gasteci.com
 
     Ana Sayfa Reklam Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Baskın tekerrür ediyor!
Bu nasıl terörle mücadele? Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sınır karakolu aynı yöntemlerle, ç...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Aktütün, Karatütün...
Acımız çok büyük: Hakkari/Şemdinli'deki Aktütün jandarma karakoluna teröristlerce girişilen saldırıd...

Harun Tokak

Harun Tokak Ramazan çocukları
İlk görev yerim küçük bir kasabaydı. Liseden mezun olduğum yıllar… İçimde ilk defa gurbe...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş Washington-New York arasında birkaç küçük not
Amerika’da din konusunda kalem oynatan muhabir ve yazarlara yardım amaçlı kurulmuş bir kuruluş...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi İyi gözetlemeler komutanım!
Astsubay Çavuş Hasan Önal. Uzman Çavuş Cahit Yıldırım. Uzman Çavuş Selçuk Can.

Halit Esendir

Halit Esendir Deniz Feneri Almayna Türkiye savaşı
AK Parti başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Doğan grubu gazetelerinin Almanya’da...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu Aktütün denklemi, Zehirli bal...
Savaşın tehlikeli olanı psikolojik olanıdır. Bu çeşit harbin üstatları kurguladıkları oyunlarını baş...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut Neden askerler hiç mesul olmazlar?
Ben bu yazıma “Geçmiş bayramınız mübarek olsun” diye başlayacaktım. ...

Sezai Şen

Sezai Şen Hoşgeldin Ey Şehr-i RamaZAM
Lafa gelince “Yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye” oluruz ama acaba icraata gelince d...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

Babacığım! Ceketin 'Sen' kokuyor

Harun Tokak
“Ben babamın ilk göz ağrısı ve en iyi dostuydum. Geçen hafta ilk defa bir babalar gününü babasız geçirdim. Babası hayatta olan herkesin babasına sarılmasını ve kucaklamasını arzu ediyorum.
Harun Tokak

Bazıları, 'babanız öldü artık kendi hayatınıza dönün' diyor. Bilmedikleri bir şey var ki babam hala bizimle birlikte yaşıyor.”

***

Bunlar, geçtiğimiz hafta babalar gününü ilk defa “babasız” geçiren, Büşra'nın sözleri…

Geçenlerde, babasına yazdığı bir mektupla çıkageldi. Güzel gözleri, yaralı yüreğinin kan sızan derelerinden devşirdiği hüzün çiçekleriydi.

Büşra'nın babası Mehmet Bey'le ilk defa 1992'de Maraş'ın doyumsuz yaz akşamlarında tanışmıştım.

Koşması küheylanları kıskandıran bu kahramana, Kahraman Maraş dar gelirdi.

Son Kurban Bayramı'nda Doğu'daki kardeşlerini yalnız bırakmamak için arkadaşlarıyla birlikte Hakkari'ye gitmek üzere yola koyulurlar.

Hepsi kırk arkadaştırlar.

Ahır dağının eteklerinden aşka yelken açmış bir ece gibi bereketli ovaya bakan Maraş'ta gün batımıdır.

On altı saatlik gece yolculuğunun ardından, Hakkâri'ye ulaştıklarında Sümbül dağında gün çoktan ışımaya başlar.

Bayramın birinci günü, şehrin sokaklarında akşama kadar bir kapıdan diğerine koşarlar.

Mehmet Bey, dönüş yolunda ölümün, karlı dağlarda, kıvrılarak uzayıp giden buzlu yollarda kurduğu ardı arkası gelmeyen pusuların sonuncusunu savuşturamaz.

İşte Büşra o kahraman şehidin kızıdır…

Elinde tuttuğu mektub, babasınadır.

Hem de babasının kalemiyle…

……………..

Babacığım!

Bu satırları, senin kaleminle yazıyorum.

Ceketinin cebinden aldım.

Kızma bana babacığım.

İzinsiz almak istemedim.

İzin alacaktım ama… Sen yoktun.

Kalemi alırken dayanamadım, ceketine sarılıp ağladım.

Ceketin gözyaşlarımla ıslanırken bir şey fark ettim.

Babacığım biliyor musun, ceketin “sen” kokuyordu.

Son Kurban Bayramı'nda Doğu'daki kardeşlerini yalnız bırakmamak için arkadaşlarınla birlikte Hakkari'ye gitmiştin.

Bayram namazından sonra eve gelmeye vakit bulamamıştın. Ve yine kırk yıldır hep bayramın ilk günü, en evvel öptüğün babaannemin elini de öpememiştin.

Hakkari'ye vardığınızda gün bir hayli ilerlediğinden, hemen işe koyulmuşsunuz.

Açılan kapılardan şaşkın yüzlerle bakanlara:

“Biz Kahramanmaraş'tan geldik, sizin kardeşleriniziz” diyerek, yeni bir kapıya koşmuşsunuz.

Son paketi de ihtiyaç sahibine bıraktığınızda Sümbül dağları da karanlığa gömülmüş.

Ve dönüş yolculuğu başlamış.

Karanlığın kollarında durgunlaştığını fark ederek, “Bir derdin mi var?” diye soran arkadaşına;

“Seneye daha çok kurban keselim, olur mu? Çalmadık kapı bırakmayalım.” demişsin.

Birlikte ağlamışsınız.

Otobüs, karanlıkta ölümün pusu kurduğu karlı yollarda yol alırken bir anda araç kaymaya başlamış.

Korkunç bir gümleme sesiyle sarsılan otobüs, beton bir bariyere çarpmış.

Sonra bir ses daha… Sen, tutunacak dalı olmayan, kanadı kırık bir kuş gibi camdan dışarı uçmuşsun.

Bir an sessizlik… Derken feryatlar yükselmeye başlamış.

“Mehmet Abii!”, “Mehmet Abii!”

Arkadaşların, kar kelebekleri gibi üşüşmüşler başına.

Kimisi kendini tutamayıp yüksek sesle ağlamaya başlamış.

İçlerinden biri, “Sakin olun, burası ana yol, mutlaka araba geçer.” diye teskin etmeye çalışmış.

Uzaklardan, farlarıyla gecenin karanlığını delerek gelen bir araba görünce, sevinmişler…

Sen baygın bir halde buzların üzerinde yatarken güçlükle nefes alıp veriyormuşsun.

Gelen araç, ne yazık ki, bir kamyonmuş. Bu yolda bir sonraki araba kim bilir ne zaman geçer, diyerek seni o kamyona bindirmişler. Gecenin ayazında kamyon uzaklaşırken, ardından dökülen gözyaşları inciler gibi düşmüş buzların üzerine.

Bize haber vermeye cesaret edememiş, Süleyman Amcamı aramışlar.

Kaynar sular dökülmüş amcamın başından aşağıya.

Van'da, televizyondan kaza haberini izlerken seni gören bir kadın, oğlundan kendisini hastaneye götürmesini istemiş. Oğlu;

“Anne, sen onu tanımazsın ki !” demiş ama annesinin verdiği cevap, isteğinden daha da şaşırtıcı babacığım:

“Dün gece rüyamda bir çiçek bahçesi gördüm, bahçenin girişinde bana dediler ki, burası veli bir zat'a aittir. İçeri girince televizyonda izlediğim Mehmet Bey'i gördüm, beyazlar içindeydi. 'Oğlum, sen ne yapıyorsun burada?'diye sordum. Bana, 'Ben burada güllerimi topluyorum, çiçeklerimi topluyorum.” dedi.”

Ve bir gün…

Rüzgârın buz kestiği bir gün…

Sen geldin babacığım.

Kalabalıkların elleri üstünde geldin. Sevenlerin kalbine sarılı geldin.

Buz gibi beyaz bir kefene bürünmüş geldin.

Evin önü, ana baba günüydü. Annem, kardeşim Sena ile bizi, kalabalığı yararak, senin yanına götürdü. Kalabalığın arasından yürürken başı dikti. Sonra gözlerini senin o siyah gözlerine son defa dikerek;

“Sen hiç üzülme. Taşıdığın bayrağı kızların devraldı.

Hiç düşmeyecek.

Söz veriyorum, kızların sana saliha evlat olacak.” derken, kederden erişilmez bir kale olmuştu sanki.

Annem; “Sen bizi incitmedin, Rabbim de seni incitmesin” derken, sen her zamanki gibi yine tebessüm ediyordun.

Doya doya öptük o gün senin ellerinden, yanaklarından.

Ölüm seni güzelleştirmişti babacığım. O gün, ölümün güzel şey olduğunu gördüm senin güzel yüzünde.

Soğuk bir kış günü seni kabre koydular. Küreklerin kabre taşıdığı her toprak parçası seni bizden biraz daha ayırdı. Kur'an sesleri kürek seslerine karıştı. Ve sen, bizden bütün bütün ayrıldın babacığım.

Biz annemle eve döndük.

Odan boştu.

Son giydiğin ceket asılı duruyordu; içinde sen yoktun babacığım.

Ayrılığın her geçen gün dayanılmaz bir hâl alıyor.

Kalbimizdeki hüzün çiçekleri her geçen gün büyüyor babacığım.

Bir kere daha o sıcak gülüşünü görmek, sana sarılmak, bağrına yaslanıp sevgimizle dolu kalbinin atışlarını dinlemek, siyah saçlarını okşamak istiyorum.

Bizi yetim bıraktın babacığım…

Bu acıyı yaşamayan bilmez.

Bilmezler ki bir yerde, ışığı yanan bir evde yetimlerin yüreği de yanıyordur.

Geceleri gelip hani bizi öper, koklar, üstümüzü örterdin ya baba… Odamıza gelirken ki ayak seslerini, saçlarımda gezinen ellerini, sımsıcak nefesini özlüyorum baba.

Baba sana sesleniyorum. Hadi yeter bu kadar şaka.

Dayanamıyorum bu hasrete.

Nefes alamıyorum baba.

Beni ilkokula sen götürmüştün.

İlk burs ve yardım toplantısına da… Ben o zaman daha çok küçüktüm. Talebelere burs verilecek, diye yardım toplanırken ben de çıkarıp kolumdaki küçük bileziği vermiştim. Herkes “Bu çocuk neyin ne olduğunu bilmeden nasıl bileziğini veriyor? ” diye merak etmişti.

Vermeyi çocuk yaşta öğretmiştin bize babacığım

Yakında mezun olacağım, evleneceğim, çocuklarım olacak ama sen olmadığın için hayatımda bir şeyler hep eksik olacak babacığım.

Bir yanım hep ağrıyacak, sol yanım hep acıyacak…

Bu satırları senin kaleminle yazıyorum.

Ceketinin cebinden aldım.

Kızma bana babacığım.

İzin alacaktım ama… Sen yoktun…

Kalemi alırken dayanamadım, sarıldım ceketine ağladım.

Üzülme, annem fark etmedi baba.

Ceketin, gözyaşlarımla ıslanırken bir şey daha fark ettim,

Ceketin gül kokuyordu.

Güleç yüzlü babacığım,

Gül kokulu babacığım!

Ceketin “sen” kokuyordu.


22.Haziran.2008 05:08:27

Puan: 3.8/5 (102 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar
   Şevket Nazım Toprak
SONER YALÇIN KİM?...Eski Aydınlıkçı Soner Yalçın; Odatv web sitesinde Ergenekon Terör Örgütü'nün dava haberini bile yayınlamadı, yayınlamayacağını yazdı. Deniz Baykal gibi O da Ergenekon Terör Örgütü'nün gönüllü avukatlığını yapıyor...Bir şey daha yapıyor; kendisi gibi Sabetay Uzmanı Yalçın Küçük gibi; Fethullah Gülen'i ve sevenlerini çatmadan duramıyor..İnternette gezinirken bir Atatürkçü web sitesinde Soner Yalçın'la ilgili ilginç yazı buldum. Bir kısmını veriyorum: "ASKERİ İSTİHBARAT: SONER YALÇIN, MİKDAT ALPAY EKİBİNDEN... Askeri İstihbarat’ın 2000 yılında hazırladığı gazeteciler raporunda Soner Yalçın’ın adı da geçiyor ve isminin karşısında bağlı bulunduğu kurum şöyle yazılıyor: (Mikdat Alpay ekibinden). MİT içindeki CIA’cı klik ile yazılı ve görsel basın arasındaki ilişkileri konu alan ve Milli Güvenlik Kurulu’na sunulan raporda önemli saptamalarda bulunuluyor. İstihbarat birimlerinin basın içinde gazeteci sıfatıyla yer almasının Kemalist Cumhuriyet Devrim ilkeleriyle bağdaşmayacağı vurgulanıyor. Raporda, “Ülke ve dünya gerçeklerini yansıtmayan, çıkar odakları ile siyasal-ekonomik güç dengeleri arasında sıkışıp kalan, istihbarat kadrolarının yer aldığı bir yapılanma sonucu, Türk basını onurunu yitirmiştir” deniyor. Devamı için bakınız: http://karsigorus.wordpress.com/2007/03/11/ NOT: MİT'çi Mikdat Alpay sanırım bir süredir ABD'de...Soner, odatv'de MİT/Mikdat Alpay görüntülerini mi yayınlıyor yoksa..?
   İlker Arasıl
Türkiye'deki ABD ve ABD misyonu...TÜRKİYE'nin En Paralı Vakfı ve Okulları...Hisar Eğitim Vakfı ve Okulları..Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Mütevelli Heyeti ayrı; o da dehşet!..Sağlık ve Eğitim Vakfı(SEV) Mütevelli Heyeti ayrı; o da ayrı bir dehşet!..Türkiye'deki Amerikan Araştırmaları Merkezi(ARIT); yaklaşık 10 bina; İstanbul ve Ankara merkez olmak üzere..Biz şimdi..Bir de HEV Okullarına bakalım: İnanmazsanız, Yöneticilerini bir görün bakalım...Çünkü.. Hisar Eğitim Vakfı, bir grup Robert Kolej mezununun girişimiyle ülkemizde çağdaş ve en ileri eğitim sistemlerinin uygulanmasını desteklemek için 1970 yılında kurulmuş bir eğitim vakfıdır. Vakıflar kar dağıtma amacı olmadan, kişisel bağışları kamu yararına hizmete dönüştüren kurumlardır. Hisar Eğitim Vakfı ise katkısını ülkemizdeki iki çağdaş eğitim kurumu olan, Robert Kolej ve Hisar Eğitim Vakfı Okulları üzerinde yoğunlaştırmaktadır. HEV Okulları, Vakfın ilk ve tek iktisadi işletmesidir. Hisar Eğitim Vakfı’na yapılan bağışlara, Kurumlar Vergisi ve Gelir vergisi muafiyeti tanınmıştır. Hisar Eğitim Vakfı; Vakıflar Kanununa göre denetlenmekte, ayrıca bağımsız bir dış denetim şirketi tarafından her yıl denetlenmektedir. Hisar Eğitim Vakfı, 30 yılı aşkın bir süredir, ülkemizde eğitim standardının yükseltilmesi ve topluma yararlı ve yurtsever vatandaşlar yetiştirmek yoluyla ülkemizin kalkınmasını amaçlamaktadır. Hisar Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Onursal Başkan Feyyaz Berker. Başkan Hüsnü Özyeğin. Başkan Vekili Oğuz Dağdelen. Genel Sekreter Nuri Çolakoğlu. Üyeler Prof. Dr. Talat Halman. Muharrem Kayhan . Şefika Pekin. Nihal Pulat . Hisar Eğitim Vakfı Denetleme Kurulu Metin Ar. Hüsnü Paçacıoğlu. Suzan Sabancı Dinçer. Hisar Eğitim Vakfı Genel Koordinatörü: Hasan Subaşı . Kurullar ve Komiteler: Danışma Kurulu: Hisar Eğitim Vakfı Okulları Danışma Kurulu; Vakıf Yönetim Kurulu’nun saptadığı genel politikalar ve prensipler çerçevesinde, HEV Okulları’nın tüm eğitim ve eğitime destek programlarını destekleyici ve güçlendirici faaliyetlerde bulunmak, fikir ve proje üretmek ve Vakıf Yönetim Kuruluna uygulamaya hazır öneri ve dileklerde bulunmak ile yetkili ve sorumlu bir organdır. Velilerimiz, iş insanları ve akademisyenlerin oluşturduğu Danışma Kurulu’nda, ülkemizin en saygın üç üniversitesinin en üst düzeyde yöneticileri de yer almaktadırlar.Danışma Kurulu’na bağlı olarak okulumuza hizmet etmek üzere çeşitli alanlarda komiteler kurulmuştur. Bu komiteler kanalıyla, Danışma Kurulu üyelerinin yanı sıra konularında uzman olmuş birçok diğer kişi de okul çalışmalarına destek vermektedirler. Başkan Hasan Subaşı. Başkan Yardımcıları Jak Baruh. Genel Sekreter Feza Güvenal. Üyeler Prof. Dr. Atilla Aşkar. Faruk Bil. Prof. Dr. Cemşid Demiroğlu. Suzan Sabancı Dinçer. Prof. Dr. Turan Durgunoğlu. Prof. Dr. Üstün Ergüder. İzi Kohen. Paul McMillen. Prof. Dr. Sabih Tansal. Prof. Dr. Tosun Terzioğlu. NOT: Bir de ABD'lilerle birlikte çalışan TÜSİAD, TESEV, Tarih Vakfı, Prof. Ertuğrul Zekai Ökte'nin Tarihi Araştırmalar Ve Dökümantasyon Merkezi ve Vakfı gibi onlarca kuruluş var! Büyükelçilik, Konsolosluklar ve ÜSLER hariç tabii..
   Adnan Mersinli
Ne olur, biraz sükunet ve muhasebe!..Türkiye; çok yönlü bir Dış Politika uyguluyor. Ancak daha çok acemi, yavaş, ürkek gidiyor. Üniversiteleri ve MİT'i çok daha aktif kullanabilir. Üniversitelerin hepsinde değişik ülkeler, bölgeler, uluslar ve sorunlarla ilgili ciddi, yerinde alan araştırması yapan; sonra bunları Devlete ilgili kurumlara sunan, enforme eden enstitüler, araştırma merkezleri ve think thank kuruluşları olmalı..Bu kurumlar vakıf ve bağış sistemiyle çalışmalı. Diyanet, MİT vb. kurumlar büyük ölçüde dışa açık olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Türkiye; 2005 yılını Afrika, 2006 yılını da Latin Amerika Yılı ilan etmişti. Ancak bugüne kadar yeterli çalışma yapılmadı. Üniversiteler, STK'lar ve medya bu konularda ne enforme edildi, ne de harekete geçirildi; bir heyecan oluşturulamadı..Belki önümüzdeki günlerde istanbul'da gerçekleştirilecek Afrika Zirvesi, bir şans ve fırsat olabilir...Hükümette bu konuda ben heyecan eksikliği görüyorum..Latin Amerika için ise henüz hiçbir şey yok!..Türkiye; bilhassa şu ekseni, eksen ülkeleri iyi değerlendirmeli..Birebir ülke politikaları geliştirmelidir: 1-Çin. 2-Hindistan. 3-Rusya F. 4-Japonya-Kore. 5-Endonezya-Malezya. Bu beş ülkenin nüfusu; dünya nüfusunun yarısıdır. Yani dünyanın geri kalan diğer 200 ülkesinin nüfusu kadardır....Ve bu ülkeler bizim tarih ve coğrafyamız, kültür alanımız içerisindedir. Hindistan'da Osmanlı Devleti kadar ömrü olan iki Türk Devleti; Delhi ve Babür devletlerini kurmuşuz..Peki bugün hangi üniversitemizde Hindistan Araştırmaları Merkezi var?..Çin Coğrafyasında başta ilk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar olmak üzere belki 20 devlet kurmuşuz!..Rusya coğrafyasında da öyle...Medyamız için ne anlam ifade ediyor bu coğrafya?..İşte Pekin Olimpiyatlarını izliyoruz!..Biz orada ikinci EV SAHİBİ olmalıydık!..Ne yazık ki mahçup mahçup duruyoruz..Açılışa Başbakanımız bile katılmadı. Nasıl katılsın ki 28 spor dalından sadece 12 dalında, genç-acemi çocuklarla müsabakalara katıldık..Ülkemizde yıl boyunca sporla; aslında sadece futbolla yatar kalkarız, hep konuşur-tartışırız..Ama ne spor yaparız, ne de müsabakalara adam göndeririz..İşte zavallı halimiz!..Spor gazeteleri, spor yazarları; her gün kıyameti koparırlar; ama 28 spor dalından sadece Futbol, kısmen voleybol, basketbolla ilgili..Pekin'de, Olimpiyatlarda bunlarda olsun yokuz!..Yokuz adeta!...
   Zeki Baştunç
Oku ve Ağla!..Dün-Bugün:..BAKİ TUĞ'un has adamı Prof. Dr. Fikret Eren'nin, yani müstear adıyla Kurt Karaca'nın Milliyetçi Türkiye kitebını okuyan iki kardeşten biri Milliyetçi-MHP'li, diğeri de Toplumcu-Komünist(TKP'li) olmuştu!..Zaten Prof. Eren'in projesi de buydu! Takma adındaki Kurt; Milliyetçilik, Karaca da Nasyonal Sosyalizm demekti...İşte Kurt ile Karaca zaman olacak birbirlerini yiyecekler, zaman olacak kardeş olup KIZILELMA-Ulusalcılık ittifakını kuracaklardı..Oyun, ta 1970'lere dayanıyordu...Ve bir ilginç haber notu, yakın geçmişten: Okuyan'ın kardeşi TKP’li kardeşi ANAP'lı oldu. (Haber: Hürriyet 14 Mayıs 2001) Haberin devamı: ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın kardeşi, dün Yalova il kongresinde ANAP'a geçti. 1980 öncesi ağabeyi Yaşar Okuyan'dan farklı olarak TKP’li olmuş ve parti politikası gereği CHP'ye girmişti.O dönemde TKP yayın organlarından Ürün dergisinin sahipliğini yapan ve Rusya’daki Ekim devriminden dolayı soyadını değiştirip Ekim soyadını alan Arif Ekim, ağabeyinin partisi ANAP'a katıldı. Arif Ekim'in(October'in) parti rozetini ağabeyi Yaşar Okuyan taktı. (Ayrıca oku: Okuyan'ın Ekim devrimi: Şamil TAYYAR - Ayla ÖZCAN Sabah 15 Mayıs 2001): "Kardeşi Arif Ekim'e ANAP rozeti takan Bakan Yaşar Okuyan espriyi de patlattı: Bizim komünist Arif ANAP'a mı geliyor? Kendi ifadeleriyle 'komünist kardeş' ve 'faşist ağabey' 27 yıl sonra merkez sağ parti ANAP'ta buluştu..." Yaşar Okuyan'ın çizgisi, aslında Türkiye'nin yakın tarihinin kaderi..NATO Gladyo veya Ergenekon'un Türk toplum yaşamında yarattığı travmanın ve aydın şaşkınlığının sadece bir örneği..Küresel büyük oyunun küçük, KÜÇÜK figüranları olmak ne acı, ne acı!..
   Hakan Öztanci
İlyas SALMAN: Beni Camiye çağırsalar vaaz veririm!..O şimdi, Ergenekoncu çizgideki Türk Solu'nda yazıyor. İşte bir yazısından bir bölüm: "..Türk dedik, Türk’ün nereden ve hangi emekle geldiğini anlamak istemedik. Türk dedik, Türk halkının Ergenekon’dan çıkarken bir kurt köpeğinden yol öğrenecek kadar aptal olduğunu savunduk. Çerkez dedik, Adana’da Antakya’da ellerinde ağaç sopalarla taka tuka vuran boş beyinli vatandaşlar olarak betimledik. Laz dedik, Pontus’un mirasını inkâr edip aşağılamak için sulu fıkralar uydurduk. Kürt dedik, kışın ayazında kar üstünde hart hurt yürüyen Türkler olduğunu söyledik. Sünni dedik, Emevi sülalesinin üretim araçlarına sahip olduğu için hakim olduğunu gözardı ettik. Alevi dedik, Kureyş Kabilesi’nin ekonomik dizgini elden kaçırdığı için Kerbela’da savaşı kaybetmesini sırf mezhep kavgasına bağladık. Daha doğrusu; Kerbela Savaşı’nın varsıl-yoksul kavgası olduğunu, ehlibeytin çalışanların yanında olduğu için savaşı kaybettiğini çözemedik. Açıkçası tarihin bir sınıflar savaşı tarihi olduğunu efendilerimiz sayesinde göz ardı ettik. Şimdi beni camiye çağırsalar vaaz veririm; ama asıl inandığım sınıflar mücadelesi tarihini anlatırım..." (http://www.turksolu.org/126/salman126.htm) İlyas Salman kimdir? 1954 yılında Malatya ilinin Arguvan ilçesi Asar Köyü'nde doğdu. Malatya Turan Emeksiz Lisesi'nden mezun oldu, konservatuarda eğitim görürken son sınıfta okuldan kovuldu. Oyunculuğa İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda başladı. Uzun yıllar sinema oyunculuğu yaptı. Sinemada, çirkinliği ile tanındı. Evlidir; Devrim adında bir kızı, Temmuz Ali adında bir oğlu vardır. Sol görüştedir. TKP'nin mitinglerine katılmaktadır. Sinema oyunculuğunun yanı sıra yönetmenliğini yaptığı iki sinema filmi bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli tarzda şiirleri ve türkü albümleri bulunmaktadır.1997-2000 yılları arasında 3 yıl boyunca Ankara Birlik Tiyatroları'nda sahneye çıkmıştır. Birçok filmde başrol oynamıştır.
   Yusuf Aköz
Önümüzdeki günlerde İstanbul'da başlayacak AFRİKA ÜLKELERİ ZİRVESİ çok çok çok önemli bence de. Aslında şu PEKİN Olimpiyatlarından çok daha önemli Türkiye için..Şimdi herkes OLİMPİYATLARA HAZIRLANIR GİBİ bu zirveye hazırlanmalı...Her ülke için tanıtım programları, fuarlar olmalı..TV'ler canlı yayınlamalı..Zirve kapsamında çok sayıda panel, sempozyum, açıkoturumun yanısıra; sosyal, kültürel etkinlikler de olmalı..Spor, sanat, müzik gösterileri de olmalı...Hükümet, devlet, STK'lar..Çok iyi hazırlanmalı bu zirveye..Hiçbir terör eylemi, savaş, kriz buna engele olamamalı..Bu engellere takılıp kalmamalı..Peşinden de mutlaka LATİN AMERİKA ZİRVESİ gelmeli..Türkiye; 2005 Yılını AFRİKA, 2006 Yılını da Latin Amerika Yılı ilan etmişti..Ama bugüne kadar üzerine yeterince eğilinemedi..Bir de Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan ve Sayın Dışişleri Bakanları ayrı ayrı herbir AFRİKA ülkesiyle yakından ilgilenmeli..Epey zamandır ertelenen AFRİKA ve Latin AMERİKA ülkeleri gezi ve ziyaretlerini bir an önce gerçekleştirmelidirler...
   Dr. Gülümser Naile Karataş
KENE deyip geçmeyin!..Bu deli dana, kuş gribi ve kene furyası..mikropları, hastalıkları ne yazık ki çok hafife ve dalgaya alınıyor..Hükümet de, medya da, üniversiteler ve TIP Fakülteleri de işin şakasında veya hiç önemsemiyor..Bana kalırsa iş çok ciddi!..Türk Tabipler Birliği; devrim muhafızları gibi sadece laiklik konusunda duyarlı, bir de kendi adamlarının atamalarında..Ama asıl alanlarında yoklar!..Bence bu olaylar ULUSLARARASI boyutları olan BİYOLOJİK ve KİMYASAL SAVAŞların bir parçası ya da ta kendisi! Bir de Türk insanı; birçok yeni-eski ilaç kullandırılarak kobay olarak deneniyor! Bu tür hastalıklar vesile ve bahane ediliyor! Uluslararası İLAÇ TRÖSTlerinin ya da TERÖRİSTlerinin üyük oyunları sözkonusu!...Bir şey daha: Türkiye'de AIDS ve CİNSEL hastalıklar ÇIĞ GİBİ artıyor..Çokları belli etmiyor, çaktırmıyor!..Temel nedeni; başta Gürcistan, Ukrayna, Rusya, Beyaz Rusya, Moldova, Romanya, Kazalistan, Kırgızistan, Azerbaycan olmak üzere birçok ülkeden binlerce AIDS virüsü ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar virüsü taşıyan fahişe ve kadınlar geliyor Türkiye'ye!..Birçokları da psikolojik, biyolojik savaşın fedai ve aktörleri, kurbanları olarak..Binlerce Türk gencine, insanına hastalık bulaştırıyorlar..İnternette Türkiye; dünyada Güney Asya ile birlikte FUHUŞ, BEYAZ KADIN, ESCORT ticaretinin üssü, PORNO FİLM CENNETİ olarak sunuluyor!..Şu an Türkiye'de dünyaya porno pazarlayan çok büyük yerli-yabancı patron ve baronların olduğu yazılıyor...Ama ne yazık ki devletimiz, hükümetimiz ve milletimiz bu konularda çok yetersiz, duyarsız, bilgisiz, umursamaz!..Tehlike çok büyük!..Gelecek yıllarda binlerce ve ani ölümler yaşanacak!..Bir ara Prof. Dr. Hurşit Güneş, Türkiye'ye Rusya'dan gelen 500 bin, evet 500.000 fahişe olduğunu söylemiş, piyasada inanılmaz kirli fuhuş parasının döndüğünü vurgulamıştı. Çokları bu uyarıyı bile dalgaya aldı. Şimdi de Prof. Dr. Edibe Sözen'in gençleri fuhuştan, erken uyarılma ve pornodan, diğer zararlı alışkanlıklardan korumaya yönelik tedbir ve çalışmalarını dalgaya alıyorlar!..Bu akşam Fox TV'yi izledim. Yayınlarından iğrendim..Bölücü ve ateistlerin çiftliği olan, eğitimden başka her şeyle ilgilenen ve her şeyden İslam düşmanlığı çıkarmaya çalışan Eğitim-Sen Başkanını konuşturdular!..Sosyal demokrat yapılı b ve Alevi bir kişi olarak bildiğim Edibe Sözen Hanımı nasıl ağıza alınmayacak ifadelerle eleştiriyorlar?!..Halbuki Anayasamızın, gençlerimizin zararlı alışkanlıklardan korunmasına yönelik açık maddeleri var...Ama adamların umurunda değil ki..İşleri güçleri İslam, Türk-İslam kültürü düşmanlığı; kendi öz kültür ve medeniyetine kin, nefret ve düşmanlık!..İşte Eğitim Sen, işte Mühendis Odaları ve TMMOB, işte birçok baro ve TBB, işte Türk Tabipler Birliği, işte TÜSİAD!..İç ve dış mihraklar; üzerimizde çok büyük oyunlar oynuyor; psikolojik, biyolojik, kimyasal hatta fiziksek-nükleer her türlü kirli savaş yöntemlerini deniyor, uyguluyorlar.
   Ceren Kızıltoprak
Ergenekon medyası ve İrtica! KONYA OLAYI'ndan çıkarılacak dersler var elbette....Ama..Başta Milliyet ve Vatan olmak üzere bugünkü AYDIN DOĞAN'ın DERİN DEVLET gazeteleri, ayrıca ERGENEKON tetikçisi gazeteler; Cumhuriyet, Güneş, Tercüman gibi; felaketten İRTİCA çıkarmak için çaba sarfediyor..İşi Kur'an, din düşmanlığına götürüp akıllarınca muhbirlik yapıyorlar..ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'nün yeri yerinden oynatacak eylem ve ihanet haberlerinden hiç hoşlanmayan bu medya; KIZ YURDUNUN ÇÖKMESİNİ pek sevdi!..Ben dün NESİM MALKİ'nin ALACAK DEFTERİ ve ALACAKLILAR LİSTESİNİN, Perinçek'in evinden çıkasını olayını, bugün bütün gazeteler SÜRMANŞET işler, tam sayfa SKANDAL olarak ele alırlar diye düşünüyordum..Nerede?!..Onlar için Kur'an düşmanlığı her şeyden önce..Milliyet, Güneş, Vatan..bugün tam sayfa İRTİCA çalışmışlar!..Halbuki o olayda da iki şey var: 1-Sadece o kursa yönelik değil; Türkiye genelinde kaçak yapı-konut, kaçak kat-çekme kat-çıkma kat yapma rezaleti var. Belediyelerde, İmar'da, Tapu-Sicil'de hemen her yerde inanılmaz rüşvetler, torpiller dönüyor! İnşaat denetimi ciddiyetten uzak!.. 2-Kur'a öğrenme ve din-İslam eğitimi gerçeği..Devlet bu konuda yetersiz kalıyor..Şu an DEVLET okullarında, bütün ilköğretim ve liselerde Din Kültürü derslerinde bile İncil-Tevrat okumak, okutmak, öğretmek serbest; ama Kur'an okumak, okutmak, öğretmek yasak!..Diyanet'e bağlı Kur'an kurslarında da 15 yaşına kadar; dünyanın hiçbir yerinde olmayan Kur'an yasağı var!..Eee, o zaman ne olacak?..Din, Kur'an, inanç ve ibadet bir ihtiyaç! Laik devlet bu ihtiyacı meşru yollardan karşılamak zorunda..Bir de halen Diyanet'te 16 bin din görevlisi(imam-müezzin), 50 bin Kur'an öğreticisi açığı var!..Her dört camiden birinde DİN Görevlsi yok; hele G. Doğu illerinde!..O zaman Hizbullah, İBDA-C, PKK bayram ediyor!..Kendi imamlarını yetiştirip görevlendiriyorlar!..Bir de Diyanet; hala bayan din hizmetlerine soğuk, mesafeli..Türkiye'de nüfusun yarısı bayan! Ancak Diyanet'te en fazla 5 bin bayan din görevlsi var!..Türkiye'de çok büyük oranda kız ve kadınların dini eğitimine, dini doğru öğrenmelerine ihtiyaç var! Çok büyük KIZ KUR'AN KURSU ihtiacı var!..Fakat; ilköğretimde, birinci kademeden sonra diploma verilebilmeli..Ya da Kur'an Kurslarına da dışarıdan okumak şeklinde Ortaokul ve Lise diploması verilebilmeli...
   Mustafa Kamil Turan
Bir musibet bin nasihattan yeğdir derler, ama bin musibete maruz kaldık bugüne kadar belki, bir ders aldık mı acaba?..Bu Konya'daki yurdun çökmesi şu gerçeği iyice gözümüze soktu: Türkiye'de hemen hemen bütün yerel yönetimler ve hükümetler büyük bir cinayet işliyor; konutların, fabrika ve atölyelerin denetimsizliği, inşaat ve mühendislik ihmalleri!..Şu an Türkiye'deki binaların, konutların; yüzde 90'ı ya tamamen, ya kısmen kaçaktır; denetim dışıdır. Hatta imarsız-ruhsatsızdır! Şu an İntanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Eskişehir, Adana başta olmak üzere büyük şehirlerdeki, hatta bütün şehir ve ilçelerdeki konutların yüzde doksanında mutlaka; bina emniyetini riske atacak tarzda bir, iki, üç çıkça-çekme, kaçak kat; yan bina, kaçak balkon vs. vardır! Binaların terasları, çatıları, çıkma-çekme kaçak katları, bodrum katları, otoparkları satılabilmekte veya kiralanabilmektedir. Yine başta İstanbul olmak üzere yerleşim yerlerinin yarısında konutların bodrum katları; atölyedir, fabrikadır!..Özellikle kaçak tekstil, demir-çelik, pima-pen, camcı vs. atölyesidir; bar ve gazinodur, dernek adı altında kumarhanedir veya fuhuş yeridir!..Atmıyorum..Bütün bunları bilen, gören, yaşayan insan olarak söylüyorum...Bugün Türkiye'deki mimar ve mühendislerin, bilhassa mühendislerin, Belediyelerin İmar Dairesi çalışanlarının, Tapu ve Sicil Müdürlüğü yöneticilerinin en az yarısı; hırsızdır, rüşvetçidir, dolandırıcıdır!..İnanmayan varsa, araştırabilir...Özellikle 1085'ten bu yana yolda yürümesini bilmeyen, hayatında eline çekiç alıp bir çivi bile çakmamış nice insan; BEN MÜHENDİSİM, İNŞAAT USTASIYIM deyip ortaya çıkmıştır..Evini-barkını satıp eline 100 milyar para geçinen site yapmaya başlamış, bina dikmeye başlamıştır..Hiçbir iş bulamayan, hiçbir işte tutunamayan nice insan; belediyeden, şuradan-buradan bir hemşehri, bir partili bulup inşaatçılığa başlamıştır..Deneme yanılma ile inşaat tamamlamışlardır..Türkiye'de özellikle bütün OKUL ve HASTANE inşaatı binaları tez elden denetime alınmalıdır..Çünkü bu binaların yüzde 70'i-80'i hatalıdır, kusurludur, büyük risk taşımaktadır..Sallanmaktadır..KOnya'daki olaydan yola çıkarak, işi; Kur'a ve Kur'an kursu, din düşmanlığına dökmek, bu felaketi dinsizlik adına FIRSATA dönüştürmeye çalışmak son derece ahlaksızca ve HAYASIZCA bir iştir..Ancak bugün gün boyunca gördüm ki, hiçbir değer yargısı ve manevi endişesi olmayan ve özellikle İslam'a ayrı bir kini olan bazı medya organları, belden aşağıya vurma yoluna gittiler..Ne ayıp!..Kaçak Kur'an Kursu diye yeri-göğü inlettiler..Neyimiz kaçak değil ki?!..Evet, işte konutlarımız, atölyelerimiz vs..Burada bir konut ihmali, kaçak çıkıntı olabilir..Başka ihmaller de!..Ama bunu din, Kur'an, Kur'an Kursu düşmanlığına dökmenin, Diyanet'le yine bir grubu eski defterleri de açarak ve kaşıyarak karşı karşıya getirmenin anlamı ne?..Burada iyi niyet yok!..Hem bu iş, bir Ergenekon işi niye olmasın ki!..Hafife almayın; bu grup devletin çok dışında değil. Hem derin devlet ajanlarının nüfuz edemeyecekleri bir grup da değil..Zaten bilhassa son 15-20 yıldır İslami gruplara akıllara ziyan yöntemlerle ajanlarını sokmaya çalıştılar ve başarılı da oldular!...Bir de bugünkü Diyanet Teşkilatı-Kadroları; hala eski Başkan Tayyar Altınkulaç'ın emrinde, O'nun etki alanında..Şu an Diyanet'in merkez, yönetici kadrolarının çoğu, NAMAZ dahi kılmayan; ÜLKÜCÜ-MİLLİYETÇİ geçinen eyyamcıların, en büyük marifeti personel ve cemaatini fişlemek olan nasipsiz muhbirlerin elinde!..Dünden bugüne Diyanet'te en çok iş, torpil yaptıran milletvekili kim biliyor musunuz?..Kamer Genç!..Genç'in her telefonu bir EMİR telakki edlir, özellikle atamalarda. Asla reddedilmez!..Şimdi bu olay; Diyanet içinde çok kuvvetli bir biçimde örgütlü Ergenekon-Gladyo ajanlarının işi niye olmasın?!..Ben ne zaman Ankara-Diyanet Merkezine gitsem, orada MGK'dan veya askeri istihbarattan birisni oturuyor bulurdum..Özellikle Mehmet Nuri Bey zamanında..
   Hakim Yüceltan
Off, offff!...İnsanlarımız ne kolay ölüyor..Selden, sudan, havadan sebeplerle...İnsan canı, sudan ucuz çünkü..Türkiye'de dindarlar; hatta tarikat ve cemaatler son yıllarda lüks-konforlu bina, yurt, okul yarışına girdiler..Caka satmaya başladılar..Para devşirip binaya yatırım yapmak "en ideal hizmet" oluverdi..Sıradan insanlar ise bu tarz hizmetten soğudu, dini hizmet anlayışlarından tiksinir hale geldi..Paralı insanların kendini bulabildileri ve ifade edebildikleri bir materyalist hizmet anlayışı bu!..Paran yoksa öl, cehenneme git, gözüme görünme dercesine!..Ama kaliteli, nitelikli, çağı anlayan, donanımlı insan yetiştirme konusunda ciddi eksiklikler var!..Bir de en dindar görünen kişiler dahi; hiç ölmeyecekmiş gibi çakırkeyf dünyayı yaşama arzusuna düştüler...Denizler, oteller, moteller, lüks arabalar, yatlar, katlar!...Hani, her şey hizmet içindi?..Nedir bu Cenneti dünyada yaşama arzusu?..Hani, yaşamak değil, yaşatmak için vardık?..Şu rezilce ve çok kolay ölen-öldürülen mülteciler vicdanlarınızı sızlatmıyor mu?..Hemen hepsi de İslam ülkeleri insanları..Bakın Türkiye'ye..Son 1o yılda trafik kazalarında tam 35 bin kişi ölmüş..Avrupa ülkelerine göre, 10 kat daha fazla..Bu kazalar niçin oluyor? 1-Alkollü araç kullanmaktan. 2-Aşırı hızdan ve hava atmaktan, 3-Dikkatsizlik, hatalı sollamadan. 4-Araçların ve yolların bakımsızlığından...Peki bunlar önlenemez mi?..Elbette, ama..Şöforlarımız her yıl; binlerce kişinin katili oluyor..Ama devlet, bütçeden yatırımı hep askere, terörle mücadeleye ayırıyor..Aslında sosyal-kültürel-ekonomik tedbirler alınsa bu mücadeleye de gerek kalmayacak..Sanki birileri üzerimizde psikolojik, biyolojik, kimyasal, hatta nükleer savaş yürütüyor. 1-Deli danadan ölenler. 2-Kuş gribinden ölenler. 3-Keneden ölenler..Nedir bu? Ne yazık ki ne üniversitelerin, ne de Hükümetin ve devletin ilgili birimlerinin bu konularda ciddi, yeterli, kapsamlı hiçbir araştırması yok..Şu rezalete bakın; keneden her gün birkaç kişi ölüyor; kimseden ciddi tepki yok, önlem yok..Ormanlarımız göz göre göre yanıyor!..Sigaradan, piknik ateşinden, dikkatsizlikten, tarla-arsa açmak açgözlülüğünden!..İşte Antalya ve diğer yerler...Köyler, evler, insanlar, hayvanlar, doğa; insanlık yanıyor!...Biz ise, TV'lerimiz ise tutturmuş çakırkeyf eğleniyor, dans ediyor, dans-şarkı-türkü yarışmasıyla bütün günümüzü, gücümüzü harcıyoruz...Bu ne gaflet, bu ne ihanet böyle?..Neden ormanlarımız, denizlerimiz, göllerimiz,, nehirlerimiz için seferber olmuyoruz?..Düşünebiliyor musunuz Sakarya Nehri, Beyşehir Gölü kurumuş; ama umurumuzda değil!..Varsa-yoksa siyasi polemikler, gevezelikler, boş laiklik-rejim tartışmaları!..Topraklaımız, doğamız zehirleniyor; KANSER vakaları çığ gibi artıyor..Bilinmeyen yeni ölümcül hastalıklar çıkıyor!..Kendimizi salıvermişiz gidiyor!..Nedir bu perişanlık, umursamazlık?..Varsa-yoksa siyasi polemikler, boş rejim-laiklik tartışmaları!..Ben Zonguldak-Çaycuma'dan yazıyorum. Bu ilçenin içinden her gün zehir akıyor! Şimdi askeriyeye devredilen SEKA'nın pis-zehirli atıkları akıyor açıktan..Leş kokusundan daha beter bir koku her saat başı ilçeye yayılıyor!..Ama kimse de bir tepki yok!..Çaycuma Kaymakamı, Belediye Başkanı, STK'lar, siyasi parti temsilcileri ve ilçenin zenginleri; bu rezalete sadece bakıyor, seyrediyor!..Nedir bu gaflet ve aymazlık?..Yemyeşil köylerimiz, ilçelerimiz, kentlerimiz ne hallere geldi?..Köylerimiz, köy evlerimiz-tarlalarımız bakımsızlıktan tarlaya, bataklığa dönüştü!..Gidin bir Türkiye'nin köylerine; gözyaşlarınızı tutamazsınız!..Sanki SAVAŞ sonrası manzaraları!..Perişan!..Köylerde sadece kimsesiz yaşlılar kalmış!..Şimdi Türkiye'de insan ne kadar ucuz, neden bu kadar ucuz, bir kere daha soralım ve artık aklımızı devşirelim!..Hükümet var..Devlet var..Ama insan sefaleti manzaraları korkunç!..İnsanın, kene kadar değeri yok!..Bu kenelerin Deniz Baykal'ı, R. Tayyip Erdoğan'ı ısırmasını mı beklemeliyiz?.. NOT: Türiye'de araç ve gereçlerin, elektronik cihaz ve makinaların, sistemlerin YEDEKLEMESİ yok, ya da çok az! Çoğu kurumda bu böyle..Bakımı çok az!..Fabrika, atölye, makina, otomobil bakımı; sanki angarya, masraflı iş!..Musibet başa gelince ağlaşıyoruz!..Askeri araçların çoğu da Nuh gününden kalma..Ordumuzun, en kısa zamanda modernizasyona girmesi lazım..Generallerin malikhaneleri aşırı lüks, yaşamları son derece konforlu; ama askeri araçlar çok çok eski!...
   EMEL ÇOLPAN
Üç beyazdan biri tehlikede!..Zekeriya Beyaz da Ergenekoncu çıktı!..Marmara İlahiyat'ta TOPRAK HATTI adı altında Yümni Sezen, Zeki Arslantürk, Nurettin Veren, Doğu Perinçek, Tuncay Özkan'larla beraber CUMA SOHBETELERİNE katılan İlahiyatçı yazar Zekeriya Beyaz'ın Ergenekoncuların TALAT PAŞA KOMİTE Toplantılarına da katıldığı ortaya çıktı. İlgili haberde şu bilgi veriliyor: ""Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş başkanlığındaki Talat Paşa Komitesi, Fransa'nın başkenti Paris'in 14 Nisan'da Bastille Meydanı'nda yapacağı yürüyüş ve miting için altıncı kez Yıldız Teknik Üniversitesi'nde biraraya geldi. Toplantıya Denktaş'ın yanısıra İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, İlahiyat Profesörü Zekeriya Beyaz ve çok sayıda profesör ile komite üyeleri katıldı."
   Fatma İlbeyi Duman
Kabinede Revizyon Beklentisi Var... 1-Alevilerin sorunlarının çözümü için, Reha ÇAMUROĞLU, Diyanet'ten sorumlu bakan yapılmalı. Cemevleri; ya Diyanet'e bağlanmalı ya da Kültür Bakanlığının şemsiyesi altına verilmeli. Cemevleri, camilere alternatif olarak "ibadethane" olarak değil de "kültür ve inanç evi" olarak tanımlanmalı..Böylece ateist olduğunu söyleyen Aleviler de güvenceye alınmalı.. 2-Dört yeni bakanlık daha kurulmalı: ***Dış Ticaret, AB ile ilişkiler ve Türkiye'yi Tanıtım Bakanlığı. Başına Mehmet Şimşek getirilmeli. ***Denizcilik, Sahil Güvenlik ve Deniz Ürünleri Bakanlığı. ***Kadın ve Aile Bakanlığı. ***Vakıflar, Müzeler ve Eski Eserler Bakanlığı.. 3-Tarım, Orman, Çevre Bakanlıkları birleştirilmeli. Çalışma Bakanlığı; Çalışma, Sosyal Güvenlik ve İstihdam Bakanlığı; Sanayi Bakanlığı; Sanayi, Kalkınma, Bilim-Nano Teknoloji, ve Üretim-Verimlilik Bakanlığına dönüşmeli.
   YASEMİN Pertek
Ne olur biRAZ tepki......Biraz DuYArlılık.....Önder SAV, İslam'a saldırıyor....Mesut Yılmaz, İslam'a saldırıyor...YARSAV Başkanı, İslam'a saldırıyor...Diyanet nerede? Neden cevap vermiyor, tepki göstermiyor?..Bilmem kaç tane İlahiyat Fakültesi var; nerede o allı-şanlı İLAHİYATÇILAR? Hepsi ödlek, sözde İlahiyatçı mı?..Nerede Türkiye'de o kadar tarikat, cemaat var? Nerede Aleviler, Alevi müslümanlar, cemevleri, dedeler, babalar?..Önder Sav'ın İslam'a yönelik, İslam Peygamberine yönelik terbiyesiz üslup ve hakaretlerine katılıyor musunuz?.......Mesut Yılmaz'ın, YARSAV Başkanının; İslam'ı FAŞİZM ve NAZİZM ideolojilerine denk tutup en büyük tehlike ve tehdit gibi göstermesine bir TEPkiniz yok mudur?...Ey dindarlar!..Nedir bu üzerinizdeki atalet, miskinlik, perişanlık, dünyaya dalmışlık ve gaflet?....Nedir bu gıybet, dedikodu, laf taşıma, husumet, haset?..İslam, kimin dini?..İslam; öyle Mesut Yılmaz'ların, Ö. Faruk Eminağaoğulları'nın salladıkları gibi bir din mi?...Neden AKP, MHP, DP, ANAVATAN, BBP, DTP; İslam düşmanlarına bir tepki vermiyor, İslam'la ilgili her şeyi sineye çekiyorlar veya görmezden geliyorlar?..Ama Allah, her şeyi biliyor!..................Haydi meydanlara çıkalım; İslam'a hakaretlere, İslam düşmanlıklarını kınamak için!.....Önder SAV'ı, Mesut Yılmaz'ı, YARSAV Başkanını kınamak için meydanlara çıkalım!!!!..Pankartlı-afişli SESSİZ YÜRÜYÜŞLER yapalım!..Deniz Baykal'ın dediği gibi; SESSİZ YÜRÜYÜŞ; ama İslam, HZ. Muhammed (s.a.v.) için, inançlarımız için...
   deniz gezmiş
bu gurubu kimse eleştiremez sütten çıkmış akkaşık bunlar
   bam teli
yeniler zamanı geldiğinde anlarsın bea
   idris yağarbu
bu satırların dokulduyu kalbi inanin gözyaslarim akarak icimde hissettim bir an babam yanimda sandım .tesekkur satırları dile geriren insan*?
   yenilerden biri
haddime degil yenilerden biri olarak ama haddini bil eskilerden biri allah hizmeti anlamayı nasip etsin diyecegim sana yinede bize böyle ögretilmeye calışıyorr kandırılsam bile bu kandıran abilerden allah milyonkere milyon razı olsun. harun agabeyimiizin ve o kardeşimizin eline yüregine saglıkkk
   doğu türkiyeli
hakketen şehir efsaneleri eskiden güzel oluyordu şimdi kimse yutmuyor örnek mesala faizsiz bankacılıktan bank bilmem nerelere
   halil ince
hulusi aferin bedduylda öğrenmişsin
   yasemin
yaralı bir yürek olarak aglayarak okudum allah razı olsun
   Deli Dumrul
Okudum ve agladim. Allah kimseye goz yasini unutturmasin,eskilerden veya yenilerden...
   İZMİTLİ
Bende eskilerden biriyim,ama, öncelikle bir baba olarak ağlayarak okudum.Harun ağabey, yüreğinize,kaleminize sağlık.
   hulusi
eskilerden biri!!! sen gerçekten nesin be Allah seni o şehir efsanelerinin kahramanı yapmaz umarım.......
   eskilerden biri
bunlar artık şehir efsanesi be hocam bunlar 15 yıl önceydi bırakın artık hikayeleri çünkü milyar dolarları aştınız timsah gözyaşlarını bırakın artık insanların saf duyguları ile oynamayın hakketen ekşidi
   ahmet kararataş
teşekür ederim hocam.bu unutulan sahillerde yürüttüğün, düşündürdüğün için....selamlar
   mehmet turan
harun abi eline sağlık allah razı olsun. ne mutlu ki öyle mübarek insanlara ki, onların süvarisini devralacak çocukları var. allaha emanet .........
   emin şimşek
allah razı olsun
   tosbaga kamil
Rabbim gozu yasli bu yetimleri sahipsiz birakma,ey kimsesizlerin Kimsesi!

Harun Tokak Arşivi
Ramazan çocukları 05.Ekim.2008
Musibet meteorlarını parçalayan kadın 29.Eylül.2008
Mozambik'te Ramazan Esintileri 21.Eylül.2008
O arslan ayakta öldü 14.Eylül.2008
İslam'ın sesi Bilal 09.Eylül.2008
Gurbettekiler için ezan vakti 31.Ağustos.2008
'Yine ayakların üşüyor mu?' 24.Ağustos.2008
Babacığım! Ceketin 'Sen' kokuyor 22.Haziran.2008
“Adsız oğlan” öldü 15.Haziran.2008
Veda busesi 08.Haziran.2008
Bir sevdadır Türkiye 01.Haziran.2008
Anasız acılar 25.Mayıs.2008
Bizim iller sensiz… 18.Mayıs.2008
Meleğimin adını söyler misin? 17.Mayıs.2008
Yoldakiler 11.Mart.2008
O Küheylan… Süvarisiz döndü ülkesine 10.Haziran.2007
Önden Giden Atlılar ki... Geçtiler Ülkelerinden 03.Haziran.2007
Güneş yeni bir çağa doğar 27.Mayıs.2007
Krizantem Çiçeği 22.Mayıs.2007
Güller de yanar dumansız 13.Mayıs.2007
Hüzünlü bir tebessümdür ki… Dondu anıların dudaklarında 06.Mayıs.2007
Coşkun'dur Türkçe'nin gül günleri 30.Nisan.2007
Allah'a yazılan mektup 22.Nisan.2007
ALDANIŞ DEDE... 16.Nisan.2007
Lefter... 10.Nisan.2007
Bir Pribadi ölür, bin Pribadi doğar 01.Nisan.2007
Ölümü bir yorgan gibi çekti üzerine… 25.Mart.2007
Yiğitlerin saçları bakımlı olmalı… 18.Mart.2007
Çığlıklar yükselirdi yanık çöl gecelerinden 11.Mart.2007
Yusuf Yüzlüler Dolaşıyor Nil Kıyısında 04.Mart.2007
Ölüm treninden bozkıra savrulanların aşkı biter mi? 25.Şubat.2007
Benden sonra ölüm gelir 18.Şubat.2007
Rû- be- Rû 11.Şubat.2007
Suya Düşen Kan: Kerbela 04.Şubat.2007
DELİK AYAKKABILAR VURDU BENİ 29.Ocak.2007
Ayçürök 21.Ocak.2007
Bir Kınalı Küheylan 14.Ocak.2007
Yeşeren düşler 08.Ocak.2007
Baba gitmesen olmaz mı? 01.Ocak.2007
Ateşinde üşüdüm bir meçhul adamın 17.Aralık.2006
Yollar derin uçurumlara varmadan 11.Aralık.2006
Kanlı postallar 03.Aralık.2006
Gözümün nuru, canım ağabeyim! 27.Kasım.2006
“Damarlarımda Türk kanı var” 19.Kasım.2006
YORGUN GÜVERCİN 12.Kasım.2006
MAGADANLI EMİNE 06.Kasım.2006

Gazetelerin 1. Sayfaları

AHMEDİNEJAD LARY KİNG'İN KONUĞU OLDU!

Dünyaca ünlü 'talk showcu' ağır politik konulardan, özel yaşamına kadar Ahmedinejad'a pek çok soru sordu..

FADİME ŞAHİN OLAYINDA SİSİ KOORDİNATÖRDÜ!

Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.

METALLİCA'NIN OLAY KLİBİ...

Metallica'nın son klibi Amerika'yı karıştırdı. Klipte iki Amerikan askerinin Irak ya da Afganistan'da yaşadıkları anlatılıyor.

YANILMIŞIM, TANRI VARMIŞ!

Ünlü ateist artık Tanrı’ya İnanıyor: Dünyanın önde gelen ateistlerinden biri artık, büyük ölçüde, bilimsel kanıtlara dayanarak Tanrı’ya inanıyor.”

BÜYÜK PATLAMANIN İSPATI İÇİN BÜYÜK DENEY!

Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.

HOCAEFENDİ HAKKINDA YENİ BİR KİTAP: ABD'DE GEÇİRDİĞİ 9 YILIN HİKAYESİ

Gülen ile Amerika'da yapılan uzun görüşmeler sonucu, yayıma hazırlanan Faruk Mercan'ın geniş gazetecilik çalışması...Titizlikle hazırlanan bu kitapta; Gülen'in çocukluğundan bugüne, sıradışı ve etkileyici hayatını yer yer kendi ağzından yer yer yazarın ağzından okuyacaksınız.

İFTAR ÇADIRI AMERİKA'YA KADAR ULAŞTI!

Uzun yıllardır Türkiye'nin dört bir tarafında kurulan iftar çadırları, ABD'ye kadar ulaştı. Milky Way Education Derneği tarafından bu yıl ilk kez New Jersey Clifton Park'ta kurulan iftar çadırına; Müslüman Türk toplumu yoğun ilgi gösterdi.

MODERN HAYATA BAŞKALDIRAN HALK: AMİSHLER

ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR


DÜN EN ÇOK OKUNANLAR

» İyi gözetlemeler komutanım!
» Aktütün, Karatütün...
» Neden askerler hiç mesul olmazlar?
» Aktütün denklemi, Zehirli bal...
» Ramazan çocukları

EN ÇOK ARANANLAR

» Ahmet Hakan
» Ali Kırca
» Nurettin Veren
» Galatasaray
» Fethullah Gülen
» Nuh Gönültaş
» Minik Dualar
» Video Haberler

VİDEO HABERLER

» HOCAEFENDİ İLE GURBETTE BİR BAYRAM DAHA...
» ZAHİT AKMAN MEYDAN OKUDU!
» METALLİCA'NIN OLAY KLİBİ...
» ÇANAKKALE DE TÜRK ASKERİNİN YEMEK LİSTESİ NASILDI? VİDEODOO
» BÜYÜK PATLAMANIN İSPATI İÇİN BÜYÜK DENEY!
» HOCAEFENDİ'NİN BİR ŞİİRİ TRT'DE İLK DEFA OKUNDU
» BU DEVLET BANA ADAM ÖLDÜRTTÜ!
» BAYAN PAKSÜT ERGENEKON KAPSAMINDA ADLİYEYE ÇAĞRILINCA...
» 15 BİN ASKERİMİZ NASIL KÖR EDİLDİ?
» GÖZYAŞLARIYLA İZLEYECEĞİNİZ BİR VİDEO
gasteci.com © 2008