Kimi tezkereciler son günlerde yeniden bayrak açtılar: 1 Mart Tezkeresi'nin baş müzakerecisi Deniz Bölükbaşı "Tezkere reddedildiği için tarihi fırsatı kaçırdık. Bugünkü belalarla karşılaştık" iddiasında... Dört yılı aşkın bir süre sesini çıkarmadan beklemiş, kalkmış şimdi feveran ediyor; neden acaba? Tamer Korkmaz
Bölükbaşı, hükümeti/Erdoğan'ın danışmanlarını/Meclis Başkanı'nı suçluyor: İlk bakışta, Bölükbaşı'nın MHP'den siyasete atıldığı için böyle konuştuğu söylenebilir. Elbette bu faktörün de bir ölçüde etkisi vardır. Ancak konuyu sadece "siyasi rant elde etme" amacıyla açıklamanın yeterli olmayacağını düşünüyorum...
Dikkat ederseniz, yalnızca Bölükbaşı değil, belli başlı tezkerecilerin hemen hepsi -tam da Kuzey Irak'a harekat tartışmalarının yoğunlaştığı, bir başka deyişle "Ankara'ya gel gel!" tuzağı çekildiği bir dönemde- kılıçlarını kuşanıverdiler!
***
Bölükbaşı, tezkere günlerinde "Egemen Medya" tarafından "Türkiye'nin milli menfaatlerini canla başla savunan aslan yürekli baş müzakereci" gibi sunulmuştu. ("Türkiye'nin milli menfaatleri" adı altında ABD'nin çıkarlarını savunmuş, savaş tamtamları çalmış olan "fevkalade uyumlu" gazete ve televizyonlardan bahsediyorum.)
Bölükbaşı, Habertürk ekranında Zapsu ve Bağış gibi AKP'li danışmanların ABD'ye "arka kanal" açarak ilave bir ümit tesis edilmesinde etkili olduklarından yakınıyordu...
Oysa, Bölükbaşı o danışmanlarla "aynı tarafta" idi; yani tezkerenin geçmesini istiyordu. Bugün de yana yakıla "Keşke geçseydi" diyen kendisi olduğuna göre AKP'li danışmanlara öfkelenmemeli!
Tezkereyi geçirmeye çalışan "AKP lideri Erdoğan"dı. O esnada Başbakan olan Abdullah Gül, niyetini açık etmese de "tezkerenin geçmesini istemeyen" taraftaydı...
Bölükbaşı, "Meclis'e konunun öneminin anlatılmasını engellediği" iddiasıyla Bülent Arınç'ı da suçluyor. Arınç ise Bölükbaşı'nın sözlerini net bir biçimde yalanlıyor...
Bölükbaşı'nın "devlet sırlarını açıklıyor" anonsuyla ekranlardan yaptığı "tezkere çıkarması"nın kamuoyunu yanıltmaya yönelik olduğu çok açık: O dönemde kendisine tevdi edilen belgeleri bugün bağlamından kopararak, özellikle yanlış değerlendirerek tezkere gerçeklerini saklıyor! (MHP lideri Bahçeli'nin Bölükbaşı'nın tezkere tezlerine katıldığını hiç sanmıyorum.)
"Tezkereci Cemaati" o günlerde kamuoyunu ABD'nin bölgesel çıkarları/politikalarıyla uyumlu/özdeş hale getirmek istemişlerdi. Hâlâ daha yaptıkları bundan farklı bir iş değil...
Tezkere geçseydi; Türkiye iddia ettikleri gibi Kuzey Irak'ta söz sahibi olamayacaktı. Hayli sınırlı bir şekilde içeriye girebilecektik. Askerlerimiz -Güneydoğu'da konuşlandırılanlar ile Irak'taki Amerikan güçleri tarafından "sandviç" pozisyonunda markaja tabi tutulacaktı...
Giderek Irak Batağı'na saplanacaktık. Sadece Irak'ta değil, bütün Ortadoğu'da aynen ABD ve İngiltere gibi işgalci güç olarak tanımlanacaktık. Şimdiki büyük prestijimizin zerresi olmayacaktı. ABD, PKK terörüne karşı arzu ettiğimiz sonucu almamıza kesinlikle izin vermeyecekti. Bizi Kerkük'e de yanaştırmayacaklardı.
Hepsinden önemlisi: Tezkerenin reddi, Ankara'nın tarihte ilk kez ABD ekseninden çıkmasını sağlayan sürecin en çarpıcı temel taşıdır...
Hal böyle iken, şimdilerde yeniden tezkereci tezlerin hortlatılmasının bir anlamı olmalı? "Keşke tezkere geçseydi" yanılsamasını yeşertenler -bugünlerde Ankara'nın Kuzey Irak'ta topyekun sıcak çatışmalara çekilerek tuzağa düşürülmesini isteyen Amerikan taktiğinin ekmeğine yağ sürmüş oluyorlar!
Bazılarının iddia ettiği gibi, Türkiye çaresiz falan değildir. Tersine eli güçlü olan Ankara'dır! "Provokatif Terör"ün çanları, TSK'yı Kuzey Irak'a yanlış bir zaman ve zeminde gönderebilmek uğruna çalıyor. Ama, Ankara bu tuzağa düşmeyecek...
Türkiye, şimdi değil; ABD'nin Irak'tan çekilmesinden sonraki süreçte bölgede etkili olacak!
Yorumlar Mehmet Bursalı Gittikçe içeriden ve dışarıdan demokratik alan daraltılıyor. Türkiye ve Türk milleti; geçmişte Irak'a, Libya'ya, Suriye'ye, İran'a yapılan muamelenin aynısı yapılmak isteniyor. Şu an bütün taşlar, dıştan içe güçlü bir müdahaleye veya askeri darbeye doğru döşeniyor...Benim de acizane teklifim, aynı; demokratik alanın ve cephenin geliştirilmesi, sivil toplum duyarlılığının arttırılması..
Ne yapılabilir? Bilemiyorum..Ama mesela Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı; acilen bir DEMOKRASİ PLATFORMU oluşturabilir. Bu Platformda; Aydın Menderes, Saadettin Bilgiç, Nahit Menteşe, Nilüfer Gürsoy-Naskali, Mehmet Ağar, Prof. Hüseyin Bağcı, Korkut Özal gibi isimler yer alabilir...Bu isimler projeler geliştirebilirler...Bence Mesut Yılmaz ve Süleyman Demirel de tamamen devre dışı tutulmamalıdır...
İşin bir de TÜSİAD ve patronlar yönü var!..Bu alanda, maalesef Hükümetin ve Ak Parti'nin sağlıklı bir diyalog ve istişare mekanizması yok..Bu da önemli...İşadamları, patronlar ne istiyor? Neden istiyor?..Orta yol nedir?..
Bence uzlaşı, barışçı adımlar ve diyalog çok önemli! Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı da zaten bunun için var!..ERhan Bodur Zaman, yaz-tatil abone-satış kampanyası başlatabilir!...
Zaman gazetesi şu an birinci gazete görünüyor. Ancak yaz döneminde 100-150 bin tiraj kaybediyor. Çünkü öğrenci ve öğretmenler tatile çıkıyor. Geriye esnaf, işadamları, sanayiciler kalıyor; onların abonelikleri sürekli..Zaman; bir "yaz modeli" satış-abonelik geliştirebilir aslında. İki-üç şey birden yapabilir:
1-Aboneliğini geçici olarak iptal etmek isteyen her kişi iki abonelik bularak ara verebilir.
2-Abonenin tatil yeri adresi; günü gününe alınarak, gazetesi günü gününe ulaştırılabilir, böyle mobilize bir abonelik sistemi geliştirilebilir.
3-Türkiye'nin bütün tatil beldeleri, mekanları, otel ve motellerinde ZAMAN SATIŞ NOKTALARI oluşturulabilir. Türkçe-İngilizce abonelik kampanyası başlatılabilir. Antalya, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Didim gibi yerlerdeki otellerle anlaşılarak, reklam karşılığı her otele müşterilerine ücretsiz olarak hediye edilmek üzere 500'er adet Türkçe-İngilizce gazete bırakılabilir..
Bunlar benim ilk anda aklıma gelenler..Zaman; bu ülkede rahat bir milyon da satar! Biraz daha gayret olursa..Gazete, biraz daha yeni okurlarına hitap edebilecek değişiklikler-yenilikler yapabilirse...Ne yapabilir? Mesela;
1-Her hafta, Cuma günleri birer TATİL REHBERİ verebilir.
2-Kadınlara ve gençlere yönelik, aile ve insana yönelik haberler-yazılar daha da arttırılabilir.
3-Hafta sonları veya Pazartesi günleri; bir MİZAH DERGİSİ verilebilir.
4-Her hafta ÖDÜLLÜ SPOR/FUTBOL BİLGİ YARIŞMASI bulmacası verilebilir...A.B.D KAÇIYOR BIZIM BASIRETSIZLER IRAKA DALMAK PESINDE.YAZIK YAZIK PLAN İŞLİYOR .BUNU YEMEMEK LAZIM.Ersan Koral Neler oluyor bu ülkede? Bir tarafta Bilderberg toplanıyor! Dünyanın en ünlü adamları, söz sahibi, medya ve sermaye sahibi adamları İstanbul'da! Ama ses sada yok! Kimse farkında bile değil! Neler konuştular, niçin geldiler, ne yapmak istiyorlar?!!
Bir tarafta Büyük Mason Locası toplanıyor! Türkiye'nin derin devleti, en kritik kadroların mensupları toplanıyor! Yine neler oluyor, bilmiyoruz?!! Ne yapmak istiyorlar, niçin bir araya geliyorlar?!! Bilmiyoruz...
Her iki toplantı da basına kapalı!!!İşte demokrasi, işte basın özgürlüğü, işte şeffaflık! Nerede, hani?!!!
Dünyayı ve Türkiye'yi kimler yönetiyor?!! Kim, kimin adamı?! Ve ülkemiz nereye sürükleniyor?!! Bilen var mı?!...Var ama, konuşma yasağı var, konuşmazlar ki!...
Neden Bilderberg, bu sene Türkiye'de toplandı yine? Neden???ali irfan silah tuccarlari ne istiyorsa o olur, bosuna kendinizi yormayintuhaf yorumlar Le Monde: Mitinglerdeki 'uyanan çoğunluk', 'gerçekte azınlık'...
Fransız Le Monde gazetesi, Türkiye’deki düzenlenen dev gösterilere katılan laiklerden “uyanan çoğunluk" olarak söz edilmesine karşın “gerçekte azınlık" olduğunu savundu, “ayrıca bu hareketlerin, askerler tarafından planlandığı ve organize edildiği" iddiasına yer verdi.
Fransız Le Monde gazetesi, Türkiye’deki gelişmeleri Sophie Shihab imzalı, “Atatürk’ün Torunlarının İrkilişi" başlıklı analizinde değerlendirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin “Küçük Asya" da tutmak istediği milyonlarca Türklerin “Laik ve modern, yani Avrupalı, olduklarını ve öyle kalmak istediklerini göstermek amacıyla" Nisan’dan bu yana mitingler yaptıklarına dikkat çekti. Yapılan büyük gösterilerin laik Türklerin AKP konusunda duydukları derin kuşku gerçeğini ortaya çıkarttığını kaydeden gazete, laiklerin, AKP’nin de AB değerlerini, küresel ekonomi ve İsrail ile ittifakı benimsese de ülkeyi İslamlaştırmak istediğinden kuşkulandıklarını belirtti.
TÜRKİYE’DEKİ KRİZİN ASIL NEDENİ GÜÇ PAYLAŞIMI
Fransız gazetesi, analistlere dayanarak da Türkiye’de yaşanan krizin asıl nedeninin din değil, eski ve yeni elitler arasındaki güç paylaşımı olduğunu öne sürdü.
Türkiye’de yaşanan krizin, “halkın çoğunluğunu, kadınların sokağa başı örtülü çıktığı banliyöler ile diğer illerdeki halkı pek ilgilendirmediğini" öne sürerken, bu vatandaşların gösterilerin “rövanşını" sandıkta alacağını yazdı. Hiç kimsenin Nisan’da yaşananların sandığa nasıl yansıyacağını bilmediğini belirten Le Monde şu yorumu yaptı:
“Krizi yatıştırmak için dört ay öne alınan 22 Temmuz seçimleri AKP’ye oy kaybettirebilir ve hükümet kurabilmek için başka bir parti ile bir araya gelmek zorunda kalır. Yeni parlamento da uzlaşı bir cumhurbaşkanı seçebilir ve o zaman kriz çözümlenmemiş olsa da en az ertelenmiş olur." Buna karşın AKP’nin seçimden çok güçlü çıkması halinde krizin süreceğini savunan gazete, Türkiye’deki anketlerin Türklerin yüzde 39’unun Genelkurmay’ın Nisan’daki müdahalesini onayladığını, bu oranın üniversite çevrelerinde yüzde 52’sine yükseldiğini gösterdiğine dikkat çekti.
Fransız gazetesi, Türkiye’de iklimin hala gergin olduğunu belirtirken de, Türk ordusunun PKK’ya yönelik sınır ötesi operasyon ile “her zamankinden daha çok tehdit ettiği"ni de öne sürdü.
MİTİNGLER
Türkiye’deki düzenlenen dev gösterilere katılan laiklerden “uyanan çoğunluk"tan söz edilmesine karşın “gerçekte azınlık" olduğunu savunan gazete, “ayrıca bu hareketler, askerler tarafından planlandığı ve organize edildiği" iddiasına da yer verdi.
Ancak bu gösteriler sırasında “spontane bir coşku" ortaya çıktığını ve bunu da AKP’nin çok hissettiğine dikkat çeken gazete, AKP’nin de birbirine rakip akımlardan oluştuğunu ancak başlıca yöneticilerinin provokasyona gelmediğini, laikleri korkutan yerel kadrolarını ılımlaştırdıklarını da yazdı. Gazete şöyle devam etti:
“Bunu hiç kimse, onlar kadar iyi yapamaz, özellikle Ordu, ve bunu (Ordunun) en üstteki hiyerarşisi de biliyor. Askerlerin, Türk demokrasisi üzerindeki ipoteğinin ağırlığı her zaman hissediyorsa da, bu da Müslüman dünyasında benzeri olmayan, ‘laik otoritarizm" ile ‘İslami demokrasi’ arasında olgunlaşmayı sürdüren, bir ulaşıdır."
ANKA
Alıntı TEKRAR TEKRAR OKUYUN!..Siyonist-küresel sermayeye ve Türk ordusuna ince mesajlar veriyor...Türk ordusunu kışkırtıyor!..ABD'nin Türkiye'de askeri darbe desteğini artırmaya çalışıyor..Dış destekli askeri üdahaleye ortam hazırlıyor!..
Abromowitz: Türkiye bölünüyor!
NEW YORK(ANKA)
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz, Türkiye’de seçim yaklaştıkça ortamın gergin olduğunu belirtti. Abramowitz, “Türkiye, giderek artan bir biçimde bölünüyor. AKP yine çoğunluğu elde ederse sorunlar katlanabilir. Askerler, kendi cumhurbaşkanı seçebilecek AKP’nin kontrolündeki bir parlamentoya izin verir mi?” ifadesini kullandı.
Morton Abramowitz, Newsweek dergisinde konuk köşe yazarı sıfatı ile Türkiye’deki son gelişmeleri değerlendirirken “Türkiye, giderek artan bir biçimde bölünüyor, laik Türkiye giderek bölünüyor ve laik elit AKP’ye daha çok güç kaybetmekten çok korkuyor” görüşünü dile getirdi.
Türkiye’nin yaklaşık her 10 yılda bir bir siyasi kriz yaşadığını belirten Abramowitz, ancak ufuktaki sorunun, geçmişteki krizlerin aksine “İslam’ın geri çekilmesi ile sonuçlanamayabileceği”ni savundu. Abramowitz, “Sorun, ayrı zamanda tüm İslam dünyası ve Batı’da etkileri olacak kilit bir meseleye vurgu yapıyor: Yani, İslam, siyasi hayatta ne gibi bir rol oynamalı?” diye yazdı.
“AKP USULCA GİTMEYİ REDDEDİYOR”
Abramowitz, 10 yıl önce generallerin Necmettin Erbakan’ı iktidardan uzaklaştırdıklarını ancak AKP’nin usulca gitmeyi reddettiğini kaydetti. AKP’nin askerlere meydan okuyarak genel bir seçim çağrısını yaptığını öne süren gazete, AKP’nin bu rest çekerken gücünü halkın arasındaki popülaritesinden aldığını belirtti.
Halen Türkiye’de yaşanan kriz ile önceki krizlerin arasında diğer kilit bir farkının da ekonominin durumunu oluşturduğunu kaydeden Abramowitz, buna karşın Türkiye’nin giderek artan bir biçimde bölündüğünü, laiklerin AKP’ye daha çok güç kaybetmekten çok korktuklarını öne sürerek “Laikler, partiyi hor görüyor ve, fırsat verilirse, devleti Türkiye’nin yaşamının tüm alanlarında İslam’ı ilerletmek için kullanacağından eminler” yorumunu yaptı.
LAİKLERİN ÇOĞU, SEÇMEYE ZORLANIRLARSA ASKERLERİ TERCİH EDER
Kısa bir süre önce Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında kendisi ile görüşen akademisyenlerinin AKP konusundaki kaygılarını dile getirirken “Siz Amerikalılar, ılımlı İslam’a inanıyorsunuz. Böyle bir şey yok” dediklerini aktaran Abramowitz, şöyle devam etti:
“Birçok laik, askerlerin siyasete müdahale etmesi fikrinden hoşlanmıyor. Ancak laiklik ile demokrasi arasındaki seçim, yapmacık bir seçim olduğunu savunuyor: sadece birincisi (laiklik) ikincisinin (demokrasi) teminatıdır. Eğer, askerler ile AKP arasında bir seçim yapmaya zorlanırlarsa çoğunun askerleri seçeceğini sanıyorum.”
Morton Abramowitz, AKP liderlerinin ise, partinin dini bir parti olmadığını, AB sürecine bağlı olduğunu ve Türkiye’yi İslamlaştırmak için herhangi bir adım atmadıklarını söylediklerini belirtirken “Onlar için asıl mesele din özgürlüğü: Türkler, devlet okullarında başörtüsü kullanmak anlamına gelse bile, herhangi bir dini hissiyatı dile getirmeye özgür olmalı” diye yazdı.
Kriz büyüdükçe AKP’nin dikkatli davrandığını, dev protesto gösterilerinin ardından karşı gösterileri düzenlemekten kaçındığını belirten Abramowitz, “Ancak seçim yaklaştıkça ortam gergin. Ankara’nın merkezinde bir bomba saldırısı oldu, AKP’nin yasaklanmasından söz ediliyor ve Kuzey Irak’a askeri operasyon çağrıları yapılıyor” değerlendirmesini yaptı. Abramowitz şöyle devam etti:
“Birçok Türk, AKP’yi, çoğunluğu olmadan yeniden iktidara geri getirecek adil bir seçim umuyor çünkü bir koalisyon hükümetinin gereklilikleri, cumhurbaşkanın belirlenmesi dahil olmak üzere, onu sınırlar. Ancak eğer, AKP yine çoğunluğu elde ederse sorunlar katlanabilir. Askerler, kendi cumhurbaşkanı seçebilecek AKP’nin kontrolündeki bir parlamentoya izin verir mi? Çünkü askerler onu önlemek için yoğun bir mücadele verdiler. Sorunu daha artıran unsur da AKP’nin geçirdiği ve cumhurbaşkanının doğrudan seçilmesini öngören anayasa değişikliği. Batı’nın gök kubbesindeki yerini derinleştirirken (Türkiye) hem özgür, hem demokratik hem de dindar olarak kalabilir mi? Bu soruya verilecek yanıt, tüm bölgede yankılanacak. Ortadoğulu demokratlar. AKP’yi iktidardan uzaklaştırmaya yönelik yumuşak bir darbenin dini partilerin demokraside bir rolü olmadığı mesajını vermesinden korkuyorlar. Avrupa da, çok yakından izliyor ve daha fazla bir askeri müdahale, Türkiye’nin AB’ye katılma hedefine son verebilir. Daha kötüsü, ülkedeki bölünmeyi daha da derinleştirebilir. Gün geçtikçe ve tutkular artıkça bir konsensüsün bulunması zorlaşıyor.”
ibret Küreselleşme fuhuşta da 1.
George W. Bush'un Amerika'sı Irak'a girdi.
Demokrasi götürecekti.
Bunu da, Gestapo çizmesine esir düşmüş Fransa'ya 1944'te demokrasi götürdükleri için rahatlıkla söyleyebiliyorlardı.
44'ten bu tarafa köprülerin altından çok sular akmış, konjontür çoktan değişmişti ama olsun, yalanın sınırı yoktu.
Dünya kamuoyu bu palavrayı yutmamıştı ama Türkiye'deki bazı petrolcü ve küreselci yazarların iştahı kabarmıştı, o vakitler, Ne olur biz de Amerika ile birlikte Irak'a girelim, diye strateji geliştirmeye kalkışmışlardı.
Şimdi anlıyoruz ki, bilmeden Türkiye'yi pezevenk(!) ülke haline getireceklermiş...
***
Irak'ın ırzına geçen Amerika'nın kendi gazetesi yazıyor, ben uydurmuş değilim.
İşte Amerikan New York Times gazetesinden çarpıcı bir röportaj:
***
Amerikan işgali altındaki Irak'ta, kocalarını, babalarını ve kardeşlerini kaybeden yaklaşık 1 milyon 200 bin kadın Suriye'ye iltica etti.
Suriye, Arap ülkelerinden gelenlerden vize istemiyordu.
Bu kadınlar, yaşlısı genci, çaresiz ve kadın başlarına kalmışlardı, küçük çocuklarıyla birlikte.
Suriye'de bunları istihdam edecek ekonomik potansiyel yoktu.
***
Başkent Şam'da, önce ara sokaklarda sonra daha büyük caddelerde usul usul pavyonlar açılmaya başlandı.
Iraklı mülteci kadınlar için fahişelik yapmaktan başka seçenek yoktu.
Gazetenin yazdığına göre, anneler, teyzeler kızlarını, yeğenlerini pazarlamaya başladılar.
Genç kadınların bir kısmı pavyonlarda, bir kısmı da özel evlerde erkeklerin içki masalarında göbek atıyorlardı.
***
Irak'ta kendi halinde bir hayat sürmekteyken, işgal yüzünden kendilerini fuhuş bataklığının içinde bulan bu kadınlar için çalışan rahibe Marie-Claude, gazetede şunları anlatıyordu:
Geçenlerde birlikte yaşayan üç elti ile tanıştım. Üçü de fuhuş yapıyordu. Sonra parayı paylaştırarak çocuklarına bakıyorlardı.
***
Şam, Ortadoğulu zengin Araplar için seks merkezi haline gelmiş.
Özellikle Suudi Arabistan'dan çok sayıda erkek, 6 saatlik bir yolu katederek buraya gönüllerini eğlendirmeye gidiyorlar. Gazetenin röportaj yaptığı bir pavyonun park yerindeki araçların yarısından fazlası Suudi Arabistan plakalı...
Amerikan gazetesinin yazdığına göre:
Amerikalılar'ın ülkelerini işgal ederek fahişe haline getirdiği Iraklı kadınları, bölgedeki en sağlam Amerikan müttefiki Suudi Araplar öpüyor.
Neo-liberallerin arş-ı alaya çıkardığı küreselleşme, fuhuşta da sınır tanımıyor. İlker Sarıer-TakvimMehmet Gökoguz Allahın işine bak.mhp'nin uzun süredir oturttuğu, antitezkere söylemini yerle bir etti bölükbaşı mhp'ye girerek..erdoğan abd 'nin adamı diye tavra satan mhp bundan sonra ne diyecek merak ediyorum.İLGİNÇ bir seçim süreci geçiriyoruz.laik cephe kendi kalesine gol atmaya başladı.anap dyp birleşmesi çatırdamaya başladı.chp'nin durumu da pek parlak görünmüyor.erdoğan su içse yarıyor:) YURDAGÜL ATA ÖYLE BİR YERDE YAŞIYORUZ Kİ DARBE OLMUŞ OLMAMIŞ ASKER HÜKÜMETE SÖZÜNÜ DİNLETMİŞ VEYA DİNLETEMEMİŞ NE FARK EDER YOKSA SİZ BULUNDUĞUNUZ YERİ KAYBETMEKTEN Mİ KORKUYORSUNUZ HİÇ KORKMAYIN ALLAH DİLESE SİZİ VEYABİZİ BİR ANI SEYYALEDE AL AŞAĞI EDEBİLİR EĞER BİZ DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKARSAK ALAŞAĞI ETMEYECEĞİNE DAİR GARANTİ VERİYOR AMA DEĞİŞİK SEBEPLERLE BİZİ DENEYEBİLİR ÇOK BÜYÜK İNKILAPLARIN EŞİĞİNDE BULUNUYORUZ HERAN DÜNYADA DENGELER DEĞİŞEBİLİR BÜYÜK GÖRDÜKLERİMİZ KÜÇÜK KÜÇÜK GÖRDÜKLERİMİZ DE BÜYÜK OLABİLİR YETER Kİ BİZ ONUN NUR EFŞAN YOLUNDAN AYRILMAYALIM SELAMLAR
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...
Ünlüler geçmişlerini inkar ediyor. Örnek Ebru Şallı... Ünlü manken, "İstanbul'da hangi semtlerde oturdunuz?" sorusuna 'Bebek ve Etiler' yanıtını verdi. Oysa Şallı, ünlü olmadan önce Feriköy'de gecekonduda yaşıyordu.
Gülben Ergen'in içi dışı bir!!! İşte Hürriyet'in en çok okunan haberi!!!
Ne Orman yangını, ne YAŞ kararları, ne de Ergenekon... Gündeme bomba gibi düşen ikinci Sibel Can vakası haberi Kıbrıs'tan geldi!
Her kim bu tatlıdan üç lokma yese, göğsüne şifa, gönlüne nur olur. Dindar, yaşlı ve sevimli bir dostu ziyarete gitmiştik. Ben, hüsn-i hat merakım dolayısıyla duvarlardaki eski-yazı levhalarını incelerken, bir levha özerinde ilgi çekici ve hoş bir ilâç târifnâmesine rastladım, ilâcın hazırlanışı şöyle: