“Türk-Amerikan ilişkilerinin seyri ‘1 Mart Tezkeresi’ ile değişti”, diyenler var. Bence öyle değil! Çünkü, 1 Mart Tezkeresi her ne kadar Türkiye’nin bağımsızlık yönünde bir “restiymiş” gibi görünse de aslında İsrail-Amerikan ekseninin çıkarları doğrultusunda sonuçlar verdi. Şöyle ki; Taceddin Kayaoğlu
Türkiye’nin Irak üzerinde söz söyleyebilme hakkı bir şekilde elinden alınmış oldu. Anlaşıldığı kadarıyla, sanki gizli bir el (İsrail ve Amerikan derin devletlerinin belirli kanatları) Türkiye’nin tezkereyi reddetmesi için bayağı uğraştılar. Fısıltı gazetesi o dönemde bazı milletvekillerine tezkerenin kabul edilmemesi için bir kısım mesajların geldiğini yaymıştı.
Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi de bundan bağımsız değildi. Amaç; 1 Mart Tezkeresi’nin reddinden sonra Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini ve saygınlığını tamamen kırarak bizi bölgesel oyunun dışında tutmaktı. Lakin ne kadar başardılar, tartışılır?
Türkiye’de ulusalcılığın hortlatılması (Osmanlı Devleti’nin son yüzyılına dikkat edin, bu devleti zaafa uğratmak için ulusalcılığın nasıl kullanıldığını orada da aynen göreceksiniz.) ile 1 Mart Tezkeresi sonrasında yaşanan Ortadoğu merkezli gelişmelerin ciddî bir alâkası vardır. Nedeni de şu; çuval olayından ders çıkarmayan bir Türkiye ihtimal ki ısrarla el altından veya üstünden etkinliğini devam ettirmenin arayışlarında oldu ve bunu da bir şekilde başardı.
Öyleyse Türkiye’nin cezalandırılması gerekiyordu ki, bu süreçte kullanılan en iyi yöntem aslında bizlerin çok fazla tanıdığı iç karışlıklar, toplumsal çatışmalar ve kaos yöntemiydi. Agarta’nın Ergenekonu da son yıllarda sürekli bunu yaptı; Misyonerlik suçlaması ile Hıristiyan din adamlarının öldürülmesi, Hrant Dink suikastı gibi. Örgütün tetikçileri bunu yaparken kalemşörleri de yazdıkları yazılarda, çıktıkları televizyon programlarında veya düzenledikleri mitinglerde AKP hükümetini Amerikan yanlısı olmakla suçlayarak psikolojik savaşın en güçlü silahlarından birisini kullanıyorlardı.
Fakat, olmadı!
Binlerce yıllık köklü bir “Türk devlet geleneği” sanki geri gelmişti ve her ne surette olursa olsun kökü dışarıdan organize edilen bu yapılara karşı amansız bir mücadelenin içine girmişti ve bırakacağa da benzemiyordu. Zihinlerimiz bir an Abdülhamid Han’ı hatırladı ve heyecanlandık, ümitlendik... Gelişmeler bunda da yanılmadığımız yönünde.
Bütün bu süreçler devam ederken Türk-Amerikan ilişkileri daha önceki bir yazımızda ifade ettiğimiz gibi Dağlıca Olayı’nda Türkiye’nin inisiyatifi doğrultusunda gelişti. Amerika şunu farkedecekti; bölgede Türkiye artık kendisi için ciddiye alınması gereken bir güçtür. Doğal olarak rahatsız oldular.
Başbakanın “başörtüsü” konusu ile ilgili yaptığı açıklamalardan sonra başlayan AKP’nin kapatılmasına yönelik başsavcısının açtığı dava bu zaviyeden okunmalı idi. Bu dava başbakanın etkisinin kırılması ve istenilen çizgiye çekilmesini amaçlamıştı.
Bütün bunlar yaşanırken Türkiye’de ilginç gelişmeler oldu; Türk istihbaratı üst üste yaptığı operasyonlar ile adına Ergenekon denilen Gladyo uzantısına büyük darbeler vurdu. Bu operasyonlar belki AKP’nin kapatılması davasına yönelik değildi. Ve fakat Türkiye, -kim ne derse desin- Emniyet Teşkilatı üzerinden büyük bir restleşmenin içine girmişti.
Amerikalı şahinler belki de ilk defa karşılarında kolay bir lokma olmadığını fark edeceklerdi… Sonra İstinye baskını geldi. Bu açık bir şekilde operasyonları düzenleyen Emniyet Teşkilatına gözdağı hüviyetinde bir saldırıydı.
Lakin Türkiye Konya dahil Ergenekon’a yönelik “yedinci dalga” operasyonunu başarı ile yürüttü. Sonuç ortada; Türk Gladyosu Ergenekon iddianamesi ile büyük oranda deşifre olmaya ve etkinliğini kaybetmeye başladı.
Şirket (İddianame bu kelime ile CIA merkezinin kast edildiğini ifade ediyor.) artık Türk istihbarat birimlerinin yaptıkları bu operasyonları engelleyemeyeceklerinin farkında. 12 Mart 1971 Muhtıra sürecinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını nasıl feda ettiler ise, şimdi de aynı şekilde Ergenekon adı altında kullandıkları Türk ulusalcılarının bir kısmını feda ediyorlar. Emin olun, onlara kesinlikle sahip çıkmayacaklar.
Güngören, Güven Mahallesi, MENDERES CADDESİ’ndeki patlamalar da bu süreçten bağımsız değil. Bir farkla. RDX gizli servis bombası (Bu bombalar daha önce Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı ve Uğur Mumcu suikastlarında ve Diyarbakır’daki Final Dershanesi’nin önündeki patlamada kullanılmış) ile gerçekleşen bu eylemler kimin işine yarar? Mahkemeye çıkmaya hazırlanan bizim ulusalcıların mı? Hayır. Onları daha da köşeye sıkıştıracak böyle bir eylem hiç de akıl kârı değil. PKK’nın mı? Hayır. Zaten onlardan da böyle olmadığı yönünde açıklama geldi? Tabiî, Ergenekoncu derin PKK kolu bu değerlendirmenin dışında.
Peki bu eylemi kim gerçekleştirebilir? “1 Numara”nın bağlı olduğu Gladyo merkezi. Şöyle ki; bu bombalama aslında Türk hükümetine ve istihbarat birimlerine “daha fazla ileri gitme” mesajı içermektedir. “1 Numara”nın patronları AKP’yi kapatmayı başaramayacaklarını anladıkları gibi, aynı zamanda Ergenekon operasyonunu durduramayacaklarının da farkındalar. Kaybettiklerini kaybettiler, içeride olanları feda etmekten çekinmiyorlar. Lakin onların asıl korkusu; merkezlerinin ve Türkiye üzerindeki stratejilerinin tamamen deşifre olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye’ye diyorlar ki; “alacağınızı aldınız, artık daha ileri gitmeyin. Eğer daha fazla ileri gidecek olursanız, olacaklardan sadece birisi Güngören’dir.”
Yani, Güngören şaşkınlık içerisinde kaybettikleri bir mücadelenin ardından attıkları ve uzun bir sürede atmayacakları ya da atamayacakları “üzerimize gelmeyin, Gladyomuzu da verin gidelim.” mesajı yüklü hain bir “veda bombası”dır. Bütün gizli ve yer altı yapılanmalarda simgesel özelliklerin önemli bir yeri vardır. İşte bakın, bombalanan mekânın;
Yorumlar E.Dağıstan Siyonistlerin ve aşıklarının asıl hedefleri ne ? Tabii ki onların istediklerini onlara temin etmek. Mümkün olsaydı Türkiye'yi "milletin kullanması özenle engellenmiş" yeraltı kaynakları da dahil tam porsiyon hâlinde onlara devredeceklerdi. Bu olmazsa iç savaşla en azından siyonistlerin istedikleri bölgenin onlara verilmesi için uğraşıyorlar. Her hâlukârda bu memleketin insanı için tasarlanan son bizi tehdit etmekte olduklarından aslında çok çok daha fazlası idi. Öyle ya da böyle eğer bu siyonist yanlısı kanadın tehditlerine pabuç bırakılırsa değişen bir şey olmayacak. Bunlar Türkiye içerisinde kâh rafızilere yem göstererek kâh hedef bölgede kan davasını ateşlemeye çalışarak ve mümkün olan bütün fitne mekanizmalarını kullanarak amaçlarına ulaşmaya çalışacaklardır. Bunlarla nihai bir hesaplaşmanın olması kaçınılmaz bir hâle gelmiştir. Bölgeye kanca atmış fitne kaynağı yabancı unsurları, hedef aldıkları ve fitneye, kana boğdukları bölgenin insanları inşaAllah gerekli işleme tâbi tutacaktır.Alperen TÜRKBEYİ Bu Saaten Sonra Cümle Kainat Bir Olsa ,Türkiyenin ve Üzerinde Yaşayan Bu Kutlu Milletin Yükselişini Engelleyemeyeceklerdir. Hepsi Gelecekkkkk Hepsiiii Bu Devletin ve Kutlu Milletin Önünde Diz Çökecekler . Bu Oyunları Kuranlar ; TÜM OYUNLARI KURAN , CÜMLE HERŞEYİN SAHİBİNİ , OL DEYİNCE OLDURAN , ÖL DEYİNCE ÖLDÜREN ULU YARADAN I Bu Oyunda Düşünmeyi
Unutmuşlar :))) Artık Vakit Gelmiştir . Engellemeyemezler . Sonra Dememişlerdi Demesinler :)) İnş. Bizler Layık ve Hazır Oluruz Bu Yükselişe . Çok Çalışmamız Lazım Çok Ey Necip Türk Milleti....Vesselam Böyle Biline ..!
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.