kıyıkışlacık köyündeki yazlığının tadilatına ilişkin ödeme tarihleri de dikkat çekti. Kooperatif hissesini 19 Kasım 2003'te alan Özkaya, "Harap vaziyetteydi" diye nitelendirdiği yazlığın tadilatı için bankadan çektiği kredinin ilk ödemesini 28 Mayıs 2004'te yaptı. Özkaya, tadilatı yapan ve kendisini Kozinoğlu'yla tanıştıran müteahhit Hakkı Süha Şen'e ilk tadilat ödemesini ise 28 Nisan 2004'te gerçekleştirdi. Özkaya, daha sonra sırasıyla, 18 Mayıs, 10 Haziran ve 1 Temmuz tarihlerinde toplam 25 milyar lirayı Şen'e gönderdi. Ödemelerin, dosyadaki isimler için dinleme kararının çıkartıldığı mart ayından sonra başlaması ve son iki ödemenin kısa aralıklarla, Şen'in İstanbul Başsavcılığı'nca gözaltına alınmasından sonraya denk gelmesi dikkat çekti.
Biz devletiz kardeşim!
ÜNSAL ERGEN /SABAH
SABAH 'Derin Kavga' dosyasını açıyor: MİT'çi Kozinoğlu, Yargıtay Başkanı ile 4 kez görüştü ve Çakıcı'nın adamlarına söz verdi. Çakıcı'nın adamları "Abi başka hatta geçelim, çok açık konuşuyorsun" diye uyarınca ise kızdı: Biz devletiz....
Yargıtay Başkanı ve MİT Müsteşarı kamuoyuna çelişkili açıklamalar yapıp, birbirleri için "Doğru söylemiyor" derken, Emniyet'in telefon dinleme kayıtları Yargı-Mafya-MİT üçgenindeki ilişkinin daha 'derin' olduğunu ortaya koyuyor. Telefon kayıtlarına göre, "Derin Kavga"nın kilit ismi MİT'çi Kaşif Kozinoğlu, Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile, Özkaya'nın dediğinin aksine bir değil, dört kez özel ortamlarda ve makamında görüştü. SABAH'ın üst düzey istihbarat ve emniyet kaynaklarından aldığı bilgiler doğrultusunda ortaya çıkan Kozinoğlu portresi, iç ve dış operasyonlarda risk alan, fakat gerektiğinde de "Biz devletiz" sözleriyle MİT ve devletin diğer kurumlarındaki konumuna fazlasıyla güvenen bir istihbaratçıyı işaret ediyor. Telefon kayıtlarına göre, Çakıcı'yla doğrudan konuşmamasına rağmen, Çakıcı'nın adamlarına telefonda "Yargıtay'daki dosyaları halletme" sözü veren emekli binbaşı Kozinoğlu, diğer yandan da Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile görüşüyor.
'1 NUMARA'NIN MESAJI
Kozinoğlu, telefonla Alaattin Çakıcı'ya yakınlığı ile bilinen emekli bir yüzbaşı, Çakıcı'nın koruması olan emekli bir polis ve Yargıtay Başkanı'nın yazlık evini onaran müteahhit Hakkı Süha Şen ile sık sık görüyor, bu görüşmelerin her biri Emniyet'te kaydediliyor. Konuşmalarında MİT'te amiri olduğu anlaşılan bir kişiden de "1 numara", "baba" ve "tepedeki abi" diye söz eden Kozinoğlu, '1 numara'ya düzenli bilgi verdiğini ifade ediyor. Kayıtlara göre, '1 numara'nın "En kötü ihtimal, 8 ay oyalar. Diğerlerini zaman aşımına sokarız" dediğini de Çakıcı'nın adamlarına anlatıyor. Çakıcı'nın adamlarının zaman zaman "Komutan" diye hitap ettiği Kozinoğlu her konuşmada, "Çakıcı'nın dosyasının mutlaka bir şekilde halledileceğini" vurguluyor. "Ben, dışarıda rejim değiştirmiş adamım, Yargıtay'daki bir dosya ne ki! Bunlar devlet menfaatleri için gereken şeyler. Biz söylüyorsak düşünmek onlara kalmaz, gereği yapılır" diyor, "görevinin önemi gereği, tüm devlet görevlilerinin kendisine yardımcı olma zorunluluğu bulunduğunu" vurguluyor, "Bu dosya bir şekilde halledilip, Karagümrük Olayı'nın tek kalem üzerinden hesaplanması sağlanacak" diyor.
ÖZKAYA İLE 4 GÖRÜŞME
1987'de Özel Harp Dairesi'nden binbaşı rütbesi ile emekli olduktan sonra MİT'e giren, eski MİT Kontrterör Daire Başkanlığı'nda Mehmet Eymür'ün emrinde de bir süre çalışan Kozinoğlu'nun, Yargıtay Başkanı'ndan müteahhit Şen aracılığıyla randevu almasına rağmen Müsteşar Şenkal Atasagun'a "O beni çağırdı" diye bilgi verdiği de, yine telefon kayıtlarıyla ortaya çıkıyor. Yargıtay Başkanı Erarslan Özkaya ile 4 defa görüşen Kozinoğlu, bu görüşmelerden sonra, Çakıcı'nın adamlarını arıyor.
"ABİ ÇOK AÇIK KONUŞMA"
Telefon kayıtlarına göre Çakıcı'nın adamları, görüşmelerde kendine güvenen ve sürekli istihbarat teşkilatının yöntemleri hakkında bilgi veren Kozinoğlu'nu uyarmak zorunda kalıyor. Bir defasında kendisine "Ya abi, bu konuları istersen diğer kanallardan görüşelim. Çok açık konuşuyorsun. Takılmayalım" diye uyaran Çakıcı'nın adamını paylayan Kozinoğlu, "Kardeşim biz devletiz! Ne korkuyorsunuz? O işin de kolayı var. Özel cihazlar var. İstiyorsanız ben size onlardan temin ederim. Kriptolu, taktığınız telefonu kimse dinleyemez" diyor.
İfade vermek istemedi
Çakıcı kaçınca harekete geçen İstanbul DGM Başsavcılığı, Kozinoğlu'nu ifadeye çağırıyor. Kozinoğlu, kanuna göre kendisini ifadeye çağırabilmeleri için özel izin gerektiğini söylüyor. Ancak Başsavcılık, resmi talepte bulununca, ifadeye gidiyor ve "Bir suikast ihbarı üzerine Müsteşar emriyle Çakıcı'nın adamlarıyla irtibat kurduğunu" söylüyor. Başsavcı, resmi yazı getirmezse hakkında işlem yapacağını söylüyor. Kozinoğlu da MİT Müsteşarı imzalı "Bilgimiz dahilinde çete ile temas etmiştir" belgesi götürüp kurtuluyor. Savcılık ise bu suikastle ilgili hiç bilgi bulamıyor!..
Engin İldeniz TARİH: 27 Mart 2007...Yargıtay yeniden yargılama istedi, 'telekulak'çıları zaman aşımı kurtardı...
Kırıkkale Asliye Ceza Mahkemesi'nin delil yetersizliğinden 3 yıl önce beraat kararı verdiği Telekulak Davası'nın Yargıtay'dan dönmesinin ardından yeniden başlandı. Kırıkkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davaya sadece eski Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak katıldı. Yaklaşık 1 saat süren mahkeme sonunda, dava zaman aşımından dolayı düştü.
Önemli davaların zaman aşımından dolayı iptal olduğunu dile getiren müşteki Sultan Özer, "Benden hariç diğer insanlar haklarını aramadı. Bu da beni üzüyor. Önümüzdeki 7 gün içinde tekrar dava açabilirim. Şu anda düşünme aşamasındayım" dedi.
Yargıtay 4. Dairesi, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, emniyet müdür yardımcıları Osman Ak, Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu'nun beraat kararını usulden bozdu ve aynı suçtan yeniden yargılanmasını istedi. Böylece Kırıkkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin delil yetersizliğinden 3 yıl önce beraat verdiği Telekulak davasında en başa dönüldü. 1998 ve 1999'da yasadışı yollardan Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı'nın da aralarında bulunduğu 963 kurum ve kişiye ait telefonların dinlendiği müfettiş raporlarıyla belirlenmişti. Telekulakçılar hakkında açılan dava 3 yıl sürmüştü. Davada Zafer Aktaş'a, görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle altı ay hapis cezası verilmiş; ancak bu ceza daha sonra ertelenmişti. Cevdet Saral, Osman Ak, Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu'nun aralarında bulunduğu 21 polis hakkında üç aydan üç yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın da önce kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi kararlaştırılmıştı.
Ardından aynı mahkeme Cevdet Saral, Osman Ak, Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu hakkında, "delil yetersizliğinden beraatlarına" karar vermişti. Kırıkkale Mahkemesi'nin verdiği bu karar Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nden döndü.
Yargıtay, telefonu dinlenen müşteki Sultan Özer'in, Kırıkkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki davaya müdahil olmak için dilekçe vermiş olmasına rağmen mahkemenin müdahillik konusunda herhangi bir karar vermeden beraat kararı vermesini usule aykırı buldu. Ayrıca Kırıkkale Mahkemesi'nin erteleme kararından sonra, beraat kararı verirken davaya ayrı bir esas numarası vermesinin hukuka aykırı olduğu ve bu durumun beraat kararını hukuken yok saydığı da Yargıtay kararında vurgulandı.
Yargıtay'ın sözkonusu kararının ardından dava Kırıkkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yeniden görülmeye başlandı. Böylece mahkeme kararı olmadan yasadışı yollardan yapılan telefon dinlemeleri ve sorgulamalarıyla ilgili davada başa dönülmüş oldu.Engin İldeniz Enis Berberoğlu, haklı olarak köşe yazısında; Ergenekonda hiç polis niye yok diye soruyor..Haklı..Bence çok ünlü polisin adı geçmişti malum işlerle ilgili..Mehmet Ağar, Bülent Orakoğlu, Osman Ak, Cevdet Saral, N. Nihat Kubuş(Veli Küçük'ün ortağı), Adil Serdar Saçan, Şevket Ayaz(RUYİAD Yöneticisi), T. Köksal Parmaksız, Necdet Menzir, Erdoğan Ogan...Ve Yargıtay tarafından Telekulak'tan zaman aşımınan(!) berat ettirilen 21 polis!..Ergenekon'da niye Polis yok?
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.