4-5 aydır Türkiye ve dünya gündemini etkileyen Cumhuriyet başsavcısının bir çoğu zorlama delillerle açtığı AK Partinin kapatma davasının normal yargı kararından ziyade Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç’ın yaptığı açıklamadan da anlaşıldığı gibi vicdani ve kritik denebilecek konjoktürel siyasi bir kararla 6 - 5 aleyhte oy olmasına rağmen kapatma kararı çıkmadı. Halit Esendir
4-5 aydır Türkiye ve dünya gündemini etkileyen Cumhuriyet başsavcısının bir çoğu zorlama delillerle açtığı AK Partinin kapatma davasının normal yargı kararından ziyade Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç’ın yaptığı açıklamadan da anlaşıldığı gibi vicdani ve kritik denebilecek konjoktürel siyasi bir kararla 6 - 5 aleyhte oy olmasına rağmen kapatma kararı çıkmadı. Ancak delillerin birçoğu geçerli görülmese de bazı söz ve davranışların Laiklik karşıtı odak olması iddiasıyla AK Partiye yapılan 2008 hazine yardımını %50 oranında kesilmesine karar verildi. Gerekçeli karar açıklandığında bu konular üzerinde uzun süre tartışmalar yapılacağı anlaşılmaktadır.
Özellikle Taraf gazetesi tarafından ortaya çıkarılan Toplumu yönetme projesi ile Yargıyı etkilemeye çalışan askeri cenahın faaliyetlerinin kapatma davasının açılmasında etkili olduğu Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkmıştı. Yine Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı AYM başkan vekili Paksüt- KKK. Org. Başbuğ görüşmeleri sonrasında Ak partinin kapatma davasını etkileyebilecek görüşmelerde bulunan KKK. Org. İlker Başbuğ’un başkan olup olamayacağı haziranda Başbakan ile yapılan ikili görüşmede şekillendiği söylenebilir. Görüşme sonrası KKK İlker Başbuğ’un yaptığı açıklamada ‘…Görüşme sayın Başbakanımızın daveti üzerine gerçekleşmiştir…’ ifadesi çok şeyi anlatıyordu. Zaten o görüşmeden sonra AK Partinin kapatılması konusunun gündemden düşmeye iç ve dış odaklardan kapatılmaması lehinde yayınların çokluğu göze çarpmaktaydı.
Anayasa Mahkemesi ve Askeri Şura kararları öncesine baktığımızda Başbakan Tayyip Erdoğan ile KKK İlker Başbuğ’un Haziranda Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt’ın bilgisi dahilinde yaptıkları yemekli toplantıda bazı konularda prensip kararına vardıkları tahminleri doğru çıktı. Ağustos Askeri Şura toplantısında Yaşar Büyükanıt’ın 1 eylülde dolan yaş haddinden emeklilik tarihini 30 Ağustos tarihine çekilerek İlker Başbuğ’un Genelkurmay başkanı olması temin edildi. Bu gelişmeler öncesi yaşananları göz önüne aldığımızda Başbakan Tayyip Erdoğanın KKK İlker Başbuğ ile 24 Haziranda 2 saat süren yemekli görüşmede İlker Başbuğ’un Genelkurmay başkanlığı, Ergenekon soruşturması ile bir çok konunun konuşulduğu ve PKK meselesi başta olmak üzere gelecek dönemle ilgili bazı hususların planlandığı tahmin ediliyordu.
Yüksek Askeri Şura kararları açıklandığında atamalarla ilgili herhangi bir sürpriz yaşanmadı. Ancak 12 eylül Anayasası ile atama kararları yüksek askeri yargı denetimi dışında tutulan Şuranın yetkisi içine gereksiz yere konulan disiplin suçundan dolayı atılma olmadı.Yüksek Askeri Şuranın aldığı kararları tartışma sebebi yapan ve AİM’de Askeri Şura kararları aleyhinde davalar açılmasına neden olan yargı denetimine girmeyen disiplin suçu ile atılma konusunda 1994 yılından bugüne kadar ısrarla yapılan uygulamadan vazgeçilmesi Şuranın tek ve önemli sürprizi idi. AK parti iktidarının 2003 şurasından beri Savunma bakanı ve Başbakan tarafından şerh konulan disiplin suçu ile atılmalara Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün seçilmesi ile son verilmiş oldu.
1983 Kasım seçimlerinde sürpriz bir şekilde tek başına iktidar olan Turgut Özal’ın ANAP’na iktidarı 20 gün süre ile vermemişlerdi. Gecikmenin sebebi yıllar sonra anlaşılabildi. 12 Eylül devrim konseyi Yüksek Askeri Şura ve MİT kanununu devrim konseyi kararı ile çıkardıktan sonra Turgut Özal’a Hükümeti kurma görevini vermişlerdi. Yüksek Askeri Şura ‘nın yetkileri arasına disiplin suçu ile atılmaları devrim konseyi olarak ilave etmişlerdi. Ordu disiplini ve hiyerarşisini bozmaması için atama ve emeklilik kararları yargı denetimi dışı olan Şuranın almış olduğu tüm kararlarına gölge düşmesine sebep olmuşlardı. 25 yıldır ( 92 - 93 şurası hariç) devam eden ve binlerce kişinin haklı haksız yargıya başvurma hakkı olmaksızın Ordudan atılmasına sebep olan yanlıştan dönülmüş oldu.
Bundan sonra Ordudan disiplin dahil her türlü re’sen atılmalarda somut deliller ele alınacaktır. İtirazı olan askeri personel askeri mahkemelere ve askeri yargıya başvurabilecektir. Bu konunun AİM ve Kamuoyu gündemine tekrar gelmemesi için 12 Eylül devrim konseyinin Askeri Şura kanununa eklediği yetkilerden olan disiplin suçu ile atılma konusu şura kanunundan mutlaka çıkarılmalıdır. Bu sayede Askeri Şuranın atama ve emeklilik kararlarına yargı yoluyla itiraz hakkı olmamasının bir mantığı olabilecektir. Toplum nezdinde Peygamber ocağı kabul edilen Ordunun itibarını sarsan ve Türkiye’nin gündemini meşgul eden bir konu daha gündemden düşecektir.
Yorumlar Sühan Akın ETÖ Operasyonları; Kıbrıs'a ve KKTC'deki 50-60 yıllık TSK-TMT yeraltı-yerüstü operasyonlarına kayabilir!..Cezaevinde, TSK adına ETÖ üyelerini ziyaret eden Özel harpçi Korgeneral Galip Mendi kimdir?..
KKTC'de Kutlu Adalı'nın öldürülmesi olayında adı geçen dönemin Sivil Savunma Teşkilat Başkanı olan kurmay albay Galip Mendi şimdi korgeneral.
Peki kimdir bu özel harpçi general?
Korg. Galip Mendi (1951 - .... )
Korgeneral Galip MENDİ 1951 yılında ANKARA'da doğmuştur. 1970 yılında Kara Harp Okulundan Piyade Asteğmen olarak mezun olmuştur. Piyade Okul K.lığı’ndaki öğrenimini müteakip, 1971 yılında Teğmen olarak Kıt'a görevine başlamıştır.
1971 - 1974 yıllarında 70'nci P. A. K.lığın'da ANTALYA, 1974 - 1977 yıllarında 247'nci P. A. K.lığı’nda Göle / KARS, 1977 - 1980 yıllarında 213'ncü P. A. K.lığı’nda BABAESKİ, 1980-1981 yılları arasında Komando Taburunda KIBRIS, 1981-1983 yılları arasında Bölge Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığında / DİYARBAKIR, Takım ve Bölük Komutanlığı ile Bölge Subaylığı görevinde bulunmuştur.
1983 - 1985 yılları arasında Kara Harp Akademisinde öğrenim gören Korgeneral Galip MENDİ , Kurmay Subay olarak 1985 - 1987 yılları arasında P. Tb. K.lığı MUĞLA, 1987 - 1990 yılları arasında Maltepe Askeri Lisesinde Hrk. ve Eğt. Ş. Müdürlüğü, 1990 - 1991 yıllarında SİİRT, 1991 - 1992 yıllarında 70'nci P. Tugayı MARDİN, Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, ve müteakiben Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesine atanmıştır.
1992 - 1994 yılları Özel Kuvvetler Komutanlığına Okul K.nı, 1994 - 1996 yıllarında K.K.T.C'de Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı, 1996 - 1997 yılları 4 ncü Özel Kuv. Alay Komutanlığı, 1997 - 1998 yılları Özel Kuvvetler Komutan yardımcılığı görevlerinde bulunmuş, 30 Ağustos 1998 tarihinde Tuğgeneral'liğe terfi etmiştir.
Korgeneral Galip MENDİ 1998 - 2000 tarihlerinde 1'nci Komando Tugay Komutanlığı KAYSERİ, 2000 - 2002 Güvenlik Kuvvetleri K.lığı K.K.T.C.’de görev yapmıştır. 2002 yılı atamalarında Ege Or. Komutanlığı Hrk. Kur. Ybşk.lığı görevine, 2003 yılı atamalarında ise Tümgeneral rütbesine terfi ederek Ege Or. K.lığı Kur. Bşk.LIĞI, Yüksek Askeri Şura Ağustos 2006 kararları ile Ulş. Okl. ve Eğt. Mrk. K.lığı görevine atanmıştır.
Korgeneral Galip MENDİ , 2007 yılı Yüksek Askeri Şura sonucunda Gnkur ATASE Bşk.lığı görevine atanmıştır.30 Ağustos 2007 tarihinde geçerli olmak üzere Korgeneral’liğe terfi etmiştir.
"Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası" ile "Üstün Başarı Madalyası" sahibi olan Korgeneral Galip MENDİ, Bayan Merih MENDİ ile evli olup iki çocuk babasıdır.
Beyhan Fenmen JİTEM'in DERİN BAĞLANTILARI ve kim bu Ayça GEDİKOĞLU ve Hüsamettin TÜRKMEN?..:Ankara’da tutuklandığını ve Irak’a iadesini beklerken yanına Cem Ersever’in geldiğini anlatan Hüsamettin Türkmen, Ersever’in kendisine, “Türkeş’in emriyle buradayım, rahat ol” dediğini anlatıyor.
Daha önce “Bağeğmediler” adlı kitabıyla 12 Eylül öncesi yaşadıklarını anlatan Ülkücü eylemci Yusuf Ziya Arpacık şimdi de “Yolbaşı” isimli kitabında Kerkük Türklerinin mücadelesini anlatıyor. Arpacak’ın, İlteriş Yayınları tarafından basılan “Yolbaşı / Irak Gerçeği ve Türkmenlerin Direniş Öyküsü” kitabı bu hafta piyasada olacak. Kitapta faili meçhul bir cinayete kurban giden ve basında JİTEM olarak anılan Jandarma İstihbaratı’nın Güneydoğu’daki biriminin kurucularından olduğu öne sürülen Binbaşı Cem Ersever’le ilgili ilginç anekdotlar da yer alıyor.
‘Sen Kerkük’te lazımsın’
30 Ocak’taki seçimden birkaç gün önce liderliğini Hüsamettin Türkmen’in yaptığı Türkmen Milliyetçi Hareketi’nin Kerkük’teki genel merkezinin Amerikan askerleri tarafından basılarak ruhsatlı silahlara el konulmasını olayı da detaylarıyla birlikte anlatılıyor.
Kitapta, HüsamettinTürkmen’in Kerkük’ten firar ederek Ankara’ya geldiği ve MHP’nin merhum lideri Alparslan Türkeş ile görüştüğü de açıklanıyor. 1973′te Ankara’ya gelen Türkmen, Kerkük’lü bir arkadaşı ile Bahçelievler’deki MHP Genel Merkezi’ne gidiyor. Kerkük’e gizlice sokulan Ülkücü yayınlardan Hasret Dergisi okuyarak Türkeş’e hayran olan Hüsamettin Türkmen, ilk görüşmenin heyacanı ile Türkiye’de kalarak Türkmen davasına hizmet etmek istediğini söyler. Türkeş’in cevabı ise şöyle olur: “Hayır evladım.. Size oralarda ihtiyaç var. Kerkük’e dön ve yurduna sahip çık.”
Kitapta, Irak Türkmen Milliyetçi Hareketi Lideri Hüsamettin Türkmen’in eski dostu ve kankardeşi olarak anılan Emekli Binbaşı Cem Ersever hakkında Susurluk Raporu’nda Irak Türkmenleri ile ilişkilerinin çok iyi olduğu, aslında kendisinin de Kerkük asıllı bir aileden geldiği belirtliyor. 1993′te görevinden istifa eden Ersever, Aydınlık dergisine yaptığı şok açıklamalarla gündeme geldi. Ersever, sevgilisi olduğu öne sürülen bir kadın ve PKK itirafçısı bir arkadaşıyla aynı günlerde kurşunlanarak öldürüldü. Her üçünün cesedi de Ankara’nın farklı bölgelerinde bulundu. Arpacık’ın kitabında Hüsamettin Türkmen ve Ersever’in nasıl tanıştıkları anlatılıyor.
“Türkeş’in emriyle buradayım”
İlematgah almak için Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne giden Türkmen, aynı gün gözaltına alınarak ırak’a iade edilmek üzere Silopi’ye gönderilir. Burada bir hücrede tutulan Türkmen’in imdadına Alparslan Türkeş yetişir. İade edilmesi halinde idam edileceğinden kuşkusu olmayan Türkmen, bir sesle kendine gelir: “Kerküklü bir hemşerim varmış burada, kimdir o?” Bundan sonrası kitapta şöyle anlatılıyor:
“Parmaklığın önünde genç bir subay belirmiş ve pervasızca konuşmaya devam ediyordu: ‘Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk gelse seni Irak’a sürgün edemez. Türkeş’in emriyle buradayım, rahat ol.’ Silopi Jandarma Bölük Komutanı Üsteğmen Cem Ersever o gün izinli olduğu halde kendisi bilgilendirildiğinden derhal görev yerine dönmüş ve olaya el koymuştu.”
Ersever’in ekibi dağıtan ilişkisi
Kitapta Cem Ersever ile Türkmen’in ilişkisinin silah arkadaşlığına dönüştüğü de anlatılıyor. 1970′lerin sonlarında Silopi’de çıkan olaylar sonucunda Cem Ersever de açığa alındığı gibi Hüsamettin Türkmen de deşifre oluyordu. Türkmen, MHP Genel Merkezi tarafından gizlenmesi için Çankırı Çerkeş İlçe teşkilatına gönderilir. Bir süre burada kalan Türkmen daha sonra Manisa Kırkağaç’a tayin edilen Cem Ersever’in yanına gider. Ekibe, daha sonra PKK ile bir çatışmada hayatını kaybeden Yüzbaşı Hakkı Akyüz de katılır. Kitapta sözkonusu ekibin çalışmalarından rahatsızlık duyulduğu, Ersever ile Türkmen’in yanı sıra bazı kişilerin de 1981′de tutuklanarak Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ne konulduğu belirtiliyor. Ersever ve arkadaşları 10 günlük bir tutukluluğun ardından Hasan Sağlam Paşa’nın talimatıyla serbest bırakılırlar. Ne varki Ersever ile Türkmen’in arası bir olay yüzünden açılır, iki eski dost yollarını ayırırlar. Kitapta bu olay şu şekilde anlatılıyor: “Cem Ersever’in yıldızının kaydığı günler yaklaşmaktadır. Ayça Gedikoğlu isimli Akçaabatlı ‘Aydınlıkçı’ genç bir kızla ilişki kurmuştur. Bu olay Hüsamettin Türkmen ve arkadaşları tarafından tasvip edilmez. Arkadaşlarının çoğu onu terk ettiler.”
Türkmenlere eğitim
Irak’ın Amerika tarafından işgal edilmesi üzerine Kerkük’e giden Yusuf Arpacık kitabında Türkmen mukavemet hareketlerine ilişkin tanık olduğu olayları anlatıyor. Daha önce Karabağ’da Azerilere eğitim veren Arpacık, aynı amaçla Kerkük’e de gitmiş. Arpacık, Kerkük’lü gençlere silahlı saldırılara karşı korunmaları amacıyla eğitim vermiş. Kerkük meselesine ilişkin önemli anekdotlar anlatan Arpacık, Türkmen direnişinin önemli isimlerine geniş yer vermiş
Otel duvarındaki imza
Türkmen, Türkeş’in talimatı üzerine Kerkük’e dönerken Zaho’da gözaltına alınır. Daha sonra da Gizli Servis tarafından Irak’ın Sibiryası olarak nitelendirilen Nasıriye’ye sürgün edilir. 1 yıl kadar Nasıriye’de bir otelde ikamete mahkum edilen Türkmen, otel odasında bir başka sürgünün duvara yazdığı bir yazı ile karşılaşır. Yazı, arapça olarak, “Şüphesiz insan devrim için vaziyet oluşturma kudretine sahiptir” fadeleri vardır. Yazının altındaki imza ise Taha Yasin Ramazan’dır.
Ersever, Kerküklüymüş...
Aycan Polatkan Yar Sav Başkanının açıklamasını dinledim. Özel yaşam ve gizli diyor; sözkonusu resmi rapor için. Doğrudur..Ancak Sayın Başbakan'ın sağlık durumuyla ilgili en gizli belgeleri medyaya verenler, başta Hürriyet Gazetesinde yayınlatanlar hangi güç odaklarıydı?.YAR SAV Başkanının da içinde bulunduğu odak değil miydi? O zaman YAR SAV, HSYK, Barolar; Başbakanın en gizli, özel sağlık yaşamıyla ilgili belgeleri yayınlayanlara ne tepki göstermişti? Daha alkış tutmuşlardı! Başbakanına RTE diyen hayasızlar! Başbakanlarının güvenliği hiç önemli değil! Yabancı ülke ajanları nüfuz etsinler; gebertsinler! Devlet yerin dibine batsın! Laik Cumhuriyet yıkılsın! 70 milyonun canı cehenneme! Yeter ki kirli laikçi cunta ve laikçi militan oligarşi ayakta kalsın! Hitler',, Mussolini'yi, Stalin'i az bulan mandacı mason faşistler; ülkenin teraltı yerüstü kaynaklarını yağmalamaya devam etsinler!..Yar Sav Başkanının, Baroların başka bir kaygısı var mı?..Laiklik, Atatürkçülük vs. hepsi de iğrenç birer maske, kamuflaj! Uyan ey Türkiyem; Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini oku ve ayağa kalk!..sabri:dedigim gibi gidiyor isler! ne olur ya iyi takip edin... bir kac gun once dedigim gibi bu islerde turkiyedeki teror elebasinin (iki numaranin simdi bir numara oldu) parmagi var.iki sefer arka arka arkaya patlamalar meydana geldi...daha neler goreceksiniz neler...AYDAN CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman`ın eşi Yetkin Arıtman, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası`nda Üstad-ı Muhterem`i olduğunu itiraf etti.
Haber1 sitesi yazarı Burak Orhan, CHP`li bayan milletvekilinin eşinin Mason Locası`ndan yöneticilik yaptığını ortaya çıkardı. İşte Orhan`ın konuyla ilgili yazısı: CHP`li Canan Arıtman`ın eşi Mason Locası Üstad-ı Muhterem`iymiş CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman sıkı bir kadın hakları savunucusu. Ama Arıtman, kadınların üye olmasının yasak olduğu Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası`nın yöneticilerinden Yetkin Arıtman`la evliymiş. Arıtman`a masonluk soruları
Masonluk ve Mason Locası üyelerinin kimlikleri Türkiye`nin gündeminden hiç düşmedi. Loca yöneticilerinin en küçük açıklamaları bile gazete sayfalarında manşetlere çıktı.
İddialara göre siyasetin babalarından bir isim Masonluk yaftasından kurtulması için Mason Locası`ndan sahte belge bile aldı. Hatta bazı siyasilerimiz masonluklarının ortaya çıkmasından o kadar korktular ki, bakan, milletvekilleri oldukları zaman localardan istifa etmeyi seçtiler.
Geçtiğimiz aylarda bizzat bir üst düzey mason bana, DYP-SHP koalisyonu döneminde bir siyasinin bakan olmadan hemen önce Mason Locası`na başvurarak masonluktan ayrıldığını anlatmıştı. Eski bakanımızın ismi bende gizli.
Ama size bugün yazacağım masonluk hikayesinin kahramanı bu eski bakanımız değil. Kendisi zaten ununu elemiş, eleğini duvara asmış bir isim. Yazıya konu olan isim ise bir Mason Locası yöneticiyle evli bulunan medyatik bayan siyasetçimiz ile ilgili.
***
Masonluk sadece bir dernek üyeliğinden ibaret değil. Masonluk bir yaşayış biçimi. Giyimden, hareketlere kadar bir sürü kuralı bulunuyor.
Masonlar arasında mason erkeklere `birader`, eşlerine ise `hemşire` deniyor.
Mason Locaları geçmişte 1930`lu yıllarda Atatürk tarafından kapatılan kuruluşlar. Ama İsmet İnönü zamanında tekrar açılmışlar.
Eşi üst düzey Mason olan siyasetçimiz, özellikle TBMM Başkanı Bülent Arınç`la girdiği sert polemiklerle gündeme gelen CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman.
Geçtiğimiz aylarda Masonlukla ilgili çalışma yapmak için kütüphaneye kapanmıştım.
Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası`nın yayın organı Tesviye Dergisi`ni 1990`lı yıllardan itibaren taramaya başlamıştım. Tarama sırasında 1996 senesine gelindiğinde dikkatimi Büyük Loca`nın görev dağılımında Sağlık Komisyonunda görev yapan Yetkin Arıtman ismi çekti. `Bu isim benzerliğimidir` diye düşünürken Canan Arıtman`ın eşi Yetkin Arıtman`a ulaştım ve sordum. `Tesviye Dergisi`nde ismi geçen Yetkin Arıtman siz misiniz. Yoksa bir isim benzerliği mi?`
Bu soruya tepki göstereceğini düşündüğüm Yetkin Arıtman sorularıma beklenmedik bir yumuşaklıkla cevap verdi. O ismin kendisi olduğunu doğrulayan Arıtman, Masonluğu`nu açıkça deklare etti.
4 yıl boyuna Karşıyaka Mason Locası`nın Üstad-ı Muhterem`i olduğunu, 2 yılda başka bir locada aynı görevi sürdürdüğünü belirten Arıtman şu anda loca yönetimlerinde yokmuş. Arıtman eşiyle ilgili konulara ise girmek istemedi. Verdiği bilgileri dinledikten sonra teşekkür ederek telefonu kapattım. ***
Yetkin beyin eşi Canan Arıtman`ın gerçek mesleği tıp doktorluğu. Ama Arıtman hem doktor, hem hemşire. Çünkü Loca üyeleri arasında eşlere hemşire dendiğini yazmıştım. Arıtman`a da tahminen hemşire deniyor.
Arıtman, CHP`nin keskin çıkışlarıyla tanınan ismi olarak biliniyor. Bir ara Meclis`te kadın mescidi yapılmasına karşı çıkmış ve `Meclis`te mescit varsa, kilise ve havra da yapılsın` demişti. Her sözü bir ara tartışma yaratan Arıtman`ın üst düzey bir mason locası yöneticisiyle evli olması yeni polemiklere gebe gibi duruyor.
Buradan milletvekilimiz Canan Arıtman`a birkaç soru yöneltmek istiyorum:
- Siz kadın hakları konusunda en fazla önem veren bir siyasetçisiniz. Eşinizin yöneticilik yaptığı Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası`na kadınların üye olması yasak. Size göre bu durum kadın erkek eşitliğine aykırı değil mi?
- Atatürk geçmişte Mason Localarını kapatmıştı. Atatürk`ün kurduğu CHP`de siyaset yapmanız bir çelişki meydana getirir mi?
- Sizin uzun süre İzmir Karşıyaka Şube Başkanlığı`nı yapığınız Soroptimistler Derneği`nin Mason Localarıyla bağlantısı var mıdır?
- Masonlardan büyük bölümü Masonluklarını gizliyorlar. Siz eşinizin bir Mason Locası yöneticisi olduğunu hiç gizlediniz mi? - Kamuoyunda `Mason Localarına yakın insanlar siyasette, bürokraside çok hızlı yükselir` iddiası sürekli konuşulur. Eşinizin Mason Locası yöneticisi olması size siyasette bir ayrıcalık sağladı mı?
- Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası`na kadınların üye olmasına izin verilse Mason olmayı düşünür müydünüz?
Sorular benden, umarım Canan Arıtman bu yazıyı okur da bizi aydınlatır.
(Haber1)
AZİZ Tarkan'ın dedesi teşkilattanmış!.....
Türkiye'nin istihbarat geçmişi, tarih araştırmalarının en netameli, en çetrefil kısmını oluşturuyor. Modern milli istihbaratın başlangıcından itibaren yaklaşık yüz elli yıllık zaman diliminde geriye doğru yolculuk yapmanın önünde epey engel var. İstihbaratın, doğası gereği, "gizli saklı" bir faaliyet olması bu engellerin başında geliyor. Ayrıca Türkiye'nin, Ermeni ve Kürt meselesi gibi 20. yüzyıla çeşitli dönemlerde damgasını vurmuş ve uluslararası nitelik kazanmış iki temel sorunla uğraşması Türkiye'deki istihbarat araştırmalarını daha hassas kılıyor. Bu açıdan, değil beş on yıl öncesine dair araştırma yapmak, Teşkilatı Mahsusa'nın yaklaşık 100 yıl önceki faaliyetlerine dair belgelere ulaşmak dahi zor. Bu yazı dizisi için görüştüğümüz emekli istihbaratçılardan Cevat Öneş, Nuri Gündeş, Burhan Basgün ve Yavuz Ataç kamuoyunun bilmediği ve merak ettiği konularda önemli açıklamalarda bulundular. Yüz yüze ya da telefonla konuştuğumuz, tanıdıkları vasıtasıyla temas kurduğumuz kimi istihbaratçılar, çeşitli sebeplerle yazı dizisinde isimleriyle görüş beyan etmeyeceklerini belirttiler. Aralarında bugüne dek hiç konuşmayanların da bulunduğu bazı istihbaratçılardan açıklama yapmak isteyenler oldu, ancak onlarla da zaman konusunda anlaşma sağlanamadı. Sonuçta dizide adı geçen bütün MİT mensuplarına ulaşıldı ve cevap haklarını kullanabilecekleri kendilerine bildirildi. SABAH'ın, farklı kaynaklardan yararlanarak hazırladığı bu yazı dizisi, Türk istihbarat tarihinin kimi bilinmeyen yönlerine ışık tutmayı amaçlıyor.
Milli İstihbarat Teşkilatı'nın, tarihte ilişkilendirildiği Türk istihbarat örgütlerinin başında Teşkilatı Mahsusa geliyor. Ne var ki, modern Türk istihbaratının köklerini, Birinci Dünya Savaşı yıllarında dünyanın çeşitli bölgelerinde faaliyet yürütmüş, dışa dönük bu yarı askeri örgütten ziyade 19 yüzyılın sonu ve 20 yüzyılın başına dek hâkim olan İstibdat Devri'nde içe dönük çalışan, Sultan II. Abdülhamit'in gizli hafiye örgütü "Yıldız"da aramak daha doğru. Başta Sherlock Holmes'un maceraları olmak üzere pek çok polisiye yazın ürününü Yıldız Sarayı'nda özel bir büro kurdurarak tercüme ettirip okuyan II. Abdülhamit, Türk tarihinde yalnızca istihbaratın değil, psikolojik harbin de ilk uygulayıcısı olarak nitelendirilebilir. Türk gizli teşkilatlarının temeli Yıldız ile atılmıştı. MİT'in İstanbul Bölge Başkanlığı'nın Yıldız'a kurulmuş olması da elbette bu tarihi olguyla doğrudan ilişkili. 1880 yılında kurulan "Yıldız İstihbarat Teşkilatı", MİT'in resmi tarihçesini yazan teşkilat mensubu Dr. Erdal İlter'e göre, özel çıkarlara hizmet veren bir kuruluş haline gelmişti. Bunda, pek çok uzmanın belirttiği üzere, Yıldız'ın "jurnalci" yapısının büyük etkisi var. Abdülhamit hatıralarında, bugün hâlâ etkileri görülen bu istihbarat anlayışını savunurken, "Doğrudan doğruya şahsıma bağlı bir istihbarat teşkilatı kurmaya karar verdim. İşte düşmanlarımın jurnalcilik dedikleri şey budur" demişti.
CIA'YA İLHAM VEREN ÖRGÜT
Yıldız'ın kurulmasında İngilizler etkili olurken, Teşkilatı Mahsusa ise İttihatçıların genel politikasından ötürü Alman etkisinde kalacak ve Eşref Sencer Kuşçubaşı gibi neferler, meşhur İngiliz casusu Lawrence ile Arabistan'da mücadele etmek zorunda kalacaktı. Başta, Şuayyibe'de intihar eden Teşkilatı Mahsusa Reisi Süleyman Askeri olmak üzere 30 bin kişilik örgüt kadrosunun çoğu yurtdışında faaliyet gösterdi. Öğretim üyesi Kaya Karan'ın MİT mensupları için hazırladığı "Türk İstihbaratının Tarihçesi" adlı çalışmada, Teşkilatı Mahsusa'nın amacı, "İhanet şebekelerini ortadan kaldırmak, dışarıdaki belirli hedeflere karşı sabotajlarda bulunmak, Osmanlı topraklarındaki gizli servislere karşı mücadele etmek" olarak açıklanıyor. Karan'ın sözünü ettiği yöntemler teşkilatın, 1947'de kurulan ABD gizli servisi CIA'e bile ilham verdiği tezini destekler nitelikte. Amerikalı bir araştırmacının Birinci Dünya Savaşı'ndan yıllar sonra Türkiye'ye gelip Eşref Sencer Kuşçubaşı ile görüşmesi de ilginç bir ayrıntı olarak gizemini koruyor.
Filiz Akın sürgünleri
MİT'TE 1990'lardaki iç çekişmenin kökeni Sönmez Köksal'ın teşkilatın başına atandığı döneme dayanıyor. 1992'nin Kasım ayında göreve gelen Köksal, -bazı çalışma arkadaşlarının ifadesine göre- ileri görüşlülüğüyle teşkilatta kısa sürede saygınlık kazanmıştı. MİT eski Yurtdışı Operasyon Başkanı Yavuz Ataç SABAH'a o dönemde MİT'te yaşanan çekişmeyi gözler önüne seren şu olayı anlattı: "Sönmez Bey'in çevresinde, onu etkileyen birkaç kişi vardı. Bu kişilerden biri Mehmet Eymür, biri de Köksal'ın Mülkiye'den arkadaşı olan Yavuz S. idi. Yavuz S. önce müsteşarın müşaviri oldu, ardından da Müsteşar Yardımcılığı'na getirildi. Sönmez Bey, bizim bulunduğumuz dairenin başına da Zafer Ö. adlı teşkilat mensubunu getirirken bana 'Sen de yetkili olacaksın' dedi. O dönemde henüz Eymür dönmemişti. Eymür, döndükten sonra müsteşarın özel hafiyesi gibi çalıştı. Bunun şöyle de bir örneği var: Ordudan MİT'e geçmiş dört subay vardı. Sönmez Bey'in eşi malum tanınan bir sanatçı, Filiz Akın. Onun hakkında konuşuyorlarmış. Eymür de bu konuşmaları kaydediyor, dökümünü götürüp Müsteşar'a veriyor. Sonra bu adamların dördü de başka illere tayin oldu."
Tarkan'ın dedesi teşkilatçıydı
Türk istihbarat örgütleri için faaliyetlerde bulunmuş en ünlü Türk şüphesiz Mustafa Kemal'di. 15 Ekim 1911'de Tanin Gazetesi muharriri Mustafa Şerif sahte kimliğiyle Mısır üzerinden Trablusgarp'a geçen Mustafa Kemal, burada casusluk faaliyetlerinde bulunmuştu. Resmi kayıtlara göre Teşkilatı Mahsusa için çalışanlar arasında Enver Paşa, Lawrence'ın verdiği 2 milyon sterlinlik rüşveti reddeden Enver Paşa'nın amcası Halil Paşa (Mason Kaya Paşakay'ın dedesi), Eşref Sencer Kuşçubaşı, Mehmet Akif Ersoy, Said-i Nursi ile Dr. Nazım ve Mithat Şükrü Bleda gibi ünlü masonlar vardı. Teşkilat için çalışan bir başka ilginç isim de ünlü popçu Tarkan'ın büyük dedesinin kardeşi Ali Dursun Kaptan idi. Ali Dursun Bey, Kafkas-Doğu cephesindeki faaliyetlerinin bir kısmını oğlu ünlü Turancılardan Dr. Fethi Tevetoğlu'na anlatmıştı. Popstar'a, meşhur çizgi roman kahramanı Tarkan'dan esinlenerek "Tarkan" adını veren de Ali Dursun Bey'in oğlu Fethi Tevetoğlu (Tarkan'ın büyük amcası) idi.
'Hiçbir darbe gizli olmadı'
MİT'te Psikolojik Harekât Başkanlığı ve Müsteşar Yardımcılığı gibi önemli görevlerde bulunan Öneş'in çalışma alanlarından biri de Kürt sorunu ve terördü. Çalışma arkadaşları, Öneş'in Teşkilat'tayken de "liberal demokrat" biri olduğunu söylüyorlar. Öneş, MİT'te sivillerin sayıca her zaman çoğunlukta olduğunu, ancak darbe dönemlerinde askerlerin ağırlığının arttığını belirtiyor. Öneş'e göre, askeri müdahaleler MİT'i geri bırakan asıl etkenlerdi. Çünkü MİT'in güvenlik anlayışı darbelere göre şekillendi. Demokratik süreç kesintiye uğrayınca istihbarat teşkilatı da geri kaldı. Öneş'in görüşüyle paralellik taşıyan bir tarihi olgu var. MİT'in, kimi darbe ya da muhtıraları bağlı bulunduğu Başbakanlardan bile gizlediği biliniyor. Cevat Öneş bu konunun siyasi açıdan biraz istismar edildiği görüşünde. Öneş, "Türkiye'de hiçbir darbe gizli olmadı. Geliyorum demeyen bir darbe hiç olmadı. Bugün olsa kurumsal yapının gereği neyse o yapılır" diyor. Öneş, MİT'in, Türkiye'nin kendine has koşullarından ötürü hep içe dönük çalışmak zorunda kaldığını belirtiyor ve şunları söylüyor: "Soğuk Savaş döneminin algılamalarıyla bugünkü şartlar arasında büyük farklar var. Türkiye bugüne kadar nasıl bir siyasi ve askeri konsept içinde olduysa MİT de buna paralel bir anlayış geliştirmiştir. Ama artık MİT'in sebepler üzerinde bir bakış açısı geliştirmesi gerektiği muhakkak."
LİBERAL DEMOKRAT MİT'Çİ
MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, 2005'te emekliliğinin ilk yılında Kürt sorunu hakkında yazdığı makaleler ile dikkatleri üzerine çekti. Öneş'in açıklamaları, MİT'in emekli bir yöneticisi üzerinden kamuoyu oluşturma girişiminin bir parçası olarak yorumlandı. Şimdiki Müsteşar Emre Taner ve bir önceki Müsteşar Şenkal Atasagun ile Hiram Abas, Ertuğrul Güven, Sadi Sağdam, Mehmet Eymür ve Mikdat Alpay gibi MİT'in 42 yıllık tarihine damgasını vuran "sivil" isimler teşkilata Fuat Doğu döneminde katılmıştı. Aynı dönemde 1966'da MİT'e giren bir isim daha vardı. Cevat Öneş, askerliğini yedek subay olarak Fuat Paşa'nın yanında yaptığı için teşkilata çağrılmıştı. İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan Öneş, aslen Bodrumlu. Ailesinin Öneş'e, Cevat ismini vermesinin de ilginç bir öyküsü var. Cumhuriyetin ilk yıllarında Öneş'in dedesi Bodrum Müftülüğünü yürütüyormuş. O dönemde, yazdığı bir öykü yüzünden İstiklal Mahkemesi'nde yargılanıp Bodrum'da üç yıl sürgün cezasına çarptırılan yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı da (Halikarnas Balıkçısı) kasabaya gelmiş. Cevat Öneş'in dedesi, Kabaağaçlı ile samimi olmuş. Hatta öyle sıkı fıkı olmuşlar ki Cevat Şakir, "Her gün polise imza vermek yerine müftüye görünsem olur mu?" demiş. Polis de bu öneriyi kabul etmiş. Ünlü yazar, her gün Bodrum Müftüsü'ne gelip "Ben buradayım" diyormuş. Müftü de çok sevdiği yazar arkadaşı Cevat Şakir'in adını, ilerde MİT mensubu olacak torununa vermiş.
Ferhat Ünlü/sabah Yayın Tarihi : 15 Temmuz 2007.Güven Karaman İnternette Sansür Var mı?...Var elbette..Türkiye'de..Yasaklı ve yasaksız web siteleri çok!..Sadece youtube sitesinde değil yasak. www.yesil.org , www.aloihbar.org , www.cunta.org , www.yolsuzluklar.org gibi birçok web sitesinde sadece bir yazı var:
"Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir"
Bunun bir istisnası var: MİT'çi Mehmet Eymür'ün www.atin.org adlı web sitesi..Ergenekon'a delil teşkil edecek çok bilgi-belge var..Bir de emekli subayların web siteleri var: Erdal Sarızeybek, İzzettin İyigün, Zeki Bingöl, Ali İhsan Gürcihan, Aziz Ergen, Osman Pamukoğlu, Tahir Tamer Kumkale...Kendi adlarıyla..Bir de Önce Vatan gibi emekli generallerin yazı yazdığı yayın organları var. Önce Vatan'da başta TESUD eski Başkanı Cumhur Evcil Paşa yazıyor...Birçok web sitesinin ateşli yazarı, Ergenekon Örgütü savunucusu Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu ise şu sıralarda ortalıkta görünmüyor..Doğu Silahçıoğlu gibi başka yazar paşalar da var tabii; Cumhuriyet gazetesinde ve web sitelerinde yazan..Bazıları da müstear adla veya nick'le yazıyor belli...
Soru şu: Bir web sitesi neye göre, nasıl yasaklanıyor? Buna kim veya kimler karar veriyor?..Birtakım yolsuzlukları ve hırsızlıkları, pis işleri ve ilişkileri deşifre eden siteler yasak da; küfürbaz, ahlaksız, halkı kin ve nefret aşılıyarak kitleleri terörize eden Ergenekoncu ve diğer yandaş örgüt siteleri neden serbest?..
Güven Karaman İnternette Sansür Var mı?...Var elbette..Türkiye'de..Yasaklı ve yasaksız web siteleri çok!..Sadece youtube sitesinde değil yasak. www.yesil.org , www.aloihbar.org , www.cunta.org , www.yolsuzluklar.org gibi birçok web sitesinde sadece bir yazı var:
"Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir"
Bunun bir istisnası var: MİT'çi Mehmet Eymür'ün www.atin.org adlı web sitesi..Ergenekon'a delil teşkil edecek çok bilgi-belge var..Bir de emekli subayların web siteleri var: Erdal Sarızeybek, İzzettin İyigün, Zeki Bingöl, Ali İhsan Gürcihan, Aziz Ergen, Osman Pamukoğlu, Tahir Tamer Kumkale...Kendi adlarıyla..Bir de Önce Vatan gibi emekli generallerin yazı yazdığı yayın organları var. Önce Vatan'da başta TESUD eski Başkanı Cumhur Evcil Paşa yazıyor...Birçok web sitesinin ateşli yazarı, Ergenekon Örgütü savunucusu Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu ise şu sıralarda ortalıkta görünmüyor..Doğu Silahçıoğlu gibi başka yazar paşalar da var tabii; Cumhuriyet gazetesinde ve web sitelerinde yazan..Bazıları da müstear adla veya nick'le yazıyor belli...
Soru şu: Bir web sitesi neye göre, nasıl yasaklanıyor? Buna kim veya kimler karar veriyor?..Birtakım yolsuzlukları ve hırsızlıkları, pis işleri ve ilişkileri deşifre eden siteler yasak da; küfürbaz, ahlaksız, halkı kin ve nefret aşılıyarak kitleleri terörize eden Ergenekoncu ve diğer yandaş örgüt siteleri neden serbest?..
Bülent Ecemiş av. yağiz ali dağli kimdir?
doğum tarihi : 31 mart 1945 medeni hali : evli, 2 çocuk babası
mevcut profesyonel ünvanlar
• avukat- d&d hukuk bürosu kurucu üyesi ve sahibi.
• yönetim kurulu üyesi – akkim kimya san. ve tic. aş (dinçkök grubu)
• yönetim kurulu başkanı – norsel turizm ve yatçilik san a.ş.
• ortak – pak holding a.ş.
• ortak – asil gida ve kimya san. a.ş.
eğitim
• galatasaray lisesi, (ilk,orta,lise)
• istanbul üniversitesi, hukuk fakültesi
• istanbul üniversitesi, işletme iktisadi enstitüsü
• london pilgrims center, executive training
• hawksmere plc, londra, avrupa birliği rekabet hukuku,
• university of cambridge, queen mary and westfield college, uluslararası ticari muamelelerde uyuşmazlıkların mahkeme dışında çözülmesi ve uluslararası tahkim
yabanci diller
• ingilizce
• fransızca
üyelikler
• istanbul barosu üyesi,
• türk ceza hukuku derneği kurucusu, yönetim kurulu üyesi ve genel sekreteri
• türk fransız işadamları derneği üyesi,
• uluslararası barolar birliği üyesi (iba),
• uluslararası ceza hukuku derneği üyesi (aidp),
• dünya hukukçular derneği üyesi (world jurist association),
• uluslararası ticaret odası üyesi (icc),
• birleşmiş milletler uluslararası ticaret hukuku komisyonu üyesi (uncitral),
• uluslararası avukatlar derneği üyesi (uia),
• gesica üyesi (réseau international d’avocats indépendants)
• counsel-alliance üyesi (international network of elite law firms)
• mhp istanbul basın ve propagandadan sorumlu il başkan yardımcısı 1990 sonrası,
Aysun Rakıcıoğlu Cengiz ÖZAKINCI : Cengiz Özakıncı (1954), görsel, yazılı, sözel iletişim, dil ve felsefe üzerinde yoğunlaşmış; İbrani, Grek, Latin, Arap, Göktürk yazı ve dilleri üzerine çalışmıştır. Din dilinin ulusallaştırılması konusunu dilbilim, kökenbilim ve anlambilim açısından irdelemiştir. Betikleri (kitapları), çeşitli gazete, dergi, radyo ve televizyonlarda yayınlanmış pek çok yazı, söyleşi ve konuşmaları vardır. Görsel sanatların resim, grafik ve sanatsal fotoğraf dallarında yapıtlar veren ve sergiler açan Özakıncı'nın sanat felsefesine ilişkin kuramsal yazıları, sanat eleştirileri ve öyküleri, Gösteri, Argos, İn Vivo, İkibin'e doğru gibi dergilerde yayımlanmıştır. Özakıncı Otopsi Yayınevi'nin sahibi ve yöneticisidir.Bülent Ecemiş Ergenekon Soruşturması başladığından beri herkes O'ndan bahsediyor..Büyük Kulüp'ün baronlarından..NATO-Gladyo, Ergenekon-Büyük Kulüp-Büyük Mason Locası bağlamında kaydadeğer bir isim olarak öne çıkıyor..Bir dönem MHP'ye yakınlığı ile gündeme gelmişti..Sonra T. Çömez ilişkileriyle..Marmara Grubu Vakfı Başkanı Akkan Suver'e çok benziyor; çevresi, bağlantıları itibariyle..Ergenekon'la ilgili her taşın altından O çıkıyor..Kim bu ünlü CEZA AVUKATI? Yağız Ali Dağlı, Aksiyon'a konuşmuş...‘İhalelere Cem Uzan adına değil, Rothschild ailesi adına giriyordum.” Bu itiraf, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) Uzan ailesinin mallarını satışa çıkardığı ihalelerle adını duyuran avukat Yağız Ali Dağlı’ya ait. Uzan’ların Skorsky helikopteri, Frequency adlı yatı ve Petrus şaraplarını alarak dikkatleri üzerine çeken Dağlı, “Kim bu avukat?” sorusunu uzun süre cevapsız bıraktı. İhalelere kimin adına girdiği sorusu uzun süre zihinleri meşgul ederken medya onun için ‘gizemli avukat’ yakıştırmasını uygun buldu.
Hâlbuki Dağlı ismi Türkiye’nin gündeminden hiç düşmemişti. Sultan Abdülhamit, Dağlı’nın büyük eniştesi. Anneannesi Tasvire M. Şavlı, Sultan Abdülhamit’in 4. karısı Behice Sultan’la kız kardeş. Dedesi Ali Şükrü Şavlı, CHP Sinop milletvekilliği ve Sağlık Bakanlığı yapmış bir isim. Döneminin ünlü çocuk hekimlerinden Şavlı, İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın çocuklarının da doktoruydu. Babası Avukat Mustafa Hazım Dağlı ise Alparslan Türkeş’in yakın dostlarındandı. Türkeş ve 15 Türk subayı, 1947 yılında ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulu’nda iki yıl eğitim görmüştü. Dönüşte aynı gemide seyahat eden Türk genci Mustafa Hazım’la arkadaş olan Türkeş, vefasını 11 yıl sonra gösterdi. Dağlı, 27 Mayıs darbesinin ardından göreve başlayan Temsilciler Meclisi’ne Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) saflarından katıldı. Daha sonra Türkeş’in genel başkanlık yaptığı partinin üyesi olan Dağlı, 1961 Anayasası’nı hazırlayan komisyonda çalıştı. 1965’te Suat Hayri Ürgüplü kabinesinde Milli Savunma Bakanlığı yaptı. 1969 seçimlerinde Adalet Partisi Çankırı milletvekilliğine seçildi.
“İSTEDİĞİNİ İPTEN ALIR İSTEDİĞİNİ İPE GÖTÜRÜR”
Oğlu Yağız Ali de yıllar sonra Türkeş’in vefasına nail oldu. Başbuğ’un son dönemlerinde MHP İstanbul İl Başkanı Yardımcılığı yaptı. Hukuk fakültesini bitirmesine rağmen uzun yıllar ticaretle uğraştı. 47 yaşından sonra avukatlığa başladı. Ünlü hukukçu Prof. Dr. Uğur Alacakaptan’la ortak D&D hukuk bürosunu kurdu. Tansu Çiller, Nail Keçili ve Rauf Tamer gibi isimlerin avukatlığını yaptı. Ordinaryüs Prof. Sulhi Dönmezer’le birlikte Ceza Hukuku Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. 15 yıllık avukatlığının sonunda Ceza Hukuku’nun duayenlerinden Prof. Dr. Erdener Yurtcan’ın yakın çevresine “İstediğini ipten alır, istediğini ipe götürür.” diye tanıttığı biri haline geldi.
Galatasaray Lisesi mezunu ve iyi bir Fransız ekolü temsilcisi olan 62 yaşındaki Dağlı, en son Büyük Kulüp (Cercle d’Orient) başkan adaylığı ile gündeme geldi. Kamuoyunda ‘hükümetler yıkıp hükümetler kuran patronlar kulübü’ olarak bilinen Büyük Kulüp’ün 34 yıllık üyesi olan Dağlı, bünyesinde başbakanlar, bakanlar, genelkurmay başkanları, üst düzey bürokratlar ve işadamları barındıran Türkiye’nin en eski derneğinin başkanlığı için eski müvekkiliyle yarıştı. Büyük Kulüp Başkanı Duran Akbulut, Türkbank ihalesine fesat karıştırma iddiasıyla Korkmaz Yiğit ve Erol Evcil gibi isimlerle beraber yargılanırken avukatlığını Dağlı yapmıştı. Müvekkilini bu davada beraat ettiren Dağlı, Raif Dinçkök’ten sonra en uzun süre görev yapan 10 yıllık Büyük Kulüp Başkanı Akbulut’u deviremedi.
“CEM UZAN HALA BANA KIZIYOR”
Listesinde eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman, Oyak Bank Yönetim Kurulu BaşkanVekili Mehmet Özdeniz, Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Serpil, ortağı Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, eski Türkiye Genç İşadamları Derneği Başkanı Murat Bekdik ve Celal Bayar’ın torunu Prof. Dr. Akile Gürsoy gibi isimleri bulundurmasına rağmen rakiplerinin ‘Bu adam mafya avukatı değil miydi?’, ‘Cem Uzan’ın avukatı olmadığını ispatlamak zorunda’ gibi çıkışlarına muhatap oldu. İtirazlara karşı “Uzan’ın avukatı değilim; ama eğer vekâlet verseydi olurdum.” şeklinde bir duruş sergileyen Dağlı, “Ben hukuku Dönmezer’den öğrenmiş bir avukat olarak, savunma hakkı olan herkesi savunurum. Bana bu yüzden oy vermeyeceklerse vermesinler.” restini çekti. Kongrede gülen taraf, Dağlı’nın “Benim 40 yıllık ağabeyim.” dediği mevcut Başkan Akbulut oldu.
Bu sonuç, ünlü avukatın son zamanlarda yaşadığı tek kâbus değildi. TMSF ihaleleriyle ilgili kendisi hakkında çıkan yorumlardan çok etkilenmiş. Hayatının çok değiştiğini söyleyen Dağlı, “İki, ikibuçuk ay karanlıklar içinde yaşadım. Ağır depresyon geçirdim.” diyor. Söylentilerin aksine Cem Uzan’la şu an kavgalı olduğunu ifade ediyor. Mallarını aldığı için Uzan’ın kendisine kızgın olduğunu söyleyen Dağlı, “Bazen mahkemelerde karşılaştığımız oluyor ve bana ‘Hepsini ödeteceğim sana. Onları tek tek geri alacağım elinden.’ diye bağırıyor.” diyor.
Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşı Erol Aksoy’un şaraplarını da alan Dağlı, o dönemin perde arkasını anlattı. Batık bankacıların birbirinden ünlü eşyaları ve malları için bayrak kaldırdığı grup ‘Dünyanın Gizli Seçkinleri’ Rothschild ailesiydi. Dağlı, Rothschild’lerle tanışmasını şöyle anlatıyor: “Biz büro olarak yurtdışındaki hukukla ilgili birtakım yerlere ilânlarımızı veririz. Özelleştirme ve şirket evlilikleriyle ilgilendiğimizi duyururuz böylece. Birtakım yabancı bankaların daha önce avukatlığını yaptım. Hâlâ da yapıyorum. O şekilde geliyor bana bu ihaleler. İngiltere’den bir faksla, böyle bir ihale var, bizim için katılır mısınız diye müracaat ettiler. Böyle başladık.”
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun Uzan Grubu’na ait Airwaves ve Frequency isimli yatların sahipliği konusunda Cayman adalarında açtığı davayı kazanması, gözleri daha önce ihaleyi kazanan Avukat Yağız Ali Dağlı’ya çevirdi. İhaleye arkasında Rothschild’lerin bulunduğu Finesse Management adlı şirketle giren Dağlı, Cem Uzan’ın Frequency isimli yatını 32 trilyona aldı. Ancak gemi sicilinin kayıtlı olduğu Cayman adalarındaki bir anlaşmazlık nedeniyle sorunun büyüdüğünü öne sürüyor. Yat, Cayman Adası’nda Wistecia Bay adlı bir şirket üzerine kayıtlıydı. Ünlü avukat, Abdullah el Ayet adlı bir Ürdünlünün satıştan önce ortaya çıkıp, şirketin kendisine 56 milyon dolar borçlu olduğunu söyleyerek tedbir koydurduğunu belirtiyor. Ancak avukata göre normal olmayan bir şey vardı: Borç 4 yıl önce verilmiş gibi görünüyordu ve borcun verildiği gün ipotek konulması gerekirken ihaleden önce koydurulmuştu. Dağlı, bu noktada açıkça söylemese de borç sözleşmesinin sahte olduğu konusunda şüpheler taşıyor. Kemal Uzan ve Hakan Uzan’ın Ürdün’de saklandığı iddiaları da şüpheleri artırıyor.
UZANLARIN HELİKOPTERİ ROTHSHILD AİLESİNDE
Avukat Dağlı’nın bir başka iddiası ise Rothschild ailesinin, yatı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e hediye etmek için satın aldığı şeklinde. Ama, Rusya’da “oligarklar” olarak bilinen yasadışı yollardan zengin olmuş işadamlarına savaş açan Putin’e bu şekilde jest yapmak isteyen Rothschild ailesi bu amacına şimdilik ulaşamadı. Dağlı, Uzanlara ait Skorsky helikopterin ise şu an Rothschild’de olduğunu dile getiriyor.
İhaleden sonra TMSF ile bir sözleşme yaptığını söyleyen Dağlı, anlaşmanın ayrıntılarını şöyle anlatıyor: “Sözleşmeye göre ben TMSF’ye satış işleminin karşılığı olarak 23 milyon dolar para verecektim. Bu parayı müşterek bir hesapta tutacaktık. Cayman adasındaki anlaşmazlığı 29 Haziran 2005’e kadar çözmeleri halinde parayı TMSF alacak, çözememeleri halinde yasal faizleriyle birlikte para bize geçecekti. Şirketin haklarını korumak adına böyle bir sözleşme yaptım. Anlaşmazlık çözülemedi. Para faizleriyle birlikte 30 milyon doları buluyordu. Sözleşme gereği avukatlık ücreti olarak 174 bin dolarını ben aldım. Ama aradaki bazı komisyoncular beni karşı tarafa yanlış tanıttı. Bunun üzerine Rothschild, paranın 41 bin dolarını geri aldı. Kendisiyle hiç konuşmadım ve tanışmadım. Ama yapılan muamele yüzünden ona olan saygımı yitirdim.”
Tekin Ay Ergenekon'u asıl aydınlatacak BİLGE adamlar üzerine neden gidilmiyor? Örneğin: Hemen hemen bütün toplantılarda Veli Küçük'ün sağındaki yerini alan; kasketli, takım elbiseli, paltolu, uzun boylu beyefendi olan Kıbrıs Milli Koordinasyon Kurulu Başkanı ve Özenliler A.Ş. yöneticisi Yakan Cumalıoğlu, Rauf Denktaş, Kıbrıs'tan Hüseyin Macit Yusuf, Prof. Dr. Ertuğrul Zekai Ökte, Prof. Dr. Alparslan Işıklı(TÜMÖD Yöneticisi), Prof. Dr. İbrahim Çetin Yetkin, Prof. Dr. Ercan Çitlioğlu, Prof. Dr. Ahmet Örs, Prof. Dr. Yekta Okur, Nuri Çolakoğlu, Nail Güreli, Tufan Türenç, Prof. Mustafa Erkal, Prof. Dr. Turan Yazgan, Marmara Grubu Vakfı Başkanı Akkan Suver, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Prof. Dr. Ahmet Ercan, Prof. Dr. Sina Akşin, Servet Cömert Paşa, Cumhur Evcil Paşa, Hasan Kundakçı Paşa, Korkut Eken, Mehmet Ağar, Necdet Menzir, Teoman Koman, Yavuz Ataç, Mehmet Eymür, Sönmez Köksal, Şenkal Atasagun, Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Prof. Dr. Kemal Gürüz, Oktay Ekşi, Ertuğrul Özkök, Arslan Bulut, Sabahattin Önkibar, Tuğrul Keskin gören, Ali İhsan Gürcihan Paşa, İdris Koralp Paşa, Volkan Kaplama Paşa, Erdal SarıZeybek ve Osman Pamukoğlu Paşalar, Aziz Ergen, Tahir Tamer Kumkale, Oğuz Kalelioğlu, Altay Tokat, Necati Özgen, Ali Yalçın, Hasan Muratlı, Dursun Bak, İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman, İsmail Hakkı Karadayı paşalar, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Ahmet Kurtaran, Hıncal Uluç, Onur Öymen, Aydın Doğan, Rahmi Koç, Ali Şen, Cavit Çağlar, Dr. Hasan Ünal, Prof. Dr. Ural Akbulut, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Prof. Dr. Bülent Berkarda, Prof. Dr. Nur Serter, Prof. Dr. Nazan Moroğlu, Prof. Dr. Necla Arat, Prof Dr. Aysel Ekşi, Prof. Dr. Türkan Saylan, Gülseven Yaser, Süleyman Sefer Cihan, Prof. Dr. Ümit Özdağ, Enver Altaylı, Behiç Kılıç, İrfan Ülkü, Zahide Uçar, Neval Kavcar, Mustafa Yıldırım, Cengiz Özakıncı, Uğur Dündar, Ali Kırca, Mehmet Ali Birand, Can Dündar, Muhsin Yazıcıoğlu, Prof. Dr. Süheyl Batum, Sedat Bucak, Ruhat Mengi, İbrahim Şahin, Ertuğrul Ogan, E. Güven, Erol Çakır, N. Nihat Kubuş, Adil Serdar Saçan, Şevket Ayaz, Çevik Bir, Doğu Silahçıoğlu, ERol Özkasnak, Osman Özbek, Zeki Bingöl, Cevdet Saral, Osman Ak, Aziz Yıldırım gibi..TANSEL KANIK KİRLİ TİCARET: NATO-Rusya hattında Türkiye üssü..Silah Pazarının Efendileri: Ali Şen, Aziz Yıldırım, Saffet Sancaklı, Cavit Çağlar, Kemal-Bahattin-Cem Uzan, Prof. dr. Adil İlter Turan, M. Dural, İdris Koralp, Çevik Bir, Levent Ersöz...NATO Müteahhitleri ve onların arkasındaki NATO paşaları da hesap vermeli..Hüsnü Çil ve Onur Kayador'un iddiaları:
Rüştü Reçber'in sözleşmesi, Temmuz 2001'de uzatılırken Rüştü'nün menajeri Saffet Sancaklı'ya 200 bin dolar ödendi.
Kulüp Sancaklı'ya bu komisyonu ödeyerek Sancaklı, Beyaz Rusya'da bulunan Orsa Şirketi´nin Türkiye temsilciliğini Aziz Yıldırım'ın şirketi olan Savtem adına almaya mı çalışacak?
Revivo, İsrailli Elbit, İAİ ve Tamam şirketlerinin Türkiye mümessilliklerinin Savtem'e verilmesi için İsrail Savunma Bakanı ile görüşüyor.
MAKTAŞ ihale yasağı devam ettiği için Yıldırım askeri ihaleleri kendisinin başkanlığını yürüttüğü Savtem üzerinden almaya çalışıyor.
Şükrü Saraçoğlu Stadı yenilenirken 12.5 milyon dolara kredi alındı mı? Neden bu kadar yüksek faizle alındı?
Araştırmalarımıza göre 8.5 milyon dolara maliyeti bulunan Maraton tribünü, kulübe ne kadara fatura edildi?
Tansel Kanık Ergenekon Davası ve Soruşturmalarında GÖZLER, NATO-Rusya hattında ve Ali Şen, Aziz Yıldırım, Saffet Sancaklı ile Levent Ersöz, Çevik Bir ve İdris Koralp Paşalarda!.."Yıldırım'la silah ticareti yapıyoruz"..diyorlar!..NATO Müteahhitleri ile paşalar arasında al gülüm, ver gülüm pazarı..
Menajer Saffet Sancaklı, Aziz Yıldırım ile savunma ihalelerine girdiğini söyledi.
Ali Şen'in işini bize verdiler
3.2 Milyon dolara İstanbulspor'u satın alan menajer Saffet Sancaklı, Ali Şen ile Aziz Yıldırım çekişmesini de Yeni Aktüel'e açıkladı: "Yıldırım ile silah ticareti yapıyoruz. Yıllardır Rusya'daki savunma sanayisi işinde ortağız. Daha önce bu ihaleleri Ali Şen alıyordu. Biz girince işi bize verdiler."
Silahta Aziz Yıldırım'la ortağız
İstanbulspor'un yeni sahibi Sancaklı, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ile silah ticareti işinde ortak olduklarını açıkladı. Sancaklı, "Bu işte Rusya adına Türkiye'de tek yetkili biziz. Birkaç ihaleye girdik" dedi.
İstanbulspor'u TMSF'den 3 milyon 250 bin dolara alan eski milli futbolcu ve menajer Saffet Sancaklı, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'la yıllardır savunma sanayisinde iş yaptıklarını söyledi. Bu konuda ilk kez Yeni Aktüel'e konuşan Sancaklı, "Aziz Yıldırım ile yıllardır Rusya'daki savunma sanayi işinde ortağız. Daha önce tank ve helikopter gibi ihaleleri Ali Şen alıyordu. Biz girince işi bize verdiler. Bu işte Rusya adına tek yetkili biziz..." Bu konuda kendisine hiçbir zaman soru sorulmadığını belirten Sancaklı'nın, silah ticaretiyle ilgili sorulara verdiği yanıtlar özetle şöyle:
* Aziz Yıldırım'la ortak, Rusya'dan silah ticareti yaptığınız iddiası vardı? Yapıyorduk. Hâlâ yapıyoruz. Ailem yapıyor. Yıllardır Aziz Yıldırım'la savunma sanayi işinde ortağız. Bunun dedikodusu yapılıyor sürekli, ama bana soran olmadı ki. Birisi gelip sordu da ben 'yok' mu dedim? Ticaret yapıyoruz. Ben bir şey saklamıyorum ki. En son bir helikopter ihalesine girdik, 'bu adamlar nereden çıktı' deniyor. Kardeşim bu bizim aile işimiz ve yıllardır yapıyoruz. Zaten çok ihale de olmuyor; yılda bir tane ya oluyor ya da olmuyor. Büyük oluyor ama üç yıl kadar sürüyor.
TEK YETKİLİ BİZİZ
* Aziz Yıldırım'la yaptığınız iş tam olarak ne? Savunmasanayisi dediğiniz kapsama ne tür silah ihaleleri giriyor? Buraya hiç girmeyelim. Başka yerlere çekiyorlar. Ama Rusya'daki savunma sanayisiyle ilgili Türkiye'de tek yetkili biziz. Ya da bizim yol verdiğimiz kişiler girer.
* Hem Boşnak kökenli olmanız hem de tavırlarınızla sizi Ali Şen'e benzetiyorlar; hatta size ikinci Ali Şen deniyor. Ben hayatımda kimseye benzemek istemedim, istemiyorum. Herkesin kendine göre tarzı var, herkesin yolu açık olsun.
ALİ ŞEN YAPIYORDU
* Birleşik Fenerbahçeliler Derneği Başkanı Aziz Yılmaz, Aziz Yıldırım ile Ali Şen arasındaki kavganın temel sebebinin Rusya'daki silah pazarı olduğunu ve sizin de Aziz Yıldırım'ın şirketinde olduğunuzu söylemişti. Diyor bir şeyler. Bu olayın aslı şu: Daha önceki yıllarda yani bizim ailemiz bu işe girmeden önce Ali Başkan (Şen) yapmış Rusya'yla savunma sanayi işlerini.
* Helikopter, tank ve diğer silah alımlarını mı? Evet. Onlar işte. Özetle Rusya'da savunma sanayisiyle ilgili Türkiye yetkilisi oymuş. Biz girince işin içine bu işi bize verdiler. Aziz Yıldırım'la birlikte çalışmaya başladık. Birkaç ihaleye girdik. Ben Ali Şen'i Aziz Yıldırım'dan önce tanıyorum. O da bizim arkadaşımız, ağabeyimiz. İkisi de sıradan insan değil, bu ülkenin özel insanlarıdır.
Abramoviç'le tanışıyoruz
* İstanbulspor ihalesiyle ilgili size Rus işadamı Roman Abramoviç'in de destek verdiği gündeme geldi. Böyle bir şey kesinlikle yok. Abramoviç'in Türkiye'ye gelişi kesinlikle İstanbulspor'la ilgili değildi.
* Abramoviç ile nereden tanışıyorsunuz? Bu savunma sanayisi işleriyle ilgili Rusya'ya gidip gelirken tanıştık.
* Abramoviç'le de savunma sanayisi, yani silah işi yaptınız mı? Yapmadık. Onun şirketleri madencilik ve petrol üzerine. Bir de arkamda Rus mafyasının olduğunu söylediler. Nereden çıktığını anlamıyorum bunların. Rusya'da dostlarımız var. Açıkça söylüyorum, benim ve Sancaklı ailesinin ödenmemiş trafik cezası bile yoktur. Bulsunlar ülkeyi terk ederim.
'Ali Şen ile silah işi yapmadım'
* Ali Şen ile hiç silah işi yaptınız mı? Hayır. Ali Şen'le hiçbir ticari ilişkiye girmedik. Bununla ilgili konuşma dahi aramızda geçmemiştir.
* Aranız nasıl, daha önce Ali Şen'in yaptığı işi alınca sorun yaşamadınız mı? Benim kimseyle problemim yok.
Saffet'e bak sen; Rus mafyası olmus yahu..
İlişkilere bakar mısınız..Neler donuyor, neler..Servet Mater MİT'çi Kaşif Kozinoğlu: İstanbul Başsavcılığı'nın Yargıtay Başsavcılığı'na gönderdiği Alaattin Çakıcı'nın faaliyetlerine ilişkin dosyadaki detaylar, bugüne kadar yapılan ve MİT'le Yargıtay'ı karşı karşıya getiren birçok açıklamanın doğruyu yansıtmadığını ortaya koyuyor. Dosyaya yansıyan bilgiler, Yargıtay - MİT -Çakıcı üçgenindeki kilit isim Kaşif Kozinoğlu'nun bütün temaslarının Çakıcı için yapıldığını ve dosyanın zamanaşımına girmesi dahil mafya lideri lehine sonuçlanması için her türlü yolun kullanıldığını gösteriyor.
Milliyet'in edindiği bilgilere göre dosyadaki detayların ortaya koyduğu gerçekler şöyle:
Her şey Çakıcı için
MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Dış Operasyonlar Daire Başkan Yardımcısı Kaşif Kozinoğlu'nun İstanbul Başsavcılığı'nca sorgulanmasının nedenini, "Devletin birimlerinden birine imzasız bir ihbar mektubu geliyor. Bu mektupta önemli bir şahsiyetin ve valinin Nuriş'in adamlarınca öldürüleceği ifade ediliyor. Mektubu Çakıcı'nın yazdığını ortaya çıkardık. Sorgulama bununla ilgili" diye açıkladı. Ancak savcılık, Kozinoğlu'nu, Çakıcı ve adamlarıyla bazı tahsilat işleriyle, Yargıtay'daki dosyasına yönelik temaslar nedeniyle sorguladı. Kozinoğlu, MİT'e verdiği ifadenin aksine Yargıtay'daki tüm temaslarını da Çakıcı dosyası için yaptı.
Çakıcı'yı kurtarmaya yönelik Yargıtay'daki kulis faaliyeti, sadece mafya liderinin dosyasının geciktirilmesi için değil, dosyanın zamanaşımına girmesi dahil Çakıcı lehine herhangi bir biçimde sonuçlandırılmasına yönelikti. Bu amaçla, Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'dan dosyanın safahatına ilişkin bilgi almaktan, alt kademedeki bazı isimler aracılığıyla dosyanın gün gün takibinin yapılmasına kadar her yol denendi. Dosya, karar düzeltme aşamasındayken bile Özkaya'dan yardım istendi. Dava sonuçlanmadan önce bozulması, sonuçlandıktan sonra karar düzeltmesi, bu da olmayınca son çare olarak geciktirilmesi için faaliyet yürütüldü.
Özkaya terslememiş
Özkaya, Çakıcı dosyasına yönelik kendisinden talepte bulunulduğunda, "devletin yüksek menfaatine olsa bile her kurumun ayrı bir çalışma biçimi olduğunu" söyleyerek bunları geri çevirdiğini açıklamıştı. Dosyadan edinilen bilgiler ise bunun doğru olmadığını ortaya koydu. Çakıcı'nın adamlarının birbirleriyle yaptıkları konuşmalarda Özkaya'dan bilgi alınacağı belirtilirken, Yargıtay Başkanı'nın dinlemeye düştüğü kayıtlarda buna ilişkin talepler karşısında "tersleyen" bir üslupla yanıt vermemesi dikkat çekiyor.
Kim yalan söylüyor?
Skandalın ortaya çıkmasının ardından Özkaya, kendisinden randevu talep eden Kozinoğlu'nun Çakıcı dosyasının geciktirilmesini istediğini, bunu kabul etmediğini söyledi. Atasagun ise Kozinoğlu'nun Yargıtay'a Özkaya'nın daveti üzerine gittiğini ve MİT'e Çakıcı dosyası için görüşme yapacağını bildirmediğini açıkladı. Dosyadaki ayrıntılar bugüne kadar yapılan "kritik" bazı açıklamaların doğru olmadığını ortaya koyuyor. Soruşturma ilerledikçe açıklamaları yapanların "zor durumda" kalacağı kaydediliyor. Emniyet ve yargı kulislerinde, MİT'le Yargıtay kastedilerek, "Dosya aydınlandıkça her iki taraf da mahcup olabilir" ifadesi kullanılıyor.
Özkaya'nın ödeme takvimi dikkat çekti
Özkaya'nın, Bodrum'a 90 kilometre uzaklıkta Kıyıkışlacık köyündeki yazlığının tadilatına ilişkin ödeme tarihleri de dikkat çekti. Kooperatif hissesini 19 Kasım 2003'te alan Özkaya, "Harap vaziyetteydi" diye nitelendirdiği yazlığın tadilatı için bankadan çektiği kredinin ilk ödemesini 28 Mayıs 2004'te yaptı. Özkaya, tadilatı yapan ve kendisini Kozinoğlu'yla tanıştıran müteahhit Hakkı Süha Şen'e ilk tadilat ödemesini ise 28 Nisan 2004'te gerçekleştirdi. Özkaya, daha sonra sırasıyla, 18 Mayıs, 10 Haziran ve 1 Temmuz tarihlerinde toplam 25 milyar lirayı Şen'e gönderdi. Ödemelerin, dosyadaki isimler için dinleme kararının çıkartıldığı mart ayından sonra başlaması ve son iki ödemenin kısa aralıklarla, Şen'in İstanbul Başsavcılığı'nca gözaltına alınmasından sonraya denk gelmesi dikkat çekti.
Biz devletiz kardeşim!
ÜNSAL ERGEN /SABAH
SABAH 'Derin Kavga' dosyasını açıyor: MİT'çi Kozinoğlu, Yargıtay Başkanı ile 4 kez görüştü ve Çakıcı'nın adamlarına söz verdi. Çakıcı'nın adamları "Abi başka hatta geçelim, çok açık konuşuyorsun" diye uyarınca ise kızdı: Biz devletiz....
Yargıtay Başkanı ve MİT Müsteşarı kamuoyuna çelişkili açıklamalar yapıp, birbirleri için "Doğru söylemiyor" derken, Emniyet'in telefon dinleme kayıtları Yargı-Mafya-MİT üçgenindeki ilişkinin daha 'derin' olduğunu ortaya koyuyor. Telefon kayıtlarına göre, "Derin Kavga"nın kilit ismi MİT'çi Kaşif Kozinoğlu, Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile, Özkaya'nın dediğinin aksine bir değil, dört kez özel ortamlarda ve makamında görüştü. SABAH'ın üst düzey istihbarat ve emniyet kaynaklarından aldığı bilgiler doğrultusunda ortaya çıkan Kozinoğlu portresi, iç ve dış operasyonlarda risk alan, fakat gerektiğinde de "Biz devletiz" sözleriyle MİT ve devletin diğer kurumlarındaki konumuna fazlasıyla güvenen bir istihbaratçıyı işaret ediyor. Telefon kayıtlarına göre, Çakıcı'yla doğrudan konuşmamasına rağmen, Çakıcı'nın adamlarına telefonda "Yargıtay'daki dosyaları halletme" sözü veren emekli binbaşı Kozinoğlu, diğer yandan da Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile görüşüyor.
'1 NUMARA'NIN MESAJI
Kozinoğlu, telefonla Alaattin Çakıcı'ya yakınlığı ile bilinen emekli bir yüzbaşı, Çakıcı'nın koruması olan emekli bir polis ve Yargıtay Başkanı'nın yazlık evini onaran müteahhit Hakkı Süha Şen ile sık sık görüyor, bu görüşmelerin her biri Emniyet'te kaydediliyor. Konuşmalarında MİT'te amiri olduğu anlaşılan bir kişiden de "1 numara", "baba" ve "tepedeki abi" diye söz eden Kozinoğlu, '1 numara'ya düzenli bilgi verdiğini ifade ediyor. Kayıtlara göre, '1 numara'nın "En kötü ihtimal, 8 ay oyalar. Diğerlerini zaman aşımına sokarız" dediğini de Çakıcı'nın adamlarına anlatıyor. Çakıcı'nın adamlarının zaman zaman "Komutan" diye hitap ettiği Kozinoğlu her konuşmada, "Çakıcı'nın dosyasının mutlaka bir şekilde halledileceğini" vurguluyor. "Ben, dışarıda rejim değiştirmiş adamım, Yargıtay'daki bir dosya ne ki! Bunlar devlet menfaatleri için gereken şeyler. Biz söylüyorsak düşünmek onlara kalmaz, gereği yapılır" diyor, "görevinin önemi gereği, tüm devlet görevlilerinin kendisine yardımcı olma zorunluluğu bulunduğunu" vurguluyor, "Bu dosya bir şekilde halledilip, Karagümrük Olayı'nın tek kalem üzerinden hesaplanması sağlanacak" diyor.
ÖZKAYA İLE 4 GÖRÜŞME
1987'de Özel Harp Dairesi'nden binbaşı rütbesi ile emekli olduktan sonra MİT'e giren, eski MİT Kontrterör Daire Başkanlığı'nda Mehmet Eymür'ün emrinde de bir süre çalışan Kozinoğlu'nun, Yargıtay Başkanı'ndan müteahhit Şen aracılığıyla randevu almasına rağmen Müsteşar Şenkal Atasagun'a "O beni çağırdı" diye bilgi verdiği de, yine telefon kayıtlarıyla ortaya çıkıyor. Yargıtay Başkanı Erarslan Özkaya ile 4 defa görüşen Kozinoğlu, bu görüşmelerden sonra, Çakıcı'nın adamlarını arıyor.
"ABİ ÇOK AÇIK KONUŞMA"
Telefon kayıtlarına göre Çakıcı'nın adamları, görüşmelerde kendine güvenen ve sürekli istihbarat teşkilatının yöntemleri hakkında bilgi veren Kozinoğlu'nu uyarmak zorunda kalıyor. Bir defasında kendisine "Ya abi, bu konuları istersen diğer kanallardan görüşelim. Çok açık konuşuyorsun. Takılmayalım" diye uyaran Çakıcı'nın adamını paylayan Kozinoğlu, "Kardeşim biz devletiz! Ne korkuyorsunuz? O işin de kolayı var. Özel cihazlar var. İstiyorsanız ben size onlardan temin ederim. Kriptolu, taktığınız telefonu kimse dinleyemez" diyor.
İfade vermek istemedi
Çakıcı kaçınca harekete geçen İstanbul DGM Başsavcılığı, Kozinoğlu'nu ifadeye çağırıyor. Kozinoğlu, kanuna göre kendisini ifadeye çağırabilmeleri için özel izin gerektiğini söylüyor. Ancak Başsavcılık, resmi talepte bulununca, ifadeye gidiyor ve "Bir suikast ihbarı üzerine Müsteşar emriyle Çakıcı'nın adamlarıyla irtibat kurduğunu" söylüyor. Başsavcı, resmi yazı getirmezse hakkında işlem yapacağını söylüyor. Kozinoğlu da MİT Müsteşarı imzalı "Bilgimiz dahilinde çete ile temas etmiştir" belgesi götürüp kurtuluyor. Savcılık ise bu suikastle ilgili hiç bilgi bulamıyor!..
Engin İldeniz Enis Berberoğlu, haklı olarak köşe yazısında; Ergenekonda hiç polis niye yok diye soruyor..Haklı..Bence çok ünlü polisin adı geçmişti malum işlerle ilgili..Mehmet Ağar, Bülent Orakoğlu, Osman Ak, Cevdet Saral, N. Nihat Kubuş(Veli Küçük'ün ortağı), Adil Serdar Saçan, Şevket Ayaz(RUYİAD Yöneticisi), T. Köksal Parmaksız, Necdet Menzir, Erdoğan Ogan...Ve Yargıtay tarafından Telekulak'tan zaman aşımınan(!) berat ettirilen 21 polis!..Ergenekon'da niye Polis yok?Özer Akçin İdil Çeliker, Hıncal Uluç'u anlatıyor: 'Pişmanlık com' diye bir site duydunuz mu? Duyamazsınız, çünkü tamamen Füsun Önal'ın uydurması. 'İtiraf com' da herkesin içinde kalanları patır patır anlatmasına öyle özenmiş ki; eline aldığı kalemi geçmişin tam göbeğine batırıvermiş.
Ankara'da olduğu yıllarda, o dönemin çoook popüler bir topluluğu olan 'Modern Folk Üçlüsü'nden Ahmet Kurtaran'lar oturuyormuş.
Bu meşhur üçlünün menajeri de Hıncal Uluç'muş.
Gerisi Füsun'un kaleminden: Siyasal mezunu Hıncal, 'Delta Reklam'da çalışıyor, bir yandan da Modern Folk Üçlüsü'nün konserlerini organize ediyordu. O yıllarda gece çıkmak için, ailece görüştüğümüz Ahmet Kurtaran, grup arkadaşları ve menajerleri Hıncal Uluç imdadıma yetişiyordu..
Hıncal'la işte o zaman aramızda bir yakınlaşma olmuştu.
Ben, oldum olası kendimden epey büyük erkeklerden hoşlanmışımdır.
Belli bir tipim de yoktur, yeter ki 'uzun boylu' ve kültürlü olsun...
Sonra ben İstanbul'da yaşamaya ve sahnelere çıkmaya başladım. Hıncal'la yazışıyorduk. Bana şuşu diyordu. İstanbul'a geldikçe bir yerlere gidiyorduk.
En büyük hatalarımdan birini onunla çıktığımız bir gece yaptım.
O zamanın 'Reina'sı- 'Laila'sı gibi olan Boğaz'daki 'Lalezar'a gittik.
Ajda fırtınasının estiği yıllar. Armatör İpar'ların oğlu Cömert Baykent ile birlikte Ajda. 40'lı yaşlarda, uzun boylu, harika İngilizce, Fransızca konuşan, çok havalı giyinen, çok yakışıklı bir adam Cömert.
Ajda ünlü bir şarkıcı, bense yeni yeni bir şeyler yapmaya başlamış Kolejli bir kızdım. Ajda ile de Ankara'da ailece bir kaç kez görüşmüşlüğümüz vardı.
O Lalezar gecesinde Ajda, Cömert'le kavga etmişti. Hıncal'ın yanına gelip onunla bir şeyler konuştu. Derken Cömert beni dansa kaldırdı.
Salak gibi kalktım.
Adam benim minik bedenime sımsıkı sarıldı, pistte dönmeye başladık: My Way çalıyor, Cömert de bu anlamlı şarkıyı bana fısıldayarak söylüyor...
Küçük genç kız kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başlamıştı.
Ve Cömert bir an İngilizce olarak pattt diye 'Buradan çıkalım mı?' dedi.
Büyülenmiştim.... Cevabım 'Evet' oldu.
Ve ben Hıncal'la birlikte geldiğim Lalezar'dan, Ajda'nın sevgilisi Cömert'le çıktım. Tanrım ne salaklık!!! Hiç yapılır mı bu?!
O zaman Televole'ler yok ama magazin muhabirleri bu günkü kadar çok kalabalık olmasalar da, yine de bu tip olayları kaçırmazlardı. Tabii ertesi gün manşetteydik. Rezalet!!! Ailece tanıştığımız Ajda'ya, koskoca Ajda Pekkan'a bunu yapmamalıydım.
Kariyerinin çok başında tıfıl, tecrübesiz bir kız olan bana, son derece yol gösterici, sevgi ve ilgi dolu davranan Hıncal'a asla böyle davranmamalıydım.
Ama kabahat bende mi şekerlerim? Bir genç kız kalbi öyle etkileyici bir adama nasıl dayanırdı ki? Ama aşk, pişmanlık duymamaktır. O yakışıklı adama aşık olmuştum. Hala bana yazdığı mektupları saklarım.
Hıncal'ın mektuplarını da...
Sorry Ajda... Çok üzgünüm Hıncal'cım...
İkinizi de seviyorum, size karşı o davranışımdan dolayı pişmanım... Belkıs Karaca Levent-FİNANS KULÜP: Türkiye Finans Yöneticileri Vakfı..18 yıldır Türkiye ekonomisine, aslında yüksek bürokrasiye ve devlete onlar yön veriyorlar. Siyasetçilerle, gazete patronlarıyla, askeri bürokrasiyle, dış para spekülatörleriyle yakın temas halindeler..Piyasaların nabzını tutuyorlar..Finans Kulüp'ü kimler yönetiyor?..
Y ö n e t i m K u r u l u:
Tevfik Altınok, Başkan.
Bedii ENSARİ, Yönetim Kurulu Başkan Vekili.
Adnan NAS, Başkan Yardımcısı.
Nebil İLSEVEN, Başkan Yardımcısı.
M.Ferhan KAPTAN, Genel Sekreter.
Özer GÜNEY, Muhasip Üye.
Berna ÜLMAN, Yönetim Kurulu Üyesi.
Berra KILIÇ, Yönetim Kurulu Üyesi.
Çetin HACALOĞLU, Yönetim Kurulu Üyesi.
Fethi HİNGİNAR, Yönetim Kurulu Üyesi.
Gazi ERÇEL, Yönetim Kurulu Üyesi.
Gülnur ÜÇOK, Yönetim Kurulu Üyesi.
İbrahim YAYCIOĞLU, Yönetim Kurulu Üyesi.
M.Hasan EKEN, Yönetim Kurulu Üyesi.
Neslihan TOMBUL, Yönetim Kurulu Üyesi.
Orhan EMİRDAĞ, Yönetim Kurulu Üyesi.
Osman BİRSEN, Yönetim Kurulu Üyesi.
Ö.Lütfi DİNLER, Yönetim Kurulu Üyesi.
Özen GÖKSEL, Yönetim Kurulu Üyesi.
Rıza Sefa KABAALİOĞLU, Yönetim Kurulu Üyesi.
Sedar ÇITAK, Yönetim Kurulu Üyesi.
Sedat ERATALAR, Yönetim Kurulu Üyesi.
Sudi APAK, Yönetim Kurulu Üyesi.
Tarkan GÜYÜK, Yönetim Kurulu Üyesi.
Yamaç BERKİ, Yönetim Kurulu Üyesi.
D a n ı ş m a K u r u l u:
Adnan ŞENGÖLGE, Finans Kulüp Eski Başkanı.
Doç. Dr. Ali İhsan KARACAN, Sermaye Piyasası Kurulu Eski Başkanı.
Bihlun TAMAYLIGİL, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili.
Dr.Ekrem KESKİN, Türkiye Bankalar Birliği Genel Sekreteri.
Prof. Dr.EMRE ALKİN, İstanbul Kültür Üniversitesi.
Ercan KUMCU, Hürriyet Gazetesi.
Ersin ÖZİNCE, Türkiye İş Bankası A.Ş. Genel Müdürü.
Ertuğrul KUMCUOĞLU, Maliye Eski Müsteşarı.
Prof. Dr. Haluk KABAALİOĞLU, Yeditepe Üniversitesi.
Hamit Beliğ BELLİ, Turkish Yatırım A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı.
Hasan ÇOLAKOĞLU, TEB Mali Yatırımlar A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı.
Hüsamettin KAVİ, İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanı.
Prof. Dr.İlhan ULUDAĞ, Kadir Has Üniversitesi.
Prof.Dr.İlter TURAN, Bilgi Üniversitesi.
Muharrem KARSLI, Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili.
Prof. Dr.Muhsin MENGÜTÜRK, Ankara Emeklilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı.
Neslihan TOMBUL, The Bank Of New York.
Prof. Dr.Niyazi BERK, Marmara Üniversitesi.
Osman AROLAT, Dünya Gazetesi.
Tezcan YARAMANCI, Millennium Bank Yönetim Kurulu Başkan.
Bahri Geçen yıl: Eski Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı Yusuf Kenan Doğan'ın oğlu, Korkut Eken'in kızı ile evlendi.
Eski Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı Yusuf Kenan Doğan'ın oğlu, Korkut Eken'in kızı ile evlendi.
Fatoş Sonay Eken ile İbrahim Doğan'ın Türk Japon Vakfı'ndaki nikah törenine, Yargıtay Başkanı Osman Arslan, DP Genel Başkanı Mehmet Ağar ve birçok davetli katıldı. Genç çiftin nikah şahitliklerini Yargıtay Başkanı Arslan ile DP Genel Başkanı Ağar yaptı.
(Cihan Haber Ajansı) 28.08.2007
Haydar Haydar Rezalet...Albay Arif Doğan ve Veli Küçük sağ olsun!...Bir zamanların Genç Parti adayı Bülent Orakoğlu'na seçim yardımı Sedat Bey'den...
(Kaynak: 03-11-2004 Hürriyet)
‘Eskişehir’de belediye başkanlığına aday olduğum son yerel seçimde kampanyama yardım bulmak için JİTEM’in kurucusu emekli Jandarma Albay Arif Doğan’a başvurdum. Bu parayı yatıran kişinin kim olduğunu araştırabilirdim. Belki burada yanlış yapmış olabiliriz’
Emniyetin eski İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu'nun hesabına, aday olduğu yerel seçim sırasında Sedat Peker'in adamınca para yatırdığı ortaya çıktı.
Orakoğlu aday olunca Jitem kurucusu olduğunu söylediği emekli Albay Arif Doğan’dan yardım istedi. Onun aracılığıyla Sedat Peker’in kasası olarak bilinen Erkan Korkmaz’la konuşarak hesabına para yatırılmasını sağladı.
Sedat Peker’in para kasası Erhan Korkmaz’ın, seçimde Eskişehir’den belediye başkan adayı olan Bülent Orakoğlu’nun hesabına para yatırdığı tesbit edildi. Telefon konuşmalarında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkan Vekili Orakoğlu ile aracı olan Korkmaz arasında ‘TL’ olarak ‘10’ sözleri geçiyor.
‘KELEBEK’ operasyonuyla tutuklanan Sedat Peker’in para kasası olduğu belirtilen Erkan Korkmaz’ın, ‘Köstebek Davası’nda yargılanan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkan Vekili Bülent Orakoğlu’nun hesabına para yatırdığı ortaya çıktı. Telefonla aradığımız Orakoğlu, Peker’i tanımadığını söyleyerek, ‘Eskişehir’de belediye başkanlığına aday olduğum son yerel seçimde kampanyama yardım bulmak için JİTEM’in kurucusu emekli Jandarma Albay Arif Doğan’a başvurdum. Bu parayı yatıran kişinin kim olduğunu araştırabilirdim. Belki burada yanlış yapmış olabiliriz’ dedi. Bunun üzerine yine telefonla ulaştığımız emekli Albay Doğan ise paranın kaynağını sorduğumuzda ‘Kısa süre önce by-pass ameliyatı geçirdim. Bazı şeyleri hatırlamıyorum’ diye konuştu.
ESRARENGİZ HAVALE
Operasyon sırasında, ‘Darbeyi önceden haber almak adına TSK içinde gizli istihbarat çalışması yaptığı’ iddiasıyla ‘Köstebek Davası’nda yargılanan Bülent Orakoğlu’nun Erkan Korkmaz’la yaptığı telefon görüşmeleri polisin dinlemesine takıldı. Buna göre, Korkmaz 10 Mart 2004 günü saat 20.52’de ‘0536 369 53 53’ nolu telefondan Bülent isimli bir kişiyi aradı. Bülent isimli kişi, Korkmaz’a ne kadar para yatırılacağını sordu. Korkmaz da ‘TL’ olarak ‘10’ yanıtını verdikten sonra parayı yatırmak için herhangi bir Ziraat Bankası şubesi ismi istedi. Korkmaz, 11 Mart 2004 günü saat 11.20’de aynı telefondan kendisini arayan ‘X’ kişiye bankadaki hesabın kimin adına olduğunu sordu. ‘X’ kişi de Bülent Orakoğlu adına olduğunu söyledi.
BEN GÖNDERDİM KARDEŞİM
Orakoğlu’nun ismini vermesi üzerine telefonla ulaştığımız emekli Jandarma Albay Arif Doğan ise ‘Parayı ben gönderdim kardeşim. Ona yardım teklifini yapan benim. Bülent tertemiz, namuslu, doğru düzgün bir insandır’ dedi. Doğan sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Bülent, seçim kampanyasında maddi sıkıntıda olduğunu hatta adaylığı bile bırakmayı düşündüğünü söylemişti. Ben de ona, ‘Herkes politika yapıyor. Sen siyaset yaparsın. Senin gibi adamların siyasette olması gerekir’ dedim. Bu tamamen dost desteğidir. Sıkıntısını çözmek için eşimizi dostumuzu devreye soktuk. Kendisine de bunu söyledim. Hatta Bülent çok pipiriklidir, yani sağlamcıdır. Gerçi biz de öyleyiz de, istihbaratçı kimliğimizden ötürü. O daha bir sağlamcıdır. Bana, ‘Aman ağabey para yatıracaklarsa bankaya benim hesabıma yatırsınlar’ dedi. Biz de eşimizi dostumuzu devreye soktuk. Ha bana kimdir bu eş dost derseniz. Bunu hatırlamıyorum. Kısa bir zaman önce by-pass ameliyatı geçirdim. Narkozun etkisiyle birçok şey unutuluyor. Eskiden olsaydı bana sorduğunuz kişileri çoraplarının rengine kadar söylerdim.’
Parayı yatıranın kim olduğunu bilmiyorum
BÜLENT Orakoğlu, Sedat Peker ile bir bağlantısı olmadığını belirterek şunları söyledi: ‘Tam hatırlamıyorum, fakat konuşma yerel seçimler öncesi geçmiş olabilir. Eskişehir’den Genç Parti adayı olarak seçime girmiştim. Niğde Emniyet Müdürlüğüm sırasında tanıdığım JİTEM’in kurucusu emekli Albay Arif Doğan’la konuştuk. Seçim kampanyasında maddi olarak zorlandığımızı söylemiştim. O da dostları aracılığıyla destek vereceğini söylemişti. Bankadaki hesabıma o günlerde bir para yatmıştı. İlerleyen günlerde Arif Albayıma parayı geri ödemek istediğimi de söyledim. Benim ne Peker ne de onun çevresi ile ilgili en ufak bir ilişkim oldu. Parayı yatıran kişinin kim olduğunu araştırabilirdim. Belki burada yanlış yapmış olabiliriz.’
Kelebek’te 22 gözaltı
‘Kelebek’ operasyonu kapsamında aranan 22 kişi daha dün Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı. Çıkar amaçlı suç örgütü üyesi oldukları iddiasıyla sorgulanan Servet Kaçamak, Tuncay Bora, Tuğyar Yetiş, İhsan Kocakuş, Bülent Canoğlu, Metin Kaya ve M. Yusuf Akbaş’ın da aralarında bulunduğu 22 kişi İstanbul Adliyesi’ne sevkedilecek. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık Daire Başkanlığı ve İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nün eş zamanlı olarak 6 ilde başlattığı operasyonda daha önce Sedat Peker ile birlikte 35 kişi gözaltına alınmıştı. Operasyonla birlikte Peker grubunun polis-asker-yargı-bürokrat ilişkileri teker teker tespit edilirken, yeşil sahalarda şike iddialarını gündeme getiren telefon konuşmalarının yer aldığı 28 klasör dosya da adliyeye gönderilmişti.
Toygun ATİLLA - Çetin AYDIN
İlker Arasıl Türkiye'deki ABD ve ABD misyonu...TÜRKİYE'nin En Paralı Vakfı ve Okulları...Hisar Eğitim Vakfı ve Okulları..Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Mütevelli Heyeti ayrı; o da dehşet!..Sağlık ve Eğitim Vakfı(SEV) Mütevelli Heyeti ayrı; o da ayrı bir dehşet!..Türkiye'deki Amerikan Araştırmaları Merkezi(ARIT); yaklaşık 10 bina; İstanbul ve Ankara merkez olmak üzere..Biz şimdi..Bir de HEV Okullarına bakalım: İnanmazsanız, Yöneticilerini bir görün bakalım...Çünkü..
Hisar Eğitim Vakfı, bir grup Robert Kolej mezununun girişimiyle ülkemizde çağdaş ve en ileri eğitim sistemlerinin uygulanmasını desteklemek için 1970 yılında kurulmuş bir eğitim vakfıdır.
Vakıflar kar dağıtma amacı olmadan, kişisel bağışları kamu yararına hizmete dönüştüren kurumlardır. Hisar Eğitim Vakfı ise katkısını ülkemizdeki iki çağdaş eğitim kurumu olan, Robert Kolej ve Hisar Eğitim Vakfı Okulları üzerinde yoğunlaştırmaktadır. HEV Okulları, Vakfın ilk ve tek iktisadi işletmesidir.
Hisar Eğitim Vakfı’na yapılan bağışlara, Kurumlar Vergisi ve Gelir vergisi muafiyeti tanınmıştır. Hisar Eğitim Vakfı; Vakıflar Kanununa göre denetlenmekte, ayrıca bağımsız bir dış denetim şirketi tarafından her yıl denetlenmektedir.
Hisar Eğitim Vakfı, 30 yılı aşkın bir süredir, ülkemizde eğitim standardının yükseltilmesi ve topluma yararlı ve yurtsever vatandaşlar yetiştirmek yoluyla ülkemizin kalkınmasını amaçlamaktadır.
Hisar Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Onursal Başkan Feyyaz Berker.
Başkan Hüsnü Özyeğin.
Başkan Vekili Oğuz Dağdelen.
Genel Sekreter Nuri Çolakoğlu.
Üyeler Prof. Dr. Talat Halman.
Muharrem Kayhan .
Şefika Pekin.
Nihal Pulat .
Hisar Eğitim Vakfı Denetleme Kurulu Metin Ar.
Hüsnü Paçacıoğlu.
Suzan Sabancı Dinçer.
Hisar Eğitim Vakfı Genel Koordinatörü: Hasan Subaşı .
Kurullar ve Komiteler:
Danışma Kurulu:
Hisar Eğitim Vakfı Okulları Danışma Kurulu; Vakıf Yönetim Kurulu’nun saptadığı genel politikalar ve prensipler çerçevesinde, HEV Okulları’nın tüm eğitim ve eğitime destek programlarını destekleyici ve güçlendirici faaliyetlerde bulunmak, fikir ve proje üretmek ve Vakıf Yönetim Kuruluna uygulamaya hazır öneri ve dileklerde bulunmak ile yetkili ve sorumlu bir organdır.
Velilerimiz, iş insanları ve akademisyenlerin oluşturduğu Danışma Kurulu’nda, ülkemizin en saygın üç üniversitesinin en üst düzeyde yöneticileri de yer almaktadırlar.Danışma Kurulu’na bağlı olarak okulumuza hizmet etmek üzere çeşitli alanlarda komiteler kurulmuştur. Bu komiteler kanalıyla, Danışma Kurulu üyelerinin yanı sıra konularında uzman olmuş birçok diğer kişi de okul çalışmalarına destek vermektedirler.
Başkan Hasan Subaşı.
Başkan Yardımcıları Jak Baruh.
Genel Sekreter Feza Güvenal.
Üyeler Prof. Dr. Atilla Aşkar.
Faruk Bil.
Prof. Dr. Cemşid Demiroğlu.
Suzan Sabancı Dinçer.
Prof. Dr. Turan Durgunoğlu.
Prof. Dr. Üstün Ergüder.
İzi Kohen.
Paul McMillen.
Prof. Dr. Sabih Tansal.
Prof. Dr. Tosun Terzioğlu.
NOT: Bir de ABD'lilerle birlikte çalışan TÜSİAD, TESEV, Tarih Vakfı, Prof. Ertuğrul Zekai Ökte'nin Tarihi Araştırmalar Ve Dökümantasyon Merkezi ve Vakfı gibi onlarca kuruluş var! Büyükelçilik, Konsolosluklar ve ÜSLER hariç tabii..MİT'çi M. EYMÜR Anlatıyor: MÜTHİŞ BİLGİLER!...PKK itirafcısı İbrahim Babat'ın el yazısı ile yazılı 11 sayfalık ifadesinden bir bölüme yer verelim.
Önce İbrahim Babat kim ona bakalım.
Kod adı Mete. PKK itirafçısı. 1967'de, Suriye'nin Kamışlı kazasında doğan İbrahim Babat, 1984'te PKK'ya katılmış.
1988'de 15 kişilik bir grupla Botan bölgesinde çalışmaya başlayan Babat Örgüte güvenini yitirince kaçmaya karar vermiş ancak Suriye sınırına giderken konakladığı köyün korucubaşısı tarafından yakalanarak jandarmaya teslim edilmiş.
Binbaşı Ahmet Cem Ersever tarafından sorgulanan Babat'a PKK'ya karşı mücadeleye katılması için teklifte bulunulmuş.
İbrahim Babat, "Deşifre edilmemesi ve herhangi bir çatışmada ölü olarak gösterilmesini" şart koşmuş. İsteğinin zamanın Asayiş Komutanı Hulusi Sayın Paşa tarafından kabul edilmesi üzerine devlet için çalışmaya başlamış.
Buraya kadar her şey normal. Bu tip faaliyetlerde işin içinden gelmiş örgüt üyelerini kazanmak mücadele açısından çok önemli.
Sıkıntı amacın rayından çıkmasından kaynaklanıyor.
Devlet hizmetini kendi anlatımından dinleyeceğimiz Babat, daha sonra Türk vatandaşlığına geçmiş ve 1993 yılında İstanbul'a yerleşerek tahsilat işlerine girmiş.
1997'de İstanbul Kadıköy'de silahlı çatışmaya katılan İbrahim Babat, ortağı Süleyman Ülger'i öldürmeye teşebbüsten aranırken, ilişkisini hiç kesmediğini söylediği Yalova İl Jandarma Alay Komutanı Arif Doğan'ın odasında yakalanmış.
Yargılama sonunda 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış. 7 yıl ceza alacağı vaadine rağmen 17 yıl 6 ay hapis verilince önce Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişlerine, sonra da İstanbul DGM Başsavcılığı'na itirafta bulunmuş. İtirafları Kutlu Savaş'ın hazırladığı "Susurluk Raporunun" 10 numaralı eki olarak Mesut Yılmaz'a teslim edilmiş.
Şimdi Babat'ın itiraflarından bazı bölümlere göz atalım.
"... JİTEM birlikleri içinde teröre karşı başarılı çalışmalarımız olmakla birlikte açığa çıkmamış ve gizli kalmış ve bugün de devleti sıkıntıya sokan bazı keyfi, hukuk dışı, pis uygulamalar olmuştur.
Teröre karşı mücadelede çok yararlı istihbarati bilgiler getiren Hacı Ahmet Zeyrek ve Mehmet Bayar adındaki sivil vatandaşlar -ki bunlar ülkesini, devletini seven insanlardı- mantıklı hiçbir gerekçe öne sürülmeden faili meçhul bir şekilde katledildiler.
Hacı Ahmet Zeyrek'i 1988'de Silopili Lokman Gündüz'e öldürttüler. Mehmet Bayar ise 1990 yılının başında çok kirli bir yöntemle imha edildi.
Bayar'ın eline istihbarat gizli servislerinin kullandığı orijinal bombalı bir çanta verildi. İdilli bir avukatla randevu alındı.
Mehmet Bayar'a 'Avukatın yanına bu çantayla gideceksin, görüşme esnasında çantanın kolundaki düğmeye basacaksın, ses kayıtlarını alıp bize getireceksin' dendi.
Gerekli izahat yapıldıktan sonra Bayar'ı bir arabayla avukatın bürosunun yakınına bıraktık.
Mehmet Bayar, arabadan indikten sonra daha büroya varmadan düğmeye basmış olacak ki, çanta infilak etti.
Bunda esas amaç görüşmedeki bilgileri almak değil Mehmet Bayar'ı yem olarak kullanıp kendisiyle birlikte avukatı da imha etmekti. ...
... Yine 1989 yılında Kasrik Boğazı'ndan Gija Şanlı'nın yeğeni olan Hurşit, örgüte (PKK) adam kazandıran birileriyle randevulaştığını ihbar etti.
Beraber gittik, sözü edilen şahıs iki kişiyle birlikte geldi. Üç orta yaşlı vatandaşı aldık, merkeze getirdik, sorguladık. Bu vatandaşların örgütle herhangi bir bağını tespit edemedik.
Meğer bize bu vatandaşları ihbar eden Gija Şanlı'nın yeğeniyle bu vatandaşlar arasında kan davası varmış. İhbar bu nedenle olmuş.
Bunları serbest bırakmayı düşündük fakat, Şanlı'nın yeğeni JİTEM yetkililerine 'Eğer bunlar serbest bırakılırsa güvenliğimiz tehlikeye girer' dedi.
Bunun üzerine Şanlılar'ın hatırı için suçsuz yere üç vatandaşı Nusaybin, İdil arasında infaz ederek araziye attık.
Bu infazlardan hemen sonra bilgi almak için Asayiş Komutanı, kurmay başkanı Albay Kuru'yu Silopi'ye gönderdi. Gereken bilgileri verdik.
Bize bu çalışmalar için bir miktar para verdi. Üç vatandaşın ölümüyle ilgili 'Sakın kimse duymasın, aramızda kalsın, devam edin' talimatlarını verdikten sonra ayrıldık.
... 1989 yılında JİTEM subayları tarafından bize Irak kökenli, Türk vatandaşlığına geçmiş ve vatani görevini Antalya Jandarma Alay Komutanlığı'nda yapan Mehmet Maho Gevdan'ı (Mehmet Kılıç) alıp getirmemiz söylendi.
Ben, astsubay Şaban Bayram ve Niksarlı Erol adında bir asker, birlikte Antalya'ya gittik. Alay komutanıyla görüştük. Zaten bizim eleceğimizden haberdardı. Alay komutanına 'Biz bu şahsı alıyoruz ancak geri getirmeyebiliriz, ifadesini aldıktan sonra infaz edebiliriz' dedik.
Mehmet Kılıç'ı nasıl alacağımızı kararlaştırdıktan sonra, alay komutanı yanımızdan tabur komutanını aradı. 'Yarın Mehmet Kılıç'ı çarşı iznine çıkar' diye talimat verdi.
Biz de kendisini sabahtan nizamiye kapısında bekledik. Hacı Süleyman Gündüz adını kullanarak Mehmet Kılıç'ı nizamiyeden aldık. Arabaya bindirip kelepçeledik ve Silopi'ye götürdük.
... Mehmet Kılıç eskiden KDP'nin üst düzey bir sorumlusu olduğundan, Iraklı yetkililer tarafından JİTEM'den istenmiş ve karşılığında yüz bin dolar vaadedilmişti.
Cem Ersever o dönemde bir aylığına Zaho'da (Kuzey Irak) irtibat subaylığı görevi yapıyordu.
Mehmet Kılıç bu para karşılığında onun sıkı ilişkide bulunduğu Irak yetkililerine teslim edildi.
Vatani görevini yapan bir Türk vatandaşı para karşılığında satıldı.
Bu paranın tahminen otuz bin doları alındı. Diğer kısmının alınmadığını daha sonra duydum.
Bu olaya karışan yüzbaşı İsmail (Toprak) kısa bir süre sonra şüpheli bir şekilde nöbetteki bir asker tarafından öldürüldü. Bu sıradan bir kazadan çok planlı bir cinayetti.
...1990 yılında JİTEM'de bazı köklü değişiklikler oldu. Asayiş Bölge Komutanlığı'na Hikmet Köksal Paşa, JİTEM'in başına da Veli Küçük Paşa (o zaman albay) getirilmişti.
1990 yılında yakalanıp serbest bırakılan bazı itirafçılar asker kimliğiyle JİTEM Grup Komutanlığı'na alınmıştı.
Bütün asker itirafçıların bir araya toplanması düşünülüyordu. JİTEM'den bana bu itirafçıların sevk ve idareleri için görev çağrısı yapıldı.
Önce kabul etmedim. Daha sonra Hikmet Köksal Paşa araya girince, bazı kaygılarım olmasına rağmen, paşaya güvenerek Diyarbakır'a gittim.
Bu arada JİTEM çatısı altında illegal bir oluşuma gidildi. Diyarbakır ve çevresinde PKK'yla ilişkili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz yetkimiz vardı.
Bu insanları yakalayıp, suçu varsa tesbit edip adalete teslim etmek yerine faili meçhul bir şekilde öldürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştik. Bizden istenen buydu, bu tarzda talimat alıyorduk.
Bu grup içerisinde eski itirafçılardan Ali Ozansoy, Hüseyin Tilki, Abdülkadir Aygan, Hayrettin Toka, Recep Tiril, Adil Timurtaş ve eski Tikko'cu Fetih adındaki kişiler vardı.
Antalya'da PKK tarafından öldürülen Numan kod isimli Selahattin Görgülü bizim grubumuzun istihbaratçısıydı.
Örgütle ilişkilidir tarzında bize gösterdiği ve getirdiği kişilerin hepsini değişik dönem ve zamanlarda infaz ettik.
Bismil'de benzinci Talat'ı, Diyarbakır - Bismil yol kavşağında bir vatandaşı aynı gerekçelerle infaz ettik.
Batman'da iki kişiyi birini evinden, diğerini evin önünden alarak Batman, Silvan arasında infaz ettik. Yine Hazro'da bir vatandaş infaz edildi. Bu çalışmalar beş ay sürdü.
Yine o dönemde Selahattin Görgülü'nün verdiği istihbarat doğrultusunda bir şahsı Celil kod isimli Aytekin Özel binbaşıyla Abdülkadir Aygan birlikte infaz ettiler.
... 1991 yılı içinde JİTEM grubu olarak gerçekleştirilen bazı bombalama olaylarını izah etmek istiyorum.
Aytekin Özel binbaşının getirdiği istihbarat sonucunda Kızıltepe'de bir vatandaşın Toros binek arabasını bombaladık.
Yine Diyarbakır merkezinde, Diyarbakır Baro Başkanı'nın arabasını Aytekin binbaşı, Abdülkadir'le birlikte bombaladı. Patlamadan sonra polisler bunları yakaladı. Ama daha sonra binbaşı ve itirafçı olduğunu görünce serbest bıraktılar.
... Mehmet Kılıç'ın para karşılığında Irak'a teslim edilmesi bir dergide yayınlanıp MİT tarafından soruşturma konusu olunca, görev yerlerimiz değiştirildi.
O dönemde JİTEM grup komutanı olan Arif Doğan geldi, beni Silopi'den Diyarbakır'a götürdü. Batman JİTEM komutanını çağırarak beni yeni görev yerim olan Batman'a gönderdi.
1991 yılından Ersever'in öldürüldüğü güne (4 Kasım 1993) kadar Jandarma İstihbarat Grup Başkanlığı'nca kurulan, sadece itirafçıların bulunduğu ekibimiz bir dağılma süreci yaşadı. Bu sürede boşta kalan bazı arkadaşlarımız değişik işler için kullanıldılar.
... Yukarda belirttiğim olay, yüzbaşı İsmail'in kaza süsüyle öldürülmesi, üç vatandaşın suçsuz yere öldürülmesi beni de olumsuz etkilemişti. Teşkilata olan güvenim sarsılınca Batman'da 15 gün kaldıktan sonra adeta kaçarak kimseye haber vermeden İstanbul'a geldim. O sırada zaten Türk vatandaşlığına geçmiştim.
... 1997 yılında yakalanana kadar JİTEM'le bazı dostluklarımız dışında sınırlı ilişkim oldu. Eski ekipten albay Arif Doğan, yüzbaşı Sinan Yaşar gibi arkadaşlarla ilişkilerim son Bodrum olayına kadar (Sun Club'tan 40 bin dolar haraç alınması) devam etti.
... Terörle mücadele adı altında oluşturulan JİTEM birlikleri daha sonra kendi amacından saparak hukuk dışı bir yapıya büründü.
Bu devletin verdiği yetkiler teröre karşı mücadele yerine bugün bile devleti töhmet altına sokan bazı çeteleşmelere, kirli işlere ve rant kavgasına dönüşerek adeta devletin kontrolünden çıktı. Teröre karşı mücadele rant kavgasına dönüştü.
Devletin yetkilileri kişisel çıkarları için, faili meçhul infazlara ve haksız uygulamalara karıştı.
Vicdanen rahatlamak için, devleti zan altından kurtarmayı esas alarak, hiçbir baskı altında kalmadan özgür irademle bu açıklamayı yapıyorum."
Evet, öldürdüğü insanların sayısını dahi hatırlayamayan bir "devlet görevlisinin..!" ifadelerini okudunuz.
İbrahim Babat'ın da ifade ettiği gibi olayın özü "Terörle mücadele adı altında oluşturulan asker-polis-sivil karışımlı bazı birimlerin, amacından saparak hukuk dışı bir yapıya bürünmesi, olayın çeteleşmeye, kirli işlere ve rant kavgasına dönüşerek devlet kontrolünden çıkması ve terörle mücadele ile ilgili görevlilerin kişisel çıkarlar için faili meçhul infazlara ve haksız uygulamalara karışmasıdır."
Sizi ürperten bu ifadelerdeki olayların sadece İbrahim Babat ve çevresi ile sınırlı kaldığını sanmayın. Devlet arşivleri, mahkeme klasörleri benzeri binlerce dosya ile dolu.
Bu olayların geçmişte kaldığını ve artık olmadığını da sanmayın. Pek fazla bir şey değişmedi.
Peki, İbrahim Babat'ın ifadesinde bahsi geçen görevlilerle ilgili ciddi bir soruşturma ve işlem yapıldı mı?
Bildiğimiz kadarıyla yapılmadı.
Bunları okuduktan sonra, "Susurluk" sanığı olan birkaç kişinin cezaevine girmesine "Yaşasın Adalet" diyebilir misiniz?
Korkut Eken ve İbrahim Şahin "çete oluşturmaktan" mahküm oldular.
Peki, "daha hesabımız bitmedi" diye etrafa tehditler savuran milletin vekili Mehmet Ağar...
Esas çete reisi o değil mi?
Siz "iki Mehmet'in kavgası" diye olayı şahsileştiren ve sulandıran yazarlara bakmayın.
Adam ben bildim bileli hep bu işlerin içinde.
Bir değil yüzlerce çeteyi idare ediyor.
Bütün meslek hayatı kanunsuzluklarla dolu...
Korkut Eken ve İbrahim Şahin'in bir suçu varsa onun suçu dosyalara sığmaz.
Eğer bir ülkede, yolsuzluk, ahlaksızlık ve kanunsuzluk en yukarılardan başlayıp aşağıya doğru gidiyorsa, bununla mücadelenin de en yukarılardan başlaması gerekir..
Bu ülkede yargılanamayan, veya yargılansa dahi bir şey olmayanlar yaşadığı müddetçe "Yaşasın Adalet" demek zor.
Korkut Eken, İbrahim Şahin ve arkadaşları, Mafya şefi Çakıcı'ya "yerini değiştir" diye mesaj yollayan, o istedi diye devletin kritik bir makamında çalışan görevliyi tertiplerle görevinden alan, mafya şefi istedi diye banka satan, onu televizyonlara çıkartıp muhaliflerine sövdürten, çetelerle mücadele görüntüsü altında çetelerle işbirliği yapan Mesut Yılmaz ve Eyüp Aşık gibilerinden daha mı suçlu?...Ali Ekber Kırçal ÖZEL GÜVENLİK!..Veli Küçük(subay), O. Nuri Gündeş(MİT'çi), Nihat Kubuş(emniyetçi-polis) ve Erol Çakır(vali)...Bu insanları buluşturan bir kurum...Türkiye Özel Güvenlik Dernekleri FederasyonuTÖGDF): Geçici Yönetim Kurulu Başkanlığına; N.Nihat KUBUŞ, Yönetim Kurulu 1.Başkan Yardımcılığına; Selahattin GÜLTEPE, Yönetim Kurulu 2. Başkan Yardımcılığına; Fuat ERGÜNER, Genel Sekreterliğe; Bolat ANKARALI, Sayman Üyeliğe; İsmail UZELLİ, Dış İlişkilerden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyeliğine; O.Nuri GÜNDEŞ, Yönetim Kurulu Üyeliğine; Oryal ÜNVER Denetleme Kurulu Üyeliklerine; Zeynel Abidin AYHAN, Hülya COSKUN, Burhan ÖKMEN seçilmişlerdir... Federasyona üye Dernek sayısı 14 olmuştur. 29.07.2006 tarihinde yapılan İlk Olağan Genel Kurul Toplantısında Yönetim Kurulu Başkanlığına Osman Nuri GÜNDEŞ, Başkan Yardımcılıklarına Nihat KUBUŞ, Tayfun Acarlı, Altan TUTKUN, Selahattin GÜLTEPE ve İsmail UZELLİ, Genel Sekreterliğe; Bolat ANKARALI seçilmişlerdir. Derviş Ali Ali İhsan Gürcihan, Hurşit Tolon, İdris Koralp...emrinde bir tuhaf avukat...RUYİAD yöneticisi. Başkanı İdris Koralp Paşa..Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Genel Başkanı Adnan TÜRKKAN:
"Bu iktidar ve YÖK Başkanı üniversiteleri şirketleştirmek ve tarikat ağlarıyla örmeyi hedeflemektedir."
Abidin Arslan NATO Gladyo: Kırgız Polisi Bir Apartmanda Amerikan Cephaneliğini Ortaya Çıkardı
Kırgız Polisi, Başkentte Bir Amerikan Vatandaşı Tarafından Kiralanan Dairede Büyük Bir Cephanelik Ortaya Çıkardı. İçişleri Bakanlığı'ndan Yapılan Açıklamada Polisin Dün Gece Düzenlediği Baskın Sırasında Dairede ABD Büyükelçiliği Çalışanlarının da Olduğu Bildirildi.
Abidin Arslan HER YERDE CEPHANELİK EV!
Her yerde ordu malı silahlar, bombalar!
Sanki yağmalanan Irak ordusu gibi!
Ordu içinde ordular kurmuşlar!
Ordu dışında ordular kurmuşlar!
Nato-Gladyo'nun atom bombalar da varmış!
Onlar da çıkar! Daha neler çıkar!
Şu an Ergenekon hücrelerinin sadece beş-altı tanesi deşifre olabildi!
Daha onlarca, hatta yüzlerce çete var!
KKTC eğitim-istihbarat-bağlantı alanlarından!
Ordu içinde bizzat Ergenekonda üst düzey yöneticilik yapan, aktif 681 rütbeliden bahsediliyor!
Ordu dışında yüzlerce emekli!sabri: ben dedim degisiklik cikmayacak dedim...cikmadi..simdi yine diyorum...bu donemde turkiye uzerinde oynanan oyunlar bir hayli artacak, gecmis donemlerde dokulen kanlari mumla arayacagiz...ergenekonun cok kucuk bir orgut oldugunu hep beraber gorecegiz...cok stratejik calismanin urunu olan gizli bir yapilanma ulkenin kaderini degistirecektir...devlet erkanina dogrudan suikast duzenlenecek -bilhassa tayyip erdogana- ulke muthis bir itibar kaybedecektir...diplomasi yoluyla kazanamayan guc kendini vurdu kirdi ile gosterecektir...son donemec gayet sert gececek beklenenin aksine...Fidan Dursun Karataş, Yeşil Camiiden kaldırılacak! Resmi dernek TAYAD; TAZİYE (!) yayınladı ve cenaze programını açıkladı(!): "EVLADIMIZ DURSUN KARATAŞ 11 AĞUSTOS 2008 TARİHİNDE HAYATINI KAYBETTİ."
"BAĞIMSIZLIK, DEMOKRASİ VE SOSYALİZM MÜCADELESİ YİĞİT VE ÖNDER BİR EVLADINI YİTİRDİ.
ACIMIZ BÜYÜKTÜR.
TÜRKİYE VE DÜNYA HALKLARININ BAŞI SAĞOLSUN.
CENAZE TÖRENİNE HALKIMIZI VE DOSTLARIMIZI DAVET EDİYORUZ. "
TAYADLI AİLELER "
TARİH : 15.08.2008 / CUMA
SAAT : 12.30
YER : GAZİ MAHALLESİ
GAZİ CEM EVİ KARŞISI YEŞİL CAMİİ / İSTANBUL
Tüm devrimcilerin, bütün güçleriyle cenazeyi sahiplenmesi ve DHKP Genel Sekreteri'ni görkemli bir şekilde sonsuzluğa uğurlaması gerektiği düşüncesindeyiz. Tüm devrimcileri göreve davet ediyoruz.
Mücadele Birliği.
www.mucadelebirligi.com/index.php/Son-Haberler/TAYADDAN-CAGRI.html
CEVDET KÖSE Gizlenen örgütün başındaki adam: Sabri Yirmibeşoğlu...
'Özel Harp'çinin tırmanış öyküsü'
Emekli Org. Kemal Yamak'ın anılarıyla kontrgerilla tartışması yeniden açıldı. "Yamak'ın sağ kolu" Yirmibeşoğlu'nun biyografisi tartışmalara ışık tutuyor...
Bugün gizli bir örgütün ve onun eski başkanının portresini çizeceğim. Örgütün adı: Özel Harp Dairesi... "Daire", Kemal Yamak'ın ilkin Hürriyet'te özetlenen anılarıyla (Doğan K., 2006) gündeme geldi.
Ardından "Yamak'ın sağ kolu" olduğu söylenen emekli Org. Sabri Yirmibeşoğlu da tartışmaya katılarak "Özel Harp'te çalışanlarla iftihar ettiklerini" açıkladı.
Madem açıldı, gelin Yirmibeşoğlu'nun peşine takılıp bu tarih labirentinin koridorlarında biraz dolaşalım.
"Garip bir üsteğmen"
Yirmibeşoğlu göz kamaştıran bir kariyere sahip...
50'lerin başında Çankırı Gerilla Okulu'nda, "Turancılık davası"ndan beraat ettikten sonra gönderildiği ABD'den yeni dönen "gerilla öğretmeni" Yüzbaşı Alparslan Türkeş'in "çok sevdiği öğrencisi" oldu.
1955'te 6-7 Eylül olayları sırasında Özel Harp Dairesi'nin atası sayılan Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevliydi.
Gazeteci Fatih Güllapoğlu'na ("Tanksız Topsuz Harekat", Tekin Y., 1991) söylediği şu sözler hiç unutulmadı:
"6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı."
Yirmibeşoğlu bir başka görüşmede (Aksiyon, 31.03.2001) "Ben orada garip bir üsteğmendim" derken, sözlerini şöyle "düzeltti":
"Savaşta, düşmanın işgal ettiği bölgelerde bazı olaylar yaratılır ve düşman yaratmış gibi gösterilir. (...) Halkı düşmana karşı galeyana getirmek(tir amaç)... Belki Güneydoğu'da da oluyor bunlar, yanlış olarak..."
Gladyo'nun anavatanında
NATO'nun CIA desteğiyle, İtalya'dan başlayarak tüm Avrupa'da komünizme karşı kontrgerilla faaliyeti yürütecek birimleri, yani Gladyo'yu kurduğu Soğuk Savaş yıllarında Yirmibeşoğlu, NATO eğitimi için Napoli'ye gitti.
Dönüşte "Türk kontrgerillasının doğum yeri" olarak bilinen Kıbrıs'a tayin oldu. 63 olaylarını orada yaşadı. "Oradaki Türkleri teşkilatlandırdı".
1964'te Belçika'daki NATO karargahında Nükleer Silahlar Şubesi'ndeydi. Herkesin iki yıl görev yaptığı bu gizli birimde beş yıl çalıştı.
Dönüşte Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanlığı'na atandı. Üç sene sonra da Daire'nin başına geçti.
Ecevit'e brifing
İşte Başbakan Ecevit Özel Harp Dairesi'nden o aşamada "tesadüfen" haberdar oldu. 1974'te "Daire" için örtülü ödenekten para istenince, daha önce adını bile duymadığı bu resmi kurum hakkında derhal brifing istedi.
Başbakanlık konutundaki brifingi veren, Özel Harp Dairesi'nin Başkanı Sabri Yirmibeşoğlu idi.
Ecevit o günden sonra Özel Harp'i denetim altına almaya çalışırken Yirmibeşoğlu daha önemli bir göreve, NATO İstihbarat Başkanlığı'na tayin edildi. 1978'e kadar burada kaldı.
Dönüşte tümen komutanı olarak Sarıkamış'a atandı.
Ecevit'le yolları orada bir kez daha kesişti.
"Vatansever arkadaş"
1978'de Ecevit başbakan olarak Sarıkamış'a gittiğinde Tümg. Yirmibeşoğlu Orduevi'nde kendisine ve eşine yemek verdi.
Ecevit, Komutan'dan Özel Harp'le ilgili bilgi almaya çalıştı. (B. Ecevit, "Karşı Anılar", DSP, 1991, s. 43) "Daire"ye bağlı sivil örgütte görev alanlardan bazılarının olaylarda yer aldığından kuşkuluydu.
Yirmibeşoğlu "Kuşkularınız yersiz" deyince Ecevit şunu sordu:
"Farz-ı muhal, buradaki MHP il başkanı, aynı zamanda Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısındaki gizli elemanlardan biri olamaz mı?"
Yirmibeşoğlu samimiyetle doğruladı bunu:
"Evet, öyledir ama kendisi çok güvenilir, vatansever bir arkadaşımızdır."
"Güvenilir gençler"
Yamak, kitabında bu anıyı anlatırken "Ecevit, bu teşkilatın içinde kendi partisinden kaç milletvekili bulunduğunu öğrenseydi ne olurdu?" diye soruyor ve bunda şaşılacak bir şey olmadığını ekliyor:
"Özel harpçi olarak eğitilenler daha genç yaşlarda bölgesinde güvenilir, saygın, sözü geçen, (...) önder niteliklere sahip oldukları için seçilmişlerdi. Milletvekili oluşları da bu seçimin doğruluğunu göstermiyor mu?"
Yirmibeşoğlu tamamlıyor:
"Birçok olay olmuş, bu teşkilatın tek bir üyesi bu olaylara karışmış mı?"
Peki kimdi MHP'nin Erzurum'daki "güvenilir" il başkanı?
CHP'li Süleyman Genç'in "Kuşatılan Devlet Türkiye" kitabında yazdığına göre İpekçi'nin öldürülmesinde ve Ağca'nın cezaevinden kaçırılmasında adı geçen, Musa Serdar Çelebi'nin iş ortağı, "Doğunun Başbuğu"
Yılma Durak...
Yükseliş sürüyor
Devam edelim:
12 Eylül döneminde Yirmibeşoğlu Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanı'dır.
1982-83 arası Milli Savunma Bakanlığı'nda Müsteşar Yardımcısı...
1983'te Ankara Sıkıyönetim Komutanı...
1984-86 arası Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı...
1986-88 arası yine Sarıkamış'ta, 2. Ordu Komutanı...
1988-90 arası Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri...
"Üruğcu general"
Bu yıllarda Özal'la birlikte çalıştı.
Özal, Öztorun'un yerine Torumtay'ı getirerek Üruğ'un "2000 planları"nın önünü keserken Yirmibeşoğlu "Üruğcu" olarak tanınıyordu. (Bkz: "Bay Pipo", Soner Yalçın-Doğan Yurdakul, Doğan K., 1999. s. 431)
Belki de bu şöhreti, onun tırmanışını durdurdu.
1990'da kadrosuzluktan emekliye sevk edildi.
MHP'den teklif
2001'de Aksiyon'da yayınlanan söyleşisinde emekli olduktan sonra askerlere görev verilmemesinden yakındı. "ANAP'tan aldığı bir sinyal dışında siyaset teklifi almadığını" hatırlattı ve şöyle dedi:
"Sıkıntıya girmemek için sizden bekliyorlar. Ben 'Gireceğim' der miyim, o derse düşünürüm. Resmen söylemediler ama öyleydi. Sonra MHP'den mesela..."
SUİKAST SORUŞTURMASI
Özal televizyonun sesini açtı ve komutanın adını sordu
Şimdi size eski bir öyküyü hatırlatacağım:
1988 Özal Suikastı...
Nasıl Ecevit, kendisine karşı düzenlenen Çiğli suikastının ardında kontrgerillayı aramışsa Özal da kendi suikastçısının ardındaki "örgüt"ü aramıştı.
Afyonlu işadamı Kemal Horzum'dan kuşkulanıyordu. Horzum, Emlakbank'ı dolandırmakla suçlanıyordu.
Banka bünyesinde Horzum'u soruşturan komisyona, suikast işiyle de ilgilenmelerini söyledi.
Komisyon üyeleri hem suikastçı Kartal Demirağ'ın hem Horzum'un memleketi olan Afyon'a gitti. Orada ne bulduklarını komisyon üyesi Uğur Tönük, daha sonra TBMM'de kurulan Horzum Araştırma Komisyonu'na şöyle anlattı:
Kartal kontrgerillacı
"Afyon Dazkırı'da 1974-77 seneleri arasında Ege'de meydana gelen sol hareketleri önlemek için bir kontrgerilla teşkilatı kurulduğunu, Kartal Demirağ'ın da bu teşkilatın yetişmiş bir elemanı olduğunu tespit ettik."
Demirağ özel kamplarda emekli askerlerce eğitilmişti. "Her şeyi vatanımız için yaptık" diyor, MİT'le ilişkisi olduğunu söylüyordu.
Komisyon soruşturmayı derinleştirince Özal'ı vuran silahın Demirağ'a Kongre salonunda polisler tarafından verildiği yönünde duyumlar aldı. Afyon'daki teşkilatın üzerine gitmeye karar verdiler.
İşte tam o aşamada Tönük, Ortaköy'de bir villaya davet edildi. MİT görevlisi olduklarını sandığı üç görevli kendisine "Bu tahkikatı kesin" dedi.
Bir generalin adını verdiler ve "Paşa kararınızı bekliyor" dediler.
Tönük soruşturmadan çekildi.
Özal'a söylüyor
Yargıtay 7. Ceza Dairesi üyeliğinden emekli bir savcı olan Tönük'le daha sonra tanıştım ve suikast soruşturmasının nasıl kesildiğini onun ağzından dinledim.
O günlerde başına gelenleri bir tek Turgut Özal'a açıklamıştı. O sahneyi bütün ayrıntılarıyla anlattı:
Özal'ın Harbiye Orduevi'ndeki odasında buluşmuşlar, diz dize oturmuşlar. Tönük, kendisini tehdit edenlerin adını verdiği generali açıklayacağı anda Özal odadaki büyük ekran televizyonun uzaktan kumandasına uzanmış ve sesi sonuna kadar açmış. Sonra da Tönük, Paşa'nın ismini Özal'ın kulağına fısıldamış:
"Sabri Yirmibeşoğlu!"
"Olacak iş mi?"
Yirmibeşoğlu o dönem MGK Genel Sekreteri idi.
Görev süresi 1 yıl uzatılsa Kara Kuvvetleri Komutanı olabilecek, oradan Genelkurmay Başkanlığı'na tırmanabilecekti.
Olmadı.
Özal'a adı fısıldandıktan
1 yıl sonra emekliye sevk edildi.
Yıllar sonra suikast konusunu soran Aksiyon'a "Hiç ciddiye almadım. Olacak iş değil" dedi.
Düşman kim?
Acaba kimler engellemişti suikast soruşturmasını?
Yılma Durak ya da Kartal Demirağ da Özel Harp'in istihdam edip silahla eğittiği "vatansever gönüllüler" miydi?
"Bazı olaylar yaratılır, düşman yaratmış gibi gösterilir" taktiğinin uygulayıcıları mıydı?
"Düşman" kimdi?
"Düşman"ı ve ona karşı kurulan resmi örgütü ABD bilirken neden Türkiye'nin Meclis'i ve başbakanı bilmiyordu?
Bunları sormaya devam edeceğiz.
Kaynak : http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=2667Hülya Esen E. Generalin web sitesinden EDEPSİZ tehdit!..: "Kendi karanlık hayatlarına bakmadan bunları ağızlarının suyu aka aka yayımlayan Sabah ve Zaman gazetesi yetkilileri! Yalaka internet sitelerinin yalama olmuş, ilkokul mezunu sahipleri!
Peşinizi bu dünyada da, öbür dünyada da bırakmayacağım…
Öyle tazminat davaları açacağım ki size; haremlerinizde asılı iç çamaşırlarınıza kadar, her şeyinizi haciz yoluyla alacağım….
Kendisinde yasaları ve insanlık kurallarını çiğneme hakkı görenler…
Bence sizi zor günler bekliyor. Hem yasalar önünde, hem Allah’ın huzurunda suçlusunuz…"
Kaynak: Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.