Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu dönemde 20 yıl Genel Kurmay Başkanı olan Mareşal Fevzi Çakmak dönemi hariç askerlerin görev atamalarında daima içten içe bir mücadele olagelmiştir. Halit Esendir
İşin doğası gereği normal de görülmesi gerebilir. Ama birilerini etkileyerek veya birilerinin arkasına sığınarak hakkı olmadığı halde yükselmeye çalışmak hele meslektaşlarından bazılarını rakip görerek ekarte etmek için asker içinden birilerinin medyaya haberler sızdırması etik değildir.
Askeri Şura üyelerinin önüne terfi sırası gelen meslektaşları aleyhinde dosyaya gazete haberlerinden malzeme sağlayarak terfi etmeyi beklemek en azından askeri disipline ve hiyerarşiye karşı gelmektir. Makam ve mevki hırsına kapılan siyasete karışmaya meyilli demokrasiyi kesintiye uğratmaktan çekinmeyen cunta özentisi olan ve Ordumuzun milletin gözünde yıpranmasına sebep olan bu kişilerin erken emekli edilmeleri TSK ve milletimiz adına çok yararlı olacaktır.
Geçtiğimiz dönemde 26 Ağustos 2006’da görev süresi dolan Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök yerine kimin genelkurmay başkanı olacağı normal prosedüre göre belli olmasına rağmen yaklaşık bir yıl Başkan kim olacak konusunda devamlı spekülasyonlar yapıldı. Faruk Mercan’ın Doğan Kitapta yayınlanan Kılıç , Apolet ve İktidar kitabında anlattığı gibi son 35 yıldır Genel kurmay başkanı kimin olacağı veya kimlerin olmak için nasıl bir mücadeleye girdiklerini ve son 3 aydır medyaya yansıyan haberlere baktığımızda bu Ağustosun da çok zorlu geçeceği anlaşılmaktadır.
2006 yılı ağustos ayında Genel Kurmay başkanı Hilmi Özkök’ün 4 yıllık görev süresi dolmasına rağmen yaş haddinin müsait olması sebebiyle Hükümetle uyumlu çalıştığından dolayı bazı çevreler tarafından süresinin Bakanlar Kurulu tarafından uzatılabileceği iddia edildiği için 2006 Ağustos’ta Genel Kurmay başkanı olması beklenen KKK Org .Yaşar Büyükanıt lehinde Org.Hilmi Özkök aleyhinde medyada yayınlar yapılmıştı.
Özellikle Korkut Özal’ın Başbakanın yerine olsam “Hilmi Özkük’ün süresini bir yıl uzatır ve sonrada Cumhurbaşkanı yaparım” iddiası Medya’da Hilmi Özkök aleyhinde ciddi yayınlar yapılmıştı. KKK Org. Yaşar Büyükanıt’ın önü kesiliyor iddiaları ileri sürülmüştü. Bunun üzerine Genel Kurmay tarafından süre uzatmayla ilgili herhangi bir beklenti ve taleplerinin asla söz konusu olmadığı açıklanmak zorunda kalınmıştır. Halbuki Muhalefet Lideri Baykal bile bu öneriye çok sıcak yaklaşmıştır.
30 yıl önce Başbakan olan Demirel’in teklif ettiği genelkurmay başkanını Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk imzalamadığı için 30 Ağustos 1978’de 3 komutan emekli olmak zorunda kalmış ve Ege (4.) Ordu Komutanı Org . Kenan Evren 1 Eylül tarihi itibariyle genelkurmay başkanı olmuştu.
1978’deki gelişme sebebiyle 1 eylülde terfi alan Org. Doğan Güreş aynı nedenle KKK Muhittin Fisunoğlu’nun 1994 Ağustosunda genelkurmay başkanı olmasına karşı çıkmış ve Başbakan Çiller tarafından kanun hükmünde kararname ile yaş haddi sebebiyle 3 yıl görev yapacak olan Doğan Güreşin süresini bir yıl uzatarak 4 yıla tamamlamıştır. 26 temmuzda İstanbul Harp akademilerinde yapılan MGK toplantısına emekli edileceğini öğrendiği için kırgınlığını ifade etmek için gelmeyen KKK. Org Fisunoğlu Ağustosta yapılacak askeri şuradan bir hafta önce emekli edilmişti.
Yine 1987 yılında Necdet Uruğ kendi yerine normal prosedüre göre 30 Ağustosta emekli olması gereken KKK Necdet Öztorun’un önünü açmak için 21 Haziranda emekli olmak istemişti. Cumhurbaşkanı Evren ile anlaşan dönemin Başbakanı Turgut Özal Necip Torumtay’ı teklif ederek Üruğ ile Öztorun paşayı da emekliye sevketmişti.
Bugün Siyasi iktidar Doğan Güreş örneğinde olduğu gibi Yaşar Büyükanıt’ın süresini kanun hükmünde kararname ile 1 yıl daha uzatabileceği ihtimaline karşı özellikle Ergenekon tutuklamaları başladığında ve emekli general Veli Küçük’ e uzanınca Genel kurmay başkanı Yaşar Büyükanıt ‘…Türk Silahlı kuvvetleri suç örgütü değildir. Suç işleyen hesabını yargıya verir…’ diyerek çetelere sahip çıkmayınca ergenekona sessiz kalan medyada paşanın 2 yıl önceki yalancı dostları paşa aleyhinde kampanyaları başlatmaya karar verdiler. Ergenekon’a sahip çıkmayan Büyükanıt Paşa aleyhinde KKK Org Başbuğ lehinde Ergenekon’a sessiz kalan bir medya grubu gazetelerinde ciddi yayınlar yapılmaya başlanılmıştır.
Daha sonra Taraf gazetesinde Başbuğ-Paksüt gizli görüşmeleri ortaya çıkarıldı. Son günlerde Genelkurmay 2. Başkanı Saygun paşanın sağlık problemleri internet sitelerine ve gazetelere düşmesi ardından Anadoluda Vakit gazetesinde isim vermeden Kim bu bürokrat başlığı ile KKK org. İlker Başbuğ’un Kudüste ağlama duvarında dua etmesi resimleri yayınlandı. Bu resimli haberinin aslında birçok medya kuruluşuna da servis edildiğinin anlaşılması göstermektedir ki Genelkurmay başkanlığı mücadelesinin ne kadar ciddi olduğu anlaşılmaktadır.
Hilmi Özkök’ün emekli olmasından sonra Org. Yaşar Büyükanıt yaş haddi sebebiyle Genel kurmay başkanlığına 2 yıl için gelmiş oldu. Hatta Genel Kurmay Başkanlık süresi ‘ yasa da 4 yıl ve yaş haddi ile sınırlıdır’ yazması sebebiyle hükümet isterse Doğan Güreş zamanında yapıldığı gibi, Yaşar Büyükanıt’ın süresinin uzatılması söz konusu olabileceği ihtimaline karşı geçtiğimiz ay Yaşar Büyükanıt aleyhinde yapılan yayınlar sonrasında Org.Yaşar Büyükanıt emekli olacağını deklare etmek zorunda kaldı. Yaşar Büyükanıt’tan sonra KKK olan İlker Başbuğ’un Genelkurmay başkanlığına geleceği kesinleşmiş gibi oldu.
Bu yayınlardan sonra yapılan açıklamadan anlaşıldığına göre Yaşar paşa süresinin uzatılmasına karşı olduğunu kamuyu önünde deklare ettiğine göre 1 eylül sabahı yaş haddi sebebiyle 2 yıl 1 gün görev yaparak emekliye ayrılacaktır. Çünkü Yaşar Büyükanıtın 4 yıllık süresi dolmadığı için 30 ağustosta emekli olması gerekmiyor . Bu durumda İlker Başbuğun 30 ağustosta emekli olmasını gerektirmektedir. Ergenekona sessiz kalan Yaşar Büyükanıtı 30 Ağustostan geçerli olmak üzere emekliliğe zorlayan medya grubu, Başkan olması için KKK Org. İlker Başbuğ lehinde ciddi yayınlar yaptığı görülmektedir. Büyükanıt paşa 30 Ağustostan geçerli olmak üzere erken emeklik dilekçesi vermesi ve Siyasi iktidarın bunu kabul etmesi gerekmektedir. Kararı verecek olan kapatma davası ile karşı karşıya kalan siyasi iktidar lideri Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül’dür.
Önceki akşam Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2 sene öncede KKK olan Org.Yaşar Büyükanıt ile yaptığı görüşmenin benzerini KKK Org.İlker Başbuğ ile yapması dikkat çekicidir. 2 saat süren ve yemekli olan bu görüşmenin bütün bu ve benzeri konuların Başbakan ile KKK İlker Başbuğ’un görüştüğü anlaşılmaktadır. Anayasa mahkemesinde devam eden kapatma davası ve Ağustos şurası öncesi önemli bir buluşma olmuştur.
Özellikle Taraf gazetesi tarafından ortaya çıkarılan Toplumu yönetme projesi ile Yargıyı etkilemeye çalışan askeri cenahın faaliyetlerinin Kapatma davasının açılmasında etkili olduğu anlaşılmaktadır. Yine Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı Paksüt- Başbuğ görüşmeleri sonrasında Ak partinin kapatma davasını etkileyebilecek görüşmelerde bulunan İlker Başbuğ’un başkan olup olamayacağı dün akşamki görüşmede şekillendiği söylenebilir.
Belkide 2 sene önce Yaşar Büyükanıt’ın şura beklenmeden genelkurmay başkanlığı kararnamesi Cumhurbaşkanına sunulduğu gibi KKK Org. İlker Başbuğ’un başkanlık veya emeklilik kararnamesi Cumhurbaşkanına gönderilebilir. Önümüzdeki günlerin sürprizlerle dolu olduğunu göreceğiz.
Yorumlar Vildan Ozankaya ŞOK!...ŞOK!...ERGENEKON'cular bu defa açıkça adres vererek NATO ÜSLARİNİ hedef gösterdiler!...Harp Akademileri Komutanlığı ve Deniz Harp Okulu'nun reklam afişleriyle çıkan www.kemalistler.net web sitesi; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı ve Fethullah Gülen Hocaefendi'yi açıkça hedef alarak çok ağır bir yazı yayınladı. Bazı askeri çevreler tarafından yazıldığı belli olan yazıda; Türkiye'deki NATO Tesisleri ve Medya kuruluşları da açıkça hedef gösterildi. İşte hedef gösterilen NATO Üsleri:
1-Ankara Balgattaki Eskiden Amerikan Üsssü Olarak Kullaılan Yer .
2-EDOK Komutanlığının Tam Ortasında Bulunan Amerikan Dinleme Üssü.
3-Cevizlibağdaki Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi.
4-Elmadağdaki Yeraltı Üssü.
5-Hakkarı Yüksekovadaki Üs.
Hedef gösterilen bu üslerin yerlerinin de vurgulanması dikkat çekici!..Acaba el-Kaide, İBDA-C, Hizbullah, Cihad ve benzeri örgütlere "Vurun!" emri mi verilmek isteniyor?.. Sözkonusu yazının son bölümü de yine bir tehdit içeriyor:
"Bunlarda Bundan Yüzbulup Ülkenin Altını Üstüne Getirmektedirler.Bunlara Bu Kadar Tahammül Etme,Yüz Vermek Fazladır.Çünkü Tepki Verilmeyince,Dediklerine İnanıldıkça Saldırının Dozunu Her Geçen Saniye Arttırmaktadırlar.Yolun Sonuna Gelinmiştir.Bu Bilgi Belgeleri Sızdıranlar Tespit Edilmeli,Tetikçilik Yapan Medyaya Gereken Yapılmalıdır.İhanet Odaklarına Gereken Cevap Verilmelidir.Bunlar Yapılmaz İse Çok Kısa Bir Süre Sonra TÜRKİYE Gerçek Anlamda Yok Olacaktır.TÜRKİYE Büyük Devlet Kimse Yıkamaz.Kimseye Boyun Eğmez Gibi Sıradan Alışılmış Boş Sözlerle Bu Tehlikeyi Püskürtmek Mümkün Değildir...."
KAYNAK:
http://www.kemalistler.net/viewtopic.php?t=14989Adnan Mersinli Ne olur, biraz sükunet ve muhasebe!..Türkiye; çok yönlü bir Dış Politika uyguluyor. Ancak daha çok acemi, yavaş, ürkek gidiyor. Üniversiteleri ve MİT'i çok daha aktif kullanabilir. Üniversitelerin hepsinde değişik ülkeler, bölgeler, uluslar ve sorunlarla ilgili ciddi, yerinde alan araştırması yapan; sonra bunları Devlete ilgili kurumlara sunan, enforme eden enstitüler, araştırma merkezleri ve think thank kuruluşları olmalı..Bu kurumlar vakıf ve bağış sistemiyle çalışmalı. Diyanet, MİT vb. kurumlar büyük ölçüde dışa açık olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Türkiye; 2005 yılını Afrika, 2006 yılını da Latin Amerika Yılı ilan etmişti. Ancak bugüne kadar yeterli çalışma yapılmadı. Üniversiteler, STK'lar ve medya bu konularda ne enforme edildi, ne de harekete geçirildi; bir heyecan oluşturulamadı..Belki önümüzdeki günlerde istanbul'da gerçekleştirilecek Afrika Zirvesi, bir şans ve fırsat olabilir...Hükümette bu konuda ben heyecan eksikliği görüyorum..Latin Amerika için ise henüz hiçbir şey yok!..Türkiye; bilhassa şu ekseni, eksen ülkeleri iyi değerlendirmeli..Birebir ülke politikaları geliştirmelidir:
1-Çin. 2-Hindistan. 3-Rusya F. 4-Japonya-Kore. 5-Endonezya-Malezya. Bu beş ülkenin nüfusu; dünya nüfusunun yarısıdır. Yani dünyanın geri kalan diğer 200 ülkesinin nüfusu kadardır....Ve bu ülkeler bizim tarih ve coğrafyamız, kültür alanımız içerisindedir. Hindistan'da Osmanlı Devleti kadar ömrü olan iki Türk Devleti; Delhi ve Babür devletlerini kurmuşuz..Peki bugün hangi üniversitemizde Hindistan Araştırmaları Merkezi var?..Çin Coğrafyasında başta ilk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar olmak üzere belki 20 devlet kurmuşuz!..Rusya coğrafyasında da öyle...Medyamız için ne anlam ifade ediyor bu coğrafya?..İşte Pekin Olimpiyatlarını izliyoruz!..Biz orada ikinci EV SAHİBİ olmalıydık!..Ne yazık ki mahçup mahçup duruyoruz..Açılışa Başbakanımız bile katılmadı. Nasıl katılsın ki 28 spor dalından sadece 12 dalında, genç-acemi çocuklarla müsabakalara katıldık..Ülkemizde yıl boyunca sporla; aslında sadece futbolla yatar kalkarız, hep konuşur-tartışırız..Ama ne spor yaparız, ne de müsabakalara adam göndeririz..İşte zavallı halimiz!..Spor gazeteleri, spor yazarları; her gün kıyameti koparırlar; ama 28 spor dalından sadece Futbol, kısmen voleybol, basketbolla ilgili..Pekin'de, Olimpiyatlarda bunlarda olsun yokuz!..Yokuz adeta!...Bülent Sarısözen Emekli general Osman Pamukoğlu; KEMALİST PARTİ kuruyor!.. PAMUKOĞLU, web sitesinde irtibat adersini verdi:
"Hak ve Eşitlik" kuruluşu adına
"HAK VE EŞİTLİK" KURULUŞU İRTİBAT NUMARALARI: TEL : 0 312 397 83 84.
FAX : 0 312 397 37 95. Pamukoğlu; baş slaganında; "TRAKYA" vurgusu yaptı tuhaf bir şekilde:
"ANADOLU VE TRAKYA'DA YAŞAYAN
TÜRK HALKI BU ÇAĞRI SİZE!" Bir başka şey, hazırladığı 20 maddelik manifestoda; bir madde kara cehaleti ortaya koyuyor: "15. Din bir vicdan işi olduğundan parti, dini dünya ve devlet işleri ile siyasetten ayrı tutmayı, milletimizin çağdaş medeniyet yolunda ilerlemesi için başlıca şartlardan bir sayacaktır. Bu ülkenin çocukları dinci, dinsiz, şu mezhepten bu mezhepten diye asla ayrılamaz, bölünme sebebi ve taraf tutmak kabul edilemez. Birbirlerine rastladıklarında : "Selamün Aleyküm" diyen de, "Merhaba" diyen de bu toprağın ve bu Kültürün çocuklarıdır."
Yahu Selamün Aleyküm de, Merhaba da İslam ve Kur'an merkezlidir. Birbirinin alternatifi değildir. Alevi-sünni herkes; yerine göre her ikisini de kullanırlar. Genelde önce Selam, sonra Merhaba ifadesi kullanılır...Pamukoğlu Paşa; herhalde yeni yeni halkın arasına karışıp Türk milletini tanıyacak!...Yoksa; manifestosunda çok "bölücülük" ifadeleri var; Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi ile kısa sürede başı derde girebilir.."PKK'yı hallettiğini, sıra irticaya geldiğini" ima eden Pamukoğlu'nun web sitesi:
http://www.osmanpamukoglu.org/Baha Atılgan Mehmet Eymür, Teoman Koman, Sönmez Köksal, Şenkal Atasagun, Mikdat Alpay, Yavuz Ataç, Korkut Eken, Mehmet Ağar, Akkan Suver...MİT, JİT, JİTEM...MİT bence olayların tam göbeğinde görünüyor..Bir Korkut Eken'in bile bağlantılarına bakın yeter!..İşin bir tarafında Çerkesler, Gürcüler, Abazalar, Çeçenler vs. Kafkas kökenliler var, bir tarafında Rumeli kökenliler; göçmenler var..Bir de sabetayist ve mezhepçi örgütlenme; darbecilere zemin oluşturma, destek olma dedikoduları..Dönen bir uluslararası kirli para trafiği var ve bundan pay almak için sürekli dümen çeviren hainler çetesi, çeteleri var!..Silah kaçakçılığı, nükleer parça kaçakçılığı, flora mafyaları, ilaç ve tıbbi malzeme kaçakçılığı, beyaz kadın ticareti ve uluslararası çalışan binlerce fuhuş mafyası, insan kaçakçılığı, uyuşturucu-eroin trafiği, başta KKTC olmak üzere reel ve sanal kumar mafyası, haraç ve ihale mafyaları, arazi mafyaları, organ mafyaları...Her şey içiçe..Organize...Küresel..Kimin eli kimin cebinde belli değil..Yukarılarda hemen herkes her türlü pisliğin, numaranın, dalaverenin, manevranın içinde!...İşler çok zor, çok!..Bu pisliklerin üstesinden gelmek için çelik iradeler, kararlılıklar ve güç lazım. Gücü; sağlam, zamanında, doğru, ölçülü kullanmak lazım...MİT'teki ve Askeri İstihbarattaki; kirli düzen, kirli örgütlenme, kirli işler ve bağlantılar çözülmediği, tasfiye edilmediği sürece pek mesafe alınamaz. Herkes herkesin peşinde, herkes herkesi fişlemiş!..Bence MİT'in başına Hanefi Avcı gibi biri, birileri getirilmeli. Temizlik MİT'ten, ordudan başlamalı...O zaman mesafe alabiririz..Yoksa, yine tıkanırız, tıkanacağız..Ak Parti nereye kadar gidebilir?..Partinin bu işte tek yürek, son derece kararlı ve cesur olamsı lazım. Ancak bugün bu heyecan eksik!..Sayın Başbakan, bu konuda mutlaka bir heyecan ve kollektif ruh oluşturmalı ki, işin ucu nereye varırsa varsın gidebilsinler..Bir de bu işleri üzerine alan veya alması beklenen SAVCILAR cesaretlendirilmeli, ödüllendirilmeli, can ve mal güvenlikleri garanti altına alınmalı..
ÇOK ÖNEMLİ BİR NOT: Bence Türkiye'nin normal zamanlarda iç güvenliğinden tamamen POLİS-Türk Emniyeti sorumlu olmalı. Asker; içte, iç müdahalelerde kullanılmamalı. Jandarma, tamamen sınırlara ve sınır güvenliğine kaydırılmalı!.Jandarma Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı; Milli Savunma ve İçişleri'ne bağlı olarak birlikte çalışmalı..Jandarma'nın önemli ölçüde yetkilerinin büyük çoğunluğu; polise ve Emniyete devredilmelidir...Böylece TSK, Türk ordusu ve Jandarma da halk ile karşı karşıya gelmemiş, asker ve ordu yıpratılmamış olur..TSK; içte mümkün mertebe operasyon yapmamalı; tamamen sınır ötesi operasyonlara hazır olmalıdır. İçte terörle mücadeleyi polis ve özel polis timleri yapmalıdır!..Barbaros Yüksel En özel Ulusalcı, Ergenekoncu web siteleri:
DR TAHİR TAMER KUMKALE tamer@kumkale.net
İYİ İNSANLARA BİLDİRİYORUM http://www.kumkale.net
ULUSALSES GAZETESİ http://www.ulusalses.net
HÜRYILDIZ GAZETESİ http://www.huryildiz.com
BİZİM ANADOLU GAZETESİ http://www.bizimanadolu.com.tr
TÜRKHABER GAZETESİ http://www.turkhbr.com
21. YÜZYIL TÜRKİYE ENS. http://www.21yyte.org/tr
YENİDEN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ http://www.y-tm.com
ADAKALE Kızılelmacıların ya da Ergenekoncuların Milli Yol Partisi hüsranı öncesi ilk heyecanlar: Sokaklarda Korkut Esen resimleri altında 'Efsane subay rüzgarınla geliyoruz' yazılı afişler gördük önce... Ardından uyuşturucu satıcılarına Kurtlar Vadisi tavrıyla meydan okuyan ilanlar, 'Bir gece ansızın gelebiliriz' yazılı Kıbrıs afişleri geldi. Hepsinin altında tek bir imza vardı: Milli Yol. Peki kimdi bu imzanın sahipleri?.. Biz sorduk; sözcü Engin Incedere yanıtladı.
* Hareket nasıl doğdu?
- Korkut Eken'e yapılan haksızlık bizi tetikledi. Marka olacak bir hareket yaratmak istedik. Afişlerle başladı. Sonra siteyi kurduk. Ardından da dergiler geldi. 23 üniversitede dağıtılıyor dergilerimiz.
* Neden Korkut Eken?
- İdol için tartıştığımız hiçbir siyasetçi konusunda uzlaşamadık. Ama hayran olduğum Korkut Eken'e kimse itiraz etmedi.
* Nasıl finanse ediyorsunuz?
- Ekonomik durumu iyi çevremiz ve bize destek olan ismini veremeyeceğimiz ağabeylerimiz var.
* Kurt MHP'nin simgesidir. Ülkücü müsünüz?
- Biz Türk kültürünün parçayıyız. Hiçbir partiye mensup değiliz. Ülkücü deyince yanlış algılanabiliyor. Çünkü belli bir siyasi adresi var. O tarafa çekilmek istemiyoruz.
* Kendinizi tanımlasanız?
- Biz üniversiteli, ülkesi için kaygı taşıyan, sosyal hayatı olan gençleriz. Ama salonlarda kalmak istemiyoruz. Bu yüzden sokağa indik. Uyuşturucu eylemlerini de sokakta yaptık. Arjantin Caddesi mesela... Uyuşturucu satılıyor buralarda. Herkes çok rahatsız. Biz de satanları rahatsız etmek istedik. Barların önünde uyuşturucu satıcılarını beklemiyoruz elbette. Ama görürsek de kulağından tutup polise teslim ederiz.
* Kurtlar Vadisi'ni izliyor musunuz?
- Evet. Halit ve Testere hariç karakterlerin hepsini seviyoruz. Çakır'ı da seviyorduk, Polat'ı da...
* Bu hareketi ona benzetiyorum ben.
- Olabilir. Ama biz gerçek hayatla filmi ayırdedebiliriz. Güzel olan her şeye özeniriz. Kurtlar Vadisi'nde uyuşturucu satıcılarını öldürüyorlardı. Gerçekte böyle bir şeyi görsem ne üzülürüm ne de kınarım açıkçası.
* Bu hareket marka olacak dediniz. Peki sonu?
- Milli Türk devleti kuruluncaya kadar her cephede savaşacağız. Çok fazla geleceği düşünmedik. 'Sonunu düşünenler kahraman olamaz' derler ya...
* Kıbrıs konusunda da afişler asmıştınız. Onun amacı neydi?
- İşçi Partisi'nden ortak eylem için öneri geldi. Doğu Perinçek'le görüştük. Kendisinin de iyi bir Türk milliyetçisi olduğunu gördük. Kıbrıs milli bir mesele olduğu için de kendisine destek verdik.
(2004-30 Mayıs:DENİZ GÜÇER/ VATAN)
Adakale Efsane Ergenekoncu: "Özel Harp ve TMT'nin Efsanesi Korkut Eken'in Milli Yol'u, Miili Yol Partisi,
Milli Yol dergisi, 27 Mayıs'ta tasfiye edilen Türkeş'in yaptığı gibi, devletin dışında örgütlenip siyasi bir güce dönüştükten sonra devlet nezdinde yeniden "hüsnü kabul" görmeyi umanların bir girişimi. Ancak, aynı suda ikinci kez yıkanmak mümkün değil."
Bu yorum, Merdan Yanardağ'a ait..Yanardağ, bugün fanatik Ergenekoncu galiba!..İşte haberinin devamı:
(BİA Haber Merkezi:
31/07/2004-Merdan YANARDAĞ myanardag@e-kolay.net)
BİA (İstanbul) - Susurluk davasının önemli mahkumlarından özel harekatçı Korkut Eken'in cezasını çekerek (!) tahliye olması, devlet içindeki çeteleşme konusunu yeniden tartışma gündemine taşıdı. Adları "Susurluk" olayıyla birlikte anılan çevrelerin Milli Yol isimli bir dergi çıkararak, hem siyasi görüş oluşturma çabasına girişmesi hem de bu yayın çevresinde siyasal bir örgütlenmeye yönelmesi önemli, ama yaygın olarak zannedilenden hayli farklı bir gelişmedir.
Susurlukçuların Milli Yol dergisini çıkarmasının, dolayısıyla bağımsız bir siyasi oluşuma yönelmesinin bir anlamı olabilir; o da kirli savaş artığı bu çevreler ile işini bitiren devletin, teşhir olan bu kadrolarla organik ilişkisini büyük ölçüde kesmiş olmasıdır. Bu kesimler üzerindeki himaye 28 Şubat süreciyle birlikte (bir dahaki sefere kadar olsa da) önemli ölçüde ortadan kalkmıştır. Bu gelişme, diğer NATO ülkelerinden farklı olarak yaklaşık 8-10 yıllık bir sapmayla Türkiye'de "Soğuk Savaşı" sonlandırma çabası olarak değerlendirilebilir. Gecikmenin nedeni ise, Kürt sorununun Güneydoğu'da düşük yoğunluklu bir savaş düzeyine sıçraması ve çatışmaların 1998'e kadar devam etmesidir. Amerikalı uzman ve gazetecilerin deyimiyle, Türk devleti bu tarihten sonra "bağırsaklarını temizlemeye" başlamıştır.
Dolayısıyla, artık sistemin işleyişini zaafa uğratan ve "burjuva yasallığını" bile tehdit etmeye başlayan devlet içindeki "gayri nizami harp" örgütlenmesinin tıpkı Fransa, İtalya (Gladyo'nun 1990'daki tasfiyesi) ve diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi etkisizleştirilmesi gerekmiştir. Ancak, Türkiye'de bu tasfiye batıdaki örneklerin aksine kesin ve açık bir hesaplaşma ve hukuki arınma şeklinde değil, yine kayıt dışı yollardan ve "Şark usulü" bir üslupla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle ortada gerçek bir tasfiyeden de söz etmek zordur. Ancak, yine de bir "tasfiye" vardır. İşte Milli Yol dergisi bu duruma yöneltilen itirazın bir ürünüdür. Terk edilmeye ve sıkılmış bir limon gibi bir kenara bırakılmaya gösterilen bir tepkidir.
Kirli savaş artıkları
Eken'i Ayaş Cezaevi'nin önünde karşılayanların profili de tabloyu açıkça ortaya koymaktadır. Gazetelere biraz da abartılarak "miting gibi karşılama" diye yansıyan topluluk, çoğunlukla tasfiye edilen kirli savaş kadroları ve onların etkisi altındaki kesimler ile -ki bunların önemli bölümü dağıtılan Özel Harekat kadrolarıdır- geçmişte Kürt mafyasının imhasıyla oluşan boşluğu özel koruma altında dolduran ülkücü mafya çevrelerdir. Çoğunluğu işsiz, eğitimsiz ve lise terk genç ve orta kuşak çevrelerden oluşan çek senet tahsilatçısı kriminal ülkücülerdir. Bunların önemli bir bölümü Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) Devlet Bahçeli döneminde tasfiye ettiği kesimlerdir. Şehit Anaları/Aileleri Derneği gibi oluşumlar ise bu kesimin bir sömürü alanı olmaktan öte anlam taşımazlar.
Adı geçen bu çevreler, bir önceki dönemde yaşanan Kürt savaşının yasa ve hukuk dışı operasyonlarında kullanılmış kadrolardır. Karşılamaya gelen "sivil ülkücüler/milliyetçiler" ise bu operasyonların kadro kaynakları ve kitle tabanıdır. Bu çevrenin gücü, Tansu Çiller'in içinde yer aldığı hükümetler dönemde doruğa çıkmıştır. Çiller, bu çevrelere yaslanarak iktidarda kalacağını sanmış, hadise kendisine böyle sunulmuştur. Bu dönemde devletin yönetim birliğinde yaşanan parçalanma (fetret) ve bu parçalanmanın yol açtığı siyaset ve hukuk alanındaki boşluk, bu çete tarafından servetten ve iktidardan pay istemek için kullanılmıştır. Zaten ip de biraz bu nedenle kopmuştur. Susurluk kazası "şark usulü" tasfiye için sadece bir fırsat sunmuştur.
Yeniden taarruz için ricat
Bir dergi çıkarılması ve bu dergide "teröre karşı mücadele eden milliyetçi kadrolara" nasıl haksızlık yapıldığının (!) ana temayı oluşturması, aslında her şeyi açıkça ortaya koyuyor. Bu tablo çete bakımından "işin bittiğini" gösteriyor. Belki hâlâ bir kayırma var ama, özel korumanın ortadan kalktığı da açık. Son olarak A. Çakıcı'ya yeşil pasaportunu veren MİT eski görevlisinin hemen yakalanıp tutuklanması da bunun bir işareti diye okunabilir.
Milli Yol dergisi, tıpkı 27 Mayıs'ta tasfiye edilen Alparslan Türkeş'in yaptığı gibi, devletin dışına çekilerek orada örgütlenip, siyasi bir güce dönüştükten sonra devlet nezdinde yeniden "hüsnü kabul" görmeyi umanların bir girişimidir. Ancak, aynı suda iki kez yıkanmak mümkün değildir. Dramatik bir girişimdir ve bu ekibin başlı başına bağımsız bir siyasi güç olması çok zordur. Örneğin Milli Yol, MHP'nin bütününü değil, ancak kriminal ülkücüleri etkileyebilir. PKK'nın ateşkes kararına son vermesi, bu çevrelerde kendilerine yeniden görev düşeceği yönünde umut yaratmaktadır.
Eken hangi partiye gidecek?
Susurluk davasında yargılanan Özel Timci polisler ve ülkücü mafya çevreleri kirli savaşın ayak takımıdır. Korkut Eken ve İbrahim Şahin gibiler ise ancak bunların şefleridir. Asıl yönetici kirli savaş kadroları daha yukarıdadır. Onlar arasından sadece Mehmet Ağar'a dava açılabildi. Ağar tasfiyeye uğrasa da özel koşulların etkisiyle (Elazığ'daki gerici kitle desteği) gücünü korudu. Çiller döneminde Doğru Yol Partisi'ne (DYP) alınan kirli savaş artığı kadrolar (Hayri Kozakçıoğlu, E. Korg. Hasan Kundakçı, Ünal Erkan, Mehmet Ağar, E. Org. Doğan Güreş vd.) seçim yenilgisinin yarattığı dağılmanın da etkisiyle bu partiyi ele geçirdiler.
Bu nedenle Korkut Eken eğer bir siyasi partiye katılacaksa, tabanı ve orta-üst düzey kadroları bakımından daha fazla uyum sağlayacağı MHP'ye değil, DYP'ye katılabilir. Ancak o acele etmeyecek ve Milli Yol çevresinde güç toplamaya çalışacaktır. Kendisini cezaevi kapısında karşılayan tek genel başkan durumundaki Muhsin Yazıcıoğlu'nun Büyük Birlik Partisi (BBP) ise bir seçenek oluşturmuyor. Geçmişte, Güneydoğu'ya gidecek özel harekat polisleri için Nizam-ı Alem Ocakları'ndan kadro sağlayan ve bu yolla taraftarlarına "iş bulan" Yazıcıoğlu, bu davranışıyla Eken'e saygılarını sunmuştur. Ve bu davranış, BBP'nin bütün 12 Eylül eleştirisine karşın özünde faşist bir reflekse sahip olduğunu ortaya koyması bakımından önemlidir.
DYP'nin geleceği
Ağar'ın DYP liderliğini ele geçirmesi çok özel koşulların bir ürünüdür. Yolsuzluğa batmış, ülkeyi ekonomik ve toplumsal krizin içine sürüklemiş eski siyaset sınıfının 3 Kasım 2002 seçimlerinde halk tarafından tasfiye edilmesiyle oluşan boşluk, Ağar'a böyle bir şans sunmuştur. Ancak, geleneksel olarak Anadolu'da orta büyüklükteki muhafazakâr (İslamcı/dinci değil) sermaye çevrelerine ve tarım kapitalistlerine dayanan, bu kesimleri batıcı İstanbul burjuvazisiyle buluşturan DYP'nin bu liderlikle devam etmesi mümkün değil. Çünkü, böyle bir liderlik ve kadro bileşimiyle DYP'nin merkez sağda bir iktidar seçeneği oluşturması çok zor. Türkiye elitinin dışladığı, adı mafya ve kirli operasyonlarla birlikte anılan Ağar'ın iktidarına evet denme olasılığı yok.
Bu nedenle, AKP hükümeti gerilemeye ve Türkiye'nin ufkunda bir seçim olasılığı belirmeye başladığında DYP'nin geleneksel kadroları harekete geçecektir. Ağar'ın uzun süre bu partinin başında kalması zordur. Eğer kalırsa, bu parti Demokrat Parti (DP) - Adalet Partisi (AP) geleneğinden tamamen koparak başka bir şey olacak ve daha da küçülecektir.
Dolayısıyla Korkut Eken ve arkadaşlarına orta ve uzun vadede DYP'de de bir siyasi gelecek yoktur. Aslında önümüzdeki MHP kongresinde Ramiz Ongun gibi "gelenekçi" isimler D. Bahçeli'yi devirebilirse eğer, bu kadronun "rahat edebileceği" doğru adres MHP olabilir. Fakat onlar acele etmeyecekler ve güç toplamaya çalışacaklar. Devlet tarafından ekilen Korkut Eken'in seçenekleri sınırlı. Seyhan Büyükanıt’a ilginç mektup:
Cavit Polat adlı Alevi bir vatandaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a bir yazı göndererek, CHP’li Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarının nedeni konusunda şok iddialarda bulundu
Cavit Polat adlı Alevi bir vatandaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’a bir yazı göndererek, CHP’li Kılıçdaroğlu’yla ilgili skandal iddialarda bulundu. Polat’ın iddiasına göre, TSK’dan atılmaları beklenenler Alevi kökenli subaylardı. Bunun gerçekleşmesiyle, “Cumhurbaşkanı ve hükümet irticacı değil, Alevi subayları ordudan attırdı” propagandası yapılarak, Aleviler harekete geçirilecekti.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun son YAŞ toplantısında ihraç kararı çıkmamasından ötürü Genelkurmay’ı hedef alan açıklamalarının yankıları sürerken, Alevi bir vatandaştan şok iddialar geldi. Cavit Polat adlı Alevi bir vatandaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a bir yazı göndererek, CHP’li Kılıçdaroğlu’yla ilgili skandal iddialarda bulundu. Polat’ın iddiasına göre, TSK’dan atılmaları beklenenler Alevi kökenli subaylardı. Bunun gerçekleşmesiyle, “Cumhurbaşkanı ve Hükümet irticacı değil, Alevi subayları ordudan attırdı” propagandası yapılarak, Aleviler harekete geçirilecekti.
Ancak YAŞ’tan ihraç kararı çıkmayınca oyun bozuldu.. Cavit Polat bir sayfalık yazısında, Büyükanıt’a şöyle seslendi: “Saygıdeğer Generalim, bilindiği gibi Türk ordusu mensupları içinde disipline uymayan kişiler, meslekten atılırlar. İlk defa bu Askeri Şûra Toplantısı’nda hiçbir kimse meslekten atılmadı. Bu nedenle, CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu adlı kişi, sizi ve Türk ordusunu ağır bir şekilde karaladı. Kemal Kılıçdaroğlu, Tuncelilidir. Kılıçdaroğlu, Zaza’cı, Kürt/Alevi’ler tarafından çıkarılan ‘Kırkbudak’ adlı derginin de 25 ortağından biridir. (Dergi üç ayda bir yayınlanıyor).”
“ATILMALARI BEKLENENLER ALEVİ SUBAYLARDI”
Alevi vatandaş yazısının devamında şunları kaydetti: “Saygıdeğer Generalim, bu yıl Türk Ordusu’ndan atılması beklenen kişiler, 2005 yılında MİT tarafından izlenerek ilgili yerlere bildirilen, İstanbul Yeni Bosna Cemevi’nde toplantılar yapan Alevi kökenli Hava Harp Okulu talebeleri ve bir kısım subaylardı. Ayrıca Ankara’da Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda da yine Alevi olduğu söylenen bir kısım örgütlü oldukları iddia edilen subaylardı.. Sözde Kürt/Alevi olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu adlı kişi, nasıl olupta Alevi (Büyük ihtimalle bu askeri kişiler de Kürt/Alevidirler) kişilerin Ordu’dan atılmadıkları için Genelkurmay Başkanı’nı ve Başbakanı suçlayabiliyor? Saygıdeğer Generalim bu işte bir MİT yeniği mi vardır, yoksa bit yeniği mi? Beni bu konuda aydınlatırsanız, memnun olacağım. Yanıt verilmesi dileğimle, gereğini izinlerinize saygı ile arz ederim.”
Çavuş Bu dava nasıl sonuçlandı, bilen var mı?..Varsa, lütfen yazsın!..İşte o dava: TSK’da 5 askere ‘görevi suistimal’ davası!..
Generaller hakkında açılan ceza davaları devam ederken ilk kez bir kuvvet komutanı hakkında “mahkeme kararını uygulamayarak görevini kötüye kullandığı” iddiasıyla manevi tazminat davası açıldı. Emekli Albay Osman Yıldırım, Hava Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Halil İbrahim Fırtına hakkında 50 bin YTL’lik manevi tazminat istemiyle dava açtı.
Hava Harp Okulu’nda Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yaparken komutanlık görevine atanan ve daha sonra da Ankara’da Hava Lojistik Komutanlığı Satınalma ve Muayane Komutanlığı Başkanlığı’na atanan Hava Yüksek Mühendis Albay Dr. Osman Yıldırım, Hava Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ile birlikte İzmir Hava Eğitim Komutanı Korgeneral Erol Ortaç, Hava Kuvvetleri Personel Daire Başkanı Tuğgeneral Hasan Küçükakyüz, Tuğgeneral Mustafa Çotuksöken ve Kurmay Albay Kubilay Selçuk’u da dava etti. Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan davada Fırtına ve diğer davalıların ‘mahkeme kararını uygulamamak’ suçunu işledikleri iddia edildi. Davanın ilk duruşması 3 Mayıs tarihinde yapılacak. Orgeneral Fırtına ve diğer davalılardan 50 bin YTL manevi tazminat isteyen Emekli Albay Yıldırım, dava dilekçesinde, “Hava Harp Okulu’nda Elektronik Mühendislik Bölüm Başkanlığı görevindeyken Hava Harp Okulu Komutanlığı görevine 2004 yılında, 2004-2005 yılında da bu görevden Genelkurmay Başkanlığı Sağlık Komutanlığı Bakım Onarım Fabrika Müdürlüğü görevine, bu görevden de Hava Lojistik Komutanlığı Satınalma ve Muayene Komutanlığı Başkanlığı’na atandığını, son atandığı görev yerinin ise Ankara” olduğunu bildirdi.
Son karar Özkök’te!
Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’nin Fırtına hakkında ‘görevi suistimal’ iddiasıyla soruşturma açıp açmayacağı önümüzdeki günlerde belli olacak. Yıldırım’ı mahkeme kararına rağmen göreve başlatmayan Fırtına’nın ‘görevi suistimal’ suçunu işleyip işlemediğine ve Fırtına hakkında soruşturma açılıp açılmayacağına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök karar verecek. Özkök, Fırtına hakkında soruşturma açılmasına vize verirse, ilk kez bir Hava Kuvvetleri eski komutanı yargı önüne çıkmış olacak. (evrensel)Rauf Can Okan Önce Tekris, Sonra Tövbe ve İntisap!..Subaylar Hacıbektaş'ta...7 Haziran 2004'te Anadolu Ajansı kısa bir haber geçti abonelerine. Başlık şöyle: "Subaylar Hacıbektaş'ta".
Haberin spotlarına göz atalım: "Hacıbektaş Belediye Başkanı Selmanpakoğlu, Korgeneral Dursun Bak'ın başkanlığındaki subaylara brifing verdi.", "Korgeneral Bak: Bizler de ülke genelinde siyasete atılmalıyız. Ülkemize hizmetin çeşitli alternatif yolları bulunmaktadır. Ali Rıza Paşa'mız bir ilki gerçekleştirmiştir."
Gerçekten de Ali Rıza Selmanpakoğlu bir ilki gerçekleştirmiştir. Emekli olduktan sonra CHP'den belediye başkan adayı olmak istemiş; ancak partinin konuya sıcak bakmaması nedeniyle bağımsız aday olarak siyasete atılmıştır. Böylece halkın desteğini alarak Hacıbektaş belediye başkanlığı yapan ilk paşa unvanını kazanmıştır.
CHP'nin Ali Rıza Bey'e soğuk davranmasının bazı nedenleri olduğu iddia edilmişti. 1970'li yıllarda Doğu Perinçek'in başını çektiği Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi'nin iki üsteğmen sanığından biriydi o. Yani Selmanpakoğlu, öteden beri siyasetin uzağında değildi. Hatta iddianameye göre "devrimci subaylar" adlı bir örgüte mensup olmakla suçlanıyordu. Neyse ki bu badireleri aştı ve mesleğinde yükseldikçe yükseldi. 28 Şubat sürecine girildiğinde o dimdik ayakta, görevinin başındaydı. 2000 yılında emekli olduğunda tuğgeneral rütbesi taşıyordu...
Emekliliğin tadını çıkarma yerine Selmanpakoğlu, siyasete atıldı. İyi de oldu. Başkan seçildi. Her yıl düzenlenen Hacı Bektaş'ı anma törenlerinin ev sahibi oldu. Emekli askerlerin siyasete atılabileceğini, hatta bu yolda başarı elde edilebileceğini gösterdi. O yüzden Korgeneral Dursun Bak "Ali Rıza Paşa'mız bir ilki gerçekleştirmiştir." diyor.
Aslında tevazu gösteriyor Korgeneral. Çünkü asıl bir ilki gerçekleştiren kendisi. Düşünsenize Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanı sıfatı taşıyan bir Paşa'mız, 149 subay ve eşiyle bir belediye başkanını ziyaret ediyor. Başkanın Hacıbektaş Kültür Sitesi'nde verdiği brifingi dinliyor. Brifingde emekli Paşa'mız, Hacı Bektaş-ı Veli'nin 13. yüzyılda verdiği mesajları dile getiriyor. AA'ya göre "Hacı Bektaş-ı Veli'nin insanlığa verdiği mesajların bugüne de ışık tuttuğu" ifade edilmiş. 149 subay ve eşinin katılımıyla gerçekleştirilen törenin sonunda Korgeneral Bak, Selmanpakoğlu'na Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın şildini takdim etmiş... Duygulu anlar yaşanmış olmalı o esnada...
Gazeteler geniş yer vermedi, televizyonlara geniş bir haber konusu olmadı bu ziyaret. Aslında ilginç bir haber sayılmalı ve belki devamı da beklenmeli. Komutanlar, subaylar ve eşleri bazı belediyeleri ziyaret ediyor, yöneticilerden sıcak bir ortamda brifingler alıyor, onlara şiltler veriyor; kamuoyu bu tür faaliyetleri merak etmez mi?
Unutmadan söyleyeyim; siyasetçiler Hacıbektaş ile ilgili hatalar yaptı. Hacı Bektaş-ı Veli'yi anma toplantısına katılmayan politikacı kalmadı neredeyse. Doğru bir tercihti bu. Ancak başta Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer olmak üzere Hacıbektaş'ta boy gösteren devlet erkânı, iş Mevlana etkinliklerine gelince ortada gözükmedi. Oysa Mevlana da 13. yüzyıldan insanlığa ışık saçan kültürel bir figürdü...
Yusuf Aköz Önümüzdeki günlerde İstanbul'da başlayacak AFRİKA ÜLKELERİ ZİRVESİ çok çok çok önemli bence de. Aslında şu PEKİN Olimpiyatlarından çok daha önemli Türkiye için..Şimdi herkes OLİMPİYATLARA HAZIRLANIR GİBİ bu zirveye hazırlanmalı...Her ülke için tanıtım programları, fuarlar olmalı..TV'ler canlı yayınlamalı..Zirve kapsamında çok sayıda panel, sempozyum, açıkoturumun yanısıra; sosyal, kültürel etkinlikler de olmalı..Spor, sanat, müzik gösterileri de olmalı...Hükümet, devlet, STK'lar..Çok iyi hazırlanmalı bu zirveye..Hiçbir terör eylemi, savaş, kriz buna engele olamamalı..Bu engellere takılıp kalmamalı..Peşinden de mutlaka LATİN AMERİKA ZİRVESİ gelmeli..Türkiye; 2005 Yılını AFRİKA, 2006 Yılını da Latin Amerika Yılı ilan etmişti..Ama bugüne kadar üzerine yeterince eğilinemedi..Bir de Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan ve Sayın Dışişleri Bakanları ayrı ayrı herbir AFRİKA ülkesiyle yakından ilgilenmeli..Epey zamandır ertelenen AFRİKA ve Latin AMERİKA ülkeleri gezi ve ziyaretlerini bir an önce gerçekleştirmelidirler...Ufuk Aktaş Ergenekon'dan gözaltında Behiç Gürcihan ile babası e. general Ali İhsan Gürcihan'ın web sitesinden bir anons: Yeni Harman Dergisi Yayın Yönetmeni Kutlu Esendemir, acikistihbarat.com yazarı, gazeteci Fatma Sibel Yüksek ile konuştu. İslamcı medyanın, Başbakanlığın ve AKP’nin sır kapılarını çok iyi bilen Yüksek, çok çarpıcı yanıtlarıyla Yeni Harman’a konuşuyor…
NOT: Kim bu ünlü(!) gazeteci-yazar yahu hiç adını sanını daha önce duymadım.Engin İldeniz ERKE mi, ERKEN-İKON mu?..Ne olduğunu hala tam anlayamadığımız Yüzyılın Türk Buluşu(!)Erke Araştırmaları ve Mühendislik AŞ’nin devri daim makinesi geliştirdiğine ilişkin toplantısına eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, emekli orgeneraller Necati Özgen, Kemal Yavuz ve Fikret Boztepe ile emekli korgeneral Köksal Karabay ve eski Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş katılmıştı. Firma, bir kuvvet makinesi olan Erke’nin sınırsız elektrik üretme yeteneği bulunduğunu ve tüm taşıtlarda kullanılabileceğini ileri sürmüştü. Peki bu ERKE'nin Danışmanı kimdi?.. Çetin Uğural Paşa!..Çetin Uğural Paşa; 118. Dönem(28 Temmuz 1976) Kara Harp Akademisi mezunu..Sınıf arkadaşları kimler peki?..Hurşit Tolon(İstanbul), Yıldırım Türker(Sarıkamış), Nejat Eslen(İzmit), Köksal Karabay(Sivrihisar, Çuvalcı Paşa), Artan Perinçek(Sinop), Hasan İğsiz(İstanbul), Erdal Ceylanoğlu(Van), Cafer Coşkun(Sivas), Çetin Uğural(Sivrihisar), Rıza Küçükoğlu(Karaman. Şu an TESUD Başkanı), Çetin Çınar(Sivas), Orhan Ölmez(İstanbul)..Çetin Çınar'ın Ergenekon misyonercisi İlker Çınar'la, Orhan Ölmez'in yine Ergenekon kapsamında sorgulanan sanık Ölmez'le bir akrabalığı var mı, bilmiyorum..Ancak ERKE'ci Paşa'nın dönem arkadaşları sıradan değil yani..halit abi nerdesin abi şura sona erdi artık yeni yazılarını bekliyoruzFerhat Kaplama ABD'nin ve NATO paşalarının baskısıyla kapatılan ve yayınlarına son verilen ünlü web sitesi aloihbar.org; şimdi satışa çıkarıldı ve internet sayfalarında Türkçe ve İngilizce ilan verildi...İşte siteye, kapatılmadan önce iletilen ihbar mektuplarından birisi:
"Sayın Aloihbar.org yayıncısı,
Sizler gibi sağlıklı biri iken, iç güvenlikle ilgili riskli görevler almış bir askerim. Güneydoğu'da bıraktığım sağlığımla ilgili en küçük bir şikayette bulunmak veya vatanıma hizmet düşüncesiyle yaptığım görevler için sırtımın sıvazlanmasını beklemek için size yazmıyorum. Ülkemin bütünlüğü için vermiş olduğum onurlu mücadelenin hayatımın en anlamı kazancı olduğundan en küçük bir şüphem yok.
Ben sağlığımı neden kaybettiğimi çocuklarıma ve (bu yarım yamalak halimle o kadar yaşarsam) torunlarıma gururla anlatırım. Ancak biraz sonra anlatacağım durumu kimseye açıklayamam.
Bir arkadaşımın, "Aloihbar.org" isimli sitedeki ciddi ihbarları okumamı önermesi üzerine sitenize girdim. Bir iki dakika sonra Hava Pilot Kurmay Albay Özdilek ÖCALAN isminin Hava Kuvvetleri 4 ncü Üssünde yapılan bazı usulsüzlüklere karışanlar arasında olduğunu görünce gözlerime inanamadım.
Şu anda da PKK ile mücadelenin ön saflarında yer alan bazı arkadaşlarım birkaç yıl önce Hava Kuvvetlerinde PKK lideri Abdullah ÖCALAN'ın nüfus kaydını değiştiren bir akrabasını tespit ettiklerini ve ilgili makamlara durumu ilettiklerini bana anlatmışlardı. O zamanlar bunun öğrenilmesinden sonra böyle bir kimsenin Türk Silahlı Kuvvetlerde barınamayacağını, bir an önce bünyeden çıkarılacağını düşünmüştüm.
Ne kadar yanılmışım…
Albay ÖCALAN meğer Hava Kuvvetlerinin kıdemli bir Kurmay Albayı olmuş ve her nasılsa bu günlere kadar fark edilmeden gelmiş.
Silahlı Kuvvetlerin en tepesine aday olanların sahip olduğu "Kurmay" sıfatına sahip olan Albay Özdilek ÖCALAN bu kadar yıl kendini nasıl gizlemiş ve bu kişiye neden "dokunulmamış" ben anlayamıyorum.
Bu şahıs hakkında yaptığım araştırmada ulaştığım sonuçlar suratıma tokat gibi inmiştir; Albay ÖCALAN Çocuklarına kürtçe "Baran" ve "Berfin" isimlerini koymuştur.
"Aslına ihanet etmeden" orduda önemli bir rütbeye gelmiştir. Albay ÖCALAN'ın babası, tarihin kara lekesi Abdullah ÖCALAN'la akrabalıklarını gizlemek için nüfus kayıtlarını Urfa'nın Halfeti ilçesinden Elazığ'ın Sarıyakuplu köyüne aldırmıştır.
Dikkatli bir nüfus kaydı araştırması ile ortaya çıkarılan bu korkunç gerçeği ben anlamakta çok zorlanıyorum ve onuruma yediremiyorum. Biz yıllarca terörist başı Abdullah ÖCALAN gibilerin üzerimize saldırttığı hainlerle sağlığımız, hayatımız pahasına mücadele edelim, bölücü başı bir hainin kürtçülük yapan bir akrabası mensup olduğum şerefli orduda kurmay albaylık gibi önemli bir rütbeye gelmiş olsun!
Buna bilerek veya bilmeyerek kayıtsız kalanlara yazıklar olsun! Bizler canımız pahasına cepheye koşarken birileri çoktan altımızı kazmışlar. Ne kadar acı...
Saygılarımla."
Bir Gazi.
(www.aloihbar.org
Yazım: 09:22 EET - 16 Temmuz 2007)
Elmas Divitçioğlu Duayeni, eski bakanlardan Şahap KOCATOPÇU olan İstanbul'da bir vakıf. Genel Başkanı Akkan Suver...Yönetim kurulunda Ogan Soysal da var, Engin Köklüçınar da...Üyeleri arasında Atilla Ateş, İlhan Kılıç, Çetin Doğan, Necdet Timur, Fikret Özden Boztepe gibi emekli komutanların da bulunduğu Marmara Vakfı’nın Başkanı Akkan Suver, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’yi kurduğunda, vakıftan iki kişiyi partiye kurucu yaptığını söylüyor. Ayrıca, Alparslan Türkeş’in bir sahur vakti Necmettin Erbakan’ı darbe konusunda uyardığını dile getiriyor.
--------------------------------------------------------------------------------
Sekizinci cumhurbaşkanı Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nden inip siyasete gireceğini 1992’de İstanbul’da açıklarken seçtiği platform Marmara Vakfı’ydı. Tam adı “Marmara Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı” olan bu oluşum, sosyal demokrat çizgideki “Taksim toplantılarına” sağın alternatifi olarak 1985’ten beri faaliyetini sürdürüyor. Özal’ın 1980’lerde başbakan olarak gelip bir konuşma yaptığı ve başlangıçta Anavatan ve Doğru Yol Partisi’nden Ülkü Söylemezoğlu, Halil Şıvgın, Osman Özbek, Mustafa Öncel gibi politikacıların başkanlık yaptığı vakfa şimdi, Alparslan Türkeş zamanında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yönetiminde görev yapan gazeteci kökenli Akkan Suver başkanlık yapıyor.
Vakfın şuandaki üyeleri arasında eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlhan Kılıç, eski Jandarma Genel Komutanı Fikret Özden Boztepe, 1. Ordu eski komutanları Necdet Timur, Çetin Doğan, işadamları Şahap Kocatopçu, Hüsamettin Daniş, İsfendiyar Zülfikari, Hüsamettin Kavi, eski bakanlar Barlas Doğu, Ahmet Samsunlu, İlter Türkmen, öğretim üyeleri Sabih Tansal, İlter Turan, emekli büyükelçi Ertuğrul Kumcuoğlu gibi isimler bulunuyor.
Anılarını “Sarı Yapraklar Mevsimi” adlı kitapta toplayan Akkan Suver, İsrailli politikacı Şimon Peres’ten Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’e, Yunan politikacı George Papandreu’dan Rauf Denktaş’a kadar bölgesel liderlerle ilişkiler kurmuş bir isim. İçeride ise Celal Bayar’dan Süleyman Demirel’e, Alparslan Türkeş’ten Recep Tayyip Erdoğan’a kadar pek çok siyasetçiyle dostluklar geliştirmiş. Sağ siyaset geleneğinde Marmara Vakfı’nın ağırlığıyla ilgili olarak Akkan Suver, “Marmara Vakfı’nın değerini anlayan iki insandan biri rahmetli Özal’dır. Cumhurbaşkanlığını bırakıp sil baştan siyasete başlayacağını Taksim Marmara Oteli’ndeki bizim o toplantımızda açıkladı. Yepyeni bir parti kuracaktı. Özal’dan sonra, Vakfının dal budak salmasında Demirel’in hakkı inkar edilemez. Bu vakfın var oluşunda Süleyman Demirel’in büyük hakkı vardır.” diyor.
Türkeş’e gelen üç general
Erdoğan’ın, AK Parti’yi kurduğunda kapısını çaldığı kişilerden biri de Akkan Suver’di. AK Parti’ye kurucu yapmak üzere Suver’den üç isim ister: “Tayyip Bey büyükşehir belediye başkanı iken gelip vakıfta bir konuşma yapmıştı. Rauf Denktaş geldiğinde ona refakat etti. Siyasi harekete yönelince, bizimle beraber oldu. Bir toplantı yaptık, yemek yedik. Parti kuracağını, siyasete atılacağını söyledi. Bizim aramızdan da genel mali sekreter Fatih Saracoğlu ile mütevelli heyeti üyesi Caner Doğaneli’yi partisine kurucu üye olarak aldı. İstediği üçüncü arkadaşımız Cemil Öktem’di. Tayyip Bey ona da davet yaptı, o girmedi. Sayın Başbakan beraber çalışmak için beni de istedi. Ama ben sivil toplum hareketinin buradaki fonksiyonundan memnundum. 1998’de rahmetli Türkeş’in ölümünden sonra kendi isteğimle MHP’den ayrıldım. Buraya genel sekreter olarak döndüm ve başkan oldum. Siyaset bana göre bir şey değil.”
Suver’in anılarındaki en çarpıcı bölümlerden birini, 1997’de vefat eden eski MHP lideri Alparslan Türkeş’le yaşadıkları bir olay oluşturuyor. 1997 başında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in verdiği yeni yıl resepsiyonuna Türkeş’le birlikte gittiklerini belirten Suver, bu olayı şöyle anlatıyor: “Rahmetli Türkeş’in ölümünden üç, 28 Şubat sürecinden iki ay önceydi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Ankara’da yeni yıl resepsiyonu verdi. O zaman MHP’nin basından sorumlu genel sekreter yardımcısıyım. Türkeş’le resepsiyona beraber gittik. Resepsiyon sırasında bir ara bir köşeye çekildik. Yanımıza üç tane genç general geldi. Bunlar merhum Türkeş’e hayırlı yıllar diledikten sonra, ‘Efendim siz bir duayensiniz. Bu hükümete söylemiyor musunuz, 180 kilometre hızla duvara vuracaklar.’ dedi. Türkeş o anda bir şey söylemedi. Köşk’ten çıkışımızda arabada, ‘Tarih tekerrür ediyor’ dedi. Demokrat Parti milletvekillerinden Sait Bilgiç Türkeş’in Turancılık davasından arkadaşıydı. 1946’dan 1950’ye kadar 14 yıl boyunca Isparta milletvekiliydi. 1960’ta ihtilalden bir süre önce Türkeş, Said Bilgiç’e, ‘Sen Demokrat Parti’den istifa etsene’ diyor. Said Bey, ‘Niye istifa edeyim. Batan gemiyi fareler terk eder. Ben bu gemiyi terk etmem’ diyor. Aradan bir ay geçiyor, ihtilal oluyor. İhtilal olunca Sait Bey, Türkeş’e ‘En iyi arkadaşımsın, beni niye uyarmadın?’ diyor. Türkeş de ‘Daha nasıl uyarsaydım?’ cevabını veriyor. Köşk çıkışında bu olayı anlatıp ‘Tarih tekerrür ediyor’ dedi. Bir hafta sonra, Türkeş sahurda Erbakan’ın evine gitmiş. Ertesi gün, efendim dün akşam Erbakan’a gitmişsiniz dedim. ‘Evet gittim’ dedi. ‘Yahu bir şey olursa bunlar partileri kapatırlar, benim ömrüm bir daha parti kurmaya yetmez. Onun için gittim Erbakan’a, bu işten vazgeç, bu yolun sonu yok, sonunda hepimizi sıkıntıya sokacaksın dedim’ dedi.”
İlk gerillacı subay Turgut Sunalp
12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra tutuklanan Alparslan Türkeş’in bir an önce serbest kalması için çaba harcayan kişilerin başında Turgut Sunalp’in geldiğini aktaran Suver, “Turgut Sunalp’in emekli bir orgeneral, ve o zamanki ana muhalefet partisi olan Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin genel başkanı olarak askerler üzerinde bir ağırlığı vardı. Çünkü komuta kademesinin hepsi aynı dönemden eski arkadaşları. Hem cezaevinde ihtimam gösterilmesi için hem de tahliye olsun diye uğraşıyordu.” diyor. Acaba Türkeş-Sunalp yakınlığının temelinde ne vardı? Suver bunu şöyle anlatıyor: “Turgut Sunalp, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerilla alanında yetiştirdiği ilk subaydır. Gerilla yepyeni bir model. 1950’lerde Türkiye’nin ABD’de yetiştirdiği bir subay. Bu subayımızı teşkilat kurması için Kıbrıs’a yolluyorlar. 1960 ihtilali olunca, Demokrat Parti ile bağı olduğunu düşündükleri subayları emekli ediyorlar. Bunların içinde general de var, kurmay albay da. Turgut Sunalp’in ayrıldığı eşi, Demokrat Partili eski bakanlardan Mükerrem Sarol’un karısının kız kardeşi. Diyorlar ki, bu da onlarla ilişkili, bunu da emekli edin. Türkeş buna itiraz ediyor. ‘Kendinize gelin, bu kişi TSK’nın yetiştirdiği bir subay. Kaldı ki hanımından boşandı. Boşanmamış olsaydı dahi, o fikirlerle irtibatlı anlamına gelmez. Bu arkadaş bu konunun uzmanı. Onun yerine Kıbrıs’a göndereceğimiz ikinci bir adam söyleyin, onu gönderelim.’ diyor. Tabii bulunamıyor ve Sunalp’in emekliliği durduruluyor. Bir sabah Türkeş’in emir subayı içeri girmiş. Albay Sunalp geldi demiş. Sunalp içeri girmiş, ‘Sana teşekküre geldim, benim hakkımı müdafaa etmişsin, ama emeklilik dilekçemi vermeye geldim. Böyle rezil bir şey olmaz. Sen beni savunmuşsun, ama bunlar bana kulp takmışlar. Bunu onuruma yediremem.’ diyor. Türkeş de diyor ki, ‘Şu anda benim sıfatım senden üstün. Emrediyorum, en yakın saatte Adana üstünden birliğinin başına geçeceksin. Bu istifa dilekçeni yırt, ben burada olduğum müddetçe sana kimse dokunamaz ve dokunmayacak da.’ O kararlılık onun emekli albay Turgut Sunalp olacağı yerde, emekli orgeneral Turgut Sunalp olmasını sağladı. Sunalp bunu hiç unutmadı. Sonra aradan zaman geçti. Türkeş çıktı. O arada Sunalp’in partisi silinip gitti. Türkeş MHP’nin başına geçti, 20 milletvekili ile Meclis’e girdi ve bütün resmi toplantılarda Turgut Sunalp’i yanına oturttu, onu onore etti.”
Sadık Ahmet’in ölümü
Yunanistan’da Batı Trakya Türklerini Yunan parlamentosunda temsil eden Sadık Ahmet’in 1995 yılı temmuz ayında, Gümülcine’nin bir köyündeki sünnet düğününe giderken otomobilinin önüne çıkan bir traktörün çarpması ile hayatını kaybetmesi hâlâ tartışılıyor. Akkan Suver, bu olaydan kısa bir süre önce İstanbul’da Sadık Ahmet’in Denktaş ile yaptığı buluşmadaki ilginç bir konuşmayı şöyle aktarıyor: “Sadık Ahmet’i Türkiye’de platforma ilk çıkartan bendim. 1989 veya 1990’dı. Yeni milletvekili seçilmişti. Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Sadık Ahmet’in geldiğini söyledi, kendisi ile tanıştım. Arkadaşlığımız sürdü, ailecek görüştük. Bir gün Rauf Denktaş’la görüşmek istiyorum dedi. Denktaş’a söyledim. Görüşelim ama, kendisine sıkıntı verir. Bunu mahrem bir hale sokalım dedi. Şöyle bir şey kararlaştırdık. Denktaş İstanbul’a gelecek, Sadık Ahmet’e, ‘Düğün var, seni de şahit yaptık’ diyeceğiz. O da bu parola ile gelecek. Denktaş geldi, onu aradık geldi. O gün saat 17.00’de Harbiye Orduevi’ne geldik. O kadar gizli tutuldu ki, biz geldiğimizde kapıda nöbetçi bile yoktu. En üst kata çıkacağımızı söylemişlerdi. Çıktık, Denktaş bizi bekliyordu. Orada Sadık Ahmet’e nasihat etti. Senin durumun çok zor, sen benim gibi değilsin. Benim yanımda Türk askeri var, onlarla beraber yatıyorum, beraber kalkıyorum. Orada bana bir şey yapamazlar. Ama sen yılanla koyun koyunasın, dikkat et. Benim sana tavsiyem bir yere giderken iki araba ile git, yolda araban arıza yaparsa, lastiği patlarsa, hemen ikinci arabaya atla ve orayı terk et, hiçbir yere yalnız gitme, mümkünse eve adam al, evinde yalnız yatma dedi. Sadık Ahmet biraz gözü kara bir arkadaştı. Orada yalnız milletvekili değildi, bir hekim olarak sünnet de yapıyordu. Böyle bir sünnete çağırıyorlar. Tek başına mercedesine atlıyor, sünnete giderken bir traktörle çarpıştı. Ne olduğu belli değil. Orada vefat etti, gitti.”
Aliyev’in huzurunda oturamayan Yeltsin
Marmara Vakfı için Azerbaycan’ın ayrı bir önemi var. 1998’de Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev, vakfın davetlisi olarak İstanbul’a gelip Hilton Oteli’nde yaptığı konuşmadan sonra, Aliyev’e vakfın şeref başkanı unvanı verilmiş. Şu andaki Azerbaycan Devlet Başkanı oğul İlham Aliyev de vakfın onursal başkanı. Akkan Suver, geçtiğimiz ay yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde, Dışişleri Bakanlığı ile yaptığı görüşmelerle belirlediği 82 kişilik bir heyetle Bakü’ye gitti. Gazeteciler ve işadamlarının da bulunduğu heyette AK Parti’den üç, Cumhuriyet Halk Partisi’nden iki, ANAP’tan bir milletvekili, DYP’den iki genel başkan yardımcısı, emekli generaller vardı. Suver, “Biz Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine çok önem veriyoruz. Zira, Kıbrıs’ı saymazsak dünyada bizimle ilgilenen üç devlet var. Biri Pakistan, diğeri Bangladeş. Üçüncü ülke Azerbaycan. Ayrıca Azerbaycan’la aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Ermeni meselesinden dolayı. Ermeni soykırımı yalanı bir yanda, Karabağ’da yapılan vahşi katliam bir yanda.” diyor.
Akkan Suver, Azerbaycan eski devlet başkanı Haydar Aliyev’i anlatırken de ilginç bilgiler veriyor: “Gorbaçov da Haydar Aliyev de Politbüro üyesiydi. Gorbaçov Haydar Aliyev’den genç. Brejnev’in ölümünden sonra sıra Haydar Aliyev’e gelmiş. Diyorlar ki Haydar Bey sen buraya olmazsın. Büyük Rus dünyasının başına hem Türk hem Müslüman birinin gelmesine izin veremeyiz. Haydar Bey, o zaman ben de eşyalarımı topluyorum diyor. Peki diyorlar. O eşyalarını toplarken içeriye Yeltsin giriyor. Haydar Bey, Yoldaş Yeltsin otur diyor. Yeltsin başını kaldırıp ayakta durmaya devam ediyor; sizin huzurunuzda otaracak kadar rütbe sahibi değilim cevabını veriyor. Haydar Aliyev’in huzurunda oturamayan o yoldaş Yeltsin, gün geldi Rusya’ya devlet başkanı oldu. Tabii Müslüman da değildi, Türk de değildi.”
Peki, Aliyev’in sahip olduğu fakat Yeltsin’de olmayan bu rütbenin mahiyeti neydi? Suver anlatıyor: “KGB’den geliyor. KGB’nin içinde yükseliyorsunuz. Haydar Bey, en üst seviyeye gelmişti. Komünist Parti içindeki görevlerini yerine getirmiş, oraya kadar yükselmiş. Brejnev zamanında ikinci adamdı. KGB’nin ikinci adamıydı, ülkeyi KGB idare ediyordu. Brejnev’in ölümünden sonra devlet başkanlığı sırası ona geliyor. Gorbaçov ondan genç. Ama devlet başkanınnı 12 kişilik Politbüro heyeti seçiyor. Sıra benim, geleceğim diyecek hali yok. Aralarında ortak karar alıyorlar. Aramızdaki tek Türk ve Müslüman bu. Haydar Bey, Azerbaycan namına orada değil, büyük Rusya namına orada. Aslında Haydar Bey, bana göre bu çağın önemli devlet adamlarından biri. Kolay bir şey değil, onun yaptığı iş, oraya kadar yükselmek. Bakarsanız bölgede de önemli bir liderdi. Azerbaycan; Ukrayna, Kırgızistan olaylarına düçar kalmadı, çünkü Haydar Bey bir devlet kurdu. 70 yıl demir yumruk altında kaldıktan sonra devleti kurmak kolay değil.”
KGB generaliydimHaydar Aliyev’in KGB kariyeri bir Türkiye ziyaretinde de gündeme gelmişti. Havaalanında “Efendim Sovyetler zamanında KGB ajanı mıydınız?” sorusuna Aliyev, “Ben KGB ajanı değil, KGB generaliydim ve bana KGB ajanı diyenlerin patronuydum.” cevabını vermişti. Aliyev’in hayatındaki ilginç noktalardan biri de, Stalin döneminde nişanlı iken kayınpederinin muhalefetle ilişkili diye Stalin tarafından takip ettirilmesi. Nişanlısı, “Ayrılalım” deyince, Aliyev hayır cevabını veriyor ve nişanın süresini uzatıyor. Üstelik Stalin’in ölümüne kadar evlenmiyorlar. Eşine olan sevgi ve bağlılığı ömür boyu süren Aliyev, onun ölümünden sonra ikinci bir evlilik yapmayı hiçbir zaman düşünmüyor.
Son olarak Akkan Suver, Marmara Vakfı’nın günümüzdeki pozisyonunu şöyle anlattı: “Bir sivil toplum örgütü olarak Türkiye’yi temsilen Birleşmiş Milletler’in Sosyal ve Ekonomik Konseyine üyeyiz. UNESCO’ya üyeyiz. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT bizi görevlendiriyor. Bu yetkiyle 21 ülkede seçimlere gözlemci olarak katıldık.”
Osman Arkun Kürşat Başar'ın babası kontrgerilla çıktı...(Habervitrini: 09.10.2007):
"Meğer babam Özel Harpçiymiş, gazeteci olunca öğrendim."
Kürşat Başar'ın babası Çetin Başar da Özel Harp Dairesi'nde görev yapan subaylar arasında. 1960'lı yılların sonunda ve 1970'li yılların başında Özel Harp Dairesi'nin Kıbrıs'la ilgili çalışmalarını yürüten Başar, "Orhan Bey" kod adıyla 1974- 176 yılları arasında dairenin Kıbrıs'ta faaliyet yürüten gizli örgütü Türk Mukavemet Teşkilatı'nın da liderliğini yaptı. Hem Cihat Akyol hem de Kemal Yamak'ın başkanlığı döneminde dairenin eğitimlerden sorumlu olan Başar, Özel Harpçiler tarafından "Özel Harp Dairesi'ni kurumsallaştıran isim" olarak kabul ediliyor. Ordudan korgeneral olarak emekli olan ve daha sonra yaşamını yitiren Çetin Başar'ın oğlu Kürşat Başar babasının Özel Harpçi olduğunu nasıl öğrendiğini SABAH'a anlattı: "O dönemde ben ilkokuldaydım. Özel Harp Dairesi'nde değil Genelkurmay Başkanlığı'nda çalıştığını biliyordum. Babamın Özel Harp Dairesi'nde görev yaptığını galiba gazeteciliğe başladığımda öğrendim. Tam hatırlamıyorum. Ama medyada yer aldığım için Özel Harp Dairesi'ni az çok tanıyordum. Zaten bu kurumla ilgili söylenenlerin çoğununu doğru olmadığını düşünüyorum. Sonra Kıbrıs'a gittiğimde oradaki insanlar babamın yaptıklarını anlattılar. Orada ne kadar fedakâr işler yaptıklarını gördüm."
Kamuran Artam İBDA ve İBDA-C'nin beyni, danışmanı, yazarı..Çok ilginç bir İBDA'lı portre: Dr. Hakkı Açıkalın, 1963 yılında, eski büyük tüccarlardan bir baba ve Osmanlı Hanedanından bir annenin oğlu olarak, İstanbul-Ortaköy’de doğdu. Orta-lise öğrenimini, Saint-Benoit Fransız Lisesi’nde 1975-82 arasında tamamladı. Bu arada 1978'de, bir sosyalist-AEP'ci hareketle bağlantı içine girdi.
1984-90 arası; Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde lisans eğitimini tamamlayıp tıp doktoru oldu.
1991 Mayıs-1992 Nisan döneminde; Macaristan, Pecs Üniversitesi’nde Beyin-Sinir Cerrahisi ihtisasına başladı.
26 Ağustos 1992’de; Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda yeniden ihtisasa başladı ve 25 Ocak 1996’da; aynı bölümden Anatomi Bilim Doktoru ünvanıyla mezun olup, tıp doktorluğuyla beraber akademik doktor kimliği de kazandı.
1988, 89 ve 93'te Fransa, İsviçre ve İtalya'da çeşitli tibbî çalışma ve araştırmalar yaptı.
1993 ve 95'teki, iki Anatomi Kongresi'ne, iki orijinal ve kapsamlı bildiri sundu.
1993'te Dr. Meryem Açıkalın’la evlendi ve 1996 Eylül'ünde Türkiye'den ayrılıp Bükreş'e geçti. Burada hayatının kritik bir dönüm noktasını teşkil eden bir siyasî harekete dâhil oldu ve 1997 Ocak ayında bu teşkilatça Atina'ya görevli olarak gönderildi. Aynı siyasî hareketteki eşi 1998 Ekim’inde Kuzey Irak’ta kayboldu ve kendisinden bir daha haber alamadı.
1998 Mayıs’ında, mensubu olduğu siyasî hareketin bir yetkilisiyle şiddetli bir ideolojik-siyasî tartışmanın ardından, bu teşkilatla bağlarını büyük ölçüde kopardı.
1995 yılından bugüne, İBDA fikriyatı çizgisindeki dergilerde Coyotte (Kurt) müstear ismiyle ve aralıklarla makaleleri yayınlandı.
İsviçre'de ikâmet ediyor.
İlteriş Uzel Doğu Perinçek'in TALAT PAŞA KOMİTESİ; aslında bir DARBE KOMİTESİ miydi? DARBE KOMİTESİ; ERmeni Tasarısını bahane ederek yurtdışında, bilhassa İngiltere'de, görücüye mi çıkmışlardı?..Peki bu komitede kimler vardı? Bu komite çok önemli..İşte onlar, bakınız: http://www.fatihozcan.org/?open=icerik&icerikno=51Sunay Alpan Halit Bey, ERgenekoncu Ümit Sayın'ın ve Behiç Gürcihan'ın bilgisayarlarından mason listeleri de çıkmış. Bunları zaten açıkistihbarat yayınladı. Ancak son zamanlarda internet medyasına yansıyan İlhan Selçuk'un, Erdoğan Teziç'in, bazı rütbeli subayların Locada yaptıkları konuşmalar var. Halbuki sözkonusu mason listelerinde bu isimler yok..Bana öyle geliyor ki; Türkiye Masonlarının elinde, Emniyete intikal ettirmedikleri, ikinci bir liste; çok gizli bir liste daha var!..Çünkü Büyük Üstadın, yurtdışına bildirdiği Türkiye'deki mason sayısı; Emniyete bildirdiklerinin iki katı; yani 30 bin küsur!..Peki Türkiye Devletinden gizlenen 2. listede yer alan yaklaşık 15 bin VIP mason kimlerden oluşuyor?. Üst düzey bürokratlar, siyasetçiler, subaylar, diplomatlar, dinadamları, bilim ve sanat adamları mı?..İnternette, New York Times'ın elektronik arşivine girdim. Aşağıdaki yazıya ulaştım. Adresi, anonsu şöyle:
"TURKISH ENVOY ELEVATED; Inducted as 32d Degree Mason at Rockville ...
ROCKVILLE CENTRE, L. I., May 9 -- Selim Sarper, Turkish Ambassador to the United States, was inducted as a thirty-second degree Mason here this afternoon at ...May 10, 1953." THE PROBLEM. Selma Yürekli Harold Rhode Operasyonları: SSCB dağıldıktan ve bağımsız yeni Türk cumhuriyetleri ortaya çıktıktan sonra, Türkiye adeta AJAN akınına uğradı..Yıl; 1993-94-95..Ben o sıralar Ankara'da idim. Amerikan-İngliz-İsrail ekolü ayrı, Fransız ve Alman ekolleri ayrı ayrı çok özel toplantılar veya belli ölçüde halka açık sempozyumlar düzenliyorlardı. İşte o sıralarda tanıdım ben Kızıl Dani'yi..Ve o sıralarda tanıdım CIA-Pentagon Akil Adamlarını: Daniel Pipes, Richard Perle, Paul Henze, Graham Fuller, Harold Rhode...Bunların hemen hepsi Türkçe bilirlerdi, ama kolay kolay da konuşmazlardı. Fuller dışında. Fuller'e, o yıllarda Fethullah Gülen'i sormuştum. Adını duymadığını, tanımadığını söylemişti..Paul Henze, uzun boynu-iri yarı idi. Fuller'e göre daha soğuk, daha mesafeli idi..Toplantılarda mini digital fotoğraf makinesiyle fotoğraf alırdı..Harold Rhode ise, CIA ve ABD Dışişlerinden çok PEntagon adamı idi. Gazetecilere çok soğuk ve mesafeli idi. Kendini pek belli etmezdi. O da iri yarı, yaşlı, dev bir adamdı..Bizim Genelkurmay ve rütbeli subaylarla arası çok iyi görünüyordu..Özellikle NATO merkezli ABD ile ikili işler-ilişkiler, üsler, Türkiye'deki NATO örgütlenmesi, askeri ihaleler genelde O'ndan sorulurdu. Meğer bu Pentagon Lordu, Türkiye'yi eski Türkiye zannetmiş olmalı ki Dick Cheney, Michael Rubin, Zeyno Baran, Richard Perle'leri arkasına alarak Türkiye'de yeni bir askeri darbe hesaplarına girmişmiş..İlhan Selçuk'tan, TÜSİAD Başkanına, O'ndan Ergin Paşa'ya kadar bir nice insanı Dick Cheney'in odasına çekmeyi başarmış!..Ergenekonculara büyük umut vermiş..Ama artık köprünün altından çok sular aktı bayım!..ABD de artık eski ABD değil ve olmayacak!..Haydi başka kapıya!..
NOT: O yıllarda ABD'lilerin, CIA ve Pentagon adamlarının toplantıları genelde; Bilkent'te ve Bilkent Otel'de, ODTÜ'de, Hacettepe Beykent Rektörlük üst katında, Seyfi Taşhan'ın Dış Politika Enstitüsü'nde ve Ankara-Milli Kütüphanede olurdu..Bilkent'ten Dr. Hasan Ünal da, Prof. Hasan Köni de, Ersin Kalaycıoğlu da, Selçuk Akşin-Somel de toplantıların müdavimlerindendi..İZZET ATAMAN İnanılmaz bir gerçek: Hilmi Özkök Paşa ve Yaşar Büyükanıt Paşa; ERGENEKON'la aynı sınıftaydılar!...30 yıl önce-30 yıl sonra: Bundan tam 30 yıl önce, 25 Temmuzda İstanbul Kara Harp Akademisinden GELECEĞİN SUBAYLARI mezun oluyordu; 120. Dönem: Oğuz Kalelioğlu, Ergin Saygun, Adnan Tanrıverdi, Osman Pamukoğlu, Bahtiyar Türker, Aslan Güner, Vedat Ersin, Yüksel Özgür, Ali İhsan Gürcihan, Hüseyin Arı, Saldıray Berk, Halil Şimşek,S. Işık Koşaner, Bahtiyar Aydın, Şakir Önem, Muharrem Mete, Nevzat Bekaroğlu, Engin Alan, Armağan Kuloğlu, Necdet İpek, M. Kenzi Suner, Hikmet Ergin...İşte bu subaylar son 20 yılda Türkiye'ye damgasını vurdu. Gladyonun içinde-dışında-kıyısında yer alanlar, darbeci veya karşı darbeci tarafta yer alanlar...Ya diğerleri?..İşte 121. Dönem: Erol Özkasnak, Şükrü Sarışık, S. Nejat Seçkin, Selahattin Uğurlu, ETHEM ERDAĞI(sınıf birincisi), Atilla Şimşek, Hayri Kıvrıkoğlu, Bill William, Marcel Letter(ABD'li), Nejat Müldür, Erhan Çeliker, Doğu Silahçıoğlu, Ergin Yurttaş, M.T. Kavuncu, K. Uygur...122. Dönem: Yıldıray Berk, Aydemir Cülcüloğlu, İsmet Görgülü, Ahmet Berberoğlu, Necati Yüce, Yavuz ERTÜRK...119. Dönem: Korkmaz Tağma, Dursun Bak, T. Tamer Kumkale, A. Atilla Işık, Veli Yeniçeri...117. Dönem: Oktar Ataman, Fevzi Türkeri, İsmail Koçman, Akgün Odyakmaz, Kemal Yılmaz...118. Dönem: Hurşit Tolon, Yıldırım Türker, Nejat Eslen, Köksal KARABAY, Artan Perinçek, Hasan İğsiz, Çetin Uğural, Rıza Küçükoğlu, Çetin Çınar, Cafer Coşkun, Orhan Ölmez, Erdal Ceylanoğlu...116. Dönem: Necati Özgen, Altay Tokat, Erdal Özakıncı, Orhan Yöney, Eyüp Ersü, İbrahim Gülgeç, İbrahim Tülü, SERVET CÖMERT, Bülent Ecevit, Atilla Kurtaran...115. Dönem: Abdurrahim Saral, İlker BAŞBUĞ, Rafet Erinç, ŞENER ERUYGUR, Erol Tutal, Çetin SANER, OLTAN EVREN, Fethi Tuncel, Lyttle P. Hughes, Francis P. Buttler(ABD'li), C. Fikret Arat, Ayhan Özbek, Mehmet Vural, Suat Dicle, H. Özkan...114. Dönem: HİLMİ ÖZKÖK, Nahit Şenoğlu, Yılmaz Demiral, EDİP BAŞER, Kemal Yılmaz, Yalçın Koçak, Tamer Akbaş, YAŞAR BÜYÜKANIT, Ali Yalçın, Erdinç Türe, Baha Tüzüner, ERDOĞAN ERGENEKON...Çok enteresan!..Hilmi Paşa ile Yaşar Paşa aynı sınıfta ve EGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNE adını verdiği ima edilen paşa da aynı sınıfta! Paşa'nın adı da Başbakan'ınkiyle aynı!..Peki 113. dönem: Yılmaz ÇONGAR, Rasim Betir, Hasan MURATLI, Atilla Başaran, Sedat BATU, HASAN KUNDAKÇI, CUMHUR EVCİL, Hilmi Şengün, ÇETİN DOĞAN, AYTAÇ YALMAN, A. İhsan TÜRKKAN, Hüseyin Sezgin, ARAFAT BEYAZ, Özer SÜKAN...111.Dönem: İsmail Selen, Hüseyin Cevizoğlu, A. Rıza Köker, Hikmet Köksal, TEOMAN KOMAN, Atilla Ateş...112. Dönem: A. Fikret Atun(Kıbrıs), Zekai Doğanay...110. Dönem: İsmet Avşar(Ardahan), İ. Hakkı Özkan, Bahattin Karakaya, Necdet Timur, Rüstem Tümer, Fikret Özden Bozkaya, DOĞU AKTULGA, H. Doğan Saruhan, Muzaffer SEVER...109. Dönem: Doğan Bayazıt, Şahabettin Balkan, M. Hikmet Bayer, Yaşar Kök, Mümtaz Ün, O. S. Kilercioğlu, Hasan Satır, Kemal Yavuz...108.Dönem: Ecmel Kutay, Yılmaz Tokatlı, Baha Kadıoğlu, Mustafa Katırcıoğlu, S. Gökay, Sedat SEMERCİ, Nihat BENER...107.Dönem: Necati İkizoğlu, Hayri Ündül, Adnan Doğu, Sabri GÜNERİ, Rıza Bekin, Yılmaz TEZKAN, Turan ERTEM, HANEFİ KÜÇÜK...106.Dönem: Sabri Evren, İsmail Özdilek, Sıtkı Aydınel, Hulusi Sayın, Sedat İlhan, Orhan İleri..105.Dönem: Vehbi PARLAR, Vecihi ATAKLI(Erzurum), Erol Divitçioğlu, Alaettin GÜRTUNA(Samsun), KaDİR Atamert(Türk Gladyo'nun kurucusu Ali Daniş Karabelen'in damadı), İ. Hakkı KARADAYI, Sadettin Beygo, Tahsin TANLAK, Nihat BAŞKUT, Metin GÜRSOYTRAK, Fazıl Yüzbaşıoğlu, Kenan Güven...102.Dönem: Süreyya Yüksel, Muzaffer Özdağ, Şefik Ertem(Sivas), Kamil Karavelioğlu, Nezihi ÇAKIR, Nedim Düzgören, Nadir Savaşan, Orhan Türel, Ruhi SOYUYÜCE..(Bu dönemin mezun tarihi: 27 MAYIS 1960..İşte bu! Bu kadarı yeter! 1960'tan bu tarafa; Türk Gladyonun içinde-dışında birçok olaya imza atmış, NATO'nun en gözde subayları, mühim isimler!..Dönem dönem..Yorum size ait..Arman İlter ERGENEKON İDDİANAMESİNDE ADI GEÇENLER: Ergenekon iddianamesinde ne sanık, ne de tanık olmadıkları halde yüzden fazla kişinin adı geçiyor.
Aralarında devlet adamları, politikacılar, yüksek bürokratlar, TSK mensupları, işadamları, Üniversite öğretim üyeleri, medya mensupları, yazarlar, azınlıkların ruhani liderleri, eski solcular, Kürt liderleri, magazin dünyasının ve yer altı dünyasının ünlüleri var.
Bu ünlü kişilerin iddianamede ne sanık ne de tanık sıfatıyla yer almadıklarını söyledik ama, bu yüzden adları bir sürü karanlık olayla birlikte anılmış oluyor.
O zaman da, davaya “müdahil” sıfatıyla katılma hakları doğuyor demektir. Bu kişiler ve hayatta olmayanların yakınları davaya müdahil olmak isterlerse, Silivri Cezaevinin spor salonu hepsini almaya yetecek midir?
Bugüne kadar herkes sanıklardan veya tanıklardan söz etti, biz de buna iddianamenin mağdurlarını ekliyoruz. İşte ne sanık ne tanık olmadığı halde iddianameye girmişlerden bir kısmının listesi:
Mustafa Kemal Atatürk, Turgut Özal, Kenan Evren, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Hüsamettin Cindoruk, Tevfık Diker, Erkan Mumcu, Bülent Tanla, Abdüllatif Şener, Binali Yıldırım, Ali Müfit Gürtuna, Mehmet Ali Bayar, Ufuk Söylemez, Necdet Menzir, Hayri Kozakçıoğlu, Mehmet Ağar, Meral Akşener, Sedat Bucak, Rauf Denktaş, Kamran İnan, Ülkü Gökalp Güney, Enis Öksüz, Kemal Anadol.
Yaşar Büyükanıt, İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Muhittin Fisunoğlu, Doğu Silahçıoğlu, Sabri Yirmibeşoğlu, Çevik Bir, Aytaç Yalman, Teoman Koman, Atilla Ateş, Osman Pamukoğlu, Erdal Ceylanoğlu, Celal İğsiz, Hasan Kundakçı Necdet Üruğ, Necdet Öztorun, Adnan Ersöz, Kemal Kayacan, Memduh Ünlütürk, Suphi Karaman, Cem Ersever.
Vural Savaş, Sabih Kanadoğlu, Tülay Tuğcu, Ali Bardakoğlu, İlter Türkmen, Şükrü Elekdağ, Coşkun Kırca, Sönmez Köksal.
Mehmet Haberal, Hasan Eren, Yalçın Küçük, Erdoğan Teziç, Kemal Gürüz, Türkan Saylan, Necip Hablemitoğlu.
Rahmi Koç, İnan Kıraç, Aydın Doğan, Turgay Ciner, Mehmet Emin Karamehmet, Özdemir Sabancı, Bülent Eczacıbaşı, Gürbüz Çapan, Korkmaz Yiğit, Erol Aksoy, Bekir Kutmangil, Uzanlar, Nesim Malki, Mümtaz Zeytinoğlu, Murtaza Çelikel, Cemal Reşit Eyüboğlu.
Fener Patriği Bartalomeos, Ermeni Patriği Mutafyan, Rahip Andrea Santora, Hırant Dink.
Sönmez Köksal, Mikdat Alpay, Adil Serdar Saçan, Hanefi Avcı (tanık), Korkut Eken, Yavuz Ataç, Hiram Abas, Mehmet Eymür Hüseyin Kocadağ, Bülent Orakoğlu.
Mesud Barzani, Celal Talabani, Abdullah Öcalan, Murat Karayılan, Cemil Bayık, Şemdin Sakık, Kesire Yıldırım, Kemal Burkay, Ahmet Türk, Osman Baydemir, Sebahat Tuncel, Akın Birdal, Mehdi Zana.
Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal, Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök, Oktay Ekşi, Sedat Ergin, Güneri Civaoğlu, Bekir Coşkun, Enis Berberoğlu, Oya Berberoğlu, Mehmet Ali Birand, Uğur Dündar, Ali Kırca, Mehmet Barlas, Serdar Turgut, Fikret Bila, Derya Sazak, Yaşar Nuri Öztürk, Taha Akyol, Sami Kohen, Erdal Sağlam, Ayşe Arman, Güngör Mengi, Ruhat Mengi, Tufan Türenç, Ercan Kumcu, Cüneyt Ülsever, Soner Yalçın, Fatih Altaylı, Mustafa Mutlu, Deniz Gökçe, Zülfü Livaneli, Metin Münir, Can Ataklı, Sedat Sertoğlu, Leyla Umar, Mehmet Tezkan, Umur Talu, Yalçın Peşken, Meral Tamer, Mehmet Ali Kışlalı, Murat Yetkin, Asaf Savaş Akat, Okay Gönensin, Engin Ardıç, Fehmi Koru (ve Taha Kıvanç), Hasan Cemal, İsmet Berkan, Murat Belge, Haluk Şahin, Tuncay Özkan, Behiç Kılıç, Mete Akyol, Mehmet Ali Ilıcak, Aslan Bulut, Gülay Göktürk, Nuri Çolakoğlu, Faik Bulut, Cengiz Çandar, Nazlı Ilıcak, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Can Dündar, Murat Bardakçı, Coşkun Aral, Hadi Uluengin, Gülgün Feyman, Melih Meriç, Kürşat Bumin, Ali Bayramoğlu, Ali Bulaç, Turan Aklan, Hasan Yalçın, Doğan Duyar.
Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga, İbrahim Kaypakkaya, Paşa Güven, Dursun Karataş, Bedri Yağan Mustafa Duyar.
Yaşar Kemal, Orhan Pamuk.
Nükhet Duru, Nuri Sesigüzel, İbrahim Tatlıses, Erol Simavi, Sibel Can, Gülben Ergen, Sezen Aksu, Emel Sayın, Ayman Artun, Lüks Nermin, Terzi Mualla, Kenan Kalav, Turgut Demirağ, Leyla Sayar, Rüçhan Çamay, Emel Müftüoğlu.
Alaattin Çakıcı, Hadi Özcan, Nuri Ergin, Vedat Ergin, Ayhan Çarkın, Ziya Bandırmalıoğlu, Nasrullah Ayan, Ali Fevzi Bir, Abdullah Çatlı, Yaşar Öz, Mehmet Ali Ağca, Ogün Samast, Yasin Hayal, Erhan Tuncel, Alpaslan Aslan.
(odatv)İZZET ATAMAN Hey gidi yıllar, heyyyy!..30 YIL ÖNCE-30 YIL SONRA: Dönem Arkadaşlarının Kaderi...30 yıl önce 25 ve 27 Temmuz tarihlerinde(1978'de), Kara Harp Akademisinden GELECEĞİN SUBAYLARI mezun oluyordu..Şimdi işte o yıllara gidelim ve dönem arkadaşı o mezunlara şöyle bir bakalım: (120. Dönem: 25 Temmuz): Oğuz Kalelioğlu(İzmit), Halil Şimşek(Fethiye), Ergin Saygun(İstanbul), Osman Pamukoğlu(Gebze), Hüseyin Arı(Konya), Ali İhsan Gürcihan(İstanbul), Bahtiyar Türker(Hopa), Adnan Tanrıverdi(Konya), Saldıray Berk(Erzurum), Aslan Güner(Trabzon), Vedat Ersin(İstanbul), Yüksel Özgür(Veli Küçük Paşa'nın dostu)(Bursa), Bahtiyar Aydın(Giresun), Nevzat Bekaroğlu(Hopa), Muharrem Mete(Erzincan), Şakir Önem(Ordu), Hikmet ERGİN(Ankara), M. Kenzi Suner(Akşehir), Necdet İpek(Bursa), Armağan Kuloğlu(Bursa), S. Işık Koşaner(İstanbul), Engin Alan(İstanbul)...(121. Dönem: 27 Temmuz 1978): Erol Özkasnak(Çorum), Şükrü Sarışık(Konya), S. N. Seçkin(Gerze), Selahattin Uğurlu(Balıkesir), Erhan Çeliker(Niğde), Hayri Kıvrıkoğlu(Bilecik), Ethem ERDAĞI(Erzincan), Atilla Şimşek(Kırşehir), Sami Emirhan(Sivas), Doğu SİLAHÇIOĞLU(Trabzon), Nejat MÜLDÜR(İstanbul), A. Baki Üstündağ(Erzincan), Ergin YURTTAŞ(İstanbul), K. Uygur(İstanbul), M. Tuncay Kavuncu(Malatya), Bill Williams ve Marcel Letter...Cahit S. Tutum Ergenekon Soruşturma ve Dava Dosyasında; Giritli EMİN ÇÖLAŞAN ile yakın akrabası, yeraltı bağlantılarıyla bilinen Hüsamettin Cindoruk ve Çölaşan'ın İSRAİL-MOSSAD dostu, samimi mason arkadaşı ERCAN ÇİTLİOĞLU neden yok?..Ulusal Kanal; Mayıs ortalarında Çöaşan ile röprtaj yapmış. Merak edenler bakabilir..İlginç bilgiler içeriyor..Bir de Prof. Ümit Özdağ'ın başkanlığını yaptığı Ergenekoncuların, daha doğrusu Veli Küçük'lerin olarak bilinen 21. Yüzyıl Enstitüsü Vakfında bir e. general var: Alaettin Parmaksız..Kim bu paşa, tanıyan var mı? Nasıl birisi?Hakim Yüceltan Off, offff!...İnsanlarımız ne kolay ölüyor..Selden, sudan, havadan sebeplerle...İnsan canı, sudan ucuz çünkü..Türkiye'de dindarlar; hatta tarikat ve cemaatler son yıllarda lüks-konforlu bina, yurt, okul yarışına girdiler..Caka satmaya başladılar..Para devşirip binaya yatırım yapmak "en ideal hizmet" oluverdi..Sıradan insanlar ise bu tarz hizmetten soğudu, dini hizmet anlayışlarından tiksinir hale geldi..Paralı insanların kendini bulabildileri ve ifade edebildikleri bir materyalist hizmet anlayışı bu!..Paran yoksa öl, cehenneme git, gözüme görünme dercesine!..Ama kaliteli, nitelikli, çağı anlayan, donanımlı insan yetiştirme konusunda ciddi eksiklikler var!..Bir de en dindar görünen kişiler dahi; hiç ölmeyecekmiş gibi çakırkeyf dünyayı yaşama arzusuna düştüler...Denizler, oteller, moteller, lüks arabalar, yatlar, katlar!...Hani, her şey hizmet içindi?..Nedir bu Cenneti dünyada yaşama arzusu?..Hani, yaşamak değil, yaşatmak için vardık?..Şu rezilce ve çok kolay ölen-öldürülen mülteciler vicdanlarınızı sızlatmıyor mu?..Hemen hepsi de İslam ülkeleri insanları..Bakın Türkiye'ye..Son 1o yılda trafik kazalarında tam 35 bin kişi ölmüş..Avrupa ülkelerine göre, 10 kat daha fazla..Bu kazalar niçin oluyor? 1-Alkollü araç kullanmaktan. 2-Aşırı hızdan ve hava atmaktan, 3-Dikkatsizlik, hatalı sollamadan. 4-Araçların ve yolların bakımsızlığından...Peki bunlar önlenemez mi?..Elbette, ama..Şöforlarımız her yıl; binlerce kişinin katili oluyor..Ama devlet, bütçeden yatırımı hep askere, terörle mücadeleye ayırıyor..Aslında sosyal-kültürel-ekonomik tedbirler alınsa bu mücadeleye de gerek kalmayacak..Sanki birileri üzerimizde psikolojik, biyolojik, kimyasal, hatta nükleer savaş yürütüyor. 1-Deli danadan ölenler. 2-Kuş gribinden ölenler. 3-Keneden ölenler..Nedir bu? Ne yazık ki ne üniversitelerin, ne de Hükümetin ve devletin ilgili birimlerinin bu konularda ciddi, yeterli, kapsamlı hiçbir araştırması yok..Şu rezalete bakın; keneden her gün birkaç kişi ölüyor; kimseden ciddi tepki yok, önlem yok..Ormanlarımız göz göre göre yanıyor!..Sigaradan, piknik ateşinden, dikkatsizlikten, tarla-arsa açmak açgözlülüğünden!..İşte Antalya ve diğer yerler...Köyler, evler, insanlar, hayvanlar, doğa; insanlık yanıyor!...Biz ise, TV'lerimiz ise tutturmuş çakırkeyf eğleniyor, dans ediyor, dans-şarkı-türkü yarışmasıyla bütün günümüzü, gücümüzü harcıyoruz...Bu ne gaflet, bu ne ihanet böyle?..Neden ormanlarımız, denizlerimiz, göllerimiz,, nehirlerimiz için seferber olmuyoruz?..Düşünebiliyor musunuz Sakarya Nehri, Beyşehir Gölü kurumuş; ama umurumuzda değil!..Varsa-yoksa siyasi polemikler, gevezelikler, boş laiklik-rejim tartışmaları!..Topraklaımız, doğamız zehirleniyor; KANSER vakaları çığ gibi artıyor..Bilinmeyen yeni ölümcül hastalıklar çıkıyor!..Kendimizi salıvermişiz gidiyor!..Nedir bu perişanlık, umursamazlık?..Varsa-yoksa siyasi polemikler, boş rejim-laiklik tartışmaları!..Ben Zonguldak-Çaycuma'dan yazıyorum. Bu ilçenin içinden her gün zehir akıyor! Şimdi askeriyeye devredilen SEKA'nın pis-zehirli atıkları akıyor açıktan..Leş kokusundan daha beter bir koku her saat başı ilçeye yayılıyor!..Ama kimse de bir tepki yok!..Çaycuma Kaymakamı, Belediye Başkanı, STK'lar, siyasi parti temsilcileri ve ilçenin zenginleri; bu rezalete sadece bakıyor, seyrediyor!..Nedir bu gaflet ve aymazlık?..Yemyeşil köylerimiz, ilçelerimiz, kentlerimiz ne hallere geldi?..Köylerimiz, köy evlerimiz-tarlalarımız bakımsızlıktan tarlaya, bataklığa dönüştü!..Gidin bir Türkiye'nin köylerine; gözyaşlarınızı tutamazsınız!..Sanki SAVAŞ sonrası manzaraları!..Perişan!..Köylerde sadece kimsesiz yaşlılar kalmış!..Şimdi Türkiye'de insan ne kadar ucuz, neden bu kadar ucuz, bir kere daha soralım ve artık aklımızı devşirelim!..Hükümet var..Devlet var..Ama insan sefaleti manzaraları korkunç!..İnsanın, kene kadar değeri yok!..Bu kenelerin Deniz Baykal'ı, R. Tayyip Erdoğan'ı ısırmasını mı beklemeliyiz?..
NOT: Türiye'de araç ve gereçlerin, elektronik cihaz ve makinaların, sistemlerin YEDEKLEMESİ yok, ya da çok az! Çoğu kurumda bu böyle..Bakımı çok az!..Fabrika, atölye, makina, otomobil bakımı; sanki angarya, masraflı iş!..Musibet başa gelince ağlaşıyoruz!..Askeri araçların çoğu da Nuh gününden kalma..Ordumuzun, en kısa zamanda modernizasyona girmesi lazım..Generallerin malikhaneleri aşırı lüks, yaşamları son derece konforlu; ama askeri araçlar çok çok eski!...Şeddat TOPLU RESİM: İşte Türk Gladyo'nun, Ergenekon Terör Örgütü yöneticilerinin, TMT'nin, Kıbrıs İngiliz Otello-Hamlet mason locası üyesi Rauf Denktaş'ın destekçisi emekliler...Ya muvazzaflar?..80 üniversiteden 35’i Dekan 927 Profesör, 325 Doçent, 347 Yardımcı Doçent,
272 Doktor ve Uzman Doktor, 468 Araştırma Görevlisi, 147 Öğretim Görevlisi,
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli yüzlerce subay, ADD’nin 100 şubesi, ÇYDD ve
Türk Ocakları’nın çeşitli şubeleri, kitle örgütleri, meslek odaları ve sendikaların yöneticileri, CDP, BCP, CHP, DSP’nin pekçok örgütünün yönetici ve üyeleri, binlerce üniversite
öğrencisi ve onbinlerce vatandaş...(E) Orgeneral Tuncer Kılınç (MGK Eski Genel Sekreteri), (E) Orgeneral Edip Başer (İkinci Ordu Eski Komutanı), (E) Orgeneral Doğu Aktulga (Ege Ordusu Eski Komutanı), (E) Orgeneral Necati Özgen (Harp Akademileri Eski Kom.), (E) Hv. Orgeneral Salih Nahit Özgür (MGK Eski Genel Sekreteri), (E) Orgeneral Hikmet Bayar (Kara Kuvvetleri Eski Kom.), (E) Oramiral Bülent Alpkaya (Deniz Kuvvetleri Eski Kom.), (E) Orgeneral Çetin Doğan (1. Ordu Eski Kom.), (E) Orgeneral İbrahim Türkgenci (Harp Akademileri Eski Kom.), (E) Hv. Orgeneral Arif Toroslu (MGK Eski Genel Sekreteri), (E) Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu (MGK Eski Genel Sekreteri), (E) Orgeneral Hikmet Köksal (Kara Kuvvetleri Eski Komutanı)
(E) Korgeneral Hasan Sağlam (Milli Eğitim Eski Bakanı), (E) Korgeneral Selahattin Çetiner, (E) Hv. Korgeneral Sinan Bilge, (E) Korgeneral Kemal Gökçe, (E) Koramiral Aydan Erol, (E) Korgeneral Cengiz İdil, (E) Korgeneral Erdinç Demirbilek, (E) Korgeneral Metin Sağlam, (E) Korgeneral Hakkı Baha Tüzüner
(E) Tümgeneral Osman Özbek, (E) Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak (GATA eski komutanı), (E) Tümgeneral Dr. Sıtkı Aydınel, (E) Tümgeneral Celil Gürkan, (E) Tümgeneral Cevat Ülkekul, (E) Tümgeneral Cumhur Evcil, (E) Tümgeneral Sabri Demirbağ, (E) Tümgeneral Kâzım Aydan, (E) Tümgeneral Sabri Kirişoğlu, (E) Tümgeneral Ali Dikmen, (E) Tümgeneral Erdinç Aygün, (E) Tümgeneral Kadri Özer, (E) Tümamiral Tuncel Erdinç, (E) Tümgeneral Halil Sezal
(E) Tuğgeneral Mehmet Karateke, (E) Tuğgeneral Atilla Başaran, (E) Tuğgeneral Aktan Dalçık, (E) Tuğgeneral Kenan Koman, (E) Tuğamiral Arif Güven, (E) Tuğamiral İlker Güven, (E) Tuğgeneral Hüseyin Yıldırım, (E) Tuğgeneral Muhsin Öztürk, (E) Tuğgeneral İhsan Salcıoğlu, (E) Tuğgeneral Cahit Özen, (E) Tuğamiral Cemal Üren, (E) Tuğgeneral Abdullah Öztekin, (E) Tuğgeneral Turgut Nasün, (E) Tuğgeneral Zeyyat Uran
(E) Tuğgeneral Mümtaz Ün (Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) İstanbul Teşkilat Bşk.), Albay Edip Soytürk (TESUD İzmit Şube Bşk.), (E) Albay Halil Şenbaş (TESUD Samsun Şube Bşk.), (E) Albay İbrahim Kırat (TESUD Narlıdere Şube Bşk.),
(E) Albay Ruhan Taylan (TESUD Akçay Şube Bşk.), Albay Nejat Erdil (TESUD Lüleburgaz Şube Bşk.), (E) Yarbay İhsan Arpaç (TESUD Adana Şube Bşk.), (E) Albay Nazım Er (TESUD Çankaya Şb. Bşk.), (E) Albay Yıldırım Can (TESUD Konak Şube Bşk.), (E) Yarbay Hamdi Değer (TESUD Bakırköy Şube Bşk.), (E) Albay Lütfi Soner (TESUD Yıldız Şube Bşk.)
Mustafa Erol (Emekli Astsubaylar Der. Gen. Bşk. Yrd), Ahmet Atik (Emekli Astsubaylar Der. İst. İl. Bşk.)
Yusuf Günaydın (Muharip Gaziler Der. Genel Sekr.), (E) Albay Saldıray Hakgüder (Muharip Gaziler Der. İzmir Şube Bşk.)
Gönül Apaydın (Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Derneği İst. Şb. Bşk.), Yıldız Namdar (Bursa Şehit Aileleri, Terör Mağdurları ve İnsan Hakları Der. Bşk.), Ahmet Özaydın (Eskişehir Harp Malulü ve Şehitleri Derneği Bşk.), Salim Yarar (Harp Malülü Gaziler-Şehit Dul ve Yetimleri Der. Sakarya Şube Bşk), Av. Zeki Hacıibrahimoğlu (Şehit aileleri avukatı)...(Kaynak: http://www.adkf.org/baglantilar/index.htm)
Firavun KKTC'de TÜYLER ÜRPERTEN cinayet ve suikastlar!..Türkiye'de yaşananlara çok benziyor!..Peki bunların arkasında kimler var?..TMT ya da NATO paşaları mı?..İşte cevabı: Türk Mukavemet Teşkilâtı’nın mirası faili meçhuller adasıdır bu ada. Bugüne dek meydana gelen siyasî nitelikli hiçbir bomba olayı ve cinayet aydınlatılamadı. Kimse bu sebepten dolayı tutuklanmadı, yargılanmadı ve cezalandırılmadı. 1974 öncesinde de böyleydi aslında, ama o zamanlar yeraltı örgütü TMT (Türk Mukavemet Teşkilâtı) olduğu için, bu eylemler onun hanesine yazıldı ve ciddi bir sorgulamaya da gerek duyulmadı.
*1958’de İnkılâpçı gazetesinin sahibi ve başyazarı Fazıl Önder çarşı içinde güpegündüz vurularak ve bıçaklanarak öldürüldü.
*1962 yılında Cumhuriyet gazetesi sahibi ve yazarı iki avukat, Ayhan Hikmet ve Ahmet Muzaffer Gürkan, aynı gece iki ayrı yerde kurşunlanarak öldürüldü.
*1965 yılında Türk-Rum dostluğunun simgesi haline gelen Derviş Kavazoğlu pusuya düşürülerek yanındaki Rum arkadaşı Kostas Mişaulis ile birlikte öldürüldü.
*1962 yılında Lefkoşa’da Rum semtinde kalan Bayraktar ve Ömeriye camileri provokatif bir biçimde bombalandı.
*2 Ekim 1989 gecesi CTP binasına konan bombalar büyük bir şans eseri olarak patlatılamadan ele geçirildi.
*16 Ekim 1990’da CTP milletvekillerinden Fadıl Çağda’nın Girne’deki evi bombalandı. Bu arada, Özgürlük dergisi sahibi Hürrem Tulga’nın arabası Lefkoşa’da havaya uçuruldu.
*15 Ağustos 1991’de muhalefet liderlerinden Alpay Durduran’ın arabası kundaklandı. Daha sonra ise, liderliğini yaptığı Yeni Kıbrıs Partisi’nin merkezi kurşunlandı.
Tüm bunlar art arda sürüp giderken, dikkati çeken başka bir şey daha vardı. Başlangıçta TMT imzasıyla yayınlanan yeraltı bildirileri, daha sonraları “Türk İntikam Teşkilâtı”, “Genç-Türk Mücadele Teşkilâtı” ve “Gerçek Halk Hareketi” olarak yayınlanmaya başlandı.
*23 Ekim 1993’te eski yargıç, avukat ve eski İçişleri Bakanı Orhan Zihni Bilgehan’ın Mercedes’i yakıldı.
*17 Mayıs 1994’te CTP’li gazeteci ve müsteşar Hasan Erçakıca’nın evine çoluk çocuğuyla uyurken bomba atıldı.
*6 Temmuz 1996’da Kutlu Adalı, Lefkoşa’daki evinin önünde vurularak öldürüldü. Bu tarihte Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı’nın başında fanatik milliyetçi Korgeneral Hasan Kundakçı vardı. Ayrıca, Sivil Savunma Teşkilâtı’nın başında da Albay Galip Mendi bulunuyordu. Kutlu Adalı davasının AİHM’de görüşülmesi sırasında ifadesine başvurulanlardan biri olan Mendi, daha sonraları Kıbrıs’ta yeni bir göreve atandı. 2000’de tuğgeneral rütbesiyle Güvenlik Kuvvetleri Komutanı oldu. Aynı tarihte Albay Namık Koç da Sivil İşler Başkanlığı’na getirildi.
*2000’in Kasım’ında muhalif Avrupa gazetesinin matbaası bombalandı.
*2001 Mayıs’ında ise Avrupa, ikinci ve daha şiddetli bir bombayla havaya uçuruldu. Denktaş, bu olaydan sonra, bombacıyı ele verecek olan kişiye 5 milyar liralık ödül vaat etti, ancak bunu yaparken bombanın gazete sahiplerinin kendileri tarafından atılmış olabileceğini de ima etti.
*18 Şubat 2004’te Mehmet Ali Talat’ın Girne’deki evi bombalandı. Yine aynı sıralarda Kıbrıs gazetesi şiddetli bir ses bombasıyla sarsıldı.
*11 Mayıs 2004’te, Gönyeli civarındaki bir sokakta park edilmiş, askere ait sivil bir aracın içinde, bir köyü havaya uçuracak kadar cephanelik bulundu.
*2006 Mayıs’ında Afrika yazarlarından Ali Osman Tabak’ın evinin önüne park ettiği aracının lastik bölümünde fitili tutuşturulmuş, ama patlamamış bomba ele geçirildi.
Ve işte yukarıda sıraladığım tüm bu olayların hiçbirinin faili bulunamadı. Bundan dolayı, artık “faili meçhul” demiyoruz biz onlara. “Faili meşhur” diyoruz. Türkiye’de Ergenekon’u soruşturanlar buyursunlar adaya. Çok iş var yavru’da. (Şener Levent / Express)
(ÜMİT BAYAZOĞLU KÖŞE YAZILARI
NE VATAN NE MİLLET NE SAKARYA, YAŞASIN AFRİKA.
umitbayazoglu@birgun.net / 12:20 22 Haziran 2008 )
Fatma İlbeyi Duman Kabinede Revizyon Beklentisi Var...1-Alevilerin sorunlarının çözümü için, Reha ÇAMUROĞLU, Diyanet'ten sorumlu bakan yapılmalı. Cemevleri; ya Diyanet'e bağlanmalı ya da Kültür Bakanlığının şemsiyesi altına verilmeli. Cemevleri, camilere alternatif olarak "ibadethane" olarak değil de "kültür ve inanç evi" olarak tanımlanmalı..Böylece ateist olduğunu söyleyen Aleviler de güvenceye alınmalı..
2-Dört yeni bakanlık daha kurulmalı:
***Dış Ticaret ve AB ile ilişkiler Bakanlığı. Başına Mehmet Şimşek getirilmeli.
***Denizcilik, Sahil Güvenlik ve Deniz Ürünleri Bakanlığı.
***Kadın ve Aile Bakanlığı.
***Vakıflar, Müzeler ve Eski Eserler Bakanlığı..
3-Tarım, Orman, Çevre Bakanlıkları birleştirilmeli. Çalışma Bakanlığı; Çalışma, Sosyal Güvenlik ve İstihdam Bakanlığı; Sanayi Bakanlığı; Sanayi, Kalkınma, Bilim-Nano Teknoloji, ve Üretim-Verimlilik Bakanlığına dönüşmeli.
VEYSEL ŞOK....ŞOK GÖRÜNTÜLER!.....Suikast ve cinayetlere hazırlanan Ergenekoncu gençler! 12 Eylül öncesi günlerde olduğu gibi aynen!..www.kanalahaber yayınladı o dehşet fotoğraflarını..Bu fotoğraflar çok konuşulacak!
Soruşturma kapsamında ortaya çıkan bu fotoğraflarsa akıllara, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Emekli Albay Fikri Karadağ'ın, silah üzerine yaptırdığı ölme ve öldürme yeminini getiriyor. İnsanın tüylerini diken diken eden; başta MEB ve YÖK olmak üzere tüm yetkilileri harekete geçirmesi gereken ele geçirilen ŞOK FOTOĞRALARI; www.samanyoluhaber de www.kanalahaber'den haber yapmış.
nazım 1 NUMARA; TESUD eski Başkanı, GÜÇ BİRLİĞİ ve sağ-sol KIZILELMA TOplantıları mucidi Cumhur Evcil mi?Ender Oran Önce mesajımı vereyim abi: PKK'ya, bilmem kime fatura ve ihale edecekleri sıcak terör eylemleriyle ERGENEKON Gerçeklerinin üstünü örtmeye, iğrenç tezgahlarını yalan-alay şallarıyla bastırmaya çalışsalar da; başaramayacaklar! Artık kanalizasyonun ana borusu patladı; bütün pislik dört bir yana fışkırdı. Ben yıllarca Saraçhanede Turan Yazgan Hocanın dizinin dibinde oturmuş bir insanım. Erk, Sami, VELİ Paşa, bizin Yakan Cumalıoğlu, Necdet Sevinç, Arslan Bulut, V. Sarısözen vs..Bütün sıcak eylemler, protestolar, gösteriler, hatta suikastların itina ile nasıl yapılacağını, bu işlerin kimlere, nasıl ihale edileceğini, nasıl bir görüntü-imaj verileceğini, medya ile ilişkileri vs. nice plan ve yöntemin teorisini, bilgisini o dar alanda yapılan toplantılarda öğrendim. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı merkezinde..Kim kimdir, Kıbrıs'ta neler oluyor vs..Hükümet hangi alanda ne yapabilir, hangi bakan hangi eğilimde, kime nasıl yanaşılır vs..Cemaat ve tarikatlar hakkında derin bilgiler, hesaplar vs..Bir sürü raporlar, planlar, dökümanlar, yazışmalar, dosyalar, belgeler..Artık gına geldi..Ve iğrenmeye başladım..Neticede hepsi Bizans entrikası, ayak kaydırma ve güç oyunu..Türklüğe, Türkiye'ye ne faydası var?..Alt kesim, Yazgan'ın sofrası çok milliyetçi, faşizan; ama üstler?..Üstte din-min yok, sağ-sol yok...Bir sürekli TEHDİT ALTINDA olan devlet var, bir de onu korumaya çalışanlar; derin devlet refleksleri var!..Her türlü illegal eylemin adı; KUTSAL DEVLETİN KENDİNİ KORUMA REFLEKSİ!..Tarikat ve cemaatlere karşı sert tavrın nedeni de bu..Üst tabaka paşalardan, alt tabaka maşalardan oluşuyor.. Üst tabakada kopkoyu bir İslam düşmanlığı var. Zaten üst tabakada Türk kökenli sayısı da yok denilecek kadar az ya. Çoğu gayri Türk Rumeli ve Kafkas kökenliler, gizli dinliler, çift kimlikliler..Alt kesimde din, İslam bir slogan ve halka ulaşmada araç ve kalkan olarak var tabii. Paşalar, kontrol altında buna müsaade ediyorlar..Ama bir noktaya kadar..Kendi hesap ve planları içerisinde..Yoksa bu derin sofralarda her zaman ihanet, hainler, devleti satanlar vazgeçilmez gündem konularıdır!..Vedat Melonkay "1 NUMARA"yı bir süre önce, Ergenekon'un Gönüllü Avukatı Deniz Baykal deşifre etmiş; SAYGIN KİŞİLERE operasyon yapıldığını vurgulamıştı. İşte o SAYGIN, SAYGUN KİŞİ olsa gerek! Yani Ergin Saygun Paşa..Saygun'un bombalama eylemleri yapan emekli askerleri yönlendiren 1 numara olduğu, ABD'deki Hudson Enstitüsü toplantısına katıldığı ortaya çıkmıştı.
Saygun Paşa; bu yıl başında iki kere üst üste ABD'ye gitmişti. Saygun Paşa, Şubat başında da Türkiye-ABD Yüksek Düzeyli Savunma Grubu toplantılarına katılmak ve PKK'ya karşı ABD ile yürütülen işbirliğini görüşmek üzere ABD'ye gitmişti.çekirdek Ülkücü-Asena sanatçıya bakın; oğlunun yanında askerlik yapmasını istiyor! Anasının kuzusu!..İşte O sanatçı ile Veli Paşa'nın konuşması(devamı, gazeteport'ta):
Veli KÜÇÜK: "Emelcim merhaba, Veli Paşa. Senin hiç o kadar şey yapmana gerek yok, çocuğun ismini ver bana, ne istiyor, telefonu ver ben bir arayayım."
Emel MÜFTÜOĞLU: "Ben ne istiyorum biliyor musunuz paşam; buralara bir yere aldırabilir miyiz? Mersin nüfuslu. Kısa devre mi olacak diye bir sınava girdi. İmtihana girdi pazartesi günü, sonucu belli olacak ve dağıtılacaklar."
Veli KÜÇÜK: "Onu bana daha önce bir şey yapsalardı ya, neyse kısa devre olur inşallah Emelcim, sonra sınıfı belli olacak."
Emel MÜFTÜOĞLU: "Evet, Serdar Taç adı."
Bozkurt Üçhilal FLAŞ BİR HABER KONUSU!..İşte Derin Devlet: Ergenekon iddianamesi açıklandı ya..Yeniçağ'ı basan abiler MHP'nin başına 27 Mayısçı Muzaffer Özdağ Paşanın oğlu Ümit Özdağ'ı geçirmeye çalışmışlar. İyi olurdu, Ülkücü sitelere göre; D.Bahçeli ERMENİ kökenli ya. Ancak Ümit de, V.Küçük'ün 21.YY Vakfı'nın başında. Süleyman Sefer Cihan'la. Benden bir çok özel NOT: Ortadoğu ve Yeniçağ gazetesi yazarı-editörü gazeteci arkadaşımız Mustafa Bozkurt Altıntaş'ı kim öldürttü? Veli Küçük ve Sedat Peker'in adamları değil mi?..Peki neden öldürttüler?..Merak eden her iki gazetedeki arkadaşlara sorsunlar! Mustafa ile en son Çobançeşme Kalender sokakta karşılaştık; Yeniçağ'dan yeni çıkmıştı. Bana dedi, yani yalvardı: Ne olur abi bana yardım et. Ben VELİ KÜÇÜK'ün koordine ettiği Florya Bölgesi Sosyete Hırsızlık şebekesinde çalışıyordum. Beni devredışı bırakmak ve öldürmek istiyorlar. Beni zorla Doğu'ya askere göndermek istiyorlar. Niyetlerini çok iyi biliyorum. Eğitim zayiatı vs. deyip beni yok etmek..Çünkü bazı kirli işlerini ve sırlarını biliyorum ya.." Mustafa'nın bir ay kadar sonra da Ortadoğu'da ÖLDÜĞÜ haberini okudum! Neden öldü, nerede, nasıl öldü veya öldürüldü?!..Mustafa'nın en büyük arzusu MİT'e girmekti..Ne yaptıysa da bir türlü almadılar nedense!..Mustafa'yı eski Ortadoğu, şimdi Behiç Kılıç'ın Tercüman gazetesi yazarı NAZMİ ÇELENK iyi bilir, tanır..Çünkü O'nun da bin beter kirli, pis işleri çoktur. Ortadoğu yazarı Taylan Sorgun ve Orhan Tahsin'in de!.. Yine Mustafa'yı Ortadoğudan Meryem Hanım, Neşad çok iyi tanır; Yeniçağ'dan eski Ortadoğu editörü Fatih de iyi tanır..Hatta Mustafa'yı Abdullah Çatlı'nın eşi ve kızı da iyi tanır..Sorun bakalım kendilerine; Mustafa kimdi, ne oldu?..Güven R. Ardal HEY GİDİ GÜNLER, HEY!...12 Eylül 1980 öncesi de tuhaf birtakım örgütler, topluluklar vardı. ÜGD-İGD, TÖB DER-TÖB BİR vs. yasal örgütlenmeler...Bir de illegal. Sağda en ünlüsü de TİT idi. Türk İntikam Tugayı! ETKO da vardı. Başkaları da. Solda da bir sürü örgüt, fraksiyon vardı. Sağda olanlar İzmir'e veya başka yerlere askeri eğitim ve gerilla taktikleri almaya giderlerdi..Solda olanlar da Beka Vadisine El-Fetih Kamplarına!..Faik Bulut gibi kişiler..Veya o günlerde Cengiz Çandar, Gülay Göktürk, Mahir Kaynak, Şahin Alpay gibi Amerikan AFS veya Fullbright bursuyla Amerikan karşıtı eylemler yapan komünistler vardı!..Mesela; o günlerde "Vur gerilla vur, Türk askerini arkadan vur!" tarzı çok tahrik edici şiirler yazan, Partizan adlı kitabıyla meşhur olan AYTUNÇ ALTINDAL vardı..Sonra, şimdilerde FENA HALDE ULUSALCI oldu, Ergenekoncuların, HAYDAR BAŞ'ın akıl hocası oldu! Ali Rıza BAYZAN gibi; Haydar Baş'a MİSYONERLER ile ilgili malzeme sağlayan kitaplar çıkardı seri halde..Onları okuyan gençler gittiler RAHİP vurdular, misyonerleri öldürdüler Malatya'da, İzmir'de saldırdılar..Sinagog bombaladılar..Ermeni asıllı yazar H. Dink'i kurşuna dizdiler..12 Eylül öncesi de bugün de devam ettirmeye çalıştığı gibi, Doğu Perinçek kendine bağlı yayın organlarında birtakın SAYGIN kişileri hedef gösterirdi; birkaç gün sonra da o kişiler ölü bulunurdu veya suikasta uğrardı!..Bir gün 12 Eylül öncesi Tercüman çalışanlarından ünlü bir arkadaşla sohbet ediyoruz. Bana dedi ki: Bir gün gazetedeyim. Öğle sonrası. Akkan Suver ve bir arkadaşı geldi. Ellerindeki tabancayı masanın üzerine attılar. (SEndikacı) Kemal (Türkler)'in işi bitmiştir dediler..Sanırım aynı silahla da bir-iki gün sonra bu defa Ülkücü bir abi veya gençler öldürülecekti...Halk arasında "Miiliyetçi masonlaré olarak bilinen, ne demekse, Akkan Suver ve arkadaşları sonraları Marmara Vakfı'nı kurdu. Amblemleri de zaten masonik..28 Şubat sürecinde başta Çevik Bir, daha sonra da Mehmet Nuri Yılmaz gibi kişileri kadrosuna kattı...Fethullah Gülen'in elinden Orta Asya ve Dinlerarası Diyalog çalışmaları kozlarını almaya çalıştı. Bilhassa Ramazanlarda (genelde oruç tutmayanların katıldığı) iftar yemekleri verdiler..Akkan Bey'in hanımı da Ermenistan Lobisinin kadın kolları başkanı gibi çalışır..Başta TİT'ten bahsettim ya! 12 Eylül öncesi, Kemal Türkler cinayetini TİT üstlenivemişti!..O zamanlar TİT'in başında Kağızmanlı Semih Tufan Gülaltay yoktu tabii. Başka abiler, başka maşalar, başka taşeronlar vardı...O gün de TİT başkanı bazı rütbeli subaylar nezdinde pek muteber ve makbuldü, 28 Şubat öncesi-sonrası da! Gülaltay'a parti(UBP) ve komite(UBK) kurdurdular!..Kafkas kökenli askeri istihbaratçılar, MİT'çiler!..Ve şimdi ERGENEKON Soruşturması kapsamında...Ama arkasındakiler, baronlar ya izlerini yok ettiler ya da zaten yoktular(!)..Güven R. Ardal Uzun yıllar Ankara ve İstanbul'da Genelkurmay, Güvenlik, Diplomasi muhabirliği yaptım. İnanılmaz olaylara şahit oldum. Mesela: Bir gün MKEK Yönetim üyesi bir generalle görüşmek için gittim. Odasında 27 Mayıs darbesini yapan subaylardan birisi var. Belli ki, özel bir şey konuşuluyor: Birtakım örgütlere el altından gönderilecek silahlar! Sanki işin içinde RUS SİLAH MAFYASI da vardı; ama bu işler ABD'den, NATO'dan habersiz olmazdı..O günlerde Kafkaslar'da Habbab Tehlikesi falan konuşuluyordu!..Şimdi Jandarma İstihbaraın tepesindeki bir subay; Levent Ersöz Paşa neden Rusya'da ve RUS basınında bugünlerde neden Türkiye, Hükümet, bazı bakanların özel halleri aleyhine haberler yapılıyor, anlamaya çalışıyorum!..Bir başka beni şaşırtan durum: TİT Başkanı S. Tufan Gülaltay ile Sedat Peker; rütbeli subaylar nezdinde neden o kadar değerli, anlayamadım. Bu kişiler KADIKÖY Orduevi başta olmak üzere ASKERİ tesislere ellerini kollarını sallaya sallaya neden, nasıl sokulurdu? GEÇİŞ ÜSTÜNLÜKLERİ mi vardı?..TESUUD'ta ne konuşulurdu?..Büyük Kulüp'teki 03 TOPLANTILARI neydi?..Yine anladım ki, Sedat Peker'in ve adamlarının en az 100 kadar ünlü şarkıcı, türkücü, gazinocu, manken ile ÖZEL ilişkileri var..YENİÇAĞ gazetesi yazarı Abdullah Özdoğan mesela kimdi?...Ama beni asıl şok eden Peker ve adamlarının, genellikle KÜRT müritleri ağırlıklı Türkiye'nin en büyük Nakşibendi tarikatı ile olan ilişkileri..Lüks bahçeli evlerde ve dergahlarda yapılan toplantılar..Acaba bu tarikat üzerinden önümüzdeki günlerde büyük olaylar ve skandallar mı planlanıyordu?..Bir gün Eresin Otelde, lobideyim. Yanıma Adnan Ersöz Paşa geldi. Şimdi rahmetli oldu..Paşaya şakayla karışık dedim ki: Paşam, şu eroin-uyuşturucu işiyle siz de ilgileniyo musunuz? Paşa, sorumu çok ciddiye aldı ve dedi: Oğlum, sen bu PKK ile mücadele kolay mı zannediyorsun? Bu işler hangi parayla yapılır, devletin buna gücü mü yeter? Bir uçak kaça kalkıyor?..Anladım ki, her iki taraf da işin finansmanını bulmuşlar sanki..Ama bu inanılmaz bir kısır döngü ve bitmeyecek kirli savaştı! Kimin savaşı, niçin?..Sonra Nejat Daş ve Hüseyin Baybaşin'in arkasındaki rütbelileri ve bazı Hariciye adamlarını düşündüm. Tabii 10-15 sene önce..DHKP-C, PKK, Hizbullah gibi örgütleri finanse eden, eylem yaptıran odaklar kimlerdi?..Dehşete kapıldım..Bir başka gün Kartal-Pendik taraflarında bir DEMİRCİden hassas konularda haberlik bilgi almaya gittim. Adamın evinde belgeden, kitaptan adım atmaya yer yok..Masonluk aleyhine bir yapılanma gibi, ama tatamen Yahudilerin Kabbalizmini kulanıyorlar; Yalçın Küçük ve Soner Yalçın gibi isim ve sembollerden yola çıkarak hemen herkesi fişliyorlar..Bu demirci, sana bizim yüzbaşıyla tanıştırayım dedi, istemedim. Elime belgeler verdi, bunları yayınlayacaksın dedi. Haber değeri bulursam yayınlarım dedim. Çok bozuldu, geri aldı...Adam, bütün sünni tarikat ve cemaetleri, Yahudi ve masonların emrinde görüyor, gösteriyordu!..Alanı buydu!..Bir gün Türk Mukamevet Teşkilatı'nın üst düzey yöneticisi ile beraberim. Adamın alanı normalde, Kıbrıs!..Ama her işle işgileniyor! Zamanın bakanı Abdullah Gül'e özel dosya verdiklerini söylüyor. Cemil Çiçek, Bedrettin Dalan gibi kişileri övüyor..Bu arada dedi: Bizim çocukları aradım; Bayazıt Meydanında hemen bir gösteri-eylem yapsınlar!..Kimdi bu her an belirlenen konuda eyleme, gösteri ve miting yapmaya hazır BİZİM ÇOCUKLAR?..Anladım ki bu çocuklar, Ülkü Ocakları, ADD vs. gençleri!.Bu gençler belki niçin eylem yaptıklarını veya coplandıklarını, niçin tutuklandıklarını ve cezaevinde militanlaştırıldıklarını, hatta niçin öldürüldüklerini asla bilmeyeceklerdi, bilemeyeceklerdi, aileleri de tabii!..KİRLİ İŞLERİN ÜSSÜ, Kıbrıs'tan, ÖRTÜLÜ ASKERİ ÖDENEKLERDEN ve KKTC'de, TMT'de dönen dolaplardan bahsetmek isterdim; ama zaten bunları bilen biliyor..Bilmeyen de bilmesin, devlete-millete güveni sarsılmasın, morali bozulmasın..Yine dalıp gideyim o; Veli Küçük Paşa'nın, Yakan Cumalıoğlu Abi'nin; Turan Yazgan Üstadın Türk Dünyası Araştırmaları Vakfındaki; Ülkeyi Düşman İşgalinden ve Hainlerden Temizleme-Kurtarma muhabbetlerine!..Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Irak-Kerkük, Batı Trakya, KKTC..Var mı BAŞARISIZ DARBE GİRİŞİMİ yapılacak başka ülke?..Bizim çocuklar, meydanlara!.. Armağan Geçtiğimiz günlerde DTP mitinglerinde yaşanan eli Kur'anlı "PKK'lı İmam" olayı, ne büyük bir PROVOKASYOMUŞ; Ergenekondan tutuklanan Behiç Gürcihan'ın (Babası Ali İhsan Gürcihan Paşa); ünlü web sitesi acıkistihbarat.com'da en son çıkan isimsiz bir yazının bir bölümünü okuyun, görün: "...ABD Başkonsolosluğuna silahlı saldırıdan yaklaşık üç hafta önce; Amerikalı, Budist, USAID (paravan CIA kuruluşlarından biri) görevlisi ve iyi derecede Kürtçe bilir Barbara Anne Lakeberg, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca casusluk suçlamasıyla aranmaya başlandığında buhar oldu uçtu. Kayıtlara göre Türkiye’den çıkış yapmadı.
Lakeberg’in Güneydoğu’da teşrik-i mesaide bulunduğu insanlardan biri, ‘PKK’lı imam’ denilen, Nur cemaati lideri Hüseyin Bulut.
Bulut, aynı zamanda DTP’nin İnanç Komisyonu üyesi ve din dersi bahanesiyle evine gelen kız çocuklarına hakaret eden, anal ilişki teklif eden bir din adamı.
Saidi Nursi müridi, uçkuru sabi sübyana gevşek, PKKlı imam, Amerikalı casus bir kadınla aynı resim karesinde. Işığı üzerimizden eksik olmasın, Uğur Mumcu’nun ‘Kürt-İslam Ayaklanması’nı okumuşun garipseyeceği bir resim değil bu.
Akla ziyan konuşmalarında Atatürk’e ‘Deccal’ diyen Kırım Kongo Kanamalı imam, AB, ABD, DTP, PKK, Akepe’den aldığı cesaretle meydanlara hezeyanlarını şöyle kusmuş;
“Kürdistan'ı kurtaracak Kürtlerdir. Risale-i Nur Kürt'lerin imdadına gönderilmiş. Bizim de devletimiz olsun, dinsiz bir devlet olsun. Şerefime namusuna dinsiz bir devlet bizim Kürtlerin bu halinden hoştur.
Keşke Rusya'nın, İsrail'in işgalinde olsak, İsrail ne kadar vicdanlı, merhametli şefkatli. Yani Türkiye'ye göre ha! Milletimin kurtuluşu için bin tane oğlum olsa demokratik Cumhuriyet için feda edeceğim. Devlet olsun da bizim olsun, dinsiz olsun. Çünkü Türkler meşrutiyette bize zulmetti.”
‘Bana Amerikalı arkadaşını söyle, sana kim olduğunu...’dan hareketle, ‘İngiliz tepeme binseydi, İsrail ebemi öpseydi’ çıkıntılıklarında, ‘söyleyene değil söyletene’ bakıyoruz. İmamın suflörü Amerikalı kadın henüz bulunamadı.
Bu meczubun, konuşmalarında ‘demokratik Cumhuriyet’ten kasdettiği ne ise, AB’nin, ABD’nin, Akepe’nin, PKK’nın tulumbasına su taşıyan-kısa ömürlü-militan gazetelerin etrafında toplanan sözde solliberallerin de ‘demokratik cumhuriyet’ten kasdettiği aynıdır..".
Sinem Aydede Canım çok sıkılıyor. Kaygılıyım. Umutsuzum. Korkuyorum. Malum keneden değil; oligarşik saltanat kenelerinden korkuyorum. Keneler MÜNFERİT, ama bu keneler ORGANİZE!..2. Abdülhamid'i rahmetle aratan BİZANS ENTRİKA ustalarının alçak vuruşlarından ve 2. Abdülhamid'i öpüp başımıza koyduran iğrenç sermaye holigani SANSÜRCÜ basından, kopkoyu DEMOKRASİ DÜŞMANI takıyyeci medyadan!..Aydın Doğan medyasından! Türkiye Gazeteciler Cemiyeti veya Basın Konseyi'nin CUNTACI KORUMACI destekçiliğinden!..Evet.. Solcuyum.Ancak parti kapatmak iğrenç bir şey. Başta izin vermişsen daha sonra suç işleyen partiliye ceza verirsin. Partiye cezayı halk verir sandıkta. Kapalı kapılar ardında askerler,masonlar değil! AKP'yi Türk düşmanları kapatmak istiyor.Yani masonlar! Tabii arkalarında ABD var, İsrail var, İngiltere var, Almanya var! Vs. Adamlar tam bir münafık, hiç güvenilmez! 26 Mayıs, 11 Eylülde de ABD'liler sözde demokrasi istiyorlardı yarım ağızla! Bir gün sonra ne istediklerini gördük! NATO ülkesi olan Türkiye'yi kendi haline bırakmazlar bunlar. NATO sadece askeri bir ittifak da değildir; bir sömürgeci-efendi ilişkisidir bizim için. Kendi aralarında efendi-efendi ilişkisi olabilir. AB de öyle..Kısacası, AKP kesin ve kesin kapatılacak gibi görünüyor! NATO örgütlenmesinin, Gladio'nun son kozu, son hamlesi bu: Şah mı, mat mı?..Şayet AKP kapatılırsa, R.T.Erdoğan'ın işaret edeceği partinin ilk seçimlerde yüzde 60-70'le tek başına iktidara gelmesi için elimden gelen gayreti göstereceğim. Faşist Baykal'a ve onların arkasındaki ağızlarına kadar siyasete-politikaya bulaşmış TSK ve NATO paşalarının İttihatçı dayatmalarına iyi bir ders vermek gerekecek. Tabii ülkeye de çok çok pahalıya malolacak! Çünkü ilk erken genel seçimde artık fiilen mevcut rejim oylanacak; TAMAM mı, DEVAM mı?!..Bugün AKP'ye ve aslında TBMM'ne askeri ve yüksek yargı darbesiyle devre dışı bırakmaya çalşanlar Türkiye'nin Iraklaşmasını, Filistinlileşmesini ve yeni yeni El-Kaide terör örgütlerinin çıkmasını arzulayanlar veya buna zemin hazırlayanlardır! Kendi elleriyle yarattıkları Leviethan, yani yeni El-Kaideler; önce onları ortaya çıkaranların başını koparacaktır. Son olarak AKP kapatılacak; ülke büyük bir kaosa sürüklenecek, Türkiye ile dünyanın her yerinde dalga geçilen bir ülke olacak! Çünkü AKP gibi büyük bir iktidar partisi dünyada ilk defa, hiçbir ciddi neden olmadan kapatılmış olacak!..Bu şeref CHP'ye, MHP'ye, askerlere, yüksek yargıya, bizim solcu(!) sendika ağalarına ait olacak!imre Yiğit, işte bazı Güvenlik Şirketleri ve web adresleri. Bu siteden bakabilirsin: http://www.btinsan.com/1055-23.aspYiğit Güneri En sıcak ihanet! Bütün Gladyo delilleri karartılıyor ve tek tek imha ediliyor!.Örgüt içine kapanıyor ve büyük bir manevraya hazırlanıyor..20 gün kadar bütün ilgili makamlara yaptığım uyarılar ne yazık ki gerçekleşiyor; Ergenekon Karargahı ve hücereleri, bugüne kadar edindikdikleri bütün gizli belgeleri, fişlemeleri ve yazışmaları yok ediyor, imha ediyor, yakıyor, toprağa gömüyor! Ertuğrul Zekai Ökte'nin vakfına, Turan Yazgan'ın Türk Dünyası Araştırmalarına vakfına, Tarih Vakfı'na ve TMT'ye ait yüzbinlerce özel kitap döküman ve milyonlarca belge, vedeo, öikrofilm şimdi imha edilmekle karşı karşıya!..Gladyo ve Ergenekon'un hafızası yok ediliyor; herkes seyrediyor! Aman Ya Rabbi!..İşte en sıcak bir olay, bugünkü medyaya yansıyan şok haber: "Sultanbeyli'de dün çıkan yangında, bir güvenlik şirketine ait belgeler ve elbiseler bulundu. Ergenekon Lobi'de Güvenlik Şirketleri'ne bir bölüm ayrılmıştı.
İstanbul Sultanbeyli’de üç ayrı noktada çıkan orman yangınını söndürmeye giden itfaiye ekipleri, “Adres” adlı özel güvenlik şirketine ait yüzlerce dosya, belge ve üniformayla karşılaştı.
Yedi dönüme yayılan yangının, şirkete ait evrakın imha edilmesi sırasında çıktığı tahmini üzerine, beş kişi gözaltına, belgeler de incelemeye alındı..."
NOT: Ertuğrul Zekai Ökte ve Türkiye'deki Amerikan Araştırmaları Gladyoya ait 17 bina dolusu, Rockefeller Vakfı'yla birlikte çalışan Tarih Vakfı'na ait de 38 depo gizli, özel döküman, kitap, belge, yazışma, fişleme dosyaları ve mikro film arşivlerinin olduğu söyleniyor..Lütfen bu çok ciddi olayın üzerine gidin..Bir de POLİS sayısını geçen Özel Güvenlikçilerin bir kısmının ne iş yaptığı, kimlikleri oldukça muamma! En kısa zamanda kapsamlı bir ÖZEL GÜVENLİKÇİLER OPERASYONU yapılıp şüpheler giderilmelidir.
GÖKÇE Neden yüksek makama gelmiş bir Alevi yok?
babamın arkadaşı ve oğlu çorumlu aleviler. arkadaşı üst düzey asker emeklisi, oğlu ise hava harp okulundan yeni mezun oldu. bir sorun yok. izzettin doğan ında vurguladığı gibi dönem değişti ve bu değişim sürüyor. KAYANAK: www.erenlerforum.orgPınar KİRLİ yeni bir oyun mu?..Bir EL; Türkiye'nin köylerini, mahallelerini Alevi-Sünni olarak ayırıyor.. Bakınız: http://www.kizilbasforum.com/sivas-ilindeki-tum-alevi-koyleri-t6546.htmlPınar KÜRT ALEVİLERİ: Birçok araştırmacıya göre dersim, Kürt Alevilerin merkezi olarak kabul edilir. Ve bunu destekleyen farklı bölgelerdeki Kürt Alevilerin anlatmalarına yer verirler. Bu günde dersim dışındaki Kürt aleviler arasında da dersimden geldiklerine dair sözlü aktarımlar bulmak mümkün. Dersim bugünkü Tunceli, Sivas’ın bir bölümü, Erzincan’ın Kemah ve Tercan ilçeleri ile Bingöl’ün kığı ilçesini içine olan bölgedir. Bir dizi Kürt alevi yerleşim bölgesi dersimden başlayarak Bingöl, Kuzey Muş, Varto boyunca Kars’a kadar doğuya uzanır. Diğer bir dizi yerleşim bölgesi Malatya, Maraş, Adıyaman, ve Antep boyunca Suriye Adana’ya uzanır. Kayseri, Çorum, Artvin illeri sınırları içindede Kürt alevi yerleşim bölgelerinin olduğu bilinmektedir. Bu gün ise başta büyük şehirlerde olmak üzere Türkiye’nin birçok şehrine dağılmış durumdalar. Avrupa’nın bir çok ülkesinde de belli bir Kürt alevi nüfusundan söz edilmektedir. Toplam nüfusları hakkında kesin rakam vermek mümkün değildir. Kimi araştırmacılara göre birkaç yüz bin kimine göre ise birkaç milyondur.
Kürt Alevilerin yerleşim bölgeleri bir çok özelliği içinde barındırır. Hem Kürtlerle Türkler arasında bir geçiş bölgesini oluşturur hem de Türk alevi, Kürt alevi, Sünni Türk ve Sünni Kürtlerin bir arada yaşadığı karışık bölgelerdir. Öte taraftan “ bu bölge 1970’lerde Sünniler ve aleviler arasında ciddi çatışmaların yaşandığı bölgedir. KAYNAK: http://www.diyar.org/forum/showthread.php?p=395731GÖKÇE SULARİ ORDUDA NELER OLMUŞ, NELER? İşte belgesi...EMRET KOMUTANIM: bir komutanin isyani... Ülke Tehlikede, Bunları Durdurunuz... Başlangıçta "Alevilik ve Alevilerin Ezilmişliği" gibi duygusal ve birazda hislerimi okşayan sloganlara inanarak aralarına girdiğim grubun, zamanla Alevilikten de öte amaçlar etrafında toplandıklarını gördüm. Katıldığım bir çok toplantıda hep ayni amaçlar etrafında konuşmalar yapılması ve bu doğrultuda kararlar alınması beni de, ailem ve memleketim yönüyle Alevi olmama rağmen, korkuttu. Çünkü; konuşulanlar ve alınan kararlar Alevilik ve alevi halklarıyla ilişkili değildi. Bilakis bu kavramların kendi karanlık amaçları doğrultusunda kullanmaktan öteye gitmiyordu. Gizli toplantılarda ve alınan kararlarda birçok komutanımız ve TSK'nin önde gelen generalleri de hakaret ve küfürlerle gündeme geliyor ve bunların pasifliğinden ise yaramadıklarından bahisle hakaretlere maruz kalıyorlardı. Basta Alevilik adına da ürküntü duyduğum bu karanlık grubun ülke ve devleti de tehlikeye atacakları düşüncesiyle deşifre etmeyi kendi halkım adına bir görev bildim. Bu kişilerin Alevi olduklarına inanmıyorum. Bunlar kendi karanlık amaçları dışında kimseye hayat hakki tanımak istemeyen ve kanlı bir devrimin hayalleriyle yasayan Nusayri ve ülkeyi iç savaşa sürükleyerek şahsi çıkar elde etmek isteyen çıkar gruplarıdır. Hedeflerinde basta önde gelen generaller olmak üzere tüm vatansever insanlar ve ülke idaresi yer almaktadır. Bu bilinçle Mayıs ayı (Mayıs 1977) baslarında gerçekleştirilen ve birçok üst düzey (Gn.Kur. Hrk.D.Bsk. Çetin DOĞAN, KK. Eğitim ve Okullar Daire Bsk. Tuğg. Volkan KAPLAMA ve bazı Albay rütbesindeki Alevi) komutanların da katıldığı bir gizli toplantı notlarını dikkatlerinize arz ediyorum. İŞTE TOPLANTILARDAN ÇIKAN KARARLAR!!!! 1- TÜRKLERİN ÜSTÜN BİR ULUS OLDUĞU SAFSATASINI YIKIN 2- ATATÜRK ALEVİ KÜRT KÖYLERİNİ KATLETTİ GİBİ LÜZUMSUZ SÖZLERİ DURDURUN, BİZİM ATATÜRK'TEN BAŞKA KULLANACAĞIMIZ NEYİMİZ VAR. 3- Güneydoğu'da bizimkiler postu deldirmesin, buna yönelik önlemler alin. TAYIN DAİRESİ MUTLAKA ELİMİZDE OLMALI. CEPHEYE BİZDEN OLMAYAN O NAMUSSUZLARI SÜRÜN. 4- Kürt konusunda öne çıkmayın, Ordu, Alevi Kürt köylerini boşaltıyor, devlet zulüm yapıyor deniliyormuş, bize aydın insan lazım bırak gebersinler. 5- Alevi olmayana hiçbir zaman tam güvenmeyeceksin. Alevi olmayan herkesin Anti-laik olma ihtimali uzun vadede de olsa olabilir. 6- Dincilerin çok kızdığı ÇEVİK PAŞA ve DOĞU AKTULGA'da dahil bu adamların milliyetçilik duygusu sokaktaki adamınki kadar fanatik, dinlediğin zaman faşist zannediyorsun. Asla güvenilmeyecek ama kullanılacak. 7- Ordunun müdahalesini sağlamak için. Ordu'da ve sivil toplumda etnik ve irticai faaliyetleri seyredin, yer yer körükleyin. 8- ORDUDAN ALTI AYDA BİR ADAM ATARAK YARIN DARBE YAPMA GEREKÇENİZİ ORTADAN KALDIRMAYIN, BIRAKIN TEHLİKEYİ MÜDAHALE BOYUTUNDA BÜYÜSÜN. 9- Herkes ne pahasına olursa olsun kendi (okunmuyor). Birliklerde bilinen deşifre olan varsa vitrin yapılsın.kendi söylemlerini seslendirsinler. 10- HER YERDE İRTİCA VAR KAMPANYASI BAŞLATILSIN. SADECE EŞİ KAPALI OLAN, NAMAZ KILAN DEĞİL SAĞCI, MİLLİYETÇİ YARIN İRTİCAYA KAÇMASI VEYA SİZE ENGEL OLMASI MUHTEMEL HERKESİ YAZIN, İLGİLİ MERCİLERE ŞİKAYET EDİN. ONLARIN ADINA DİNCİ DERGİLER GAZETELER GÖNDERİN. AKRABALARININ ADINI ÖĞRENİN, ONLARIN İSİMLERİYLE BASLARINI BELAYA SOKACAK MEKTUPLAR, KARTLAR GÖNDERİN.
11- Alevi olan birlik komutanları yoksa laikleri sıkıştırın. Çokça eğlence düzenleyin, dansöz ve içkiyi zorlayın. 12- Din ve milliyetçilik duygusunu zayıflatan yolların neler olduğu açık, bunları kullanın. 13- Okullarda öğrencilerin kız arkadaşlıklarını teşvik edin. Yapabiliyorsanız Osmanlı hayranlığını kirin. Cinsel konularda sınırları zorlayın, çünkü bu konu insan zaafının basında gelir. VE GİZLİ TOPLANTIDAN KONUŞMA NOTLARI!!!! Konuşma daha çok Genelkurmay Hareket Başkanı Korgeneral Çetin DOĞAN ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Okullar Daire Başkanı Tuğgeneral Volkan KAPLAMA arasında geçiyor. Toplantıya katılan diğerleri ise dinlemek ve not almakla meşgul. Korgeneral DOĞAN: "Türkiye'nin dairesi sanıldığının aksine Ordu'nun kontrolünde değil. Ankara'daki Orgenerallerin politikası son derece yanlış. Darbe yapmayacağına yemin eden bir Ordunun etkisi ne kadar olabilir ki. Tuğgeneral KAPLAMA: "Komutanım, bunları komutanlara ifade edemiyor musunuz? Korgeneral DOĞAN: "Nerede..! sormuyorlar ki, Yanlış yaptığına inanan kim? Bu konular en fazla komutanlar (Orgeneraller) seviyesinde ele alınıyor. Bize soran kim? Ben de fazla karışmıyorum. Basta Alevilik var ya! Bak, Volkan; Bazen en laik sandığın adamlar bile seni hüsrana uğratabiliyor. Bu yanılgının sebebi; biz ağzımızdan çıkmasına rağmen hala gereğini yapmamamız. Biz ne diyoruz. "Alevi olmayan herkesin Anti-laik olma ihtimali uzun vadede de olsa olabilir." İşte dincilerin en çok kızdığı ÇEVİK PAŞA. Bu adamdaki milliyetçilik duygusu sokaktaki adamınki kadar fanatik. Bırak Çevik Paşa'yı sen de, ben de AKTULGA PAŞA'YA ne kadar güveniyoruz. Adam, elli kere dini kabul etmediğini söylüyor. Sonra da öyle bir şey söylüyor ki karşında bir faşist var sanıyorsun. Bizden olmayana hiçbir zaman güvenmeyeceksin. Sivilden bir örnek vereyim: Tansu Çiller su anda dini söylemleriyle rol yapıyor da olabilir, ciddi de olabilir, Neden, çünkü; geberesi kadın suni. Dolayısıyla karşı tarafa göçebilir. Mesut Yılmaz için de ayni şey geçerli. Tuğgeneral KAPLAMA: Ne olacak? Ne yapmalıyız? Korgeneral DOĞAN: "Bu soruna bu kadar değişken bulunduğu, bu kadar sistemsiz olan bir ülkede cevap vermek zor. Ancak doğruluğundan emin olduğum bazı şeyler şunlar. Ordunun müdahalesini sağlamak için, Orduda ve sivil toplumda irticanın yükselişini seyredin. Siz öğretmenleri kıtalara sürüyorsunuz, oradan da atılıyor. Duygusal olarak bunlar hoşa giden isler ama yanlış. Bırak tehlike iyice büyüsün. Tuğgeneral KAPLAMA: "Komutanım, geçen sene bu hatayı yaptık, ama bu sene fazla dokunmadık. Balıkesir'de olanlar ise bizim inisiyatifimizin dışındaydı. Korgeneral DOĞAN: "Ama geç kalmışsınız. 6 ayda bir büyük gürültülerle Ordu'dan adam atarsanız, yarin darbe yapma gerekçeniz kalabilir mi? ALI YALÇIN PAŞA bu isi çok iyi götürdü. Ama 2 yıldır üzerine gidiliyor. Nerede yanlış yaptı bilmiyorum. Acaba, yeğeni Aleviliğini ort