Şimdiye kadar şeytan taşlamaktan salâvata fırsat bulamıyorduk. Etrafı saran yangınlar, mahallede olup bitenleri görmemize mani oluyordu. Mehmet Ali Bulut
AK Parti’ye yöneltilen eleştiriler, suçlamalar ekseriyetle, partinin ‘güya temsil ettiği’ kavram ve değerlere yönelik olduğu ve o kavram ve değerlere yöneltilen saldırılar bizim canımızı yaktığı için, yaptığımız ‘alan savunması’ bizatihi Ak Parti’nin müdafası gibi algılandı. Mamafih, böyle olması da gerekiyordu.
En azından ben, intisap ettiğim ‘müsbet hareket’ düsturları çerçevesinde, ‘Venizelus ile birlikte Sait Halim Paşa’ya tokat atmamaya’ özen gösterdim…
Elbette ‘Sait Halim Paşa’ ile aramızda ihtilaf olabilir. Ama o, ‘Venizelos’ ile mücadele ederken, onunla olan muhalefetimi gündeme getirmem meşrebime uymaz. O yüzden de bugüne kadar Ak Parti’ye yönelik net ve açık itirazlar getirmedim.
Şimdi artık onun sırası geldi.
Fakat inşallah iktidar, onların kulaklarını tıkamış, kalplerini karartmış ve gözlerini köreltmiş değildir.
Çünkü bir iktidar, ikaz duymaz, nasihat kabul etmez ve itirazı kale almaz duruma gelmişse ‘zulüm’ kapıdadır demektir. Ve zulüm de her türlü sosyal bela ve içtimai afetlerin davetçisidir…
* * *
Evet, iktidar olarak AK Parti’ye üç alanda acilen tedbir alması farz olmuş.
Bunlardan biri; siyasetin ‘siyaseten’ rahatlatılması,
Diğeri; ekonomik alanda, refahın tabana yayılmasını sağlayacak düzenlemelere gidilmesi,
Üçüncüsü; hızla çürümeye doğru giden toplumun, milli ve manevi değerlerle yeniden buluşturulması…
Bunların birincisi ‘sünnet’ ikincisi ‘vacip’ üçüncüsü ‘farz’ mesabesindedir.
Siyasetin, ‘siyaseten’ rahatlatılması nasıl olabilir?
Ben siyaset sosyologu değilim. Aslında hakikati görmek için illa da sosyolog almak da gerekmiyor. Çünkü insandaki vicdan terazisi, maksatlı şekilde yanıltılmazsa hakikati tartmayı bilir. Dolayısıyla kahvedeki adama bile sorsanız, önce ‘eşitlik ve adalet’ diyecek.
Evet adalet, bu âlemin mizanıdır. Kâinatın işletim sisteminin en temelinde yatan altı ‘esma’dan biri de ‘Adl’dir. Toplumsal katmanların, siyaseten rahatlatılmasının en başında ‘adil’ bir temsil hakkına ihtiyaç var.
Diğer bir temel ihtiyaç ‘hürriyet’tir. Adaleti öncelikle andım. Çünkü adalet olmazsa birileri için hürriyet, diğerlerini ezme hakkına dönüşüyor.
Nitekim çağımızın çoğu cuntası, seçimle gelmiştir. Saddam da Stalin de her dört senede seçim yaptırıyorlardı ve hürriyeti kullanma şeklerinden zulüm çıkıyordu. Demek ki, hürriyetin de bir ‘meşru’ hali olması lazım.
Bu ikisi; yani adalet ve hürriyet olmadan insan ruhu teneffüs edemez. Diyelim bu ikisi mevcut. Peki, bunları kim nasıl tevzi edecek? İşte dünya üzerinde cereyan eden siyaset kavgası bu noktada…
Kimse zulmetmek için iktidar olmaz. Ama adalet ve hürriyet anlayışları ‘salim’ değilse idareleri zulüm ve istibdada yol açar…
Buna mani olacak şey ‘meşveret’tir.
Meşveret nedir?
Meşveret, yapılacak işler konusunda cumhurun reyini almaktır. Dün öyleydi, bugün şöyledir, yarın başka türlü olur, olabilir. Meşveretin şekli ve yolu zaman içinde değişiklikler arz edebilir ama neticede ondan murat, “şeffaflık”tır.
Bir âlimin oyu ile bir çobanın oyu bir olur mu olmaz mı tartışıp durabilirsiniz amma, hayatı ilgilendiren bir meselenin ‘çobanca’sı, ‘âlimcesi’ olmaz. İyi havayı çoban da sever, bilgin de. Adalet, âlime lazım da çobana lazım değil mi? Öyleyse şu alanda, yani meşveret söz konusu olduğunda herkesin reyi ve hakkı birdir ve eşittir.
Öyleyse, AK parti hiç beklemeden, yasa, kanun, tüzük, genelge ve çizelgelerde ‘adalet, hürriyet ve meşveret’e zıd ve engel ne kadar mani varsa derhal ve hiç beklemeden ayıklayıp temizlemeli.
Bir kanun CHP’ye yarayacak yahut DTP’nin önünü açacak yahut filanca grup bundan şöyle neticeler çıkaracak diye öteden beri sürekli önümüze konulan tehlike ve sakıncaları bir tarafa bırakarak, adalet, hürriyet ve gerçek bir meşveretin önünü açmalı.
Ak Parti, başka hiçbir şey yapmamış olsaydı bile sadece şu alanda atacak bir adımla tarihe yazılmaya ve rahmetle anılmaya hak kazanır.
Görüldüğü gibi ‘şu kanunu değiştirin, şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın’ demeye gerek yok. Adalet (bütün şümulüyle), hürriyet (bütün cüzleriyle), meşveret(herkesimi kucaklayacak genişlikte) temin edilmedikçe, süreli bir takım kurtarıcılar çıkar ve bizi canımızdan bezdirir…
* * *
Ekonomik alanda söz söyleme hakkı göremiyorum kendimde. Ben bilmiyorum nasıl para kazanılır ve ne yapılırsa Türkiye düze çıkar.
Fakat çok iyi biliyorum ve hissediyorum ki bir adaletsizlik var. Türk halkının içinde bulunduğu sefalet, Türkiye’nin imkânlarıyla orantılı değil.
Petrol üreten ülkeler komşumuz olduğu halde neden en pahalı petrol Türkiye’de anmayırum!
Sağımızdan solumuzdan gaz fışkırdığı halde, OECD ülkeleri içinde en pahalı gazı neden biz kullanıyoruz, anlamıyorum.
Ve neden zengin sürekli daha çok zengin olduğu halde, Türk halkının alım gücü hergün biraz daha düşüyor, anlamıyorum?
Din iman ahlak diye diye iktidara gelenlerin, yolsuzluklara göz yummalarını yahut bizzat yolsuzlukların içinde yer almalarını anlayamıyorum?
Ortada iş yok değil. Ama piyasada para yok. Üretici ağlıyor, ithalatçı gülüyor, tüketici can çekişiyor.
Ve birileri çıkıp diyor ki ülke iyiye gidiyor, ihracat artıyor, ekonomi büyüyor… Peki öyleyse bu paralar, bu imkanlar, bu refah kime gidiyor. Büyüyen, ülkenin neresi, nasıl büyüyor, bunu da anlamıyorum!
AK Parti’nin çözmesi gereken temel meselelerden biri de bu işleri anlamamızı sağlamak!
Partinin önde gelenleri, yerel yöneticileri ve onlara yakını olan müteahhitler dışında son 6 senede ekonomik durumunu düzeltmiş –medya patronları- bankalar, spekülatörler ve borsa oyuncuları ve bir de tefeci rantiyecilerden başka kim var?
Memurun, esnafın, çiftçinin ve dışarı ile irtibatı olmayan üreticinin yaşam kalitesinde 6 yıl önceye göre değişen bir şey var mı, bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.
Evet, enflasyon düştü. Peki, bundan halkın hayatına yansıyan ne?
İşte AK Parti, ‘umut olma’ vasfını korumak istiyorsa artık bu alanlara kafa yormalı ve var olduğu söylenen refah ve iyileşmenin, bireyin hayatına yansımasını da sağlamalı.
‘Değerlerin ihyası’ meselesini bir sonraki yazıya bırakalım…
Yorumlar ŞENOL KURTALAN Ben TGC üyesi, basından gelme bir devlet memuruyum. Şu ergenekon-mergenekon işlerinin çözülmesi biraz da derin arşiv, bilgi, belge mesele. İyi arşiv, belge tuttuğunu bildiğim kişilerden mutlaka ve mutlaka yararlanılmalı: Mehmet Eymür, Korkut Eken, Tahir Tamer Kumkale, Yakan Cumalıoğlu, Soner Yalçın, Murat Bardakçı(dedesi Cemal Bey; T.C.'nin ilk Emniyet Müdürü, mason üstad, bektaşi), Ufuk Ötesi dergisinden Kemal Çapraz, Kemal Kerinçsiz'in yardımcısı Ramazan Bakkal, Şaban Gülbahar(Avrasya Bir'den), Süleyman Sefer Cihan(Batı Trakya dergisinden), Kıbrıs'tan Hüseyin Macit Yusuf, E. binbaşı Zeki Bingöl, İBDA-C danışmanı, yazarı; İsviçre'de oturan Dr. Hakkı Açıkalın, Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya, Murat Yetkin, Adil Serdar Saçan, İrfan Ülkü, Dr. Muhsin Kadıoğlu, Necdet Sevinç, gazeteci yazar Zahide Uçar, açıkistihbarat'tan Sibel Yüksek, Neval Kavcar, Mustafa Yıldırım, emekli askerler Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu, Yüksel Özgür, Altay Tokat, Erol Bilbilik, Talat Turhan, Mehmet Emin Değer, Av. Emin Emir, Celal Adan, Akkan Suver, Ali Rıza Bayzan, Yaşar Okuyan, profesörler Mustafa Erkal, Enis Öksüz, İbrahim Çetin Yetkin, Anıl Çeçen, Alparslan Işıklı, Ertuğrul Zekai Ökte, e. vali Mahmut Yılbaş, Bülent Berkarda, Necla Arat, Aysel Ekşi, Nazan Moroğlu, Burhan Şenatalar, e. generaller Servet Cömert, Korkmaz Tağma, Cumhur Evcil, Soner Yalçın, Yalçın Küçük, Oray Eğin, Özdemir İnce, Arslan Bulut, Sabahattin Önkibar, Derya Sazak, Fikret Bila, Cüneyt Arcayürek, Özgen Acar gibi..Erdal Sekban Kim bu İ. Çetin Yetkin ya? Dr. Gülümser Naile Karataş KENE deyip geçmeyin!..Bu deli dana, kuş gribi ve kene furyası..mikropları, hastalıkları ne yazık ki çok hafife ve dalgaya alınıyor..Hükümet de, medya da, üniversiteler ve TIP Fakülteleri de işin şakasında veya hiç önemsemiyor..Bana kalırsa iş çok ciddi!..Türk Tabipler Birliği; devrim muhafızları gibi sadece laiklik konusunda duyarlı, bir de kendi adamlarının atamalarında..Ama asıl alanlarında yoklar!..Bence bu olaylar ULUSLARARASI boyutları olan BİYOLOJİK ve KİMYASAL SAVAŞların bir parçası ya da ta kendisi! Bir de Türk insanı; birçok yeni-eski ilaç kullandırılarak kobay olarak deneniyor! Bu tür hastalıklar vesile ve bahane ediliyor! Uluslararası İLAÇ TRÖSTlerinin ya da TERÖRİSTlerinin üyük oyunları sözkonusu!...Bir şey daha: Türkiye'de AIDS ve CİNSEL hastalıklar ÇIĞ GİBİ artıyor..Çokları belli etmiyor, çaktırmıyor!..Temel nedeni; başta Gürcistan, Ukrayna, Rusya, Beyaz Rusya, Moldova, Romanya, Kazalistan, Kırgızistan, Azerbaycan olmak üzere birçok ülkeden binlerce AIDS virüsü ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar virüsü taşıyan fahişe ve kadınlar geliyor Türkiye'ye!..Birçokları da psikolojik, biyolojik savaşın fedai ve aktörleri, kurbanları olarak..Binlerce Türk gencine, insanına hastalık bulaştırıyorlar..İnternette Türkiye; dünyada Güney Asya ile birlikte FUHUŞ, BEYAZ KADIN, ESCORT ticaretinin üssü, PORNO FİLM CENNETİ olarak sunuluyor!..Şu an Türkiye'de dünyaya porno pazarlayan çok büyük yerli-yabancı patron ve baronların olduğu yazılıyor...Ama ne yazık ki devletimiz, hükümetimiz ve milletimiz bu konularda çok yetersiz, duyarsız, bilgisiz, umursamaz!..Tehlike çok büyük!..Gelecek yıllarda binlerce ve ani ölümler yaşanacak!..Bir ara Prof. Dr. Hurşit Güneş, Türkiye'ye Rusya'dan gelen 500 bin, evet 500.000 fahişe olduğunu söylemiş, piyasada inanılmaz kirli fuhuş parasının döndüğünü vurgulamıştı. Çokları bu uyarıyı bile dalgaya aldı. Şimdi de Prof. Dr. Edibe Sözen'in gençleri fuhuştan, erken uyarılma ve pornodan, diğer zararlı alışkanlıklardan korumaya yönelik tedbir ve çalışmalarını dalgaya alıyorlar!..Bu akşam Fox TV'yi izledim. Yayınlarından iğrendim..Bölücü ve ateistlerin çiftliği olan, eğitimden başka her şeyle ilgilenen ve her şeyden İslam düşmanlığı çıkarmaya çalışan Eğitim-Sen Başkanını konuşturdular!..Sosyal demokrat yapılı b ve Alevi bir kişi olarak bildiğim Edibe Sözen Hanımı nasıl ağıza alınmayacak ifadelerle eleştiriyorlar?!..Halbuki Anayasamızın, gençlerimizin zararlı alışkanlıklardan korunmasına yönelik açık maddeleri
var...Ama adamların umurunda değil ki..İşleri güçleri İslam, Türk-İslam kültürü düşmanlığı; kendi öz kültür ve medeniyetine kin, nefret ve düşmanlık!..İşte Eğitim Sen, işte Mühendis Odaları ve TMMOB, işte birçok baro ve TBB, işte Türk Tabipler Birliği, işte TÜSİAD!..İç ve dış mihraklar; üzerimizde çok büyük oyunlar oynuyor; psikolojik, biyolojik, kimyasal hatta fiziksek-nükleer her türlü kirli savaş yöntemlerini deniyor, uyguluyorlar.Ersin Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderilen Ümit Sayın'ın msn görüşmeleri, örgütün İslamiyet'e ve Osmanlı'ya bakışını ibret verici bir şekilde ortaya koyuyor.
25.11.2000 tarihinde gerçekleştirilen msn görüşmesinde geçen ifadeler kelimenin tam anlamıyla şok edici.
İşte iddianamenin 1280.sayfasındaki o görüşmeler:
Ümit Sayın:...Osmanlı kültürü Türklüğü mahveden iğrenç bir kültürdür.Savunulacak hiçbir yanı yok.
Yavuz: Osmanlı kültürü arap kültürüdür.Türk kültürü değil.İslam kültürüdür.Soysuzların kültürü.
Ümit Sayın: İlhan Arsel'in arap milliyeçiliği ve Türkler isimli kitabını okumalısın. Evet soysuzların kültürü aptal dinleri ile bizi mahvettiler. İlhan Arsel de aslında bizim içimizde sayılır yani KTB'nin. Kendisi ile haberleşiyoruz. Ortam hazır olunca yerini alacak. Ama ne yazık ki çok yaşlı, 80'i aşkın. (bugün)
Remzi Aydar Doç Dr. Ümit SAYIN'ın deşifre olan MSN'lerini okudunuz mu?..İnternette bir sitede Ergenekon Terör Örgütü üyeliğinden tutuklu Doç Dr. Ümit Sayın'ın MSN mesajlarını okudum. İyice aklım karıştı. Kendisinin de üst düzey mason olduğunu vurgulayan Sayın, masonluk ve masonlarla ilgili bilinenlerden başka inanılmaz bilgiler veriyor..Asker, diplomat, üst düzey siyasetçi, bürokrat, dinadamı bazı kişilerin masonluk üye listeleri Emniyete gönderilmiyormuş. Sayın çok üst düzey mason olan ünlülerden bahsediyor: Doğu Perinçek(Perinçek'in İngiliz İstihbaratı M15 ve 16'ya yakınlığını da vurguluyor!), Dinç Bilgin(basın patronlarının çoğu diyor!), Rahçi Koç, Zafer Mutlu, Erol Manisalı, Ahmet Örs, Savabcı ailesinin tamamı..Bunlar, Türkiye'de her şeyle ilgili İSTİŞARE KONSEYİ, karar mercileriymiş..Ümit Sayın; Necip Hablemitoğlu cinayetini Kemal Yavuz Paşa, Vural Savaş gibi kişilerin iyi bildiğini ima ediyor. Ümit Sayın; Necati Özgen Paşa ile Van eski Valisi ve milletvekili Mahmut Yılbaş'ın HİZBULLAH'la yakın ilişkisini vurguluyor!..Yine Sayın; Prof. Dr. Suut Kemal Yetkin'in gayri meşru çocuğu olduğunu ima ettiği Prof. Dr. İbrahim Çetin Yetkin'in İsrail ajanlığı konusunda çok kesin konuşuyor: Yahudilerin 500. Yıl Vakfı avukatı olan Çetin'in İsrail'de Yahudi istihbaratçı binbaşı SEvgilisi olduğunu belirtiyor..Ergenekoncuların beyin kadrosundan ve en karanlık ismi olarak anılan İ. Çetin Yetkin'in hem Jak Kamhi, hem de Cefi Kamhi ile çok yakın ilişkileri varmış!..Ümit Sayın; emekli İlhan Kılıç Paşa'nın masonluk bağlantılarını anlatıyor. Damadının mason olduğunu ve askeri helikopter firması ihalesine sokulduğunu vurguluyor. Kızı Neriman Yüce'nin yakışıksız işlerinden bahsediyor..Daha neler var neler o MSN yazışmalarında...Şimdi bunlar doğru ise, Ergenekon Soruşturmalarında daha yolun başındayız ve asıl kıyamet de bundan sonra kopacak demektir..Bu Temiz Eller; Temiz Devlet-Temiz Millet Ergenekon Soruşturma ve Operasyonlarına Genelkurmay, TSK, MİT ve Dışişleri de, medya da aktif destek vermelidir!..Tarihi bir dönüm noktasındayız!.sadi şirazi akp bugüne kadar ne hikmetse hep birilerinin koruması ve kollaması altında ve de tehtid kokan havaların eşliğinde milleten oy devşirdi.ancak artık akp nin bahanesi kalmadı.şurası çok açık ki son 6 yılda esnaf-memur-çiftçi ve asgari ücretli resmen ölümlerden ölüm beğendi.ben bir devlet memuru yani öğretmenim.inanın diğer arkadaşlarımın saplandığı borç bataklığında debelendikçe batıyorum.son 6 yıldır memurlara yönelik ciddi bir iyileştirme yapılmadı ve hep arkası yarın denildi.ancak gelinen nokta artık bunaltan ve psikolojik rahatsızlıklara yol açabilen bir durum arzetmeye başladı.her ağusto 15 inde memura %2 yi reva gören akp ne hikmetse elektirik ve doğal zammında yüzde 40 lardan aşşağı inmedi ve yapılan zamlar ile resmen çalışan kesime ekonomik anlamda darbe yapıldı.şunu açıkça söylemeliyim ki 2009 yerel ve genel seçimlerinde akp memurdan ve özellikle de 600 bin kişilik eğitim camiasıdan oy a-la-ma-ya-cak-tır.bu böyle biline.son bir not:eğitim camiasında hüseyin çelik kadar antipati duyulan bir başka bakanın olmadığını akpliler biliyor mu acaba ?Doç. Ali Rıza P. Cumhurbaşkanı Sayın A. Gül; 21 üniversitenin rektörünü atamış..İsimlere şöyle bir baktım, bir Bilen olarak..Bu yeni rektörlerin büyük çoğunluğu aşırı solcu yahu..Örneğin Trakya Üniversitesi Rektörü..Geri kalanları da mason veya masonik düşünceli..Ak Partiye yakın bir veya iki rektör var..Aslında onlar da pek değil, liberal yani! Yanar döner! Sayın Gül'ün Sezer'den ne farkı var?..Bir de aşırı sol militan ve teröristleri de affetti mi, tamam!..ahmetakkus40@hotmail.com Ak parti sulhu umimiyi temin etmek için Mehmet Ali Ağabeyin yukarıdaki söylediklerini yapmak zorunda."Kur'ân-ı Hakîmin bârika-âsâ elmas kılıcı çıktı; kalbleri, akılları fethetti. Musalâha münasebetiyle birbiriyle ihtilât ettiler. Mehâsin-i İslâmiyet, envâr-ı Kur'âniye, inat ve taassubât-ı kavmiye perdelerini yırtarak hükmünü icra ettiler"AK parti sulhu ummumiyeyi temin etmesi gerekir.Mehmet ali Ağabey gene muhteşemsin.Allah senden razı olsun.Allaha emanet ol.iktidara yön verenler abi size açıkça şunun garantisini verebilirim bu iktidar ençok sizin gözünüzün içine bakıyor ne diyecekler ne isteyecekler diye buna defaatle şahit oldum onlarda tercumanolunan vicdanlara su serpecek adımlar atarlar inşeallah nimetin devamı şükre vabestedir şükürsüzlüğün karşılığı ise misliyle cezadır bunu hem burada hem ötede görürler mevcut iktidar da birçok konuda ne yapacağını bilmiyor onlara bu konuda yardımcı olmanızı istiyorum yönünü sapıtmışlara allah sıoratı müstakim nasip eylesin
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.