Maalesef, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AK Parti’nin kapatılması için hazırladığı iddianamenin, bazı gazete ve televizyon haberleri ile Tarık Akan’ın dinci, şeriatçı olarak tanımladığı basın ve televizyonlar için çalışılmaması yönündeki söylemlerinin en önemli yönlerinden birini oluşturuyor nefret.
Sezai Şen
Çünkü onlar sevmediklerinden veya kendileri gibi olmayanlardan, zorunlu olmadıkları halde, nefret ediyorlar ve yok edilmeleri gerektiğini düşünüyorlar.
Türkiye’nin en önemli sorunlarından birini gazeteler ve televizyonlar oluşturuyor. Çünkü resmi ideolojinin sözcüsü olan ve herkesin fark edemediği devlet desteğini her zaman yanında yöresinde bulmuş bazı yayın organları bu milletin inancına, yaşam tarzına, özgürlüğüne, refaha ermesine ve fikirlerini korkusuzca ifade edebilmesine açıkça cephe almış ya da açıkça cephe alanların silahı olmuşlardır.
Bu tür medya organları bir yandan Müslümanları, bulduğu uç ve ender örnekleri çarpıtma metotları kullanarak, çağdışı, yobaz, pısırık ve işe yaramaz olarak göstermekte diğer yandan da çoğunluğunun Müslüman olduğu bir toplumun ahlakını bozabilmek için uğraşmaktadırlar.
Türkiye’de ahlaksızlığın had safhaya ulaşması kıtlık, yokluk yıllarında değil, maddi olarak daha iyi olduğumuz, özel televizyonların mantar gibi birbiri ardına arz-ı endam ettiği yıllarda gerçekleşmiştir.
Türkiye halkı okuyan değil izleyen, değerlendirme yapan değil kabul eden, anlayan değil anlamış gibi görünen, bilen değil başkalarının söylediğini aktaran bir topluluktur. Elbette toplumun belli bir bölümü yeteri kadar uyanmıştır ancak geniş halk kitleleri hala kitle iletişim araçları kullanılarak gerçekleştirilen sessizlik sarmalı projelerinin figüranı pozisyonunda bulunmaktadır.
Yazılı, görüntülü malum medyanın çoğu zaman haktan ve adaletten uzak, çarpıtma, iftira ve karalamaya yönelik yayınları, Müslümanları çağdışı, yobaz olarak göstermenin, Müslüman toplumun ahlakını bozmanın yanı sıra, bu malum medya ile fikir ve kader birliği yapan bir takım derin bürokrasinin kanunları ve Anayasa’yı arzu ettikleri gibi yorumlayarak bazı siyasi oluşumlarla baş edilmesine yarayacak malzeme de üretmektedir. Malum medya bu üç görevini de hemen her zaman layıkıyla yerine getirmiştirler.
Malum medyanın dışında bulunan basın ve yayın organlarının az da olsa büyümesi, filizlenmesi öncelikle Müslümanların çağdışı ve yobaz olmadıklarının ortaya çıkarılmasında, daha sonra da toplumsal ahlakın yeniden tesis edilmesinde önemli bir etkiyi sahip olmaktadır. Sadece bu iki neden bile muhafazakar basının bu ülkede ne kadar büyük bir öneme sahip/ne derece büyük bir eksiklik olmuş olduğunu ve ne kadar büyük bir hizmet verdiğini göstermesi bakımından altı çizilmesi gereken hususlardır. Ancak muhafazakar basın büyüdükçe malum basında meydana gelen rahatsızlığın temelinde bu hususlar başrol oynamaktadır. Zira muhafazakar basının tirajını, satışını ve izlenme oranlarını arttırması, malum basından tiraj, satış ve izlenme oranının çalınması anlamına gelmektedir. İşte bu yüzden malum basın ve onların destekçileri hem kendilerinden okur ve izler olarak meydana gelen kopuşlardan hem de yaptıkları yalan haberlerin, attıkları iftiraların, başlattıkları karalamaların yüzlerine çarpılmasından dolayı büyük rahatsızlık duymaktadırlar.
Tarık Akan’ın kendine göre dinci ve şeriatçı olarak tanımladığı basın ve yayın kuruluşlarında çalışmama çağrısı, kendi davasına sahip çıkma adına ‘helal olsun’ denilebilecek bir açıklamadır. Ne var ki bu basın kuruluşlarının dinci veya şeriatçı olarak tanımlanmaları doğru değildir. Çünkü bu medya kuruluşları ile onları finanse edenlerin düşünceleri ülkemize yeni bir rejim ithal etmek değil, kendi dünyalık menfaatlerinin yanı sıra, mevcut ahlakı ve özgürlükleri koruyabilmektir. Bir tarafın ‘mevcudu koruma’ adına göstermiş olduğu iyi niyetli yaklaşımlara karşın diğer taraf o mevcudu da ortadan kaldırmanın hesabını yapmaktadır.
Akan’ın açıklamaları bir yönüyle dramatiktir de; sanmaktadır ki mevcudu koruma niyetinde olan gazete ve televizyon kuruluşlarında kendisi gibi düşünenler çalışmasa o gazeteler yürümez, o televizyonlar reyting almaz!
Bu ülkede bir kesim var ki içlerinde toplumun kendileri gibi düşünmeyen, kendi fikirlerine inanmayan, onların gösterdikleri gibi yaşamayan büyük kısmından nefret ediyorlar. Bu nefret onların bütün enerjilerini oluşturuyor. O nefret sayesinde mevcudu koruma konusunda kararlı hükümetleri karalayıp yerden yere vurdukları gibi, benzer yapıdaki medya kuruluşlarına karşı da bir karalama kampanyası başlatmışlardır. Aslında bunlara sormak lazımdır: Sabah ve ATV’nin alımı için kamu bankalarından kaynak alınmıştır da Petrol Ofisi’nin alınabilmesi için alınan kaynak başka bir yerden mi sağlanmıştır?
Onların en büyük özelliği kendilerinden olmayan, kendileri gibi giyinmeyen, yaşamayan, düşünmeyen herkesten nefret ediyor olmalarıdır. Nefret üzerine kurdukları bir dünyadan nefret etmeleri gerekirken, sevgi ve hoşgörü üzerine bir dünya oluşturmaya çalışanlara karşı küfürler etmekte, içlerindeki kini boşaltmaktadırlar. Nefretle örülmüş zavallı dünyalarını anlayabiliyor, nefret ederek yaşama konusundaki istikrarlarını idrak edebiliyor musunuz?
Ah keşke şu kin ve nefret üzerine kurulu dünyalarında adamakıllı bir temizlik yapsalar da gözlerindeki manevi kir perdesi inse, yürekleri hakikat ile tanışsa ve bütün bunların sonucunda bu ülkede uzun yıllardan beri altı sürekli olarak canlı tutulan fitne ateşi sönse ve millet tekrar birbiriyle kardeşliğe dönse… Ah keşke!
Yorumlar Tarık Akan'ı kim ciddiye alır ki? Bunların nefretleri sadece kendi kendilerine zarar verir. Sonunda dönüp kendini sokan akrep durumuna düşerler...ıgdır hasan haklısın kurtulus 55
sinsilik almıs yümüs ne hallerdeyiz milletimiz bir bilse ama Kurtuluş55 Anlayabiliyorum çünkü aynı nefreti sende de görüyorum.VATAN KUTSALDIR TARİK AKAN GİBİ TEK TİP İNSANLAR DÜN İSLAM DÜŞMANI İDİLER, BUGÜN DE OLACAKLAR YARINDA, ONLARI MEZAR BİLE KABÜL ETMEYECEK,UNUTMASINLAR Kİ MUTLAKA ÖLÜM VAR,BU KADAR MÜSLÜMAN DÜŞMANLIĞI ANCAK EBU LEHEPLERDE,EBU SÜFYANLARDA FİRAVUNLARDA VE ONLARIN YANDAŞLARI ŞEYTANLARDA BULUNUR.BİZLER İÇİN YANİ İSLAMİYET VE MÜSLÜMANLAR İÇİN NE TUZAK KURULORLARSA BİLSİNLER Kİ ALLAH'IN TUZAĞI DAHA GÜÇLÜDÜR.E.Dağıstan "Turkıyede Turkler olduğu surece ıslam, musluman edebıyatı ıle başarılı olamassınız" !!!
Bu da nefretin diğer bir tezahürü mü ?
İslam'dan uzaklaşan türkler kendi kimliklerini dahi muhafaza edememişlerdir.
İslam'la var olan ve yükselen bir milletin kendini kaybetmesi için yüzyıllardır dahilden ve hariçten yapılan pis bir mücadelenin, müdahalenin sonucunda ortaya çıkan durumdan dolayı, İstiklal savaşını sadece türkler değil bu memleketteki, Osmanlı'nın asıl gücünü oluşturan bütün kardeşlerimiz birlikte yapmak zorunda kalmıştır. Bu ayrıştırıp yokedici zihinyetteki nefreti anlayamasak da yeterince tanıyoruz. Bu zihniyettekilerin nasıl yabancılaşıp kendi asıllarına dahi düşman da gayet açık bir biçimde müşahade ediyoruz.mehmet demir ya yorumları okumak bana ayrı bir haz veriyor yorumcuların içindeki çelişkiler :) kemal yorumun sonunda yazmış ''inanmayacaksınız ama bende muslumanın demiş''... ikinci yorumunda demişki ''turkiyede turkler olduğu surece islam,musluman edebiyatı ile basarılı olmazsınız'' peki nasıl başarılı olacağız dinsiz muslumanlık edebiyatı ilemi :) anlayamadım ne demek istediğini ama komedikemal ancak hosunuza gıden yorumları yazıyorsunuz buda sızlerın neye hızmet ettığınızı acıkca gosterıyor yolunuz acık olsun. amam ınanın Turkıyede Turkler olduğu surece ıslam, musluman edebıyatı ıle başarılı olamassınız.Kemal Bu ülkede bir kesim var ki içlerinde toplumun kendileri gibi düşünmeyen, kendi fikirlerine inanmayan, onların gösterdikleri gibi yaşamayan büyük kısmından nefret ediyorlar. Bu nefret onların bütün enerjilerini oluşturuyor. Demişsiniz peki sorarım sizin denerjinizi oluşturanları sıralayabilirmisiniz? Bakın Atatürkümüzün bize kazandırdıklarının nasıl yok etmeye çalıştığınızdan söz etmiyorum. Neyse sadece şunu bilin böyle müslüman edebiyatı ile bu ülkeyi yıpratabılırsiniz ancak yıkamayacağınız gibi sahipte olamayacaksınız. Bu arada şaşıracaksınız belki ama bende bir müslümanım.burçak yıldız Türkiye halkı okuyan değil izleyen, değerlendirme yapan değil kabul eden, anlayan değil anlamış gibi görünen, bilen değil başkalarının söylediğini aktaran bir topluluktur. Elbette toplumun belli bir bölümü yeteri kadar uyanmıştır ancak geniş halk kitleleri hala kitle iletişim araçları kullanılarak gerçekleştirilen sessizlik sarmalı projelerinin figüranı pozisyonunda bulunmaktadır.
akp iktidarının ikinci kez başımıza musallat olmasının sebebini doğru bir dille açıklamışsınız tebrik ederim:)çağdaş,demokratik,laik,ilerici,sanatın ve bilimin gençlerle buluştuğu yeni türkiye için allah hepimizi şeyh önünde diz çöken, dini istismarı iş edinmiş,rant peşinde koşan siyasetçilerden korusun ,kurtarsın.bunun adı nefret değil uyanış!saygılarımla...Şeyda Çelikbilek Sizin de belirttiğiniz gibi nefret bunlar açısından itici bir güç haline gelmiş. Nefret edemezlerse yaşadıklarının farkına varamıyorlar. Ama helal olsun bizden, inançlarımızdan nefret ediyorlar ve bazıları bunu ifade etmekten de çekinmiyor. Büyük iş doğrusu.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.