“Sanal reklamlarımızı” izlerken, o şehit düşen gencin evini, hiçbir şey aklımıza getirmiyor nedense! Kendimizi neye kaptırdığımızı bilmiyoruz. Uyutulduğumuzu, uyuşturulduğumuzu görmeden, milyon dolar bütçeli dizilerin içinde, bizlere kurulan yapay, kahpe bir dünyanın içinde evcilik oynuyoruz. Sebahattin Çelebi
Türkiye, sancılı bir dönemden geçiyor. Ülkenin Kuzey Irak cehennemine çekildiği, Cumhurbaşkanının seçilemediği, yaz ortasında seçim kararının alındığı, her şeyin, herkesin alabora olduğu bir dönem bu. Terör örgütünün baharla birlikte başlattığı silahlı eylemler, yaz gelince hız kazanmaya ve ürkütücü boyutlara gelmeye başladı. Öyle ki, artık her haber bülteninde, “Bugün kaç şehit verdik” korkuları içinde televizyonlarımızın düğmesine basıyoruz.
Acı olan bir şey var!
Acı olan; alışıyoruz artık bu haberlere. Ateş düştüğü yeri yakıyor ve bizler uzağımızda şehit düşen gencecik Mehmetçiklerin acılarını, bir televizyon haberi uzunluğunda; yani 3-4 dakika yaşıyor, ardından başlayan dizimizde, kendimizi; sahte, yalancı bir hayatın kollarına atıyoruz.
Polat Alemdar’ın tabancasından çıkan kurşunlar, bize hiçbir zaman Mehmetçiklerin yüreklerine saplananları hatırlatmıyor... Kahreden de bu ya zaten. Her acı, ancak Ali Kırca’nın, Mehmet Ali Birand’ın veya diğerlerinin yüz ifadelerinde görebildiğimiz ve algılayabildiğimiz kadar, alttan verilen müziklerin verdiği hüzün kadar, hissediliyor.
“Sanal reklamlarımızı” izlerken, o şehit düşen gencin evini, hiçbir şey aklımıza getirmiyor nedense! Kendimizi neye kaptırdığımızı bilmiyoruz. Uyutulduğumuzu, uyuşturulduğumuzu görmeden, milyon dolar bütçeli dizilerin içinde, bizlere kurulan yapay, kahpe bir dünyanın içinde evcilik oynuyoruz.
Komşumuz bile aklımıza gelmiyor. Dağda şehit düşen, topuğu parçalanan, ayağı kopan, gözü kör olan genç fidanları niye hatırlayalım ki?.
Her şey bize yalan geliyor!
Yalancı, aşağılık, kepaze bir duygu bu.
Bir yerde ocaklar sönüyor ve bizler, kendi “mutlu ocaklarımızda”, 45 dakikalık, bir saatlik keyifler yaşıyoruz. Çıkmamak istercesine hem de! Peşpeşe on bölüm sunsalar, doyumsuz bir iştahla izleyecek ve son sahnesinde kimin kimi öpeceğini konuşacağız.
Kahredici, iğrenç bir bencillik bu.
Gelin bugün bir şey yapın...
İyi bir şey...
Dizinizi izlemeyin ve şehit düşen askerlerin bir yakını olun bu gece. Hiçbir dizinin size sunamayacağı; içinde yitik aşkların, iyilerin, kötülerin, katillerin olduğu bir dramın içinde bulacaksınız kendinizi ...
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.