Türkiye’de büyük bir operasyon yapılıyor. Adına “Ergenekon Terör Örgütü” denilen illegal bir yapı pek çok yönleri ile deşifre edilmeye çalışılıyor. Mahkemeleri 20 Ekim 2008 tarihinde resmen başlayacak. Taceddin Kayaoğlu
Söz konusu örgütün tarihî derinlikleri sökün etmiş geliyor. Dikkatler 1952 tarihine yoğunlaştı. Bu tarih, adına “Gladyo” denilen İngiliz-Amerikan üretimi kontrgerilla teşkilatının Türkiye’de ilk belirmeye başladığı tarihlere denk gelir. Bu meseleyle ilgili olarak Türk basınında ilk defa akademik seviyede bazı bilgileri bir başka internet sitesinde “Bir Darbenin Arkeolojisi” başlığı ile yayınlamıştık. Söz konusu bu makale geçenlerde şimdiki sitemizde (gasteci.com)’da yeniden yayınlandı. Meraklıları tekrar bakabilir.
Yeni ortaya çıkan bilgilere dikkat edelim; Bizim ulusalcı Perinçek geçmiş dönemlerde her ne kadar “Süper NATO” çığırtkanlıkları ile ortalarda dolaşmış olsa da -ki bence bunun da analize muhtaç başka bir yönü var- NATO yanlısı açıklamalar yaptığını ve Özel Harp Dairesi’ni savunduğunu iddianameden görebiliyoruz.
Fakat son zamanlarda dikkatimizi çeken ilginç şeyler olmaya başladı. Komplo teorileri deyip geçiştirilebilir de; lakin üzerinde durmakta fayda var.
Türkiye’de Cumhuriyet Tarihi’nin en büyük operasyonlarından birisi yürütülüyor ve CIA-Pentagon çizgisinde varlığını sürdürmekte olan derin bir “global ulusalcı örgütlenme” ciddî yara alıyor. Global ulusalcı örgütlenme diyorum, çünkü; Gladyo bir İngiliz-Amerikan ortak yapılanmasıdır. Ayrıca ulusalcılık akımının dünya üzerindeki fikir babalarının anavatanı İngiltere olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan bizim yurtdışına kaçan Ergenekoncularımızın -ki bunlar önemli şahıslardır- birisinin Çin’de, birisinin İngiltere’de, diğerinin Rusya’da bulunması son derece ilginçtir. Arapların Ergenekon’unun da “el-Kaide” olduğunu fark ettiğimizde puzzle önemli ölçüde tamamlanmış oluyor.
Unutmamakta fayda var; Türkiye coğrafyası çevresindekilerin (Ortadoğu-Afrika-Balkanlar-Kafkasya) hem kalbi hem beynidir. Dolayısıyla Ergenekon dâvâsına sadece Türkiye ölçeğinde bakmak bizleri hataya sevk edebilir. Hatta öyle ki; bu operasyonun Amerikan derin devletindeki kanatların birbirleriyle olan çatışmaları ile de mutlak surette bir ilişkisi bulunmaktadır.
Peki, Ergenekon Operasyonu devam ederken bizde ve dünyada neler oluyor? Ona bakalım;
Türkiye, İran ile Amerika’yı yakınlaştırmak için kendisinin “arabuluculuk” olarak kabul etmediği bazı diplomatik girişimlerde bulunuyor.
Ağustos ayı içerisinde Ahmedi Nejad’ın Türkiye ziyareti ile ilgili hazırlıklar yapılıyor.
13 yıldır yakalanamayan Karadziç bir anda NATO ve ABD işbirliği ile ortaya çıkarılıyor. Lakin Karadziç kendisinin Amerikalılar ile bir anlaşma yaptığı yönündeki açıklamaları ile kafaları karıştırıyor.
Türkiye’de AK Parti’nin kapatılması için açılmış olan dâvânın bir gün öncesinde, Güngören’de bugün hâlâ müsebbiplerinin kim olduğuna yönelik tatmin edici açıklamaların yapılmadığı bombalar patlatılıyor.
AK Parti’nin kapatılması için açılan dâvâ Anayasa Mahkemesi tarafından reddediliyor.
Üsküdar’da basit havan topu düzeneği ile 1. Ordu binalarına saldırı girişimleri oluyor.
Tam “sakinleştik” denilirken Gürcistan -ne hikmettir bilinmez- aniden Güney Osetya topraklarına giriyor. Rus ordusu bu duruma çok şiddetli bir karşılık veriyor.
Amerika Birleşik Devletleri Saddam’ın Kuweyt’e düzenlediği saldırıdan sonraki tavrından uzak duruyor.
Türkiye’nin farklı bölgelerinde PKK Terör Örgütü’nün saldırıları yoğunlaşıyor.
Ve asıl can alıcı nokta;
Rus basınında Gürcistan’ın TÜRKİYE TARAFINDAN SİLANLANDIRILDIĞINA dair yayınlar yapılıyor. Hatta Rusya’ya karşı Türk deniz kuvvetlerine ait askerlerin Gürcistan açıklarında bekletildiği haberleri veriliyor.
Bizim Kasımpaşalı Başbakanımız konu ile ilgili açıklama yaparken ilk defa başı yerde konuşuyor ve kafasını hiç kaldırmıyor.
Neler oluyor dersiniz?
Ergenekon başsavcısı hangi arının gözüne çomak soktu acaba? veya Ergenekon küresel bir operasyonun bizdeki yerli yansıması mıdır?
Yorumlar Ferah Ataş Doğan Holdng'te İŞler Nasıl İşler?..
SD (Sema Doğan)
MAY (Mehmet Ali Yalçındağ)
......
SD- Biz ne yapacağız?
MAY- Çok kötü oldu ya... Yani.. Şey.. Kulaklarım şey gibi. Kan çanağı gibi kıpkırmızı oldu.
SD- Yaa...
MAY- ......... derler ya... Adam bir de öyle bir laf ediyo, etmiş ki..
SD- Yaa...
MAY- İşte ........ biliyordu zaten diye...
SD- Şey kim demiş?
MAY- Adam demiş... ........... biliyordu demiş.. Aydın bey... Bana bunun görüşmelerimizi etkilemeyeceğini söyledi demiş. Beni demiş patron olarak görmek istiyorlarsa geleyim kendilerine de söyleyeyim. Benim patronluğumu kabul etmiyorlarsa demiş, Aydın beye söylerim, isterse vazgeçebilirim, demiş...
SD- İşte o kadar...
MAY- Cezai şart da istemem demiş...
SD- Şu hale bak? Ne pis iş yaptık? Ne biçim iş anlamıyorum ama bunu biliyodum ama..
MAY- .....
SD- Bu telefonlar da dinleniyor mu ne yapıyor, onu da bilmiyorum...
MAY- Dinleniyordur
SD- Yüzde yüz...
MAY- Yani şey oldu anne, tatsız oldu...
.....
.....
SD- Öyle zor bir durum ki...
MAY- Yaaa
SD- Öyle kötü ki!!
MAY- Yalçın Doğan diyor ki 'Niye sevinmiyorsun?' Dedim 'Kardeşim, satarken üzülmedik ki yani.. Bu kararı alırken üzüldük... Bu kararı almak zordu. Ama alındı bu karar. Herkes bunu kabul etti. Ama onu alana kadar tamam dedi herkes dedim
SD- Ama bu durum kötü şimdi... - Ama dedim Aydın bey satmaya karar verdi. Sattıktan sonra bu dönüş, Milliyet'e çok zarar verir.
MAY- Çok kötü yaaa...
SD- Kötü, çok kötü...
MAY- Peki şimdi ne olacak, bilmiyorum...
MAY- ......
SD- Peki adam ödeyebilecek miymiş?
MAY- Bugün 25 varmış...
SD- Yaa ödememiş..
MAY- Ödememiş...
SD- Hem de 25 var, yani 100 milyon değil?
MAY- Hayır 25, ödemesi lazımdı ödememiş...
SD- Hahhahha.. MAY- Ödememiş..
SD- Haa?
MAY- Çekin arkasını yazdıracaktık...
SD- Ne diye yazdıracak?
MAY- Yani bu prosedür öyledir. Çek karşılıksız çıkınca hemen çekin arkası bankaya yazdırılırsa mahkeme gidebilirsin. Yazdırmazsan gidemiyorsun, kaybediyorsun hakkını.
SD- Hımmm
MAY- Bu yani böyle bir şey... Yani bilemiyorum..
SD- Peki ne diyor baban?
MAY- Babam bir şey demiyor. O da çok şey tabi.. 'Çaresiz görüyorum, bir şey demiyorum' dedi.
SD- Buu...
MAY- Peki 'Ne yapacağız' dedim... 'Bilmiyorum, yarın bir geleyim bakalım, konuşuruz' dedi.
SD- ....
MAY- Öbür taraftan da hiç ses seda yok. Sanki onlar paralarını alacakmış gibi.. Okay Gönensin aramış. Yeni Yüzyıl Genel Yayın Müdürü... 'Milliyet yanlış yapıyor, olur mu böyle şey' demiş...
SD- Kim demiş?
MAY- Okay Gönensin...
SD- Ne demek yani?
MAY- Milliyetçiler toptan istifa ederiz diyorlar ya... Demiş ki 'Yanlış yapıyorlar.'
SD- Ne demek yani?
MAY- Yeni patronlarına karşı... Yani 'yarı yolda bırakılır mı' demiş.
SD- ....
MAY- Sabah grubu hiç oralı değil. Sanki paralarını alabilecekler gibi... Biz de diyoruz ki, bir iki gün bekleyelim, bakalım. Yazarlara da söylüyoruz. Böyle şey olmaz, diyoruz. Yani bu Aydın beyi böyle bir karardan dönmek durumunda bırakmayın... O gazetede durun, adam gibi çalışın, bilmem falan filan... Bakalım zaman ne gösterecek... Yani bilemiyorum çok şey durumda kaldık..
SD- Zor durumda kaldık..
MAY- Zor durumda kaldık... ...... bilmiyorum...
SD- Hayır adam ödese... Ödediği de yok...
MAY- Evet... Ödese şey değil... Problem değil.
SD- Ama zaten öder mi ödemez mi diye konuşup duruyorduk. Böyle bir durumda nasıl sattık, bilmiyorum gazeteyi. Yani bütün şüphedeydik.
MAY- Her şey şüpheydi zaten.
SD- Peki zorumuzun adı neydi?
MAY- Bilmiyorum. İşin kötüsü, ortalık bozuldu. Milliyet'te iki senedir dedikodu var. Uzan aldı, o aldı, bu aldı diye... İki senedir yok öyle bir şey yok öyle bir şey diyorduk.
SD- Yok artık böyle bir şey
MAY- İlk defa böyle bir şey çıktı şimdi...
SD- Çok pislik oldu
MAY- Ne yapalım anne, Aydın Doğan da çok üzülüyordur. O felaket durumdadır. Bilemiyorum anne, ne yapacağız?
SD- Evet hayırlısı...
MAY- Hayırlısı...
SD- Bir ara gelip, Hürriyet'te toplantı yapacakmış...
MAY- Evet.. Öğle mi?
SD- Saat 11 uçağıyla geliyor, biraz evvel aradı da.
MAY- Tamam...
SD- Orda toplantı yapılacak, bakalım neye karar verilecek...
MAY- Hayırlısı olsun...
SD- Bence bu artık o çomağı almamak lazım...
MAY- Hangisini?
SD- Yani bu şeyi, Milliyet'i...
MAY- Almamak lazım ama ya ödemezse parayı?
SD- Şey haber gönderirse İnterstar'a... 150 milyona (dolar) ona veririz.
MAY- Ben de almamak lazım diye düşünüyorum. Çok şeye patlar bu iş..
SD- Çok pahalıya patlar..
MAY- Maddi, manevi pahalıya patlar bu iş..
SD- O kadar 800 kişiyi sırtımıza alamayız...
MAY- Evet...
SD- Yalnız o Korkmaz Yiğit'e 100 milyona vermemek lazım...
MAY- Kesin.. kesin aşağılık adama..
SD- Pis suratsız köpek...
MAY- ....
SD- Sen o Yaşar... Yaşar denilen lanet... Madem böyle bir şey var, bu pazarlığa ne oturttu bizi? Bir de yalan diyor öbürü... Korkmaz Yiğit de yalan diyor. Yalan söylüyor, bir aydan beri haberi varmış... Ne alakası var, bütün sonuna geldikten sonra ....
MAY- Tabi tabi... İş çok geçtikten sonra ...
SD- Bütünnn.. nerdeyse her iş tamam oldu... Son kademeye geldi, ondan sonra duyuldu. Dönüşü olmayan bir yola girmiştik.
MAY- O zat sordu demin bana, 'Ne zaman duyuldu bu' diye... 'Baban çok önceden mi biliyordu' diye...
SD- Hayır, alakası yok...
MAY- Çok sonra biliyordu...
SD- Çok çok sonra... Bütün pazarlıklar bitmişti artık... Herkes satıldı diye biliyordu, ondan sonra duyuldu. Yani bir imza kalmıştı ya da bir iki senet imzalanmış mıydı, neydi? Kahrolasıcalar...
MAY- Neyse anne...
SD- Fakat Korkmaz Yiğit'in de alçaklığına bak...
MAY- Çok...
SD- Bir.. bir aydan beri biliyormuş...
MAY- Çok aşağılıkmış çokkk...
SD- Fakat bir şey söyleyim mi, Korkmaz Yiğit'tense öbür o Yaşar... Kesin bu öyle bir adamı karşımıza getiren Yaşar Eroğlu...
MAY- Ne demiş biliyor musun?
SD- Ne demiş?
MAY- Bir de demiş ki, Aydın beyle aramızda beş yıl başka bir yerde çalışamayacağınıza dair anlaşma var demiş... Ama ben onu yırtıyorum, atıyorum; istediğiniz yere gidebilirsiniz, demiş.
SD- Kime demiş?
MAY- Yazarlara demiş... Yani beş yıl anlaşma yaptık Aydın beyle.. Bir yerde çalışamayasınız diye demiş.
SD- Bak hele...
MAY- Yaa.. Yani bizi yıpratıyor ..... Onun için demiş ... Ama ben yırtık atıyorum, istediğiniz yerde çalışabilirsiniz demiş...
SD- Salak, bütün şeyi mahvettin koydun oraya o pis şeyinle... Bir de şimdi şey pozlarında.. Şu hale bak...
MAY- Yaaa
SD-......
MAY-......... Bugün yarın bakalım hükümetten ne olacak, ne bitecek? Sakin sakin bekleyelim ... Bir bakalım ondan sonra ne olacak? Haydi hayırlısı neyse o olacak...
SD- Oldu peki ...
MAY- Hadi anne, hayırlısı...
SD- Oldu canım hayırlısı.. hadi güle güle...
MAY- İyi günler...
-----------------------------------------------
Soner Gedik (SG) ile Mehmet Ali Yalçındağ (MAY)konuşuyor
MAY- Alo
SG- Mehmet Ali Bey
MAY- Soner...
SG- ..... Sağolun Sabah gazetesinden arkadaşlar var..
MAY- Soner, şimdi bu iş kalabilir bu akşam... Milliyet işi... Hani şu 6 milyon dolar almıştık ya diyorum ki sen onun bir milyon dolarını fatura et de hiç olmazsa bir milyonu kalsın bizde.
SG- İki taraftan 500, 500...
MAY- Ne demek o?
SG- Yani Hürgüç'ten 500 bin dolar, Simge'den 500 bin dolar...
MAY- Hayır hayır, onu sormuyorum. Milliyet'i satın alan Korkmaz Yiğit'ten..
SG- Tamam, Hürgüç'ten 6'da 6.
MAY- Tamam Hürgüç'e kes... Simge'yi bilmem.. Ha.. Simge'ye 500 bin dolar kes...
SG- Okey, onları kesip hemen yollayım. Kime yollayım? Korkmaz Yiğit'ten kime yollayım?
MAY- Kes fatura şeye yolla...
SG- Ama ilan milan da yayınlanmadı... Kime yollayım?
MAY- Ha?
SG- Kime yollayım?
MAY- Yaşar Eroğlu'na gönder. Ya da kes dursun sende
SG- Hı..
MAY- Aydın Bey'e söyleriz
SG- ......
MAY- ..... Ha bir şey söyleyeceğim
......
......
MAY- O bir milyon dolar var ya?
SG- Hı..
MAY- Hiç kesmeden ne kadar dağıtabiliyoruz.
SG- Tamam
MAY- Yalnız anladın mı bak?
SG- He... Yani adamlar hiç kesmeyecek fatura...
MAY- Adamlar, Avrupalılar bize hiç fatura kesmeyecek. Bu bir milyon doları koyduk.
SG- Evet
MAY- Şeyden alacağımız.... Geri kalan da 500 bin dolar mı?
SG- Evet
MAY- Onu koyduk tamam mı?
SG- Evet
MAY- Ondan sonra bir hesap yaptık. Ne kadar kalıyor, bak bakalım, belki ben onu Dışbank'tan falan denkleştiririm.
SG- Tamam
MAY- Dışbank'ın parası var biliyorsun, her ay veriyor
SG- Tamam
MAY- Bunların hepsini yapın. Bugün sizinle bir konuşalım tamam mı? Bugün ama çıkarken...
SG- Tamam
MAY- Hadi eyvallah...
-----------------------------------
Soner Gedik (SG) ile Oğuz..... (O) konuşuyor
SG- Alo
O- Soner Bey merhaba
SG- Oğuz ne haber?
O- İyidir siz nasılsınız?
SG- Oğuz, bak şu Yiğit grubuyla ilgili, onların hangi şirketine kesersin bilmiyorum ama bir milyon dolar fatura keselim. Reklam şeyi diye. Çıkacak reklamlar diye...
O- Çıkacak reklamlar diye...
SG- At bir şey yani. Onu herhalde geri vereceğiz o parayı da... Vermeden bari bu kadarını faturaya bağlamışız diyelim. Bir fatura kes. Onların hangi şeyine kesiyorsan. eskiden bir yayınlanıyordu Yiğit grubunun ilanları... Çıkıyordu işte...
O- Evet
SG- Sen oraya da bir milyon dolar fatura kestir. Aslını da bana bir yollarsın. Bir şekilde formüle edin.
O- Bir milyon dolarlık fatura ama yani reklam faturası diye mi keseceğiz?
SG- Reklam faturası evet...
O- Ama yani o kadar reklam da...
SG- De ki ne zaman çıkacaksa avans olarak aldık... Faturaya, çıkacak reklamlar de bari...
O- Yani bir... çıkacak reklamlar... Adamlar bunu kabul edecek mi?
SG- Onu biz de şey yaptık... .... Yani sen neticede bir formüle edip, adamlar isterse ısrar edeceğiz. Sen faturanı kesersin, dedi. Kes faturayı...
O- Çıkacak ilanlara mahsuben, öyle mi?
SG- Yani öyle mi davranmak doğru, bilmiyorum ki?
O- Çünkü bu adamların bugüne kadar üç-beş ilanları çıkıyordu. O da onlara ayrıca zaten faturalanmıştı.
SG- İlanlara mahsuben de... Grup ilanları de...
O- Grubun ilanları yani...
SG- ..... çıkacak olan grubunuz ilanları bedeli diye...
O- Bir milyon dolar karşılığı??
SG- Evet
O- Hangi tarihe keselim?
SG- .......
O- 10 Ekim gibi falan kseelim, 20 Ekim diye keselim...
SG- 20 Ekim veya 18 Ekim...
O- Çünkü biliyorsunuz faturaları tek tek ..........
SG- Sen onu uydur.... ........ 18 Ekim falan diye kes...
O- Şimdi...(Necla) Hanım yurtdışında... Yarın geliyor.
SG- Senin onunla ne ilgin var ya? ...........
O- Renkli olarak kesmiyecek miyiz?
SG- Evet........ ............ Onu sen hemen kes 18 şey 17 neyse işte...
O- Tamam
SG- Aslını da bana yolla...
O- O zaman tek ve kısa bir açıklama yapalım. Kasım ve Aralık 98 aylarında çıkacak olan ilanlara mahsuben diyelim... Ya da 20 Ekim - 31 Aralık 98 arası ...
SG- Aralık falan deme yaa...
O- Demeyeyim mi?
SG- Ekim ayında çıkacak ilanlar... Tarih belirtsek ondan sonra ................ ......... Öyle bir şey de.. Genel bir şey de... Tarihle bağlamayalım..
O- 20 Ekim kestiğimize göre biz normal şartlarda o tarihli bir faturaya 1 Ekim kurunu uyguluyoruz değil mi? Öyle yapalım değil mi?
SG- Evet
O- Tamam. 1 Ekim kuruna göre o zaman TL karşılığı neyse .....
SG- Zaten bir milyon dolar neyse onu keseceğiz
O- Evet. Tamam öyle bir şey... Kesip fakslatıyım mı?
SG- Sen kes, bana fakslat. Faksıma yollat...
O- Faksına yollatayım...
SG- Evet... Mümkün olduğunca da erken tarihe kesersen... Mümkün olduğunca dediğim 18 falan gibi kes
O- 18 Ekim gibi...
SG- ......
O- O zaman 18 Ekim tarihli bir fatura kesiyoruz. Grubunuzla ilgili yayınlanacak ilanlar bedeli diye...
SG- Evet...
O- Bir milyon dolar bedeli hemen kesip yolluyorum.
SG- 18 veya 16 Ekim...
O- Tamam önce bir fatura gibi yazıp size fakslıyalım. Siz okeylerseniz aslını yollayalım.
SG- Tamam...
O- ......
SG- Mehmet Ali Bey diyor ki, 'adamlara hiç fatura kesmedik.' Şimdi unuttum bu konuyu...
O- Hıı
SG- Ondan sonra 'bir şey çıkartsın Oğuz' diyor... Bu yabancılardan hani bir milyon dolar fatura alacaktık ya...
O- Evet..
SG- Onu da almıyoruz diyoruz... Çelik Halat'tan geliyordu ........... Şeyden Dışbank'tan geliyordu. Onlar dahil bizim dağıtabileceğimiz kar rakamı ne ediyor diyor
O- Bir milyon dolara fatura kesmeyecek adamlar yani?
SG- Kesmeyecekler evet..
O- Tamam..
SG- Ne çıkıyor, diyor... Onu bir akşam üzeri hazırlayıversin diyor.
O- Hayhay olur
SG- Sen ordakilere bir söyleyiver hemen... Çıkartsınlar, onu fakslarsın... Senle konuşuruz sonra...
O- Tamam
SG- Oldu çok mersi
O- Oldu görüşürüz...
------------------------------------
MEHMET ALİ YALÇINDAĞ (MAY) İLE EŞİ ARZUHAN YALÇINDAĞ (AY) KONUŞUYOR
MAY- ..... vardı ama onlar olmaz bu akşam dimi?
AY- Onlar birlikte mi olmak istiyorlar?
MAY- Hayır burdaydı. Maça gidiyorum falan filan dedi. Konuşurken öyle bir şey oldu ama onlara girmeyelim şimdi.
AY- Ya yine Yalçın Doğan olursa...
MAY- Yalçın Doğan, Ertuğrul belki...
AY- Boşverrr...
MAY- Tamam tamam... Ben de zaten öylesine söyledim... Tamam. Hadi öptüm bye bye...
AY- Bye.. bye...
///////////////////
MEHMET ALİ YALÇINDAĞ (MAY) İLE ASLI ... (A) KONUŞUYOR
A- Naber?
MAY- İyidir Aslı, sen nasılsın?
A- İyi... Döndün mü sen?
MAY- Evet döndüm...
A- Napalım, oturuyoruz. Burak daha gelmedi.
MAY- Yahu ne yapıyor Burak? Maçı falan ne yapıyor, ne ediyor? Bi..
A- Bugün mü maç?
MAY- Evet, bugün Türkiye milli maçı var
A- Şaka yapıyorsun...
MAY- Tabi yaa.
A- Burak işte.
MAY- Nerden bulacağım Burak'ı ben?
A- Seni aratayım mı?
MAY- Arat
A- Mine'den bulacağım şimdi ben... Sekreterinden bulacağım.
MAY- Hemen aratırsan...
A- Sen işte misin?
MAY- He he.. Hürriyet'teyim.
A- Hadi bye
MAY- Byeee
//////////////////
MEHMET ALİ YALÇINDAĞ (MAY) İLE BURAK ... (B) KONUŞUYOR
B- Aloo
B- Alooo
MAY- Noluyor?
B- Heheee... nolsun... İyi misiniz?
MAY- İyiyim... İşte misin?
B- İşteyim yaaa... anasını satıyım... Burdan da maçın sesleri geliyor, deli olacağım. Bir düğüne gitmemiz lazım akşam..
MAY- Hehheeee...
B- Çıldıracağım şimdiden... ...... bir türlü satamadım anneme...
MAY- Hehhe heee.. Öyle mi?
B- Vallaaa yaaa... Ne var, ne yok?
MAY- Ben de diyecektim ki, ne yapıyorsunuz maçı, ne ediyorsunuz? Birlikte seyredelim falan...
B- Ah ne iyi olurdu Mehmet Ali yaaa!..
MAY- Hahhahh haahhh...
B- Mehmet Ali?
MAY- Ne?
B- Milliyet'ten para da aldınız mı lenn?
MAY- Paramızın bir kısmı duruyor tabi... Bir kısmını almadık, hepsini almadık tabi...
B- Nolacak?
MAY- Hisselerin hepsi bizde...
B- Hisselerin hepsi sizde mi?
MAY- Evet evet..
B- Daha vermediniz yani..
MAY- Yokkk.. Parayı tam almadan verir miyiz?
B- Sanki parayı iade edecek ve Milliyet'e geri dönecek gibi bir his var mı içinizde?
MAY- Parayı iade etmek gibi bir şey yok.
B- Paranın üstüne yatarım diyorsun...
MAY- Tabiii...
B- Milliyet'i de vermem, dönerim Milliyet'e mi diyorsun?
MAY- Ceza zaten o...
B- Ceza o mu?
MAY- Ceza tabi...
B- Bunun canı yanacak mı?
MAY- Öyle görünüyor...
B- Abi bence olmaz öyle şey... Çok fena .... aldı herkes yaaa..
MAY- Yaaa.. çok fena oldu...
B- Yahuu ne rezillik baba yaaaaa...
MAY- Vallahi billahi yaaa
B- Hay allah yaa... Felaket nedir abi yaa? Olmuyor böyle...
MAY- Birileri karıştırıyor ortalığı...
B- Valla çok kötü oldu...
MAY- Birileri karıştırıyor ortalığı...
B- Hımmm..
MAY- Sat sat sat sat sattık, ondan sonra ......
B- Değil mi...
MAY- Neyse hayırlısı olsun...
B- Hayırlısı neyse o olur...
MAY- Ben de deşarj olmak istiyorum... Onun için boşverrr..
B- Değil miii...
MAY- Sabahtan beri bu işlerle uğraştığım için...
B- Tahmin ediyorum senin durumunu... Bunlarla geçiyordur vaktin..
MAY- İyii.. bir gün konuşuruz...
B- Tamam güzelim...
MAY- Öpüyorum seni..
B- Ben de öpüyorum.. Bye.. byeee
MAY- Bye bye...
--------------------------------
MEHMET ALİ YALÇINDAĞ (MAY) İLE EŞİ ARZUHAN YALÇINDAĞ (AY) KONUŞUYOR
AY...
MAY- Birine atlamak için söylüyorum
AY- Hıı
MAY- Birine atlamak için söylüyorum
AY- İdilleri arayıp söyleyebilirsin Murat Gazioğlu'na
MAY- Yaa biz gelelim diyeceğim yavrum...
AY- Kendi kendini davet ettirme, onlar bize de gelebilirler
MAY- Yaa ettiririm. Şimdi Erkutlara telefon açıp ettiririm. Muratlara telefon açıp ettiririm. Yani açarım derim ki 'Napıyorsunuz Erkut?' Der ki böyle böyle... Hadi çağır Burakları da geliyoruz. Burak'a açar derim ki 'Napıyorsunuz? Hadi çağır Hakanları geliyoruz.
AY- Kaç zaman?
MAY- Bilmiyorum sekiz herhalde... Ya da Yiğit'e de söylerim, derim hadi gel Buraklara gidiyoruz, sen de gel derim.
AY- İyi... O grupta biz de gidebiliriz, onları da çağırabiliriz. O grup derdim değil. Bin defa evime gelmiş insanlar...
MAY- Hımm
AY- Benim her halimi görmüş insanlar... Bir şeyler yapıp, önlerine koyarım. Hiç umurumda değil. Bize de gelebilirler.
MAY- Ama yine de bize gelmesinler. Yaaa şimdi akşam akşam bu saatte...
AY- Yooo gelebilirler... Zaten bunları doğru dürüst bir daha çağıracağım...
MAY- Bunlar önemli değil, bunları doğru dürüst de çağırsan bir daha çağırırsın... O zaman bir bakıyorum.. Burak, Erkut, Yiğit diyorum... Hakan kendine bir şey yapmıştır mutlaka...
AY- O yapmıştır diye düşünüyorum ben..
MAY- İyi bakıyım, yoklayım da ondan sonra konuşalım. Hadi...
AY- Ne diyecektim sana bakim... Bak şu İngiltere'den gelecek ..... açıp geçmiş olsun demek istiyorum ama telefonunu bulamadım.
MAY- Tamam... Ben bulursam sana söylerim. Nasıl olsa akşam görüşürüz belki tamam mı?
AY- Şeyden istedim .... bulamadım..
MAY- Tamam eyvallah..
AY- Bir de Mehmet Ali...
MAY- Hııı
AY- Diyorum ki önümüzdeki haftanın programına da bakıyım. Bak bir o Hakanlarla Ayşeleri bir gece çağıralım.
MAY- Önümüzdeki hafta şey de var Arzu...
AY- Ne var?
MAY- Güzelim sen bunları yaz, akşam konuşalım. Çünkü ... sekizde maç, birbuçuk saat var. Tamam mı yavrum?..
AY- Tamam peki..
MAY- Akşam çünkü ben şeyi de getireceğim sana. Bu ayın onbeşinde mi ne... Onbeşinde, onaltısında yemek var. Bir tanesi bakanın yemeği, IPI mi ne geliyor, bir tanesi de baban yemek veriyor. Bu International Press bilmem nesi diye...
AY- Evet IP işte...
MAY- Onbeşi ile onaltısı da dolu... Onun için akşam program yaparız birlikte, tamam mı?
AY- Neyse hadi konuşuruz... Hadi bye.. bye...
MAY- Bye.. bye...
Buğra Gören Bu da UTAH Ekolü!..:http://web.utah.edu/meca/2003Conf/2003MECAProgram.pdf
Ne yapmak istiyorlardı? Genelkurmay Başkanlığı öncesi Yaşar Büyükanıt Paşa aleyhine kampanya başlatanlar kimlerdi?..Enver Altaylı, Ruzi Nazar, Savaş Süzal, Tuğrul Keskimgören...Ne yapmak istediler?..Ali İhsan Paşa ve oğlunun Açıkistihbarat sitesi yazarı T. Keskingören, Ruzi Nazar'la neden görüştü? Keskingören; ABD'de kimler adına, ne işler görür?..MHP'de D. Bahçeli'yi devirip yerine Prof. Dr. Ümit Özdağ'ı mı getireceklerdi?..Derin yazarlar Behiç Kılıç ve İrfan Ülkü bu konularda neler biliyor?..Karanlık çok işler, ilişkiler, hesaplar vardı?..Değil mi?..Bir de şu Azerbayca^n'da, Özbekistan'da, Kazakistan'da Türkiye ile bütün ilişkileri kökünden sarsan muhalifleri himaye etme ve darbe teşebbüsleri var ya!...Neyse..hafız ergenekonun dış devletler tarafından kurulduğu ve yönetildiği hususunda artık kimsenin şüphesi kalmadı herhalde. başka devletlerde de bu tür yapılanmalar olduğunu duyuyoruz. fakat türkiye bu oyunların sürmesine izin vermeyeceğini gösterdi.dikkatli, temkinli ve kararlı yöneticilere ihtiyacımız var.Sevgican Keskin Siz sebebini bilmezsiniz; bazı insanlar pek marifetli olurlar..İşte bir örnek; işadamı Feyyaz Berker'di..Berker'in Başıca Toplumsal Sorumluluk Faaliyetleri:
Vakıf & Dernek / Mesleki Kuruluş Üyelikleri
• TÜSİAD, Kuruculuk ve Yönetim Kurulu Başkanlığı
• TÜSİAD, Yüksek İstişare Konsey Başkan Yardımcılığı
• TÜSİAD, Yüksek İstişare Konsey Başkanlığı
• TÜSİAD, Onursal Başkanlığı
• DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu), Başkan Yardımcılığı ve İcra Kurulu Başkanlığı
• DEİK, Divan Başkanlığı
• DEİK, Şeref Üyeliği
• TAPV (Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı) Kuruculuk, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı
• TAPV, Yönetim Kurulu Başkanlığı
• TAPV, Mütevelli Heyet Başkanlığı, Yönetim Kurulu Üyeliği
• HEV (Hisar Eğitim Vakfı) Yönetim Kurulu Başkanlığı
• Robert Koleji, Mütevelli Heyet Üyeliği
• Robert Koleji, Mezunlar Derneği Üyeliği
• Boğaziçi Üniversitesi, Danışma Kurulu Üyeliği
• Amerikan Konferans Heyeti Üyeliği, New York ABD
• Stanford Araştırma Enstitüsü Üyeliği
• MESS, Y. Danışma Kurulu Üyeliği
• TİSK, Danışma Kurulu Üyeliği
• TÜSEV (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı) Kuruculuk ve Mütevelli Heyet Üyeliği
• TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı) Yönetim Kurulu ve Mütevelli Heyet Üyeliği
• TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) Kuruculuk ve Mütevelli Heyet Üyeliği
• DENİZTEMİZ TURMEPA, Kurucu Üyeliği
• TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı), Kuruculuk ve Mütevelli Heyet Üyeliği
• TGV. (Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı), Kuruculuk ve Mütevelli Heyet Üyeliği
NOT: Bazı prestij kuruluşları ve güç locaları üyelikleri burada yazılmadı..
Cem Ender Pulat 3 Netameli sorum olacak sizlere:
1-CHP Nilletvekili Kemal Kılıçdaroğlu; resmi görevde olduğu dönemde, muhtelid zamanlarda TİKKO ve DHKP-C'nin üst düzey bazı yönetici ve militanlarıyla resmi makamında görüştü ve onların bazılarını evinde ve bazı konukevlerinde ağırladı mı?
2-Hürriyet gazetesi; hangi Alman şirketleriyle, nasıl bir ortaklık kurdu? Bu işlerde aracılık yapan ve referans olan Alman İstihbaratı ve Anayasayı Koruma Teşkilatı yöneticileri var mıydı? Yine hangi üst düzey Alman askeri istihbaratıyla ilşkili medya yöneticileriyle temasta..Bu temaslarda Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi nerede duruyor?..
3-Bülent Akarcalı, Mesut Yılmaz'ı bir Fransız kökenli mason locasına üye yaptı mı? Mesut Yılmaz, mason olduğunu iddia etmişti; ama bazı yabancı sitelerde adı ve resimleri neden geçiyor?Alperen TÜRKBEYİ Yaklaşım Çok Güzel ... Devamını Bekliyoruz Bu Serinin İnş. Hadiseye İçerden Bakmanın En Güzel Yazıya Dökülmüş Hali...harekette bereket hocam bundan sonraki günlerde de hareketlilik devam edecek gibi görünüyor buna alışmakta fayda var daha hızlı düşünmeye karar vermeye ihtiyacımı var bölgemizde aktif aktörlük yapma rolü veriliyor ülkemize bizde önce biraz düşünelim diyoruz hazırmıyız bu role kaldırabilirmiyiz onun hesapları yapılıyor dünyada üçüncü bir aktöre ihtiyaç var o da türkiye gözüküyor
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.