Bir arkadaşım –sağlam bir milliyetçi- aradı ve Sayın Abdüllatif Şener ile bir yakınlığım olup olmadığını veya onu yakın tanıyan bir dostumun bulunup bulunmadığını sordu.
Mehmet Ali Bulut
-Hayırdır! dedim.
-Ak Parti’yi kapatılacaklar, Şener’e parti kurduracaklar!
-Kim kurduracak?
-Kurduracaklar işte!
-…?
-Ben de siyaset yapmak istiyorum ve artık bir yerlerden başlamak gerekir…
-Neden Şener? Devlet beyin desteklenmesi Şener’in kuracağı partiye girmekten evladır.
-Hayır, artık Şener “in” dedi...
Ben ona ısrarla, Abdüllatif Şener’e parti kurduranların kimler olduğunu ve ne amaç taşıdıklarını sordum. Tabii ki cevap vermedi. Belki de verecek bir cevabı da yoktu.
* * *
Sonra kendi kendime düşünmeye başladım.
Neden Abdüllatif Şener!
-Çerkes olduğu için mi?
Çünkü dikkatle bakarsanız, şu sıralarda adı gündemde olanların - özellikle de Ergenekon çetesi kapsamında, Tolun’dan Veli Küçük’e, Kerinçek’ten İlhan Selçuk’a kadar. Tabi Baykal’ı da unutmayın- büyük bir kısmı Çerkes kökenli vatandaşlarımız.
Mamafih, cumhuriyetin kuruluşu esnasında da –çoğu Teşkilat-ı Mahsusa mensubu olarak tabii- Çerkeslerimizin büyük ve çok yararlı hizmetlerini gördü bu devlet, bu millet. Zaten maksadım etnisite değil. Birinin şu veya bu kavimden olması beni rahatsız etmez. Üstünlük takvada; yani adam gibi adam olmadadır.
Ben sadece bir yapılanmaya; kökleri de 100 yıl önceye kadar uzanan bir yapılanmaya temasetmek istiyorum.
Bilindiği gibi bugünkü fikri tartışmaların büyük bir kısmı Osmanlı son döneminin ürünüdür. İmparatorluğun çöküşünü önleme sadedinde sayısız fikir ve öneriler ortaya atıldı o dönem. Ama bunların içinden pozitivizm, İslamcılık ve Türkçülük düşünceleri günümüze kadar gelebildi. Cumhuriyet sayesinde de Türkçülük, -İslamı kontrol eden ama dışlamayan- Atatürk milliyetçiliği adı altında resmi ideoloji haline geldi.
Türkçülük kendi içinde iki ana mecraya bölünmüştü. İ. Bahadır’ın ifadesiyle Kuzey Türkçülüğü ile Güney Türkçülüğü arasında birtakım farklar vardı. Kafkas ve Orta Asya kökenli milliyetçiler, Türkçülüğü ‘şaman’ kültürü etrafında yeniden inşa etmeye çalışırken, Güney yani Anadolu kökenli milliyetçiler de ‘türk - islam sentezi’ etrafında bir yapılanmayı ön görüyorlardı.
Bu iki akım, uzun süre genel çerçevede anlaşmakla birlikte birbirinden ayrı hareket ettiler. İlk defa rahmetli Türkeş, bir güneyli milliyetçi olarak Türkçülüğe fazla vurgu yapmadan Türk milliyetçiliğini, Türk İslam sentezi mihverine –Ziya Gökalp çizgisi- oturttu.
Kuzey Türkçülüğünü kendine has kılan Nihal Atsız Türkçülüğü, uzun bir zaman etkisini gösteremedi, milliyetçi partilerin içinde ama kenarda varlıklarını sürdürdüler. MHP’nin, İslami hassasiyeti ağır basan BBP’yi doğurduğu döneme kadar bu böyle devam etti. Dindar ülkücülerin ana arktan ayrılıp başka bir mecraya yönelmelerinde Kuzey Türkçülüğü’nün büyük etkisi oldu.
O tarihlerde ve daha sonraki zamanlarda Kuzey Türkçüleri, doğal mecralarla devletin hakim düşüncesini değiştiremeyeceklerini; -yani İslam’ın yerine Şamanizmi ikame edemeyeceklerini- anlayınca kendilerine yeni bir mecra aradılar ve farklı bir yapılanma ile devletin, -başta İslam olmak üzere - son bin yılda edindiği bütün kültürel değerlerden arındırılmasını esas alan bir örgütlenme içine girdiler…
O yüzden bugün Ergenekon denilen örgütün ana omurgasını bu ‘şaman’cı kuzey Türkçülerinin oluşturuyor olması tesadüf değildir…
Dolayısıyla Ergenekon’un; aslında, Türk milletinin misyonunu değiştirmeye yönelik kuzey milliyetçilerinin bir hamlesi olduğu için, bir partiye yönelik bir örgütlenme olarak değerlendirilmesi yanlış olur.
Yani Ergenekon, bir AK Parti karşıtlığı değil, Türk milleti’ni diğer bütün yaklaşımların tesirinden kurtarıp Şaman kültürü ile yeniden buluşturma girişimidir.
Ortaya çıkmada acele etmelerinin sebebi, siyasette yükselmekte olan ve yükselişi; -sistem dahil- hayatın bir çok alanını derinden etkileyerek devam eden Sünni ana akımın Ak Parti etrafında kenetlenmesidir.
Bu sürece şu anda ‘dur!’ denilemezse, Türk’ün en eski kültürü olduğu iddia edilen –ki İ. Kafesoğlu’na göre buyanlıştır- Şamanizmle yeniden buluşturulması bir bin yıl daha tehir edilmiş olacaktı.
Çünkü Ak parti, gerçekten umulmadık şekilde kendisini merkeze almış ve Sünni ana gövdenin büyük bir kısmını yanına çekmeyi başarmıştır. Eğer Ak Parti, Gülen Hareketi ile yakınlaşma sağlayamasaydı –mesela Erbakan bunu sağlayamadığı- bunların hiç biri bu şekilde gündeme gelmezdi. Bir iki irtica bombası patlatılır ve Ak parti iktidardan indirilirdi.
Ama şimdi, böyle bir şey çözüm değil. Çünkü ortalama 33 milyon seçmenin en az 11 milyonu, tek bir siyasi düşünce tarafında –şu veya bu sebeple- birleşecek şekilde etkilenebilir hal kazanmıştır ki, bu da genelde dini cimaatler, nurculuk ve özelde Fethullah Hoca hareketi sayesinde olmuştur. İHL’lerde yetişen jenerasyonu da hesaba kattıklarında artık biliyorlar ki darbe marbe çare değil.
Demokrasi bütün bütün ortadan kaldırılmadıkça, milletin, ne edip edip yeni bir Ak Parti’yi iktidara getireceğini biliyorlar. Fethullah Hoca’yı ve hareketini yok edemedikleri ve bu Sünni ve sağlam akidenin güçlenmesini durduramadıkları için, işte böyle yöntemlere girişiyorlar.
Yaşanmakta olan hadiselerin en dibindeki saik bu... Rejimin kendisini değilse bile içini İslamileştirmeyi esas alan bu süreci durdurmak, en azından yükselişini yavaşlatmak gerekiyordu, örgüt açısından bakıldığında...
Bu örgütlenme hep vardı ve giderek de yaygınlaşıyordu.
Örgüte en keskin taraftarların askerler arasından çıkması da tesadüfi değildi. Çünkü askeri okullarda verilen eğitim, İslami hassasiyetlerden ziyade, İslamiyet öncesi Türk adetlerini, özellikle de şaman kültürünü ihsas ettirir niteliktedir.
Dolayısıyla bu eğitim ve yaklaşım sürdükçe daha çok Ergenekoncu yetişecek ve sonunda tam bir dönüşüm gerçekleştirilecekti. 8 yıllık zorunlu eğitim bile bunun içindi. Çocuğun ailede aldığı dini eğitim sıkıntı yaratıyordu. Onu da bir başka müdahale ile sağladılar ama olmuyordu. Çünkü dini cemaatlerin siyaseti evirme çabaları daima planı bozuyordu
Bu bir mücadeleydi elbette! İşini iyi yapan ve zamanın trendlerini doğru okuyan muvaffak olacaktı... Dini cemaatler ve İslamcı siyaset, trendi yakalamada Ergenekonculardan daha hızlı çıktı…
Bugüne kadar batıcı ve amerikancı kesim rejim yanlıları olduğu için, sağcı elit ve siyasetçileri her zaman tukaka edebiliyorlardı. Ama Ak parti o oyunu da bozdu. İçeride İslam’a ve İslamcılara karşı kullanılan ‘AB, ABD ve İsrail dostluğu’ manivelalarını rejim yanlılarının elinden aldı.
Bir anda iktidarı da iktidarın nimetlerini de kaçırdıklarını anlayınca kendilerini gizlemeye bile gerek duymadan aleni bir şekilde islama ve iktidara tavır almaya başladılar. Eğer, Danıştay baskınında, suikastçi tesadüfen yakalanmamış olsaydı, biz ne Ergenekon’u ortaya çıkabilirdik, ne de gizli cinayetlerin arkasındaki örgütü.
Her suikast, her cinayet Müslümanların üzerine atılır ve onlar da karınlarını kaşıya kaşıya hakkımızda hüküm verirlerdi. Hablemitoğlu cinayetinin canisi, Sivas cehenneminin zebanisi, Cumhuriyet’e atılan bombanın ticanisi biz olurduk.
Olmadı, şükür Bozuldu oyun.
* * *
Evet oyun bozuldu ama sona ermemişti. Nitekim başka oyunlar devreye girdi. Nitekim bugüne kadar askerle yaptıklarını artık yargı ile yapmaya çalışıyorlar. Yargı ile olmazsa daima başka alternatifleri vardır.
İşte sevgili “imanlı, mücahit kardeşimiz” Abdüllatif Şener bu yeni alternatif planların bir parçasıdır.
Hiç birimiz anlam verememiştik ayrılmasına ve sessiz kalmasına.
* * *
Aynı dönemlerde çok yakın tanıdım bir siyasetçi vardı. O da yakın dururdu şimdi adı Ergenekoncuya çıkan isimlerle. O hep böyle bir günü bekliyordu; “gelecekler ve Ak Parti’yi alaşağı edecekler” ve gün kendilerinin olacaktı.
Defalarca ona milletin siyaset etme üslubunu hatırlattım. Fısıltıcılar ve karanlığın içinden gelenlerin ürettiği senaryolara güvenip siyaset yapanların hep sandığa gömüldüğünü, millete bel bağlamak gerektiğini anlatmaya çalışırdım ama galiba ‘necva’yı (fitnecilerin gizli çekiştirmesini) dinlemeye alışmış kulak, gözün hakikati görmesini de engelliyor.
İşte sanırım, Şener ağabeymiz de –etnik yakınlık da sebep olabilir mi acaba?- bu fısıltıcılara aldanarak kenara çekildi. Bu dönemde Ak Parti’ye böyle numaralar çekileceğini biliyordu. Adım gibi eminim “Sen kenarda dur, sana ihtiyacımız olacak; Sen kurtarıcı olacaksın!” demişlerdir.
O sözünü ettiğim siyasetçi de öyle düşünüyordu. Hep “önümüzü açacaklar” diyordu. Unutuyordu ki siyasette önünü açanlar, bir gün önünü de kapatırlar..
Benim asıl yandığım ne biliyor musunuz? Nasıl oluyor da bu düzen kurucular, her seferinde inandırıcı olabiliyorlar?
Şener, şu, çoğu kuzenleri ve yeğenleri olan –yani etnik açıdan- Ergenekonculara inanıp, şu yola girdiyse yazık etmiş.
Yoksa onun ‘islamci-dinci’(!) Tayip Erdoğan’dan ne farkı var ki sistem onu “in” , ötekini “out” yapıyor.
Yorumlar hüseyin özkaynak bu halk ne şenerler gördü ne şenerler gömdü!!!Ne Tayyib Ne AKP out olamaz.Çünkü artık düşünce birliği gerçekleşmiştir.Tayyip ne diyor hep BİZ FANİYİZ yani zaten demirel baykal gb.kalıcı olmak istemiyor ki. TAYYİB in büyüklüğü de burdan zaten HERŞEY MİLLET İÇİN !!!Zübeyir Güngör Uslu Truva atı, bi latif Şener,
Yetmiştir artık, verdiğin keder,
Nesin sen kuzum, rengini göster,*
Batan gemiyi, kimler terk eder,*
***
Bu millet bilir, yanar döneri,*
Önce sağ diyen, kızıl hüneri,*
Yoldan çıkmışın, sola seferi,*
Halkımız yakında, dürer defteri.*
***
Şarap rengine, duyduk hayrandın,*
Gönlün o renge, baktık kayandın,*
Solak medyaya, bildik yarandın.*
Deniz bitti bak, dedik günaydın.*
***
Şer kısım medya, önce parlatır,*
Pek hızlı döner, aklın tırlatır,*
Yolda kalırsın, tokat şaklatır,*
Kızıl tandırda, gör bak haşlatır.*
***
Aşık Uslu der, akça alnımız,*
Dikçe dururuz, pakça bağrımız,*
Sağ duyu deriz, yanar sağrımız,*
Hak yolda ömür, feda kârımız.*
***
Aşık Uslu Niksarî (ZübeyirGüngörUslu)
Ayyıldız Fm & www.ayyildizfm.co:)
Gen.Yay.Yön.0542.4230056.Samsun
Keramettin Kerim beyler sayın bulutun yazdıkları ayet değil. her dediğinin sizin düşündüğünüz gibi olması da mümkün değil. o böyle inanmış ve yazmış. öze bakmak lazım. yani Abdüllatif Şener'in duruşu çok mu düzgün. eleştiri olsun diye yazmak başka bir şey. mesela el cesur kardeşim, sen bu yazdıklarını yazarın yüzüne karşı da söyleyebilir misin. isminiz ve resminiz belli değil diye söylediklerinizi Allah da mı bilmiyor sanıyorsunuz. Yazar'ın yaptığı hatalar zaten ona döner o altına adını yazmış söylediklerinin. bir ceremesi varsa gider onu bulur. ama siz gayba kurşun sıktığınızı sanıyorsunuz ama o kurşun düşerken birilerinin kalbine veya başına isabet ediyor. Asıl hak hukuk orada. Yazar cahil cühela olsa zaten eline kalem vermezler. verdiklerine göre ve yazı yazdırdıklarına göre demek kibir bildiği var. çok uzun yazıyor zaten. okumayın gitsin...şenere güvenenlerin akıbeti sizce bu oynu millet yermi herşey artık öyle ayan beyan okunur olduki sizin istediğiniz kadar destekçiniz medya kuruluşlarınız olsun millet uyandı artık ucuz numaralara karnı tok herkesin böylece şenerinde kime hizmet ettiği anlaşılmış oldu kendi kendine geleceğine yazık ediyor böyle bir oluşumdan bahsetmeseydi parti kapatılırsa ilk akla gelen başbakan oydu ama artık eliyle kuş tutsa nafile tren kalktı sür eşeğini niğdeyeselami kocakaya tesbitiniz ilginç. yalnız bir noktayı belirtme ihtiyacı hissediyorum: "Adım gibi eminim 'Sen kenarda dur, sana ihtiyacımız olacak; Sen kurtarıcı olacaksın!' demişlerdir" diyor, ancak sonra "Şener, şu Ergenekonculara inanıp, şu yola girdiyse yazık etmiş" diyorsunuz. Yani Ergenkoncularla birlikte hareket edip etmediğinden emin değilsiniz. Bu durumda Ergenekoncularla -en azından- temasta olup olmadığı meselesı de okka altına girer ki, bu da daha önceki ifadenizi hükümden ıskat eder. Diyeceğim, hadiseler şimdilik tesbitlerinizi haklı çıkarmaya yakın bir istikamette seyrediyor, ve ben de sizinle hemen hemen paralel düşünüyorum; ancak kesin hüküm vermekten yine de sakınmak lazım gibime geliyor. Zan haramdır, malum.. selami kocakaya tesbitiniz ilginç. yalnız bir noktayı belirtme ihtiyacı hissediyorum: "Adım gibi eminim 'Sen kenarda dur, sana ihtiyacımız olacak; Sen kurtarıcı olacaksın!' demişlerdir" diyor, ancak sonra "Şener, şu Ergenekonculara inanıp, şu yola girdiyse yazık etmiş" diyorsunuz. Yani el cesur sayin bulut korkarim apo geberince anuda rahmetli apodiye anarsin islamla alakasi olmiyanlara bol bolrahmet cekiyorsunuz cemaat ve siyasi analizlerinizde gerceklerden uzak sizde galiba basiret baglanmasi var siz en iyisi risalelerden anladiklarinizi yazin geri kalan yazilariniz ne yazikki hurafe mantigiynan sanki yazilmis haaa risalelernen ilgili yazib okur güveni kazanib baska sahalara kaymayin basit seviyeniz ortaya cikiyor selam hakinizi helal edin
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.