Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde.. develer tellal, pireler berber iken.. Türkler namıyla bir kavim varmış..
Göktürkler diye yedi cihana nam salmış bu kavim..
Yiğitmişler... Mertmişler...
Sebahattin Çelebi
Düşman bileklerini bükemez, savaş meydanlarında hep Göktürkler galip gelirmiş.
Düşman milletler bakmışlar böyle olmayacak, hile ile Göktürkleri dize getirmeye çalışmışlar...
Düşmanlarla girdiği savaşta yenilen Göktürkler, düşmanın erişemeyeceği, dağların arasında bir mekana göç etmişler. Buralara da Göktürk yurdu, Ergenekon adını vermişler.
İki Göktürk prensi, birçok çocuk yapmışlar ve arttıkça artmışlar.
Dört yüz yıl sonra o kadar büyümüşler, o kadar çoğalmışlar ki, artık bu dağları aşmak farz olmaya başlamış. Ancak tek bir geliş yolu olan Ergenokon'da dört yüz yıl boyunca herkesten, her milletten uzakta kala kala, yolu yitirmişler.
O zaman bir demirci çıkmış, "Bu dağları eritelim, yol bulalım" demiş. Ateşler yakmışlar ve o koca dağı eritmişler. Öyle erimiş ki dağ, içinden yüklü bir hayvan geçecek kadar yol açılmış. Böylelikle dört yüz yıl sığındıkları yurttan yeni dünyalara doğru yol almaya başlamış Göktürkler...
Aradan yıllar geçmiş ve bütün iller Göktürklerin bayrağı ve buyruğu altında toplanmışlar...
Bu hikayeden "vazife" çıkartan birileri de yüzyıllar sonra Anadolu adıyla nam salmış bir memlekette, kendilerini "asıl Türk", ötekilerini "diğer Türkler" diye anmaya başlamış...
Büyük Hakan'ın yaptığı gibi, dağların arasında.. kimsenin ulaşamayacağı, kimseyle iletişimin olmadığı bir ülke hayal etmişler. Herkes düşmanmış, herkese karşı mesafe konmalıymış...
Amerika'sı da, Rusya'sı da, İran'ı da, Çin'i de aynıymış...
Bu dağlar, duvarlar arasındaki memlekette önce kendisi gibi düşünmeyenleri havaya uçurmuş "asıl Türkler"...
Solcu vurmuş, Cumhuriyet namlı gazetelerini bombalamış, "sağcılara", "şeriatçılara" suçu atmışlar...
Kürt vurmuşlar.. kitapevlerine bomba atmışlar, sonra "faili meçhul" süsü vermişler...
Türkü, Kürde, Kürdü Türke kırdırma hesapları, darbe planları yapmışlar...
Hıristiyan doğratmış, papaz vurdurmuş, akıllarınca "vatanı.. büyük Türk topraklarını" korumuşlar...
Piyon bulmaları hiç de zor olmamış bunların. Okumuş, birkaç kendini Türk zanneden haysiyetsiz, Danıştay'a giriyormuş, herşeyden habersiz bir "diğer Türke" tak tak sıkıyormuş. Sonra çıkıyor, "Şeriat gelsin" diyor, aklınca adres şaşırtıyormuş...
Sonra birgün foyaları ortaya çıkınca "diğer bütün Türkler" ve "diğer bütün Kürtler", düşünmeye başlamış...
12 Eylül öncesinde..
Bir "sağ"dan, bir "sol"dan fidanların biçildiği yıllarda.. "Asıl Türkler" ne kadar etkiliydi, demeye başlamışlar...
13 Eylül sabahı, bütün terör olayları "bıçakla kesilir gibi" nasıl ve neden kesildi, diye kafa yormaya başlamışlar...
Bir takım "emekli zevat" her dönem, aktif olarak perde arkasında mıydı, diye kendi kendilerine sorular sormaya başlamışlar.
Ülkeyi, dağların arasında hapsetme hayali kuran ve orada kendilerine Kayı Han'lık rolü biçenler, perdenin arkasında kalmayı yine ve her dönem başarmışlar...
Apoletli apoletsiz bir yığın insanı da ekiplerine dahil etmişler... Kiliselerde yemek yemiş.. sonra çıkıp "Laiklik elden gidiyor" yaygarası koparmışlar...
"Diğer Türklerin" "dış güçler" dediği perde arkasındakilerin, kendisini Cüneyt sanan bizim üç beş eski "kızıl elmacı" artığı olduğu ortaya çıkmış...
Uzun yıllardır Türkiye'nin dört bir tarafında kurulan iftar çadırları, ABD'ye kadar ulaştı. Milky Way Education Derneği tarafından bu yıl ilk kez New Jersey Clifton Park'ta kurulan iftar çadırına; Müslüman Türk toplumu yoğun ilgi gösterdi.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...
Ünlüler geçmişlerini inkar ediyor. Örnek Ebru Şallı... Ünlü manken, "İstanbul'da hangi semtlerde oturdunuz?" sorusuna 'Bebek ve Etiler' yanıtını verdi. Oysa Şallı, ünlü olmadan önce Feriköy'de gecekonduda yaşıyordu.
Gülben Ergen'in içi dışı bir!!! İşte Hürriyet'in en çok okunan haberi!!!
Ne Orman yangını, ne YAŞ kararları, ne de Ergenekon... Gündeme bomba gibi düşen ikinci Sibel Can vakası haberi Kıbrıs'tan geldi!
Her kim bu tatlıdan üç lokma yese, göğsüne şifa, gönlüne nur olur. Dindar, yaşlı ve sevimli bir dostu ziyarete gitmiştik. Ben, hüsn-i hat merakım dolayısıyla duvarlardaki eski-yazı levhalarını incelerken, bir levha özerinde ilgi çekici ve hoş bir ilâç târifnâmesine rastladım, ilâcın hazırlanışı şöyle: