gasteci.com
 
     Ana Sayfa Reklam Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Önce edep, sonra haşema!
Bu sütundan "Caiz mi hanımefendi, beyefendi" diye sordum kıyamet koptu. Meğer Türkiye'de haşeması...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Bombalar
Bu kaçıncı bombalı tezgah? Her tarafa döküp saçmışlar, bombaları… Korku imal edip Kaos'a oy...

Harun Tokak

Harun Tokak 'Yine ayakların üşüyor mu?'
“Yine ayakların üşüyor mu?” Soğuk kış gecelerinde kalacak yer bulamadığında sabahı a...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş Gürcistan ve ABD Seçimleri
Doğrusu ben, Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’nin Güney Osetya’yı kontrol alt...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi Cüzzamlılar, başörtülü müdür?
Habertürk'ten meslektaşımız Balçiçek Pamir ilginç bir yazı kaleme aldı. Başörtülülere cüzzaml...

Halit Esendir

Halit Esendir Şuradan sürpriz çıkmadı
4-5 aydır Türkiye ve dünya gündemini etkileyen Cumhuriyet başsavcısının bir çoğu zorlama delillerle ...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu Yeni inisiyatif ve derinlik avantajı
Mehmet Z. İbrahimgil ve Neval Konuk tarafından Türk Tarih Kurumu yayınları arasında çıkmış olan R...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut Başbuğ ve ideolojik muhalefet döneminin sonu!
Biraz erkence varılmış bir hüküm gibi algılayabilirsiniz bu başlığı....

Sezai Şen

Sezai Şen Hoşgeldin Ey Şehr-i RamaZAM
Lafa gelince “Yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye” oluruz ama acaba icraata gelince d...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

Bizim iller sensiz…

Harun Tokak Tanrı Dağları'na ulaştıklarında kış bütün şiddetiyle bastırmıştı.
Harun Tokak
Uçsuz bucaksız çöllerde ölümün ardı arkası kesilmeyen pusularından kurtulmuşlardı ama Kırgız köylüleri yardımlarına koşmasaydı, bu dağlarda donmaları işten bile değildi.

Taklamakan Çölü'nde yakalandıkları kum fırtınasını geldi akıllarına. Uygurlar boran diyorlardı bu fırtınaya. Gün boyunca aralıksız baskınlar düzenleyip durmuştu boran. Bazı eşyalar uçmuş, sığındıkları çadırları yamulmuş, kırılmış ve yırtılmıştı. Develer kendilerini korumak için yere yapışmışlardı. Sonlarının geldiğine en çok da orada inanmışlardı.

İpek Yolu'nu yeniden yürüyorlar, uğradıkları ülkelerin dillerini, dinlerini, geleneklerini, kültürlerini, damak tadlarını yeniden keşfediyorlardı.

Tarihteki gezginler gibiydiler…

Bir zamanlar ipek, porselen ve baharatı, doğudan batıya, batıdan doğuya taşıyan İpek Yolu yolcularına benziyorlardı.

1996 yılının Haziran'ıydı.

Çin'in Şian şehrinden başlamıştı yolculuk.

Kervan, on deve, iki kangal ve dört kişilik mürettebattan oluşuyordu.

Sıcak yaz günleri de geride kalmış; kış bastırmıştı.

Tanrı Dağları'nın zirvelerini tırmanıyorlardı.

Gökyüzüne bir merdiven gibi dayanan Tanrı Dağları'nı aştıklarında, kutsal dağın kanatları altında büzüşmüş küçük bir kasaba gördüler.

Kasaba karanlığa gömülüydü.

Sadece bir tek binada ışık yanıyordu.

O ışığa doğru yürüdüler.

***

Geçtiğimiz günlerde dünyanın en saygın dergilerinden Foreign Policy, yaşayan 100 entelektüel arasında Türkiye'den Fethullah Gülen Hocefendi ve Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'u da seçince hayalim birden Beşinci Kat'taki o güzel günlere gitti. Hocaefendi o katta ikamet ediyordu.

O gün Mehmet Ali Birand' la birlikte İpek Yolu projesi sahibi Arif Aşcı da vardı. Aşcı, İpek Yolu yolculuğundan yeni gelmişti.

Sofradakiler, anlatılanları can kulağı ile dinliyordu.

“Çin sınırını aşıp Kırgısiztan'a geçtiğimizde Tanrı Dağları'nın eteklerinde küçük bir kasaba. olan Narin'e ulaşmıştık

Kasaba, karanlığa gömülüydü.

Tek bir binada ışık yanıyordu. O ışığa doğru sürdük kervanı.

Binanın önüne geldiğimizde tabelada “Narin Türk Lisesi” yazıyordu.

Önce maceracı birkaç Türk gencinin işi olmalı diye düşündük. Sonra olayın büyüklüğünü anladık.

Develerle gerçekleştirdiğim dev proje gözümde küçülmeye başladı.

Bu okulda çocuklar tüm kasabanın sızdığı bir saatte gece geç saatlere kadar ders çalışıyordu. Bize hem Türkçe, hem İngilizce, hem de Kırgızca şarkı söylediler.

Bu benim için inanılmaz bir olaydı. Çünkü bu müthiş olay benim ülkemin çok genç insanlarınca gerçekleştiriliyordu.

Öğrencilerin, öğretmenlerin gözleri pırıl pırıldı. Çocukların tamamı Türkçeyi öğrenmişlerdi. Bize çok zekice sorular sordular.

Gelecek o çocukların.

Bu parlak geleceğin de farkında bu çocuklar. Bu çocukların başarılarını görünce sadece öğretmenlerinin şahsi başarıları zannettik.

Ama hayır! Daha sonra İpek Yolu üzerinde göreceğimiz bütün okullardaki öğrenciler pırıl pırıl ve çok zekiydi.

Bu okulların Kamboçya, Japonya, Afganistan gibi en ulaşılmaz yerlere de açıldığını duyunca oturup üzerinde tekrar tekrar düşünme gereği duyduk. Yollarda düşünüp tartışmaya çok vaktimiz oluyordu.

Bu okulları da çok düşündük ve çok tartıştık. 6 aylık Orta Asya yolculuğumuz boyunca inanın bizi en çok etkileyen olay buydu.

Ben iddia ediyorum 21. yüzyılın en büyük projesi bu.

Bu proje çok daha fazla konuşulacak.

Günümüzün modern kervansaraylarında konakladık ve hayran kaldık. Bize bölgeyle ilgili altın değerinde çalışmalarını anlattılar.

Artık alışmıştık bir sonraki şehirde hangi okulların olduğunu sormaya.

İnanın ben bu olayı anlatamıyorum. Hiçbirinin derdi para değil. Çöl koşullarında olan yerlerde okul açmışlar. İnanın Afganistan'da, Türkmenistan'da öyle yöreler var ki bizim sürgün yeri dediğimiz Doğu, herhalde bu yörelerin yanında saray kalır.

Fakat oradaki Türk gençleri Türkiye'yle kıyaslanmayacak zorluklardan bile hiç rahatsız değiller.

Basketbol takımları kurmuşlar, orkestralar kurmuşlar. Çevreye hareketlilik getirmişler. Ufak şehirlerde tek dinamizmi oluşturmuşlar.

Kamboçya'da turistlerin bile giremediği bir yere okul açmayı kim başarabilir ki; Çağın projesi bu okullar.” diye bitirdi sözlerini Arif Aşcı.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin anlatılanlardan duyduğu memnuniyet yüzünden okunuyordu. Dünyanın dört bir yanındaki gönül erlerinin gayretleri onu ziyadesiyle sevindirirdi.

Mehmet Ali Brand'ın da çok etkilendiğini bu gün gibi hatırlıyorum. Her zamanki gibi elini çenesinin altına koymuş ve iki de bir “Arif, demek öyle ha!” deyişini hiç unutamıyorum. Daha sonrada Türk Okulları ile ilgili iki bölümlük güzel bir belgesel yapmış ve 32. Gün'de yayınlamıştı.

O günlerde; gazeteciler, sanatçılar, bilim adamları, din adamaları, siyasetçiler Beşinci Kat'ın müdavimleriydi.

Gelen- gidenlerle dur durak bilmeksizin dolar boşalırdı.

Beşinci Kat; dev dalgalara kapılan gemilerin umut limanı gibiydi.

Günler ne günlerdi…

Gün boyunca apaydın bir hareketlilik olsa da; gecelerde sessizlik, bir şarkı gibi huzuru beslerdi.

Ötelerden esintiler, odalarda, koridorlarda üfül üfül gezinir dururdu.

Her gece ruhlar, mor pembe ışıklarla kuşatılırdı.

Birkaç gün önce, o günlerin hicran ateşiyle bağrı yanık birkaç kişiyle birlikte Beşinci Kata uğradık.

Pek mahzundu.

“Yine bulunduğu yerden başını göklere kaldırmış gibi, semaları gözeten ve hep öyle tepeden bakıp, istikbal edeceği misafirleri bekleyen bir hal ve bir teşrifat edası içindeydi.”

Hüzün vardı gülen yüzünde…

Işıktan iklimiyle herkese bağrını açan, her dem ruhaniyet yağmurlarıyla yıkanan bu ulvi mekân pek yalnızdı.

Eşyaların her biri yerli yerinde duruyordu.

Sanki sahibi hemen gelecek ve boş duran koltuğuna oturuverecek gibi bir hal vardı. Duvarda dünya haritası ve üzerinde büyükçe bir kalem…

Akvaryumda sağa sola toslayıp duran rengârenk balıklar

Ağaçların boynu büküktü.

El öperek…

Alınlarından öpülerek,

Sırtları sıvazlanarak

Gözlerde irileşen yaşlar silinerek…

Nice yiğitler salınmıştı yollara…

Bu kutlu kattan bir ok gibi fırlamıştır küheylanlar, dünyanın dört bir yanına. Bu kutlu kattan; şimşek gibi koşmuştur kahramanlar serhat boylarına… Bu kutlu kattan bir güneş gibi doğmuştur ışık süvarileri mazlum milletlerin ufuklarına…Bu kutlu kattan koparak aydınlatmaktadır Asya'yı, Tanrı Dağları'nın eteklerindeki ışık.

Bu kutlu katta, şimdi hüzünden rüzgârlar çığlıklaşıyor.

Havuz tehi bülbül hamuş…

Hatibin koltuğu boş ve bir başına…

Kanepeler kederli…

Çiçekler yine rengârenk açmışlardı.

Bazıları başını balkon duvarından sarkıtmış dış yolu, bazıları da gözlerini içeriye dikmiş iç kapıyı gözlüyor.

Ne onların gülücüklerini gören ne de kokularını duyan var.

Öylece duruyorlar

“Gurbete giden bahçıvan bu bahar gelir mi?” diye “Gül Pembe” bestesi eşliğinde bekleşiyorlar.

Tıpkı “Film Gibi”de açılan kapıdan, yıllarca göremedikleri yakınlarını yaşlı gözlerle gözleyenler gibi.

“Güz yağmurlarıyla bir gün göçüp gittin;

İnanamadık gülpembe.

Bizim iller sessiz, bizim iller sensiz

Olamadı gülpembe”


18.Mayıs.2008 11:10:28

Puan: 3.8/5 (39 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar
   ahmet
Hocam, bizim sevdamız karşılıksız, ışık süvarilerin ve sen. asrın delileri desek az mıdır bilemiyorum. sefere çıkan akıncılar gibi ne yar ne ser onlar için önemlidir. O serdengeçtilere Tarih altın harflerle bunları not ediyor. Dualarım her zaman sizler için..
   Deliveren
Muhterem Hocam, O kadar özledik ki O katın sahibini, yazınızı gözyaşalrıyla okurken kavuşma hayallerine dalıyorum. O kadar duyguluyum ki yazacak birşey bulamıyorum. Ne olur kalplerimizi yıkamaya devam edin. Allah'a emanet olun...

Harun Tokak Arşivi
'Yine ayakların üşüyor mu?' 24.Ağustos.2008
Babacığım! Ceketin 'Sen' kokuyor 22.Haziran.2008
“Adsız oğlan” öldü 15.Haziran.2008
Veda busesi 08.Haziran.2008
Bir sevdadır Türkiye 01.Haziran.2008
Anasız acılar 25.Mayıs.2008
Bizim iller sensiz… 18.Mayıs.2008
Meleğimin adını söyler misin? 17.Mayıs.2008
Yoldakiler 11.Mart.2008
O Küheylan… Süvarisiz döndü ülkesine 10.Haziran.2007
Önden Giden Atlılar ki... Geçtiler Ülkelerinden 03.Haziran.2007
Güneş yeni bir çağa doğar 27.Mayıs.2007
Krizantem Çiçeği 22.Mayıs.2007
Güller de yanar dumansız 13.Mayıs.2007
Hüzünlü bir tebessümdür ki… Dondu anıların dudaklarında 06.Mayıs.2007
Coşkun'dur Türkçe'nin gül günleri 30.Nisan.2007
Allah'a yazılan mektup 22.Nisan.2007
ALDANIŞ DEDE... 16.Nisan.2007
Lefter... 10.Nisan.2007
Bir Pribadi ölür, bin Pribadi doğar 01.Nisan.2007
Ölümü bir yorgan gibi çekti üzerine… 25.Mart.2007
Yiğitlerin saçları bakımlı olmalı… 18.Mart.2007
Çığlıklar yükselirdi yanık çöl gecelerinden 11.Mart.2007
Yusuf Yüzlüler Dolaşıyor Nil Kıyısında 04.Mart.2007
Ölüm treninden bozkıra savrulanların aşkı biter mi? 25.Şubat.2007
Benden sonra ölüm gelir 18.Şubat.2007
Rû- be- Rû 11.Şubat.2007
Suya Düşen Kan: Kerbela 04.Şubat.2007
DELİK AYAKKABILAR VURDU BENİ 29.Ocak.2007
Ayçürök 21.Ocak.2007
Bir Kınalı Küheylan 14.Ocak.2007
Yeşeren düşler 08.Ocak.2007
Baba gitmesen olmaz mı? 01.Ocak.2007
Ateşinde üşüdüm bir meçhul adamın 17.Aralık.2006
Yollar derin uçurumlara varmadan 11.Aralık.2006
Kanlı postallar 03.Aralık.2006
Gözümün nuru, canım ağabeyim! 27.Kasım.2006
“Damarlarımda Türk kanı var” 19.Kasım.2006
YORGUN GÜVERCİN 12.Kasım.2006
MAGADANLI EMİNE 06.Kasım.2006

Gazetelerin 1. Sayfaları

MODERN HAYATA BAŞKALDIRAN HALK: AMİSHLER

ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...

DEVLETTEN MAAŞLI ACZEMENDİ!

"Aczimendilerin Yalova'da Askeri bir kışlada eğitildiği" bilgisi daha sıcaklığını korurken, devlet görevlisi bir aczimendi ortaya çıktı.

MÜSLÜMAN ŞİRİNLER!

Avrupa, Şirinler'in Türkiye'de bazı TV kanallarında “İslami usul”de yayınlanmasını konuşuyor.

DAYAK YEMEKTEN BIKTI!

Sunucu Ece Erken, sürekli olarak dayak yediği kocasından boşanmak için davayı açtı. Erken oldukça yüksek bir tazminat istiyor.

GECEKONDUDA OTURDUĞU GÜNLERİ ÇABUK UNUTUYORLAR

Ünlüler geçmişlerini inkar ediyor. Örnek Ebru Şallı... Ünlü manken, "İstanbul'da hangi semtlerde oturdunuz?" sorusuna 'Bebek ve Etiler' yanıtını verdi. Oysa Şallı, ünlü olmadan önce Feriköy'de gecekonduda yaşıyordu.

NE ORMAN YANGINI, NE YAŞ NE ERGENEKON... İŞTE HÜRRİYET'İN EN ÇOK OKUNAN HABERİ!

Gülben Ergen'in içi dışı bir!!! İşte Hürriyet'in en çok okunan haberi!!! Ne Orman yangını, ne YAŞ kararları, ne de Ergenekon... Gündeme bomba gibi düşen ikinci Sibel Can vakası haberi Kıbrıs'tan geldi!

BİR İLAÇ VE TATLI TARİFNAMESİ...

Her kim bu tatlıdan üç lokma yese, göğsüne şifa, gönlüne nur olur. Dindar, yaşlı ve sevimli bir dostu ziyarete gitmiştik. Ben, hüsn-i hat merakım dolayısıyla duvarlardaki eski-yazı levhalarını incelerken, bir levha özerinde ilgi çekici ve hoş bir ilâç târifnâmesine rastladım, ilâcın hazırlanışı şöyle:

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR


DÜN EN ÇOK OKUNANLAR

» GELİR GELMEZ CEMAAT DEDİ!
» AZGIN TEKE MEHMET YAKUP... ZAMAN BENİ TEHDİT EDİYOR!
» ASKER BAYKALI İÇERİ SOKMAD!!!
» Önce edep, sonra haşema!
» Başbuğ ve ideolojik muhalefet döneminin sonu!
» Yeni inisiyatif ve derinlik avantajı

EN ÇOK ARANANLAR

» Ahmet Hakan
» Ali Kırca
» Nurettin Veren
» Galatasaray
» Fethullah Gülen
» Nuh Gönültaş
» Minik Dualar
» Video Haberler

VİDEO HABERLER

» BAYAN PAKSÜT ERGENEKON KAPSAMINDA ADLİYEYE ÇAĞRILINCA...
» 15 BİN ASKERİMİZ NASIL KÖR EDİLDİ?
» GÖZYAŞLARIYLA İZLEYECEĞİNİZ BİR VİDEO
» EY DOST BİZE ÖLÜMDEN BAHSET!
» RUS SNİPER GÜRCÜ MUHABİRİ BÖYLE VURDU
» ÖLECEKLERİNİ DÜŞÜNEREK ŞAHADET GETİRDİLER, SONRA PRES PRES DİYE BAĞIRDILAR
» KABE İMAMINA NAMAZ SIRASINDA SALDIRI!
» YAŞAR BÜYÜKANIT'A BİR TRİLYONLUK OTOMOBİL
» ENKAZDAN SAĞ ÇIKTI
» YUH ARTIK... YOUTUBE'DAN SONRA DAİLYMOTİON VİDEO SİTESİ DE KAPATILDI
gasteci.com © 2008