"Benim askerim" ya da cami avlusundan iktidar çıkarma hesapları
Bugünlerde şehit cenazelerinde hükümet ve bakanlara karşı yuhalamalar, protesto alkışları dikkatlerden kaçmıyor. Herşeyden önce, şehitler üzerinden, onların aziz ruhları üzerinden politika yapılması, toplumun gerilmesi, tasvip edilecek bir davranış değildir. Hükümeti eleştirebilir, beğenmeyebilirsiniz. Yerden göğe kadar bütün politikalarını yanlış da bulabilirsiniz. Ancak son yolculuklarına uğurladığımız şehitlerimizin cenazeleri üzerinden “iktidar” hesabı yapamazsınız! Sebahattin Çelebi
Bugünlerde şehit cenazelerinde hükümet ve bakanlara karşı yuhalamalar, protesto alkışları dikkatlerden kaçmıyor. Herşeyden önce, şehitler üzerinden, onların aziz ruhları üzerinden politika yapılması, toplumun gerilmesi, tasvip edilecek bir davranış değildir. Hükümeti eleştirebilir, beğenmeyebilirsiniz. Yerden göğe kadar bütün politikalarını yanlış da bulabilirsiniz. Ancak son yolculuklarına uğurladığımız şehitlerimizin cenazeleri üzerinden “iktidar” hesabı yapamazsınız!
Bu ülke için gözünü kırpmadan canını veren şehitlerimiz, sadece "ulusal"cıların, sadece "eski Maocuların", sadece Kuvvacıların şehitleri değil. Onlar, bütün Türkiye'ye aittir; sağcısından solcusuna, dincisinden dinsizine kadar hepimize ait. Hangi fikre mensup olursa olsun, her ev, o mübarek ocağa evlat göndermiştir..
Türkiye üç darbe yaşadı.
27 Mayıs atmosferinde Mehmetçik omuzlara alınırken, “benim askerim” hareketleriyle, ordu iyice siyasetin içine çekildi.
“Hiçbir darbe, özgürlükçü değildir” gerçeğine kapalı çevreler, darbeci generallere methiyeler düzdü, onların yaptığı Anayasa’ya mersiyeler döktürdüler. Oysa gerçek gün gibi ortadaydı. “Yaşasın benim iktidarımı destekleyen darbe!” mantığı gün gibi kendisini gösteriyordu.
Askerimizi, ordumuzu politikaya çekmek, onu günlük siyasi kavgaların arenasına sürüklemek yanlıştır. Ordumuzu, askerimizi “bizim partinin askeri”, “bizim takımın askeri” noktasında değerlendirme hiç kimseye bir şey kazandırmaz. .
Askeri, “benim askerim” noktasına çekmenin bedeli son derece ağır olacaktır. Asker, bu milletin askeridir. Rütbeli, rütbesiz ölen bütün Mehmetçikler, bizim evlatlarımızdır. Bu ülke insanını birarada tutan ortak değerlerin başında, vatan, millet, bayrak, devlet ve ordu gelmektedir. Bu terimleri ulu orta yerde harcamak, içini boşaltmak ve kişiselleştirmek toplumda huzursuzluklara yol açacaktır.
Yıllarca duyduğumuz, ülke sorunlarını çözmede hiçbir farklı argümana sahip olmadığı malum kişiler, cenaze törenlerinde, bir takım bildik el işaretleri yapıp, hükümet yetkililerine hakaretler ediyor, küfrediyorlar. İktidara oynamak; güçlü ekenomik, siyasi, uluslar arası politikalarla; parti programlarıyla olur. Vatan, millet, bayrak söz konusu olduğunda, kendisinden başka kimseyi “sahip olarak” görmeyen zihniyet, şehit cenazelerinden, cami avlusundan “iktidar” çıkarmaya çalışıyor.
Şehitler üzerinden siyaset yaparak, iktidara gelmeyi umanlara, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra “oy patlaması” yapan, ancak ondan sonraki seçimde, “dibi bulan” partilerin kaderini hatırlatmak isterim.
Bu ülkede terör her zaman vardı. Neredeyse cumhuriyet tarihi kadar eskidir bizim ülkemizde terör. Verdiğimiz ilk şehitler de, son zamanlarda yitirdiğimiz gençlerimiz değillerdir. Gazete arşivlerini şöyle bir karıştırdığınızda her ay bölücü teröre, şehit verdiğimizi görmek mümkündür.
Türkiye, elbette uluslar arası politikalar, diplomatik ilişkilerle Kuzey Irak kökenli PKK terörünü çözecek güce sahiptir. Çüzümü yine demokrasi ve uluslar arası hukuk kuralları çerçevesinde bulmanın yollarına bakmak gerekmektedir.
Genelkurmay Başkanımız Org. Yaşar Büyükanıt, “Türk ordusu, mahalle kabadayısı değildir” demişti kısa bir süre önce. İşte bu kelimelerin arasındaki “büyük devlet ruhu”, kökü nerede olursa olsun, bölücü terör illetini çözecek ve kurutacaktır.
Gereken, mutlaka zamanı ve yeri geldiğinde yapılacaktır.
Şehitler üzerinden politika yapmak, onları “sandığa taşımak” ne derece doğrudur?
Şehit verdiğimiz rütbeli, rütbesiz bütün gençlerimizi, kim tek başına sahiplenebilir?
Hangimizin, hangi partinin buna hakkı var?
Türk Ordusu, Türk milletinindir. Ölen asker, bizim askerimiz, düşen şehit, bizim şehidimizdir... Cenaze namazından, cuma namazından, camiden, cami avlusundan iktidar hesapları yapanlara, Erbakan’ın düştüğü durumu hatırlamalarını öneririm...
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.