Hava soğuktu; bir kış gecesi bütün karanlığıyla dışımdaki dünyayı kaplamıştı. İçimdeki dünya da karanlıktı; hüznün ve hasretin işgali altındaydı. Sezai Şen
Sokak lambasından etrafa yayılan ışığı bile fark edememiştim. Sanki hiçbir şeyi göremiyor ve sanki içimdeki acıdan başka herhangi bir ismi ve cismi hissedemiyordum. Derin düşünceler içinde değildim; derin duygulardı içinde bulunduğum, içimde bulundurduğum. Ellerimi uzattığım zaman boşluğu dolduran soğuktan başka bir şeye temas etmiyordu tenim. Gözlerimle bakıyordum ama gözün görebileceği şeyleri fark edemiyordum. Etrafımda yüzlerce, binlerce insan vardı; kiminin sesi kulaklarıma kadar geliyordu. Ne dedikleri hangi konudan bahsettiklerini anlamak mümkün değildi. Çünkü ben onları dinlemiyordum, sadece duyuyordum. Yüreğimi doldurandan başkasını umursamıyordum.
Onun sesinden başka bir ses beni bu hasret dalgınlığından uyandırmaya, normal bir yaşama döndürmeye yetmiyordu. Onun yüzünden başka bir yüz görmek istemiyordum. Ne kadar güzel ve sevimli olursa olsun, görmek istemiyordum. Çünkü onun yüzünden başka bir yüz bana sevimli gelmiyordu. Başkaları söylediğimi kabul etmese bile, benim için, onun yüzünden daha güzeli, daha sevimlisi yoktu. Onun söylediği her şey anlamlıydı benim için; onun günden güne değişmesinin de bir önemi yoktu. Başkalarının söyledikleri, ne kadar anlamlı, yorumları ne kadar isabetli olursa olsun benim için boştu bugün. Ben onu ve ona ait her şeyi seviyordum; ona ait her şeyi özlüyordum. Ona ait olmayan anlamlı, güzel, isabetli sözler, yorumlar ve benzeri şeyler kusura bakmamalıydı bugün...
Onu düşünmek beni soğuktan, ıslak yağan kardan koruyordu. Belki üşüyordum ama bunun farkına varamıyordum; hislerim ve düşüncelerim o kadar yoğundu ki vücudumun diğer duyuları zayıflamış, fersizleşmişti. Benim için onu düşünmek önemliydi; kendi benliğim ve bedenim, havanın soğuğu, etrafımda bir şeylerin telaşı ile oradan oraya koşuşup duran kalabalıklar olması muhtemel değerlerini yitirmişlerdi. Benim için ondan başkasının bir önemi yoktu; ona o kadar çok önem veriyordum ki kendi canımın bile bir önemi kalmamıştı artık. Çünkü kendi canım, onsuz acılar çekiyordu; onun sevgisini hissetmeden yaşadığının farkına varamıyordu. İşte bu yüzden dışımdaki karakışın farkına varabilmem de mümkün değildi; onsuz geçen her an benim için karakıştı...
Benim için onun yüzünün gülmesi önemliydi. Benim yüzümün gülmesi beni mutlu etmeye yetmezdi; ama acaba o bugün, gülmüş müydü hiç? Tebessüm etmiş ve çevresinde bulunan her şeyi güzelleştirmiş miydi? Bugün beni hiç düşünmüş müydü? Ben, ondan başkasını düşünmüyor, yüreğimde bir başkasına verebileceğim tek bir hücremin bile olmadığını hissediyordum ama acaba o benim için buna benzer herhangi bir duygunun, bir küçük heyecanın akıntısına kapılmış mıydı hiç? Benzer bir duyguya kendini bir an veya bir defa olsun kaptırmış mıydı, beni görmediği günlerde içini rahatsız eden bir duygu ile tanışmış mıydı hiç?
Sorular ruhuma acımasızca darbelerini indiriyordu her dakika bilmem kaç defa...
Kaç gün olmuştu görmek nasip olmamıştı, onu. Aslında bana görünmesi elzem değildi; benim açımdan onu görmek nefes alma derecesinde bir ihtiyaçtı sadece. Kendisine danışmamıştım, sevmek için kendisini. Bu nedenle onsuz kalmalarımdan onu sorumlu tutamazdım. Bu nedenle onsuz yanmalarımın mesulü olarak onu göremezdim. Hem ben zaten ne olursa olsun onu sevmeyecek miydim? Öyleyse bir süre onsuz bıraktı diye beni, bu kadar darılmam şık olur muydu hiç?
Gerçekte ona dargın değildim; yanımdan ayrılırken başlayan özlemi koyulaşmıştı günden güne, hasreti büyümüş, bir çığ gibi düşmüştü yüreğime. Ben bu hasretin altında ezilmiştim; nefessiz kaldığımı, neredeyse hayatımı kaybettiğimi düşünmeye başlamıştım. Ama gerçekten de öyle olmuştu; ben nefessiz ve yaşamaya hevessiz kalmıştım.
Sokak lambasının hemen dibinde bir bank vardı. Oturdum, üstünde karların buz tuttuğu bankın üstüne. Ben farkında olmayacaktım oradan geçen bir teyze demeseydi, "Evladım her yanı buz banka oturulur mu hiç?" diye. Yüreğim öylesine yanıyordu ki dışımdaki karın, buzun farkına varamıyordum. Üstünde bulunduğum soğuktan kurtulmam kolaydı; pekiyi ya içimdeki ateşten nasıl kurtulacaktım? Onun haricinde hiç kimseye kavuşmak içimdeki cehennemden kurtaramazdı beni.
"Teşekkür ederim efendim" diyerek teyzeye, onunla daha önce defalarca yürüdüğümüz sokaklarda yürümeye başladım. Beş dakika bile geçmemişti ki üzerinde yürümeye çalıştığım buza basıp, yere düştüm; biraz canım yandı. Ama ben aslında onsuz kalarak düşmüştüm ve canım, az önce yandığından çok daha fazla yanıyordu. Üstelik geçici bir sızı değildi içimdeki. Hem çok güçlüydü hem de sürekli. Hem çok derindi hem şiddetini artırıyordu her an ve bana hiç acımadan...
Özlemiyle, onun sokaklarını defalarca dolaştım. İnsanlar bayramlaşmak için birbirlerini ziyarete gidiyorlardı. Benim bayramım değildi bugün. Benim bayramım onu görmekti ve ben kaç gündür onu göremiyordum. Onu görebilmek için bir kaç gün daha sabretmek zorundaydım. Son defa onu uğurlarken, yüreğimde sevgisi ve hasreti ile yalnız başıma bırakmıştı beni. Ve ben onsuz mutlu değildim; yüzüm gülmüyordu hiç. Bayramlaştığım insanların yüzlerine karşı tebessüm etmeye çalışıyordum ama içimde bir sıkıntım olduğu, mutsuz kaldığım samimi olmayan tebessümümden anlaşılıyordu anında. Bayramlaştıklarımın bayramını da zehir ettiğimi düşünüyordum, ızdırabın koynunda...
Evin kapısını açıp odama çekildim; ne televizyondaki diziler, ne dünyada ve etrafımızda meydana gelen gelişmelerin bir önemi vardı artık. Ben kendi yüreğimin sahibinden uzaktaydım; mutlu olmam, sevinç çığlığı atmam, başkaları gibi keyif çatmam mümkün olamazdı. Her ne kadar her bir hücremde aynı büyük ızdırabı da duysam, bu hasretin ona karşı duyduğum sevginin büyüklüğünün bir göstergesi olduğunu düşünerek teselli ediyordum kendimi. Belki de kandırıyordum kendi kendimi...
İçimdeki ızdıraptan kurtulmanın en iyi yolu uyumaktı. Bu düşünce ile üzerimi değişip, girdim yatağa. Çektim başıma yorganımı; hiçbir şey görmek ve duymak istemiyordum. Nihayetinde onun haricinde görüp, duyduğum hiçbir şey beni memnun edemeyecekti. Beni memnun etmeyeceğini bildiğim sesleri duyup, nesneleri görmek bana sıkıntıdan başka ne verebilirdi ki?
Ama aradan saatler geçmesine, birbiri ardına esnemeye başlamama, bir o yana bir bu yana dönmeme rağmen bir türlü gözlerim kapanamadı, ruhum uykuya açılamadı. Çünkü üzerimi değiştiğim halde içimi değiştirememiştim. Daha hafif giysiler olmasına rağmen üstümde, içimde hasretin ağırlığında bir eksilme meydana getirememiştim...
Daha önce hiçbir bayramda kendimi bu kadar kötü hissetmemiştim. Daha önce hiçbir bayramda bu derece acı çekmemiştim. Daha önceki bayramlar bir parça da olsa bayram olmuştu benim için. Bu bayram, ben onsuz kalmıştım ve onsuz kaldığım her an benim için hicrandı. Ne zaman onu görürsem o zaman benim için bayram olacaktı.
İnsanlar kurbanlar kesmişlerdi bu bayramda; kurbanlar onların Allah'a karşı aşklarının kurbanı olmuşlardı. Ben de onun aşkının, hasretinin kurbanı olmuştum bu bayram. Hasret bıçağıyla kesmişti beni; yüreğimin kanı yavaşça damlıyor, ruhum bedenimden çekiliyordu. Kanım akmıyordu her nedense, canım çıkmıyordu bir nedenle. Keşke kanım aksa idi canım çıkana kadar; o zaman hasret acısını duymayacak, özlem ateşinde yanmayacaktım. Onun gözlerine ölmeden bir kez daha bakmak için dua da etmeyecektim. Ve onu ne kadar çok sevdiğimi bu hasret anları olmasaydı fark etmeyecektim. Onun için dua etmek, ona karşı duymuş olduğum sevginin farkına varmak için bu duyduğum acı, hissettiğim sıkıntı fazla sayılmazdı aslında. Gülünü seven nihayetinde dikenini katlanmalıydı. O benim gülüm ve bu ızdıraplar onun aşkının dikeniydi. Eğer ömrüm olursa, elbet bir gün dikenine katlandığım gülüme kavuşacaktım...
Uzunca bir zaman uyuyamayınca, pencereden dışarı uzattım bakışlarımı. Yere bir kuğu gibi süzülerek düşen her bir kar tanesini ona benzettim ya da onu kar tanelerine. O gelip benim yüreğime düşmüştü; önce müthiş bir serinlik vermiş, sonra aramıza bir haftalık hasret girince o serinliğin yokluğu yakmıştı yüreğimi. Yüreğim ona hasret kaldığım andan beri acılar, gözlerim günlerdir uyuyamamaktan dolayı sancılar içindeydi. Gözlerim onu ne gerçekte ne de rüyada görmüştü bir kaç gündür. Onu bir şekilde görüp, yüreğimde sıcaklığını hissedebilsem belki biraz rahatlayacaktım. Ama bu da olmuyordu hiç. Sanki onu ölesiye özlemek benim kaderimdi, hayatımın bir parçasıydı.
Birkaç saat uyumak için kendimle verdiğim savaşı bir kez daha kaybettim. Dün gecede böyle olmuştu; ondan önceki gece de. Daha kaç gece böyle uykusuz kalacaktım, daha kaç gece kendi yüreğimde ve zihnimde yanacaktım. Bu alevleri, bu ızdırabı kim söndürecekti? Hangi tabip bu derde bir çare bulabilecekti?
Elimi karanlık odada boşluğa uzattım. Karşımda sanki o varmış gibi yalvarmaya başladım: "Ne olur tut ellerimi!"
Kendi sesimin zayıf yankısından başka ne bir sesi işitebildim nede ellerimin ucunda ona ait bir sıcaklık hissedebildim. Aynı şeyi bir kaç kez daha tekrar ettim. Ona ihtiyacım vardı ve o ihtiyaç duyduğum anda, kalbimde olmasına rağmen, yanımda yoktu. Hatta ona ne kadar ihtiyacımın olduğunu bilmiyor, hissedemiyordu bile. Ama bütün bunlar benim için bir ölçü değildi; çünkü ona karşı duyduğum sevginin, onun hasretinde duyduğum sancının bir ölçüsü yoktu.
"Tut ellerimi ve bir daha sakın bırakma!" diyerek aynı davranışı bir kez daha sergiledim. Hayır, hayır; o yoktu. Sesimi işitemiyordu, hislerimi fark edemiyordu. Benim ona ihtiyaç duyduğumda, kendisine ihtiyaç duyulduğunun farkına varamıyordu.
Ellerim her seferinde boş kaldı. Hem gecenin hem yüreğimin karanlığının verdiği ürperti ile ağlamaya başladım. Gözlerimden yaşlar öylesine yoğun ve gür akıyordu ki pekte fark edilmeyen yanaklarımdan sıcak kartopları gibi yuvarlandıklarını hissediyordum onların. Artık yalnız değildim; her ne kadar o benimle değilse de gözyaşlarım benimleydi. Gözlerimden düşerken yanaklarımdan öpüyorlardı beni. Yanaklarımda, bana karşı duydukları şefkatin sıcaklığını hissediyordum, bu yüzden gözümden düşen her bir damlayı seviyordum. Yüreğimden akan her damla kanı da...
Ben ağlıyordum, hem de hüngür hüngür. Belki komşular, belki arkadaşlarım uyanacaklardı ağlamama. Soracaklardı "bu kadar ağlamaya değecek olan şey de ne ola?" Muhtemelen vereceğim cevap hiçbirini tatmin etmeyecekti. Çünkü hiçbir şey uğruna bu kadar ağlamaya değmeyecekti...
Ama ağlatan özlemdi. Ağlatan hasretti. Ağlatan sevgilinin varlığına duyulan ihtiyaçtı. Ağlatan aşktı.
Sevgiliye karşı duyulan özlemin acısıydı gözlerimden akan. Bardak bardak, damla damla; beraber yüreğimden akan kanla...
Her ne olursa olsun sevmek güzeldi, aşk güzeldi. Bu aşkı bana veren güzellerin en güzeliydi. Onun bir kulu için yüreğime koyduğu sevgiyi reddedemezdim. İşte bu yüzden sevmiştim ve sırılsıklam aşıktım. Onu kazanmak için sabretmekten başka çarem yoktu; ama aslında sabredecek gücüm de. Bu yüzden ağlıyordum...
Aşk için ağlamaya değerdi... Sevdiğime duyduğum özlem için kahrolmaya da...
Yorumlar Sinem Yorulmaz Yüreğinizden akan kan, gözünüzden akan yaş; tam manasıyla aşık olmuşsunuz siz. Umarım aşık olunan bu derece sevildiğini biliyordur. Umarım biliyordur kuğu gibi süzülerek inen bir tanesine benzetildiğinin. Çok hoş bir tanımlama.Selami Tosun Ben bugüne kadar böylesine samimi bir aşk ifadesine rastlamadım.Petrarca Aşk yakar yüreğimi sı msıcak bir tutkuyla/buz gibi korkuyla tutar baskı altında,/düşürür aklımı kuşkuya hangisi daha büyük diye,/umut mu yoksa korku mu;ateş mi yoksa buz mu!To Laura...Esma Nur Parlak Nadire Hanım'ın dediği gibi böyle bir sevdanın diğer parçası olmak ne güzel bir şeydir. Dilerim böyle bir sevdanın diğer parçası olmak bana da nasip olur Çok hoş bir yazı, tebrikler. Rabiye Eğer gerçekse Allah bu aşkı korusun, sonsua kadar.nadire celikkanat Boyle sevgiler varmi diyor, insan ama mutlaka vardir olmasa tasviri olmazdi boylesine, yazarimizda bunu buraya koyduguna gore, aski tatmis tanimini yakalamis birisi, ama boylesi bir sevdanin diger parcasi olmak ne guzel seydir,, varolan sevdalarin kiymetinin bilinmesi dilegiyle selamlarMustafa Turan Elinize sağlık. Benim duygularıma da tercüman oldunuz bir yerde.Merve Şahin Sizin yazınız çok güzel Sezai Bey. Ancak bu yazı bir çok kişinin nişanlısı ile, eşiyle arasını bozar. Nerede öyle 2-3 gün göremediği için sevdiğini, göz yaşı dökcek erkek? Eğer bu bir gerçeği anlatan yazı ise siz numune olarak kalmış olmalısınız. Saygılarımla.F.Gülay Yatır Aşkların günübirlik yaşandığı,her şeyin
maddeyle ölçüldüğü günümüzde aşkını bu denli samimi anlatabilen Sayın Sezai Şen'i alkışlamak gerekir.Aşk için ağlayabilen erkek sanırım yok denecek kadar azdır.Tebrikler...Mehmet Salih Gerçekten güzel bir yazı okudum, elinize ve elinize güç veren yüreğinize sağlık.Selma Bu yazarın neden email adresi yok? Kendisine ulaşmak isteyenler nasıl ulaşacaklar?Mehtap Poyraz Yazı bir harika. Allah sevdiğinize kavuştursun. Benim aklım aşağıda yorum yazan Gül'e takıldı. Parantez içinde belirttiği rakam yaşı mı oluyor acaba. Niye belirtme gereği duydunuz ki? Her neyse ben senden de gencim.Merve Paknur Bu yazıyı gerçekten aşık olmayan bir insan yazamaz. Umarım bu yazıyı yazmanıza vesile olan ile birliktesinizdir ve dünya ve ahirette birlikte yaşarsınız. Yenge hanım şanslı kızmış vesselam!Emre abi uzun zamandan sonra bana böyle bir yazı okuttun ya Allah senden razı olsun.Arzu Kılıç Şu tatlılığa bakar mısınız:
"Kendisine danışmamıştım, sevmek için kendisini. Bu nedenle onsuz kalmalarımdan onu sorumlu tutamazdım."
"Yere bir kuğu gibi süzülerek düşen her bir kar tanesini ona benzettim ya da onu kar tanelerine."
YaaaaaaaaaGül (23) Çok güzel bir yazı. Ben güzel sözler çok duydum erkeklerden ama hiçbiri beni sizin sevdiğinizi özlediğiniz kadar özlemedi. Eğer bu yazı birisi için yazılmışsa onun yerinde olmak isterdim. Tanımlamalarınız çok hoş olmuş. Değişik bir tarzınız var. Kolay gelsin.abdullah erdoğan Tebrikler yazı çok güzel olmuş. İçten gelen bir yanma sonucu yankılana bir yüreğin sesi... Allah herkesi aşkıyla sevgisiyle ve onun yansıması olan duygular içinde olan insanların sayısını çoğaltsın. Belki o zaman halen kan revan içinde olan dünyamıza bir soluk gelir..... yeni yazılar dileğiyle..... Selfinaz Yılmaz Sizin gibi erkekler hala mevcut ise ne güzel. Bunlar gerçek duygularınız mı, yoksa yazı yazmış olmak için mi karaladınız; doğrusu merak ediyorum.
Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...