gasteci.com
 
     Ana Sayfa Reklam Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Tuncay Güney'in sıradışı portresi...
Ergenekon davası ile birlikte hayatımıza giren Tuncay Güney kim?...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Eğrisi, doğrusu…
Doğu Perinçek'i aslında 'Batı' Perinçek diye okumak gerektiğini dün bu sütunda dile getirdik…...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu İttihadçılar ve Carborani 1889
Bilindiği üzere İttihad ve Terakkî Cemiyeti (1911 tarihinde İttihad ve Terakkî Partisi ismini almışt...

Harun Tokak

Harun Tokak Ey kervancı! Çek kervanı sevgilinin köyüne
Sarışın sonbahar günleri geride kalıyor. Kış kapımızda… Son baharın bu son günlerinde; ü...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş Obama’nın Başkanlığı bir devrim midir?
Barack Obama’nın ABD’nin 44. Başkanı olarak seçilmesi elbette devrim niteliğinde bir o...

Hamdullah Öztürk

Hamdullah Öztürk Sıra dışı zamanlar ve sıra dışı insanlar
Sıra dışı zamanlar ve sıra dışı insanlar vesilesiyle monotonluğun kısırdöngüsü kırılıyor. Alışılmı...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi Bizden Obama çıkmaz!
Amerika'nın 44. Başkanı herhalde bu kadar ülkeyi etkileyeceğini hesap etmemiştir. Bütün dünyada müth...

Halit Esendir

Halit Esendir Susurluk trafik kaza raporu Ergenekon'u gösteriyor...
3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk kazasının suikast olduğunu gösteren bir çok iddia ve de...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut CHP nereye koşuyor?
Yıl 1999 - 2000 Kamuran Çörtük beyin BRT televizyonunda çalışıyorum. Rahmetli Şakir Süter’i...

Sezai Şen

Sezai Şen BİZDE ŞEHİT CENAZESİ DE TERÖRE LANET DE NİYE HİÇ EKSİK OLMAZ Kİ!
Bu memlekette, jandarma dahil, 1 milyonun oldukça üstünde asker var. Rütbeli askerlerimizin sayısı b...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

Bediüzzaman Önder Sav'a ne dedi

Mehmet Ali Bulut Dün ve önceki günkü gazetelerde, ‘AK Parti ne yapmalı’ nevinden yazılan yazılara, okuyucunun gösterdiği tepki ve yorumlara baktım.
Mehmet Ali Bulut

Herkes kendine göre bir şeyler öneriyordu. Bir iki okuyucu ise ‘neden hep AK Parti’den bir şeyler yapması isteniyor’ türünden serzenişte bulunuyordu.

Aslında Ahmet Taşgetiren aynı başlıklı yazısında onların sorusuna cevap veriyor ve şöyle diyordu:

“..Neden (kimse)bu ülkenin yüzde 80'inin en çok korktuğu şey bir CHP iktidarıdır, diye sormuyor.

Kimse CHP'nin oluşturduğu toplumsal gerilimi sorgulamıyor. Tek parti döneminde, "gerilim sebebi", yeni kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve sonra Serbest Fırka olmuş ve kapatılmış. Çok partili hayata geçildikten sonra da, çoğunluk iradesi ile iktidara gelen siyasi partiler "gerilim sebebi" olmakla suçlanmış ve darbelerle düşürülmüş...”

Bu paragraf, ülkede gerilimlerin kimler tarafından ve nasıl çıkarıldığını net gösteriyor.

Ancak, ‘haksız olan’ genelde aynı zamanda ‘saldırgan’ da olduğu için, kimse ona hakkı tavsiye edemiyor. Herkes zaten mazlum olan ‘haklı’ya yükleniyor, onun bir şeyler yapmasını istiyor.…

Ben bunu yapmayacağım ve doğrudan bütün bu “gerilimlerin odağı ve kaynağı” olmayı huy edinmiş CHP’ye yöneleceğim.

Ama ona ben söylemeyeceğim, Bediuzzaman söyleyecek. Tabii kabili hitap olmayan Önder Sav’a mukabil, hala CHP içinde var olduğuna inanmak istediğim Hilmi Uran’lara (1940’ların CHP genel sekreteri)…

Buyurun işte o sesleniş (kısmen sadeleştirerek):

“Evvela: Yirmi sene zarfında bir tek dilekçe Dahiliye Vekili iken sana yazdım. Fakat yirmi senelik kaidemi bozmadım, vermedim. İstersen sana okuyacağım. Hem eski içişleri bakanı, hem şimdiki genel sekreter sıfatlarıyla seninle konuşacağım. Yirmi sene hükümetle konuşmayan, tek bir defa yine hükümet hesabına hükümetin büyük bir rüknü ile konuşan adam, on saat kadar söylese azdır. Onun için bir iki saat beni dinlemenizi istiyorum.


İkincisi: Şimdi partinin genel sekreteri olmanız münasebetiyle size bir hakikati beyan etmeye kendimi mecbur biliyorum. Hakikat de şudur:
Genel Sekreteri olduğunuz Halk Fırkası(CHP)’nın millet karşısında gayet ehemmiyetli bir vazifesi var. O da şudur:


Bin seneden beri İslam alemini kahramanlığı ile memnun eden ve İslam birliğini koruyan; ve beşeriyeti mutlak küfre ve dalalete düşmekten şanlı bir surette kurtulmasına büyük bir vesile olan Türk milleti ve Türkleşmiş olanların din kardeşleri!


Eğer şimdi, eski zaman gibi kahramancasına Kur’ân a ve imanın hakikatlerine sahip çıkmazsanız ve sizler gibi ehl-i hamiyet, bugüne kadar hep dine zarar verme şeklinde sonuçlanmış medeniyet propagandası yerine doğrudan doğruya Kuran ve iman hakikatlerinin tervicine (yeniden canlandırılmasına) çalışmazsanız, size katiyen haber veriyorum ve kati hüccetlerle ispat ederim ki, İslam aleminin desteğini ve sevgisini kaybedeceksiniz.

Onlardan sevgi, muhabbet ve kardeşlik yerine, dehşetli bir nefret; ve kahraman kardeşi ve kumandanı olan Türk milletine bir adavet; ve şimdi İslam âlemini mahvetmeye çalışan küfr-ü mutlak altındaki anarşiliğe (teröre) mağlup olacaksınız. İslam âleminin kalesi ve şanlı ordusu olan bu Türk milletinin parça parça olmasına ve şark-ı şimaliden (kuzeydoğu) çıkan dehşetli ejderhanın (komünizmin ve yecüc mecüc’ün) istila etmesine sebebiyet vereceksiniz.


Evet, hariçte iki dehşetli cereyana (Biri Komünizm, diğeri batılı emperyalizm ve Darvinizm) karşı bu kahraman millet, Kur’ân kuvvetiyle dayanabilir. Yoksa inkâr, baskı, sefahatle, masum insanların servetini ve namusunu serserilere dağıtmayı vaad edip dehşetli bir kuvvetle gelen bir cereyanı (komünizmi) durduracak, ancak İslamiyet hakikatiyle mezcolmuş, birleşip ittihad etmiş ve bütün mazideki şerefini İslamiyet’te bulmuş, bu millet dayanabilir.

Bu milletin hamiyetperverleri ve milliyetperverleri, her şeyden evvel bu mümteziç, müttehid (iç içe girmiş Türk-islam) milliyetin can damarı hükmünde olan Kur’an hakikatlerini, medeni terbiye yerine esas tutmak ve hareket düsturu yapmakla o cereyanı durdurur inşallah!

İkinci cereyan: İslam dünyasındaki sömürgelerini kendilerine ısındırıp bağlamak için İslam aleminin kalbi ve merkezi olan bu vatanı, dinsizleştirmeye çalışıyor. Böylece bu vatanı, İslam ile alakası olmayan dinsiz bir memleketmiş gibi gösterip, onlarla aramızdaki ilişkiyi büsbütün kesmek istiyorlar. İslam dünyasının merkezi olan şu memleketi, o konumundan çıkarmak ve böylece alem-i İslam ile irtibatını manen kesmek ve onların bize karşı olan kareşlik duygularını düşmanlığa çevirmek gibi bir plan uyguluyorlar ki, şimdiye kadar bir derece muvaffak da olmuşlar.


Eğer bu cereyanın aklı başında olsa, bu dehşetli planı değiştirip, hariçteki alem-i İslamı okşadığı gibi, bu merkezdeki İslamiyet dinini okşasa, hem o da çok istifade eder, hem azim fütuhatını bir derece muhafaza eder, hem bu vatan ve millet dehşetli beladan kurtulur.

………


Salisen: Size karşı elbette çok cihetlerde dâhili ve harici muarızlar var. Ben dünya ve siyasetin haline bakmadığım için bilemiyorum. Fakat beni bu senede çok sıkıştırdıkları için mecburiyetle sebebine baktım ki, size karşı bir muarız çıkmış (Serbest Fırka). Eğer o muarız mükemmel bir reis bulup iman hakikatleri adına çıksaydı, birden sizi mağlup ederdi.

Çünkü bu milletin yüzde doksanı, bin seneden beri İslami geleneğe ruh ve kalbiyle bağlanmış. Zahiren İslam’a muhalifmiş gibi görünse de, fıtratındaki ‘emre itaat etme’ alışkanlığından dolayı sizin arzularınıza itaat ediyor gibi görünse de kalbi asla İslam’dan vazgeçmez ve size tam itaat etmez.


Hem, bir Müslüman, başka milletler gibi değil. Eğer dinini bıraksa anarşist olur, hiçbir kayıt altında kalamaz; Öyle birini ancak mutlak bir baskı veya sürekli rüşvet vererek idare edebilirsiniz. Çünkü İslam ile bağları koparılmış biri başka hiçbir terbiye ve tedbirle idare edilmez. Bu hakikatin çok hüccetleri, çok misalleri var. Kısa kesip sizin zekânıza havale ediyorum.


Bu asrın, Kur’ân’a şiddetli ihtiyacı var. Bu ihtiyacı hissetmekte İsveç, Norveç, Finlandiya’dan (bu ülkelerin sosyalist ülkeler olduğunu BS biliyordu herhalde) geri kalmamak size elzemdir. Belki onlara ve onlar gibilere rehber olmak vazifenizdir.

Siz, inkılapların kusurlarını üç dört adamlara verip, umumi harp ve sair inkılâpların zorlamasıyla -özellikle dini alanda- yapılan tahribatları tamire çalışsanız, hem size istikbalde çok büyük bir şeref olur hem de ahirette büyük kusurlarınıza kefaret olur. Böylece vatan ve millet hakkında menfaatli bir hizmete imza atarak milliyetperver, hamiyetperver namına müstahak olursunuz.” (EmirdağLahikası 190. Mektup)

…………..


Acaba, Bediuzzaman’ın şu ikazlarını o zamanın CHP’si kale alsaydı ve bir parça da olsa dine sahip çıksaydı, CHP bu halde mi olurdu? Türkiye şu meseleleri mi tartışırdı?


Bugün var olan maddi manevi sıkıntıların anası CHP’dir. Bütün gerilimlerin, kavgaların, dayatmaların odağı, ya taraftarı ya da üreticisi bizzat CHP olduğu halde, neden kimse ondan bir fedakarlık beklemiyor da, hep bizden ve milletten fedakarlık isteniyor? CHP’nin şu pervasızlığı ve zındıka taraftarlığı olmasaydı, Ergenekon çeteleri mi olurdu?


Hayır aksine, bu millet çoktaaan medeni milletlerin yürüyüşüne yolda katılar ve çoğunu da geride bırakmış olurdu...



02.Ağustos.2008 16:52:37

Puan: 4.0/5 (16 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar
   Yusuf Alper
Allah razı olsun kıymetli ağabey... Aradabir böyle üstadın Siyasete de yön verici yazı ve analizlerini de yorumunuzu da ekleyerek yazarsanız güzel olacak... Bir hayırsever bu yazıyı Baykal efendiye postalasa "gafil kafaya bir tokmaktır" hükmünde tesir icra eder mi acaba...
   mehmet şekerci
lütfen ve allah rızası için bu yazının devamı olarakbaşvekil adnan menderese yazılmış emirdağ lahikası sayfa 172-173174 ve 175 mektubunuda yayınlarsanız sizin samimiyetinize inanacağımmmm.
   ahmet akkuş
mehmet ali ağabey Bediüzzaman Said Nursi'nin Hilmi URAN'A yazdığı mektubu yazınızda yer vermesiniz.Yazınızı çok güzelleştirmiş.Teşekkürler Mehmet Ali Ağabey yazınız güzel olmuş.
   Hasan Ali Gürbüz
5 maddede bundan sonra Ergenekon Davası-Soruşturmaları: 1-Can güvenliğinden endişe eden kişilerde de, vatandaşta da Ergenekonla ilgili çok önemli bilgi, belge, tanıklıklar var..Çok önemli..Bunlar değerlendirilmeli..Bu sayede de biçok fail-i meçhul ve kirli sırlar aydınlatılacaktır..Bunun için..Bir an önce Devlet Güvencesinde telefonla veya internet üzerinden bir ALO ERGENEKON İHBAR HATTI kurulmalı. Ve bir İLETİŞİM ADRESİ verilmeli. GİZLİ TANIKLIK özendirlmeli. Ve bunların güvenliği iyi sağlanmalı... 2-Henüz daha yüzlerce hücreden 5-6'sının deşifre edildiği anlaşılıyor..Operasyonlar aralıksız 50., 60. operasyonlara kadar devam etmeli.. 3-Bundan sonra MGK'nın da başgündem maddesi, mutlaka ERGENEKON TERÖRÜ olmalı..TSK, MİT, Dışişleri ve diğer hassas kurumlar da bağırsaklarını temizlemeli; ucu nereye dayanırsa dayansın bu kurumlarda da düğmeye basılmalı..Son sözü, hukuk söylemeli..DOKUNULMAZ kalmamalı!.. 4-Ergenekon Savcıları, hakim ve soruşturma, mahkeme görevlilerinin sayısı birkaç kat arttırılmalı. Bu konuda hem bilgi ve belgelerin, hem de mahkeme ve üyelerinin, savcıların can-mal güvenliği iyi sağlanmalı. 5-'= EKİM'de başlayacak davanın bütün duruşmaları son derece şeffaf gerçekleştirilmeli..TRT dahil, en az 5-6 TV kanalı duruşmaları aralıksız olarak CANLI vermeli..Yerli ve yabancı medya iyi, doğru, anında, aynı oranda enforme edilmeli..Basına bol malzeme sağlanmalı..TBMM de bu davaya tam sahip çıkmalı.. Temiz Eller; Temiz Devlet-Temiz Millet için hepimiz SEFERBER olalım..Dünya tarihine geçecek bir dava bu! Yüz, hatta BİN yılın davası!..
   Adnan Mersinli
DEMOKRASİYE direnen son YANYALI Sabetay: ONUR ÖYMEN ve Öymen ailesi: Hıfzırahman Raşit Öymen (Altan, Örsan ve Gülden Öymen’in babası) ve Münir Raşit Öymen (eski büyükelçi, şu anda CHP Milletvekili), iki öğretmen kardeş. Ancak sıradan öğretmenler değil, örneğin, Hıfzırahman Raşit Bey, Milli Eğitim’de çok önemli görevler üstlenmiş, Halkevleri Dergisi’ni çıkarmış ve 1950’ye kadar süren bir milletvekilliği de var. Trabzonspor’un kurucuları arasında da en başta gelen isimlerden birisi. Öymen Ailesi, Yanyalı. Altan Öymen, Aysel Sevindi ile evlenmiş. Babanzadelerin ünlü ismi, gazeteci, milletvekili ve bakan Cihat Baban’ın sahibi olduğu Tercüman ve Yeni Gün gazetelerinde en tepedeki isim olduğu zaman 25 yaşındaymış. Bazıları bu kadar yetenekli oluyorlar işte. 25 yaşında iki gazetenin birden başına geçebiliyorlar. Babanzadelerin bir kızı Yaşar Kemal’le evlendi, bir kızları da Necip Fazıl’la evlenmiş. Babanzadeler "kendilerinden" olmayana kız vermiyorlar. Öymen Ailesi de Karakaş. Münir Raşit Öymen, eski büyükelçi CHP Milletvekili Onur Öymen'in babasıdır. ONUR ÖYMEN KİMDİR?..1940-İstanbul'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Galatasaray Lisesinde yaptı. Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Aynı fakültede doktora yaptı. Doktora tezi: 'Teknolojik Gelişme ve Savunma Politikası'. 1964: Dışişleri Bakanlığına girdi. 1964 - 1966: Askerlik görevi. 1966 - 1968: NATO Dairesinde İkinci katip. 1968: Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliği'nde İkinci katip daha sonra da başkatip. 1972: Ankara'da Siyaset Planlama ve Avrupa Konseyi, daha sonra da Kıbrıs Dairelerinde Şube Müdürü. 1974: Lefkoşe Büyükelçiliği Müsteşarı. 1978: Dışişleri Bakanı'nın özel danışmanı. 1979: Ekonomik İşler Daire Başkanı. 1980: Prag Büyükelçiliği Müsteşari. 1982: Madrid Büyükelçiliği Müsteşarı. 1984: Ankara'da Siyasi İnceleme ve Değerlendirme Daire Başkanı. 1985: Siyaset Planlama Dairesi Başkanı. 1988: Kopenhag Büyükelçisi. 1990: Bonn Büyükelçisi. 1995: Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı. 1997: NATO Daimi Temsilcisi. 2002: Ağustos emekli. 2002: Kasım 2002'den beri CHP İstanbul Milletvekili 2003: Kasim 2003'den beri CHP Genel Başkan Yardımcısı 2007: Temmuz 2007'den beri CHP Bursa Milletvekili. Üyesi olduğu uluslararası kuruluş Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, Londra. Ödülleri: 1995 Yılın Bürokratı Ödülü. Nokta dergisi '95, '96, '97 Yılın Hariciyecisi Ödülü. Türkiye Sanayiciler ve İşadamları Vakfı 1997 Abdi İpekci Barış Ödülü Milliyet Gazetesi. 2005 Yılın Politikacısı Ödülü Nokta Dergisi. Bildiği yabancı diller: İngilizce, Fransızca, Almanca ve İspanyolca. Onur Öymen evli ve iki çocuk babasıdır. (KAYNAK: http://www.onuroymen.com/) Prof. Yalçın KÜÇÜK'e göre, ONUR ÖYMEN, İRTİCA ile mücadeleye karşı MAHŞERİN ÜÇ ATLISINDAN BİRİ: "28 Şubat’tan önce ben Paris’teydim. Bir Trimvua kuruldu, bir üçlü var dedim.İttihat Terakki günleri gibi bir yeni parti Türkiye’yi yapıyor dedim. Üç ismi de verdim; Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen; o zamanki MİT Müsteşarı Sönmez Köksal ve o zamanki Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir. 28 Şubat’ın planlamasını yapan bu üçünden en az ikisi Sabetayisttir."
   Ceren Kızıltoprak
Ergenekon medyası ve İrtica! KONYA OLAYI'ndan çıkarılacak dersler var elbette....Ama..Başta Milliyet ve Vatan olmak üzere bugünkü AYDIN DOĞAN'ın DERİN DEVLET gazeteleri, ayrıca ERGENEKON tetikçisi gazeteler; Cumhuriyet, Güneş, Tercüman gibi; felaketten İRTİCA çıkarmak için çaba sarfediyor..İşi Kur'an, din düşmanlığına götürüp akıllarınca muhbirlik yapıyorlar..ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'nün yeri yerinden oynatacak eylem ve ihanet haberlerinden hiç hoşlanmayan bu medya; KIZ YURDUNUN ÇÖKMESİNİ pek sevdi!..Ben dün NESİM MALKİ'nin ALACAK DEFTERİ ve ALACAKLILAR LİSTESİNİN, Perinçek'in evinden çıkasını olayını, bugün bütün gazeteler SÜRMANŞET işler, tam sayfa SKANDAL olarak ele alırlar diye düşünüyordum..Nerede?!..Onlar için Kur'an düşmanlığı her şeyden önce..Milliyet, Güneş, Vatan..bugün tam sayfa İRTİCA çalışmışlar!..Halbuki o olayda da iki şey var: 1-Sadece o kursa yönelik değil; Türkiye genelinde kaçak yapı-konut, kaçak kat-çekme kat-çıkma kat yapma rezaleti var. Belediyelerde, İmar'da, Tapu-Sicil'de hemen her yerde inanılmaz rüşvetler, torpiller dönüyor! İnşaat denetimi ciddiyetten uzak!.. 2-Kur'a öğrenme ve din-İslam eğitimi gerçeği..Devlet bu konuda yetersiz kalıyor..Şu an DEVLET okullarında, bütün ilköğretim ve liselerde Din Kültürü derslerinde bile İncil-Tevrat okumak, okutmak, öğretmek serbest; ama Kur'an okumak, okutmak, öğretmek yasak!..Diyanet'e bağlı Kur'an kurslarında da 15 yaşına kadar; dünyanın hiçbir yerinde olmayan Kur'an yasağı var!..Eee, o zaman ne olacak?..Din, Kur'an, inanç ve ibadet bir ihtiyaç! Laik devlet bu ihtiyacı meşru yollardan karşılamak zorunda..Bir de halen Diyanet'te 16 bin din görevlisi(imam-müezzin), 50 bin Kur'an öğreticisi açığı var!..Her dört camiden birinde DİN Görevlsi yok; hele G. Doğu illerinde!..O zaman Hizbullah, İBDA-C, PKK bayram ediyor!..Kendi imamlarını yetiştirip görevlendiriyorlar!..Bir de Diyanet; hala bayan din hizmetlerine soğuk, mesafeli..Türkiye'de nüfusun yarısı bayan! Ancak Diyanet'te en fazla 5 bin bayan din görevlsi var!..Türkiye'de çok büyük oranda kız ve kadınların dini eğitimine, dini doğru öğrenmelerine ihtiyaç var! Çok büyük KIZ KUR'AN KURSU ihtiacı var!..Fakat; ilköğretimde, birinci kademeden sonra diploma verilebilmeli..Ya da Kur'an Kurslarına da dışarıdan okumak şeklinde Ortaokul ve Lise diploması verilebilmeli...
   Elmas Divitçioğlu
Duayeni, eski bakanlardan Şahap KOCATOPÇU olan İstanbul'da bir vakıf. Genel Başkanı Akkan Suver...Yönetim kurulunda Ogan Soysal da var, Engin Köklüçınar da...Üyeleri arasında Atilla Ateş, İlhan Kılıç, Çetin Doğan, Necdet Timur, Fikret Özden Boztepe gibi emekli komutanların da bulunduğu Marmara Vakfı’nın Başkanı Akkan Suver, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’yi kurduğunda, vakıftan iki kişiyi partiye kurucu yaptığını söylüyor. Ayrıca, Alparslan Türkeş’in bir sahur vakti Necmettin Erbakan’ı darbe konusunda uyardığını dile getiriyor. -------------------------------------------------------------------------------- Sekizinci cumhurbaşkanı Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nden inip siyasete gireceğini 1992’de İstanbul’da açıklarken seçtiği platform Marmara Vakfı’ydı. Tam adı “Marmara Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı” olan bu oluşum, sosyal demokrat çizgideki “Taksim toplantılarına” sağın alternatifi olarak 1985’ten beri faaliyetini sürdürüyor. Özal’ın 1980’lerde başbakan olarak gelip bir konuşma yaptığı ve başlangıçta Anavatan ve Doğru Yol Partisi’nden Ülkü Söylemezoğlu, Halil Şıvgın, Osman Özbek, Mustafa Öncel gibi politikacıların başkanlık yaptığı vakfa şimdi, Alparslan Türkeş zamanında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yönetiminde görev yapan gazeteci kökenli Akkan Suver başkanlık yapıyor. Vakfın şuandaki üyeleri arasında eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlhan Kılıç, eski Jandarma Genel Komutanı Fikret Özden Boztepe, 1. Ordu eski komutanları Necdet Timur, Çetin Doğan, işadamları Şahap Kocatopçu, Hüsamettin Daniş, İsfendiyar Zülfikari, Hüsamettin Kavi, eski bakanlar Barlas Doğu, Ahmet Samsunlu, İlter Türkmen, öğretim üyeleri Sabih Tansal, İlter Turan, emekli büyükelçi Ertuğrul Kumcuoğlu gibi isimler bulunuyor. Anılarını “Sarı Yapraklar Mevsimi” adlı kitapta toplayan Akkan Suver, İsrailli politikacı Şimon Peres’ten Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’e, Yunan politikacı George Papandreu’dan Rauf Denktaş’a kadar bölgesel liderlerle ilişkiler kurmuş bir isim. İçeride ise Celal Bayar’dan Süleyman Demirel’e, Alparslan Türkeş’ten Recep Tayyip Erdoğan’a kadar pek çok siyasetçiyle dostluklar geliştirmiş. Sağ siyaset geleneğinde Marmara Vakfı’nın ağırlığıyla ilgili olarak Akkan Suver, “Marmara Vakfı’nın değerini anlayan iki insandan biri rahmetli Özal’dır. Cumhurbaşkanlığını bırakıp sil baştan siyasete başlayacağını Taksim Marmara Oteli’ndeki bizim o toplantımızda açıkladı. Yepyeni bir parti kuracaktı. Özal’dan sonra, Vakfının dal budak salmasında Demirel’in hakkı inkar edilemez. Bu vakfın var oluşunda Süleyman Demirel’in büyük hakkı vardır.” diyor. Türkeş’e gelen üç general Erdoğan’ın, AK Parti’yi kurduğunda kapısını çaldığı kişilerden biri de Akkan Suver’di. AK Parti’ye kurucu yapmak üzere Suver’den üç isim ister: “Tayyip Bey büyükşehir belediye başkanı iken gelip vakıfta bir konuşma yapmıştı. Rauf Denktaş geldiğinde ona refakat etti. Siyasi harekete yönelince, bizimle beraber oldu. Bir toplantı yaptık, yemek yedik. Parti kuracağını, siyasete atılacağını söyledi. Bizim aramızdan da genel mali sekreter Fatih Saracoğlu ile mütevelli heyeti üyesi Caner Doğaneli’yi partisine kurucu üye olarak aldı. İstediği üçüncü arkadaşımız Cemil Öktem’di. Tayyip Bey ona da davet yaptı, o girmedi. Sayın Başbakan beraber çalışmak için beni de istedi. Ama ben sivil toplum hareketinin buradaki fonksiyonundan memnundum. 1998’de rahmetli Türkeş’in ölümünden sonra kendi isteğimle MHP’den ayrıldım. Buraya genel sekreter olarak döndüm ve başkan oldum. Siyaset bana göre bir şey değil.” Suver’in anılarındaki en çarpıcı bölümlerden birini, 1997’de vefat eden eski MHP lideri Alparslan Türkeş’le yaşadıkları bir olay oluşturuyor. 1997 başında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in verdiği yeni yıl resepsiyonuna Türkeş’le birlikte gittiklerini belirten Suver, bu olayı şöyle anlatıyor: “Rahmetli Türkeş’in ölümünden üç, 28 Şubat sürecinden iki ay önceydi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Ankara’da yeni yıl resepsiyonu verdi. O zaman MHP’nin basından sorumlu genel sekreter yardımcısıyım. Türkeş’le resepsiyona beraber gittik. Resepsiyon sırasında bir ara bir köşeye çekildik. Yanımıza üç tane genç general geldi. Bunlar merhum Türkeş’e hayırlı yıllar diledikten sonra, ‘Efendim siz bir duayensiniz. Bu hükümete söylemiyor musunuz, 180 kilometre hızla duvara vuracaklar.’ dedi. Türkeş o anda bir şey söylemedi. Köşk’ten çıkışımızda arabada, ‘Tarih tekerrür ediyor’ dedi. Demokrat Parti milletvekillerinden Sait Bilgiç Türkeş’in Turancılık davasından arkadaşıydı. 1946’dan 1950’ye kadar 14 yıl boyunca Isparta milletvekiliydi. 1960’ta ihtilalden bir süre önce Türkeş, Said Bilgiç’e, ‘Sen Demokrat Parti’den istifa etsene’ diyor. Said Bey, ‘Niye istifa edeyim. Batan gemiyi fareler terk eder. Ben bu gemiyi terk etmem’ diyor. Aradan bir ay geçiyor, ihtilal oluyor. İhtilal olunca Sait Bey, Türkeş’e ‘En iyi arkadaşımsın, beni niye uyarmadın?’ diyor. Türkeş de ‘Daha nasıl uyarsaydım?’ cevabını veriyor. Köşk çıkışında bu olayı anlatıp ‘Tarih tekerrür ediyor’ dedi. Bir hafta sonra, Türkeş sahurda Erbakan’ın evine gitmiş. Ertesi gün, efendim dün akşam Erbakan’a gitmişsiniz dedim. ‘Evet gittim’ dedi. ‘Yahu bir şey olursa bunlar partileri kapatırlar, benim ömrüm bir daha parti kurmaya yetmez. Onun için gittim Erbakan’a, bu işten vazgeç, bu yolun sonu yok, sonunda hepimizi sıkıntıya sokacaksın dedim’ dedi.” İlk gerillacı subay Turgut Sunalp 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra tutuklanan Alparslan Türkeş’in bir an önce serbest kalması için çaba harcayan kişilerin başında Turgut Sunalp’in geldiğini aktaran Suver, “Turgut Sunalp’in emekli bir orgeneral, ve o zamanki ana muhalefet partisi olan Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin genel başkanı olarak askerler üzerinde bir ağırlığı vardı. Çünkü komuta kademesinin hepsi aynı dönemden eski arkadaşları. Hem cezaevinde ihtimam gösterilmesi için hem de tahliye olsun diye uğraşıyordu.” diyor. Acaba Türkeş-Sunalp yakınlığının temelinde ne vardı? Suver bunu şöyle anlatıyor: “Turgut Sunalp, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerilla alanında yetiştirdiği ilk subaydır. Gerilla yepyeni bir model. 1950’lerde Türkiye’nin ABD’de yetiştirdiği bir subay. Bu subayımızı teşkilat kurması için Kıbrıs’a yolluyorlar. 1960 ihtilali olunca, Demokrat Parti ile bağı olduğunu düşündükleri subayları emekli ediyorlar. Bunların içinde general de var, kurmay albay da. Turgut Sunalp’in ayrıldığı eşi, Demokrat Partili eski bakanlardan Mükerrem Sarol’un karısının kız kardeşi. Diyorlar ki, bu da onlarla ilişkili, bunu da emekli edin. Türkeş buna itiraz ediyor. ‘Kendinize gelin, bu kişi TSK’nın yetiştirdiği bir subay. Kaldı ki hanımından boşandı. Boşanmamış olsaydı dahi, o fikirlerle irtibatlı anlamına gelmez. Bu arkadaş bu konunun uzmanı. Onun yerine Kıbrıs’a göndereceğimiz ikinci bir adam söyleyin, onu gönderelim.’ diyor. Tabii bulunamıyor ve Sunalp’in emekliliği durduruluyor. Bir sabah Türkeş’in emir subayı içeri girmiş. Albay Sunalp geldi demiş. Sunalp içeri girmiş, ‘Sana teşekküre geldim, benim hakkımı müdafaa etmişsin, ama emeklilik dilekçemi vermeye geldim. Böyle rezil bir şey olmaz. Sen beni savunmuşsun, ama bunlar bana kulp takmışlar. Bunu onuruma yediremem.’ diyor. Türkeş de diyor ki, ‘Şu anda benim sıfatım senden üstün. Emrediyorum, en yakın saatte Adana üstünden birliğinin başına geçeceksin. Bu istifa dilekçeni yırt, ben burada olduğum müddetçe sana kimse dokunamaz ve dokunmayacak da.’ O kararlılık onun emekli albay Turgut Sunalp olacağı yerde, emekli orgeneral Turgut Sunalp olmasını sağladı. Sunalp bunu hiç unutmadı. Sonra aradan zaman geçti. Türkeş çıktı. O arada Sunalp’in partisi silinip gitti. Türkeş MHP’nin başına geçti, 20 milletvekili ile Meclis’e girdi ve bütün resmi toplantılarda Turgut Sunalp’i yanına oturttu, onu onore etti.” Sadık Ahmet’in ölümü Yunanistan’da Batı Trakya Türklerini Yunan parlamentosunda temsil eden Sadık Ahmet’in 1995 yılı temmuz ayında, Gümülcine’nin bir köyündeki sünnet düğününe giderken otomobilinin önüne çıkan bir traktörün çarpması ile hayatını kaybetmesi hâlâ tartışılıyor. Akkan Suver, bu olaydan kısa bir süre önce İstanbul’da Sadık Ahmet’in Denktaş ile yaptığı buluşmadaki ilginç bir konuşmayı şöyle aktarıyor: “Sadık Ahmet’i Türkiye’de platforma ilk çıkartan bendim. 1989 veya 1990’dı. Yeni milletvekili seçilmişti. Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Sadık Ahmet’in geldiğini söyledi, kendisi ile tanıştım. Arkadaşlığımız sürdü, ailecek görüştük. Bir gün Rauf Denktaş’la görüşmek istiyorum dedi. Denktaş’a söyledim. Görüşelim ama, kendisine sıkıntı verir. Bunu mahrem bir hale sokalım dedi. Şöyle bir şey kararlaştırdık. Denktaş İstanbul’a gelecek, Sadık Ahmet’e, ‘Düğün var, seni de şahit yaptık’ diyeceğiz. O da bu parola ile gelecek. Denktaş geldi, onu aradık geldi. O gün saat 17.00’de Harbiye Orduevi’ne geldik. O kadar gizli tutuldu ki, biz geldiğimizde kapıda nöbetçi bile yoktu. En üst kata çıkacağımızı söylemişlerdi. Çıktık, Denktaş bizi bekliyordu. Orada Sadık Ahmet’e nasihat etti. Senin durumun çok zor, sen benim gibi değilsin. Benim yanımda Türk askeri var, onlarla beraber yatıyorum, beraber kalkıyorum. Orada bana bir şey yapamazlar. Ama sen yılanla koyun koyunasın, dikkat et. Benim sana tavsiyem bir yere giderken iki araba ile git, yolda araban arıza yaparsa, lastiği patlarsa, hemen ikinci arabaya atla ve orayı terk et, hiçbir yere yalnız gitme, mümkünse eve adam al, evinde yalnız yatma dedi. Sadık Ahmet biraz gözü kara bir arkadaştı. Orada yalnız milletvekili değildi, bir hekim olarak sünnet de yapıyordu. Böyle bir sünnete çağırıyorlar. Tek başına mercedesine atlıyor, sünnete giderken bir traktörle çarpıştı. Ne olduğu belli değil. Orada vefat etti, gitti.” Aliyev’in huzurunda oturamayan Yeltsin Marmara Vakfı için Azerbaycan’ın ayrı bir önemi var. 1998’de Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev, vakfın davetlisi olarak İstanbul’a gelip Hilton Oteli’nde yaptığı konuşmadan sonra, Aliyev’e vakfın şeref başkanı unvanı verilmiş. Şu andaki Azerbaycan Devlet Başkanı oğul İlham Aliyev de vakfın onursal başkanı. Akkan Suver, geçtiğimiz ay yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde, Dışişleri Bakanlığı ile yaptığı görüşmelerle belirlediği 82 kişilik bir heyetle Bakü’ye gitti. Gazeteciler ve işadamlarının da bulunduğu heyette AK Parti’den üç, Cumhuriyet Halk Partisi’nden iki, ANAP’tan bir milletvekili, DYP’den iki genel başkan yardımcısı, emekli generaller vardı. Suver, “Biz Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine çok önem veriyoruz. Zira, Kıbrıs’ı saymazsak dünyada bizimle ilgilenen üç devlet var. Biri Pakistan, diğeri Bangladeş. Üçüncü ülke Azerbaycan. Ayrıca Azerbaycan’la aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Ermeni meselesinden dolayı. Ermeni soykırımı yalanı bir yanda, Karabağ’da yapılan vahşi katliam bir yanda.” diyor. Akkan Suver, Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’i anlatırken de ilginç bilgiler veriyor: “Gorbaçov da Haydar Aliyev de Politbüro üyesiydi. Gorbaçov Haydar Aliyev’den genç. Brejnev’in ölümünden sonra sıra Haydar Aliyev’e gelmiş. Diyorlar ki Haydar Bey sen buraya olmazsın. Büyük Rus dünyasının başına hem Türk hem Müslüman birinin gelmesine izin veremeyiz. Haydar Bey, o zaman ben de eşyalarımı topluyorum diyor. Peki diyorlar. O eşyalarını toplarken içeriye Yeltsin giriyor. Haydar Bey, Yoldaş Yeltsin otur diyor. Yeltsin başını kaldırıp ayakta durmaya devam ediyor; sizin huzurunuzda otaracak kadar rütbe sahibi değilim cevabını veriyor. Haydar Aliyev’in huzurunda oturamayan o yoldaş Yeltsin, gün geldi Rusya’ya devlet başkanı oldu. Tabii Müslüman da değildi, Türk de değildi.” Peki, Aliyev’in sahip olduğu fakat Yeltsin’de olmayan bu rütbenin mahiyeti neydi? Suver anlatıyor: “KGB’den geliyor. KGB’nin içinde yükseliyorsunuz. Haydar Bey, en üst seviyeye gelmişti. Komünist Parti içindeki görevlerini yerine getirmiş, oraya kadar yükselmiş. Brejnev zamanında ikinci adamdı. KGB’nin ikinci adamıydı, ülkeyi KGB idare ediyordu. Brejnev’in ölümünden sonra devlet başkanlığı sırası ona geliyor. Gorbaçov ondan genç. Ama devlet başkanınnı 12 kişilik Politbüro heyeti seçiyor. Sıra benim, geleceğim diyecek hali yok. Aralarında ortak karar alıyorlar. Aramızdaki tek Türk ve Müslüman bu. Haydar Bey, Azerbaycan namına orada değil, büyük Rusya namına orada. Aslında Haydar Bey, bana göre bu çağın önemli devlet adamlarından biri. Kolay bir şey değil, onun yaptığı iş, oraya kadar yükselmek. Bakarsanız bölgede de önemli bir liderdi. Azerbaycan; Ukrayna, Kırgızistan olaylarına düçar kalmadı, çünkü Haydar Bey bir devlet kurdu. 70 yıl demir yumruk altında kaldıktan sonra devleti kurmak kolay değil.” KGB generaliydimHaydar Aliyev’in KGB kariyeri bir Türkiye ziyaretinde de gündeme gelmişti. Havaalanında “Efendim Sovyetler zamanında KGB ajanı mıydınız?” sorusuna Aliyev, “Ben KGB ajanı değil, KGB generaliydim ve bana KGB ajanı diyenlerin patronuydum.” cevabını vermişti. Aliyev’in hayatındaki ilginç noktalardan biri de, Stalin döneminde nişanlı iken kayınpederinin muhalefetle ilişkili diye Stalin tarafından takip ettirilmesi. Nişanlısı, “Ayrılalım” deyince, Aliyev hayır cevabını veriyor ve nişanın süresini uzatıyor. Üstelik Stalin’in ölümüne kadar evlenmiyorlar. Eşine olan sevgi ve bağlılığı ömür boyu süren Aliyev, onun ölümünden sonra ikinci bir evlilik yapmayı hiçbir zaman düşünmüyor. Son olarak Akkan Suver, Marmara Vakfı’nın günümüzdeki pozisyonunu şöyle anlattı: “Bir sivil toplum örgütü olarak Türkiye’yi temsilen Birleşmiş Milletler’in Sosyal ve Ekonomik Konseyine üyeyiz. UNESCO’ya üyeyiz. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT bizi görevlendiriyor. Bu yetkiyle 21 ülkede seçimlere gözlemci olarak katıldık.”
   Dost
M. Ali Bey, ben bu UZAN'ların servetinin, yapılanmasının, medya ataklarının hep Türk Gladyo'nun, Ergenekon örgütlenmesinin ta kendisi olduğunu hep düşündüm. Ne dersiniz? Bunların İngiltere ve ABD bağlantıları çok güçlü imiş..Uzan'ları TMT'ciler, Rauf Denktaş, Yakan Cumalıoğlu, Tuncer Kılıç Paşa, Cumhur Evcil Paşa iyi biliyorlar olmalı...Yeni İstanbul gazetesinde etkili idiler..TMT'cilerle birlikte..O yıllardan bir de gazeteci Ahmet Hulusi Akmen vardır..Şimdi Ahmet Hulusi; mehdi mi, peygamber mi, mesih mi ne olmuş!..Keçi sakallı, kadınlı-erkekli toplantıların tarikat şeyhi!..Tuhaf şeyler bunlar...Siz neler biliyorsunuz, neler düşünüyorsunuz?..
   hasan
kalemin dert görmesin. amin
   Kamuran Artam
İBDA ve İBDA-C'nin beyni, danışmanı, yazarı..Çok ilginç bir İBDA'lı portre: Dr. Hakkı Açıkalın, 1963 yılında, eski büyük tüccarlardan bir baba ve Osmanlı Hanedanından bir annenin oğlu olarak, İstanbul-Ortaköy’de doğdu. Orta-lise öğrenimini, Saint-Benoit Fransız Lisesi’nde 1975-82 arasında tamamladı. Bu arada 1978'de, bir sosyalist-AEP'ci hareketle bağlantı içine girdi. 1984-90 arası; Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde lisans eğitimini tamamlayıp tıp doktoru oldu. 1991 Mayıs-1992 Nisan döneminde; Macaristan, Pecs Üniversitesi’nde Beyin-Sinir Cerrahisi ihtisasına başladı. 26 Ağustos 1992’de; Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda yeniden ihtisasa başladı ve 25 Ocak 1996’da; aynı bölümden Anatomi Bilim Doktoru ünvanıyla mezun olup, tıp doktorluğuyla beraber akademik doktor kimliği de kazandı. 1988, 89 ve 93'te Fransa, İsviçre ve İtalya'da çeşitli tibbî çalışma ve araştırmalar yaptı. 1993 ve 95'teki, iki Anatomi Kongresi'ne, iki orijinal ve kapsamlı bildiri sundu. 1993'te Dr. Meryem Açıkalın’la evlendi ve 1996 Eylül'ünde Türkiye'den ayrılıp Bükreş'e geçti. Burada hayatının kritik bir dönüm noktasını teşkil eden bir siyasî harekete dâhil oldu ve 1997 Ocak ayında bu teşkilatça Atina'ya görevli olarak gönderildi. Aynı siyasî hareketteki eşi 1998 Ekim’inde Kuzey Irak’ta kayboldu ve kendisinden bir daha haber alamadı. 1998 Mayıs’ında, mensubu olduğu siyasî hareketin bir yetkilisiyle şiddetli bir ideolojik-siyasî tartışmanın ardından, bu teşkilatla bağlarını büyük ölçüde kopardı. 1995 yılından bugüne, İBDA fikriyatı çizgisindeki dergilerde Coyotte (Kurt) müstear ismiyle ve aralıklarla makaleleri yayınlandı. İsviçre'de ikâmet ediyor.
   Üstün Cem Akmen
İkinci F. Sarıkaya Vak'ası mı olacak?.. Ergenekon Savcıları, başta Z. Öz; sürekli tehdit alıyorlarmış!..Bu sistemli, psikolojik yıldırma ve caydırma savaşı tabii. Başta Deniz Baykal, Cumhuriyet'in Savcısına DÜELLOya davet ediyor!..Bir Ak Partili, böyle bir konuşma yapsa kıyamet kopar! İlk önce de Oktay Ekşi ile E. Özkök kıyamet koparır..Ama CHP'ye her şey mübah!..CHP'li M. Özyürek de; Savcı ve polisler EŞKIYA demişti!..Aslında bu düpedüz suç!..Ama bir siyasi parti lideri, açıkça bir TERÖR ÖRGÜTÜNÜN avukatı olduğunu beyan etmişse, işte orada hak-hukuk bitmiştir!..Bence sayıları üç olan Ergenekon Savcılarının sayısı, en az 5-10 kat arttırılması..Çünkü DAVA, çok büyük dava, YÜZYILIN DAVASI..Bir de bu Savcılara sıkı korumalar ve DOKUNULMAZLIK verilmeli..Ergenekoncuların amacı; Zekeriya Öz'e de Ferhat Sarıkaya muamelesi yapıp toplumsal LİNÇ PSİKOLOJisi oluşturmak!..Sonunda davayı anlamsız kılmak!..Şener E. ve Hurşit T. paşaların; savcılar üzerinde çok büyük baskısı var! Belli merkezlere baskı ve tehdit yaptırıyorlar..Savcılar hakkında seri davalar açtırıyorlar; daha Ergenekon Davası başlamadan!..Hukuka bu çirkin GÖZDAĞI ve TEHDİTe Hükümet son vermeli gereğini yapmalıdır!..
   Dursun Taşlık
TRABZON'un ünlüleri, şimdi sanal ortamda, internette...Kanuni Sultan Süleyman'dan bu yana..Kimler yok ki? Koray Aydın'dan e. Org. Çetin Doğan'a kadar!..Yüzlerce biyografi!.. İşte adres: http://www.trabzonlumeshurlar.com/index.php?option=com_content&task=view&id=66&Itemid=29

Mehmet Ali Bulut Arşivi
CHP nereye koşuyor? 25.Kasım.2008
APO'nun yeni komşusu İskender Büyük mü? 21.Kasım.2008
Siyasette müspet hareketler 20.Kasım.2008
Anayasanın değişmezleri... 14.Kasım.2008
Ergenekon savcısı 11.Kasım.2008
Obama'nın beriki yüzü 08.Kasım.2008
O ba ma, Necdet Sezer ve Cumhurbaşkanı Apo ! 06.Kasım.2008
Mustafa 04.Kasım.2008
Allah bizi sizin Cumhuriyetinizden korusun! 30.Ekim.2008
Evet, daha kötü günler geliyor, ama kime? 27.Ekim.2008
Temel Ağabey'i uğurlarken... 26.Ekim.2008
Sermaye ve iktidar! 20.Ekim.2008
Sayın başbakanım bu sizin gerçek duruşunuz ise... 17.Ekim.2008
Başbakan, Bahçeli'yi muhatap almak zorunda! 16.Ekim.2008
Kürt kimin umurunda be kardeş! 09.Ekim.2008
Neden askerler hiç mesul olmazlar? 05.Ekim.2008
AK Parti'nin geleceği 26.Eylül.2008
Benim hırsızım iyidir! 21.Eylül.2008
Başbakan'ın adamları ne yapıyor? 15.Eylül.2008
Talut Calut'u yener, nitekim yenmişti... 11.Eylül.2008
Kenya'ya kar yağıyor! 06.Eylül.2008
Bir sarhoş Yeltsin yok mu? 03.Eylül.2008
Türkiye için semirme vakti! 02.Eylül.2008
Başbuğ ve ideolojik muhalefet döneminin sonu! 29.Ağustos.2008
Ergenekon'un Kürt Memetleri 25.Ağustos.2008
Gürcistan dramından Asya Medeniyetine... 14.Ağustos.2008
Amerika'nın İp'i yahut kan oyunları 11.Ağustos.2008
Değerlerin ihyası! 08.Ağustos.2008
AK Parti'nin farzı, vacibi, sünneti... 05.Ağustos.2008
Bediüzzaman Önder Sav'a ne dedi 02.Ağustos.2008
Batı'nın Karlofçası 31.Temmuz.2008
Eyvah, AK Parti kapatılmıyor! (Adnan Menderes Çıkmazı'nda kan gölü= 29.Temmuz.2008
Evet bu bir hesaplaşmadı 24.Temmuz.2008
Agarta'nın gelini 18.Temmuz.2008
Perestroyka yahut temellerin çöküşü 12.Temmuz.2008
BU mu yanlış? 10.Temmuz.2008
AK Parti out olurken nasıl oluyor da Şener in? 09.Temmuz.2008
Yarasalar gündüz uçuyor, demek ki karanlıktakilerin de keyfi kaçtı 03.Temmuz.2008
Ben yazmasam bir şey olmaz ama siz tepki koymazsanız çok şey kaybederiz 01.Temmuz.2008
Firavun, Musa ve Deveyi Kesen 9 Kişi 07.Haziran.2008
Mustafa Kemal ve arkadaşları nerede, şu kafa yapısı nerede? 03.Haziran.2008
Öğretmeni kim mağlup etti? 28.Mayıs.2008
Önder Sav'a din öğretildi de o mu yanlış öğrendi? 23.Mayıs.2008
Turhan Çömaz Ali Suavi mi olmak istiyor? 20.Mayıs.2008

Gazetelerin 1. Sayfaları

ÇARŞAFLI STAND UP CI

39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.

AKSİYON'DAN SÜPER KAPAK: YÜKSEK HEGEMONYA HSYK

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?

İRAN'DA TOPLU İDAM...

İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.

FETHULLAH GÜLEN ONUN YÜZÜNDEN YURT DIŞINA ÇIKTI!

2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR


DÜN EN ÇOK OKUNANLAR

EN ÇOK ARANANLAR

» Ahmet Hakan
» Ali Kırca
» Nurettin Veren
» Galatasaray
» Fethullah Gülen
» Nuh Gönültaş
» Minik Dualar
» Video Haberler

VİDEO HABERLER

» BU BAYKAL'I MUTLAKA DİNLEYİN
» İŞTE VATAN SAĞOLSUN DEMEYECEĞİM DİYEN BİR ŞEHİT ANASI DAHA DAHA!
» ÇILDIRTAN AYNA...
» İŞTE GENELKURMAY BAŞKANI'NIN SERTLİK TARİHİNE GEÇECEK KONUŞMASI
» HOCAEFENDİ İLE GURBETTE BİR BAYRAM DAHA...
» ZAHİT AKMAN MEYDAN OKUDU!
» METALLİCA'NIN OLAY KLİBİ...
» ÇANAKKALE DE TÜRK ASKERİNİN YEMEK LİSTESİ NASILDI? VİDEODOO
» BÜYÜK PATLAMANIN İSPATI İÇİN BÜYÜK DENEY!
» HOCAEFENDİ'NİN BİR ŞİİRİ TRT'DE İLK DEFA OKUNDU
gasteci.com © 2008