Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın Dolmabahçe'de yaptıkları görüşmenin üzerinden neredeyse üç hafta geçti... Tamer Korkmaz
Görüşmenin içeriği hakkında sayısız spekülasyon yapıldı. İki saat on beş dakikalık zirvenin "hayli gerilimli" geçtiğinden tutun da "Büyükanıt'ın Erdoğan'ı zorladığına" varıncaya kadar birçok gerçek dışı "içerik" kamuoyunu yanıltmak üzere imal edildi!
Erdoğan geçen hafta Hürriyet'e Dolmabahçe buluşmasından bahsederken "Takdir edersiniz ki, iki devlet yetkilisi arasındaki görüşmeydi. Bu konuda konuşmamak üzere birbirimize söz verdik" dedi...
"Dolmabahçe'de ne konuşulduğu" doğal olarak hâlâ merak konusu...
Tam bu noktada, 27 Nisan gece yarısından itibaren bir kez daha "sefer görev emri" almışçasına davranarak...
O gece internette beliren sanal bildiriyi topluma "muhtıra" diye yedirme eylemine katkıda bulunan bazı apoletli meslektaşlarımızın durumuna özellikle dikkat çekmek istiyorum...
Bunların bir kısmı, 27 Nisan gece yarısı Erdoğan'ın telefonla Org. Büyükanıt'a ulaşamamış olmasını
"Genelkurmay Başkanı, Başbakan'ın telefonuna çıkmadı; tavır koydu" diye izah ederek kamuoyunu yanıltmayı tercih etmişlerdi...
Dolmabahçe görüşmesi hakkında da hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadıkları halde "askerin hükümete hareket çektiği" yolundaki tezviratı sürdürmüşlerdi...
Sonunda ne mi oldu? Egemen medyanın kimi apoletlileri içeriği hakkında yazı yazdıkları Dolmabahçe Zirvesi'nde ne konuşulduğunu hâlâ acayip merak ediyorlar!
Demek ki, eskiden olduğu gibi kendilerine böyle zirvelerde ne görüşüldüğünü anlatan daha doğrusu köşesinde yazması veya manşete çekmesi için rapor edenler yok, artık...
Ankara'da bazı işler değişmiş olmalı...
Şayet hükümete posta koyan/sivilleşme çabalarının gardını düşüren bir Genelkurmay Başkanı'mız olsaydı; Dolmabahçe gibi bir zirvenin içeriğini bizler apoletli bir meslektaşımızın kaleminden mutlak surette okurduk!
Ankara'nın Org. Hilmi Özkök döneminden bu yana sivilleşme yolunda aldığı mesafe özellikle egemen medyadaki bazılarının canını fena halde sıkıyor...
Org. Özkök'e hükümete muhtıra vermediği, en azından kafa atmadığı için acayip kızmışlardı. Özkök Paşa emekli olunca bu defa Org. Büyükanıt'tan sert tavırlar beklediler...
Ama beklentileri boşa çıktı. 12 Nisan'daki basın toplantısında alttan girip üstten çıkan sorular sordular, yine sonuç alamadılar...
27 Nisan'ın son dakikalarında ise (bir "oldu bitti" ile sinemalarımızda gösterime sokulan) "Geceyarısı Kovboyu" filmine sarıldılar. "Sanal Bildiri"nin "TSK'yı temsil ettiğine" kesinkes inandıkları için "ardı da gelir" sandılar...
Kendisi "sanal" olan bir bildirinin ardından "erke dönergeci tarzında bir şeyin çıkması" zaten mümkün değildi...
Bilumum tezviratın tersine "Dolmabahçe Zirvesi"nin sivilleşmeyi güçlendiren bir neticesi oldu. Kimi askeri müdahale özlemcileri için son dönemdeki "açık ve mevcut tehlike" işte buydu!
***
Muhtıra süsü verilen "Sanal Bildiri" ile son dönemdeki devasa mitinglerin tertipleyicileri arasında kuvvetli bir bağlantı olduğu aşikar...
2003-2004'te hükümete muhtıra verdirmek için canla başla çalışan ancak iki darbe seferinden de eli boş dönen Eruygur Paşa, günümüzde "laiklik mitingleri"ni düzenleyen ADD'nin başkumandanı değil mi?
Mitinglere yüz binlerce kişinin katılmış olması perde arkasındaki "Organize İşler" gerçeğini değiştirmez!
Yorumlar Bülent C.Varlık Siyasette çok ilginç bir ittifak:DTP-Kemalizm.....
DTP'liler Türkan Saylan'a sahip çıktı!
Cumhuriyet mitinglerinin düzenleyicilerinden Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı (ÇYDD) Başkanı Türkan Saylan'a 'terör örgütü uzantısı' olarak suçlanan DTP'den ilginç bir destek geldi.
DTP lideri Ahmet Türk, Saylan'ın çizgisini çok beğendiklerini vurgularken, "Türkan Saylan'ın söylemlerini her zaman önemsiyoruz" dedi. Geçtiğimiz aylarda ADD'den istifa eden Üsküdar Şube Başkan Yardımcısı Asuman Özdemir, Saylan'ın PKK'ya destek niteliğinde çalışmalar içinde olduğunu savunmuştu.
Cumhuriyet mitinglerinin organizatörü Türkan Saylan, ulusalcı kesimden sonra terör örgütü PKK'yla aynı tabanı paylaşan DTP'den de tam destek aldı. Ahmet Türk, dün Milliyet Gazetesi'nden Devrim Sevimay'a verdiği röportajda Saylan'a övgüler yağdırdı. Cumhuriyet mitinglerinde demokrasi vurgusunun eksik olduğunu belirten Türk, "Ama biz Türkân Saylan'ın çizgisini çok beğendik. Zaten Türkân Saylan'ın her zaman söylemlerini önemsiyoruz. Çünkü her türlü antidemokratikliğe karşı duran bir anlayışı var. Biz mantığın önde tutulduğu bütün söylemleri destekliyoruz" diye konuştu. Ahmet Türk, seçimlerle ilgili de ilginç bir iddiada bulundu. 'Gerçek bir demokratik seçim' yapılması durumunda AK Partiyi geriletebilecek tek partinin DTP olduğunu savunan Türk, "O yüzden kimse sanmasın ki bize baskı yapılınca oylar MHP'ye, CHP'ye dağılır diye... Bize gelmeyen oy mutlaka AKP'ye gider" iddiasında bulundu.
Ahmet Türk'ün övgüyle bahsettiği Türkan Saylan, geçtiğimiz aylarda PKK'ya destek olmakla suçlanmıştı. ADD Üsküdar Şube Başkan Yardımcılığından istifa eden Asuman Özdemir, geçtiğimiz ay yaptığı bir açıklamada Saylan'ı bölücü hareketleri desteklemek ve öldürülen teröristlerin yakınlarına burs vermekle suçlamıştı. Yıllarca samimi duygularla çalıştığı ÇYDD'nin PKK'nın siyasallaşmasına katkı sağladığını savunan Özdemir, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da 'Kardelenler Projesi' adı altında İstanbul'a getirilen kız öğrenciler, DTP kadro açığını karşılıyor. ÇYDD'nin Kandilli Kız Lisesi gibi yerlerde okuttuğu kızlardan bazılarının akrabaları hâlâ dağlarda Türk askerine kurşun sıkıyor. ÇYDD'nin yetiştirdiği kızlar Güneydoğu'da Kürtçülüğün, PKK'nın daha çok sivilleşmesine hizmet eder hale geldi" iddialarına yer vermişti.
ÇYDD Başkanı Türkan Saylan, geçtiğimiz günlerde Türklere yönelik ağır hakaretlerde bulunmuştu. Türk milletinin tarih boyunca hep yakıp yıktığını öne süren Saylan, "Biz Türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz" ifadelerini kullanmıştı. Saylan, aynı açıklamasında "Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz... Gençlik Orkestrası'nı yaratan ve yöneten arkadaşımızın ismi Muhammed. Düşünebiliyor musunuz buradaki ironiyi?" şeklinde konuşmuştu.
A.E. Bu ülkede hizmet edenlere neden iftira ediliyor. Çıkarı zedelenenler kuyruğuna basılmış edası ile neden saldırgan oluyorlar. Bu ülkede ne zaman işin bozulursa hakkıyle çalışanlara iftira at. Belki payına bir şeyler düşer. Nasiplenirsin. Yiğidi öldür hakkını yeme. Bu dünyada her şey sizin lehinize gözüküyor gibi olsada Yaratanın hesabı hepinizinkini bozacaktır. Asıl olan budur. YAZIYADA 100 PUAN e Bu ülkede hizmet edenlere neden iftira ediliyor. Çıkarı zedelenenler kuyruğuna basılmış edası ile neden saldırgan oluyorlar. Bu ülkede ne zaman işin bozulursa hakkıyle çalışanlara iftira at. Belki payına bir şeyler düşer. Nasiplenirsin. Yiğidi öldür hakkını yeme. Bu dünyada her şey sizin lehinize gözüküyor gibi olsada Yaratanın hesabı hepinizinkini bozacaktır. Asıl olan budur. m.n. ULUSALCILARDAN rahmetli BAŞBUĞ TÜRKEŞ'e ağır saldırılar var....
"TÜRKEŞ NE KADAR TÜRK?" diyorlar!
Birinci iddia ailesinin pınarbaşındaki kökeniyle ilgili Türkeş'in verdiği bilgilerin çelişkili olması ve birbirini tutmaması. Bu noktada Türkeş'in seceresini gizlemeye çalıştığı öne sürülüyor.
Bir başka iddia ise Anadoludan Kıbrıs'a kaçan bir Ermeni ailesinden geldiği. Yine bu kanıyı güçlendirecek bir delil olarak sunulan olay ise Türkeş'in askeri liseye başvurması. Bilindiği gibi Türkeş ilk başvurusunda "sen Türk değilsin" diye askeri liseye kabul edilmemişti. Sonra birisi araya girdi ve kaydı yapıldı.
Biz bu birisinin Fevzi Çakmak olduğunu biliyorduk. Ama bir iddiaya göre Türkeş'e sahip çıkan Kazım Karabekir'di. Ve aynı Karabekir yetim Ermeni çocuklarına küçük yaşta sahip çıkan, bir nevi onları devşirip topluma kazandıran bir kişilikti. Yine Türkeş'in kız kardeşini tek kelime Türkçe bilmeyen bir Kürt ağasıyla evlendirenin de Karabekir olduğu söyleniyor. Buna bir de Türkeş'in kızını Peter Hall adlı bir İngilizle evlendirmesi eklenince tablo tamamlanıyor.
Çünkü Türklerin ve hatta müslümanların gayrimüslimlerle evlilik yapmadıkları biliniyor. Buradan da aynı şekilde Türkeş'in Türkmen olmadığı sonucu çıkartılıyor.
Son olarak Türkeş'in nüfus kütüğünün kaybedildiği ve şu an bulunamadığı iddiası da tüm bunların üzerine adeta tüy dikiyor
TÜRKSOLU GAZETESİ SAYI 61
Ayrıntı ve yorumlar:
http://kemalistler.net/viewtopic.php?t=3707Levent KTHY batmadı, batırılmak istendi!
KTHY’nin geçmiş tarihini ve yönetimlerini masaya yatırdığımızda aslında şu anda ağır aksak da olsa ayakta olduğu için hepimizin bir şükür etmemiz lazım..
Geçmişte aklımızda en fazla kalan ise KTHY’nin Kıbrıs Türk’ünün kendi malı olması için toplumun tüm bireylerinin birlikte mücadeleleri ve sonuçta kazanılan zaferdir…
Ferda Öneş(mason üstad)- Ümit Utku döneminden tutun da, Zeki Ziya-Sözel Özel, İlker Tuncay, Zafer Yıldırım, adını şimdi hatırlayamadığım ve seks skandalı nedeniyle sadece iki gün görevde kalan bir zat ve Sadettin Gezmek döneminden sonra şimdi Ahmet Derya yönetiminde geçmişin de pisliklerinden arınmak isteyen bir süreç yaşanmaktadır!
Evet, şirketin 2006 yılı bilânçosu 17 trilyon zararla kapanmıştır…
Bkz: Önce Vatan.
kalpak turkcu.net:
Fetullah Medyasına Dikkat!!!
Amerikan imamı fetullah AKP iktidarı döneminde medyadaki gücünü çok arttırdı. Zaman gazetesinden sonra Bugün gazetesini kurdu ve bu 2 gazeteyi ABD'den aldığı destekle bedava dağıtıyor. Bu 2 gazetenin toplam tirajı 850.000 civarında. Ayrıca Barzani ve Fetullah'ın ortağı olduğu Star gazetesini ve Kanal 24'ü de unutmamak gerekiyor.
Fetullah medyası sürekli yönlendirici ve yanlış bilgi verici haberler yapıyor. Özellikle son terör oayında yaptıkları dezenformasyon son derece gülünç. Kürdün biri kendini patlatıyor ve fethullahçı basın bunu "derin devlet yaptı" gibi son derece komik bir imada bulunuyor. Derin devletin kendini patlacak elemanları mı var ki bu salaklar böyle bir imada bulunuyor? Terör olayları iktidara zarar verir çünkü terörü engelleme yükümlülüğü iktidarlarındır. Bu neden fettoşçı basın PKK örgütünü temize çıkarmak ve suçu devlete atmak için elinden geleni yapıyor.
Diğer yandan fethullahçı medya son 2 yıldır Barzani propagandası yapıyor. Barzani'yi iyi göstermeye çalışıyor.
S.Özkan Pülümür Neden barışa-kardeşliğe bu kadar düşmanız???!..
Her insan hata yapabilir. Hatayı görmek ve hatadan dönmek erdemdir. Asıl erdem de kişinin kendi hatasını görüp düzeltmesidir. Müslümansak; müslüman müslümanın dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir. Büyük Hünkar'ın dediği gibi; "İncinsen de incitme!". Nerede bu nezaket, bu incelik şimdi?..
Fethullah Gülen veya başkası müslümanım diyorsa müslümandır..Artık o zaman siz böyle bir kişinin (varsa) ne ayıplarını deşifre edebilirsiniz, ne gıybet ve dedikodusunu yapabilirsiniz..Ne de O'nun hakkında suizanda bulunabilirsiniz..İslam bu! Din; güzel ahlaktır..Açık Kur'an'ı; mesela Hucurat suresinin mealini okuyun işte!..Ama nerede bazılarında, bazılarımızda?..
Müslüman, müslümanı sever, merhamet eder; hatalarını güzellikle düzeltir..Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "İman etmedikçe cennete girmezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olmazsınız!" buyurur...
İçimizde şu fitne ve fesat tohumlarını kim ekiyor?..Gülen'i veya rahmetli Başbuğ'u ne kadar tanıyoruz?..Bugüne kadar Gülen'in yararlanmak için(fitne fesat malzemesi çıkarmak için değil) kaç kitabını okuduk, kaç kasetini seyrettik, dinledik?...Neden Türkler ve müslümanlar olarak bu kadar birbirimize kin ve hınç doluyuz?!..Bu kime yarar, ne yararı var?..Kendimizi yiyip bitiriyoruz..
Şayet Gülen'in, Başbuğ'un veya herhangi bir T.C. vatandaşının yasalara aykırı bir eylemi, işi varsa; Türkiye bir çadır devleti değil ki, hukuk devleti!..Savcılar var, Emniyet ve askeri teşkilat var, MİT ve askeri istihbarat var..Gereğini hukuki çerçevede yaparlar..
Herbir Türk vatandaşının müslümanların peşinde ajanlık yapmasına, yalan-yanlış, iftira bilgiler, kasıtlı medya haberlerinden-yorumlarından sözde dosyalar üretip ortalığı karıştırmasına gerek var mı?..
Şu an ülkemizin acilen iç barışa, toplumsal barışa, sevgi ve hoşgörü ortamına ihtiyacı var! Bu ülkede ateistin de, dinsizin de, farklı inanış veya din mensuplarının da (T.C. vatandaşı ise) özgürce ve güven içinde yaşama hakkı var!..Kimse kimseyi tehdit olarak görmemeli...İşte laiklik de bu güvence zaten..
Laik Cumhuriyeti yıkarsak yerine ne koyacağız efendiler?..Başbuğ'u bir kez daha minnet ve rahmetle anıyoruz, Fethullah Gülen Hocaefendiye şükran ve takdirlerimi sunuyorum..Bu ülkeye, bu millete hizmet eden, en küçük bir emeği geçen herkes mübarektir; bu anlamda her el öpülmeye layıktır!...
ÖNEMLİ BİRKAÇ NOT: Birçok internet sitesinde, çok tuhaf bir şekilde Gülen ile BOP ve Amerikan politikaları arasında ilgi kuruluyor; çok tuhaf! Gülen'in BOP'la, Amerikan politikalarıyla ne ilgisi olabilir, hiçbir mantığı yok! Gülen'i yakından tanıyan bir kişinin hayaline bile böyle bir şeyin kırıntısı dahi gelmez..Gülen; siyasi veya ideolojik bir proje-eylem hareketi değil ki...
Bir de Gülen'in ABD'de bulunması...Her ABD'de yaşayan T.C. vatandaşı veya Türk; CIA ajanı mı oluyor? Her yurtdışında yaşayan Türk, o ülkenin adamı, ajanı mı oluyor? Ne komplocu, iftiracı, sloganik bir mantık?!
Gülen, farzı muhal CIA ajanı ise, sana ne?..MİT'imiz var, askeri istihbaratımız var; ilgili kurumlarımız var!..Belgen varsa, bu kurumlara iletirsin!..İftiralarını, kin ve husumetlerini; internet kanalıyla kusmaz ve bütün dünyaya duyurmaya çalışmazsın!..Müslümansan, bunun vebali ne kadar büyük, ne kadar!..
Allah, cümlemizi affetsin!..İnsanız; hepimiz hata yapabiliriz! Gülen de yapabilir, biz de!...
Bugün Cuma, mü'minlerin bayramı; mübarek olsun; çok ülkemiz, milletimiz ve birbirimiz için dua edelim, emi!Tayfun 20 YIL ÖNCE:
25 Ekim 1998, Hürriyet/Pazar:
"Ünlü çocuklar baba ödülü aldı"
Tarım Bakanlığı, Türk tarımına emeği geçen kişileri ödüllendirdi. Ödül alan isimler arasında ‘‘Türk tarımına yaptığı üstün hizmetler’’ nedeniyle Hürriyet Gazetesi yazarı Emin Çölaşan'ın babası Prof. Dr. Ümran Emin Çölaşan'ın yanısıra Orta Anadolu şartlarına uygun tohum ve toprak işleme usüllerini Türk tarımına sokan Numan Kıraç da ödüllendirildi.
Ümran Çölaşan'ın ödülünü oğulları Emin ve Refik Çölaşan alırken, Numan Kıraç'ın ödülünü de oğulları Can ve İnan Kıraç aldı.
Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası tarafından belirlenen ve Tarım Bakanlığı tarafından verilen ödüller :
Prof. Dr. Ümran Emin Çölaşan : Öğretim Üyesi, Teşkilatçı, Meteoroloji ilminin öncüsü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünü ülkemizinde en üstün seviyeye getirmesi nedeniyle.
Tayfun TAPINAK BEKÇİLERİ:
1991 Seçimleri öncesi öncesinde Mustafa Emin Çölaşan, oyunu DYP'ye vereceğini ilan edip, okuyucularını da DYP'yi desteklemeye çağırdı. Emin Bey, Hüsamettin Cindoruk'un kuzeni, eski Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Ali Umran Çölaşan'ın oğlu, Menderes'in bakanlarından 33. dereceden mason Refik Şevket İnce'nin de ( annesinin babası) torunudur. Refik Şevket Bey, 1920'de Meclis'se girmiş ve Adalet Bakanı olmuştur. Emin Çölaşan, masonların dışa açılma dedikleri süreçte üstad-ı azamla röportaj yapmıştı. Röportajın başında "masonlukla ilgili bir şey bilmiyordum, masonları tanımıyordum" mealinde bir şeyler yazmıştı. İnsanın dedesinden "habersiz" olması ne garipti!
Emin Çölaşan'ın dedesi İttihatçı Veteriner Albay Giritli Emin Bey'in Edibe Hanım'dan doğan kısı Ganimet Hanım, Umran Emin Çölaşan'ın ablası ve Hüsamettin Cindoruk'un da annesi olur.
Eşi Tansel Hanım'ın Danıtay 2. Daire Başkanlığı'na atanması için, dönemin adalet bakanına "ricada" bulunduğunu kabul eden Çölaşan, birden Cavit Çağlar'ın NTV'sinde, Mehmet Barlas'ın iddiasına göre astronomik paralarla, program yapmıştı. Elbette o zaman Çağlar neyi soymuş, kimi soymuş yazmadı. Nergiz TV. bugün de NTV adıyla devam ediyor, sahibi de Selanikli Ayhan Şahenk'in şirketi Doğuş Holding'dir.
Tansel Çölaşan Danıştay Başsavcısı'dır. (Bşk.) Tansel Hanım'ın görümcesi Tülay Tuğcu ise Anayasa Mahkemesi Başkanı'dır.
Tülay Tuğcu'nun eşi Taner Tuğcu'nun kız kardeşinin eşi ise TRT'de Kurtuluş, Kuruluş gibi dizilerin ve "Abdülhamid Düşerken" filminin yönetmeni olan Ziya Öztan'dır. Taner Tuğcu'nun Uyanış Locası'na mensup bir mason olduğu iddiası gazetelerde yazıldı.
Sancar Tekin Nihal Atsız Ata'ya saygımız sonsuz. Büyük düşünce adamı, büyük dava adamı, büyük şair.. Ne yazık ki küçük-marjinal bir grubun elinde hapsedildi, tecride mahkum edildi, yeterince anlaşılamadı. O marjinal grup veya kişiler de O'nu ne yazık ki "Türk'ün karşısına çıkan, Türkçü(!) azılı bir İslam düşmanı" olarak görmek istediler ve özellikle ordu içinde bu yönüyle bir propaganda malzemesi olarak kullandılar. Özellikle Türkiye'nin NATO'ya girmesiyle, NATO konsept ve projeleri bağlamında...
Evet, resmen, bu kelime hoşuma gitmez ama, Atsız Ata'yı kullandılar ve hala da kullanıyorlar; hem de saygısızca tüketiyorlar!
O'nun sadece uzmanı olmadığı bir alanla; İslam dini ve Bediüzzaman'la ile ilgili yazdıkları eksik bilgiden kaynaklanan bazı yazılarını sürekli öne sürerek, kopyeleyerek; güya Türklüğe hizmet ettiklerini sanıyorlar; geniş kitlelerin O'nun diğer güzel düşüncelerinden yararlanmasını da engellemiş oluyorlar..
Bu ülkede bir Nihal Atsız gerçeği, bir de Nazım Hikmet gerçeği var. Sevsek de, sevmesek de. İdeolojilerinde değil; ama en azından sanat ve edebiyatlarında bu iki kişi barışmadığı sürede, gereksiz kavga ve gerilimler devam edecektir. Ve, unutmayalım ki; bu iki kişi, iki şahsiyet de ne din adına çıkmış dini bir kişilik, ne de doğrudan din karşıtı olarak çıkmış dinsiz(ate) bir kişilik, bir sembol..Sanat ve düşüncenin ötesinde, aslında belli dönem ikisinin de Kuvvayi Milliye'de buluştukları, bana göre talihsiz iki şahsiyet!..
Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş'e gelirsek; Başbuğ, Nihal Atsız'ın düşünce dünyasından etkilenmiş olmakla birlikte A. Arvasi Hoca'dan, Ziya Uygur'dan, Ziya Nur Aksun'dan Dündar Taşer'e, Ziya Gökalp'ten Nurettin Topçu'ya Türklüğü tarihi süreci içerisinde et ile kemik gibi kaynaştıran yeni bir orjinal beyin! Başbuğ'un yanında bundan dolayı hep İslami kimliği sağlam, bilge insanlar ve tasavvuf büyükleri olmuştur. Başbuğ'un bir farklı özelliği de Doğu'dan Batı'ya büyük bir dış tecrübeye sahip olması, dünyayı, gidişatı çok iyi algılaması...Bundan dolayıdır ki; SSCB sonrası Türk dünyası hayalleriyle yanıp tutuşmuş; ancak SSCB dağıldıktan sonra hem telaş içerisinde acilen bir şeyler yapılması gerekliliğini vurgulayıp ilgili devlet erkanına akıl vermiş, hem de bu arada fiilen okullarıyla Türk dünyasına doğru yola çıkmış bulunan Fethullah Gülen ve Gönüllüler Hareketini ilgiyle, merakla, takdir ve sitayişle takip etmiştir..
Aslında Başbuğ; Gülen'e hiç yabancı ve uzak da değildi. Erzurum'da daha gençliğinde milliyetçi görüşleriyle tanınan Gülen'in ılımlı, hoşgörülü, diyaloğa açık, sevgi merkezli İslam anlayışına çok sıcak bakıyor; O'nun başlattığı değişik diğer din adamlarıyla olan diyaloglarını da övgüyle değerlendiriyordu. Kendileri de Türkiye'den, Ermenistan'tan ve İsrail'den önemli bazı kişilerle görüşmüştü...
Başbuğ'un hayalleri Gülen hareketiyle gerçeğe dönüşürken; Atsız Ata'yı tekellerine alan bir grup Gülen'e karşı açık cephe aldı, O'nun İslam ve Bediuzzaman'la ilgili yazdıklarını(muteber bir İslam eseri gibi) çoğaltıp elden ele dağıtarak, özellikle ordu içinde fitne ve fesat hareketleri oluşturmaya çalıştılar. Başbuğ Türkeş; bu grubu iyi tanıyordu..27 Mayıs İhtilali sonrası, Başbuğ'a çelme takanlar da aslında "komünistler"den çok, o marjinal gruptu..Ve O'nlar Atsız Ata'ya da haksızlık ve saygısızlık yapıyorlardı aslında..
Fethullah Gülen ve Gönüllüler Hareketi; doğrudan siyasi ve ideolojik bir hareket olmadığı için, belki bazı Ülkücülerin aktif destek beklentileri hiçbir zaman karşılık bulmadı; ama ben öyle zannediyorum ki, cemaatten her seçimde hatırı sayılır bir kitle oyunu MHP'ye verdi ve veriyor..Duyarlılık noktaları genelde aynı çünkü..Evrensel ilkelerle birlikte milli ve manevi duyarlılık...
Ama Bediuzzaman merkezli, tamamen bilgisizliğe ve önyargıya dayalı marjinallerin ideolojik propagandalarının gölgesi altında Gülen'le ilgili yakışık almayan beyanlarda bulunanlar da olmadı değil. Belki kıskançlıktan, belki yine bilgisizlikten, belki de bazı hamasi-geçici arzular veya başka nedenlerden...
Bediuzzaman'la ilgili tezvirat ve iftiralara varan düşünce ve yaklaşımlarda; genellikle(kasıtlı veya kasıtsız) Şeyh Said ile Said Nursi'nin birbiriyle karıştırılması rol oynamıştır. Halbuki, Bediuzzaman Said Nursi; Mustafa Kemal Atatürk'ün bile çok takdir ettiği; görüşlerinden yararlanmak için Ankara'ya çağırdığı; ama O'nun dünyaya yönelik bir iddiası olmadığı için farklı kutuplar olarak ayrı faaliyet alanlarında kaldıkları bilenlerce malum...
Nursi'yi ve Gülen'i daha iyi anlamak için eserlerini, önyargısız olarak, dikkatlice okumanın yararlı olacağına inanıyorum..Ancak Başbuğ Türkeş, nasıl ki Atsız Ata'nın bir başka versiyonu ise Gülen de sanırım Nursi'nin bir başka versiyonu. Yani; aynı misyon değil asla..
Gülen; pragmatik, insanlığı kuşatacak ve kucaklayacak akıllıca barış ve birlik projeleri geliştiren bir kişilik. Tabii O da Nursi gibi siyasi ve ideolojik bir kişilik değil..
Bu ülkede Türklük, İslam'ın karşısına çıkarılmış salt bir ırkçılık olarak algılanmazsa; Türklük ile sevgi ve hoşgörüye dayalı İslam anlayışı barışırsa(ki, zaten barışık aslında!) Türkiye ve Türk milleti; birlik-beraberlik içerisinde, üniter devlet ve laik Cumhuriyet yapımızı koruyabilir, geleceğe emin olarak yürüyebilir. Gelecek on yıllar, yarınlar; hem Türklük, hem de insanlık adına bizim olur!..Dünya barışı da; Türk'ün barışına ve dünyayı barıştırmasına bağlı... bib mib!.. kontrolsüz güç, güç değildir.pes yani bunca şehit cenazeleirne rağmen tsk rahatsa..bırakın bu toplum mühendisliğine soyunmayıda biraz güvnliğimizle ilgilenseniz diyorum.sahi bu erge dönergeci ne oldu? anlı şanlı sabık paşalarımızın katılımıyla makus talihimizi yeneceğimiz erke dönergecinin akibetinden ses seda yok.en geç ocak şubat gibi ortaya çıkacağı söylenmiştide çok heycanlanmıştık.Kürşat BOZOK EDEP YA HU!... bir T.C. BAŞBAKANI'NA BÖYLE KONUŞUYORLAR!...
Aşağıdaki yazı-yorum; H.T. ve O.Ö. gibi kuvvet komutanlığı da yapmış üst düzey emekli generallerin üzerinde görünen bir web sitesinde çıkıyor..Bakınız, kim olursa olsun bir T.C. Başbakanı'na nasıl hitap ediyorlar ve hakkında neler söylüyorlar? Affınıza sığınarak bir kısmını veriyorum. Bu site; ulusalcı, solcu, Kemalist site:
"Tayip senin dinini .ikeyim Tayip. Senin dinine, kitabına, allahına saygım yok. Sen halkımın saf dini duygularını temsil edemezsin. Senin dinin emperyalizm, kitabın kapitalizm, allahın Amerika.
Tayip 23 Nisan'da çocuklara ilahi okutulması da ne alaka? Tayip sen anladın tayip, küfrettirme kendine. Küçücük çocukları iyice kapatmışsınız, ufacık çocukların beyinlerini sulandırmaya çalışıyorsunuz. Tayip seni allahın da kurtaramayacak bu milletin elinde.
Tayip hiç İmam Hatip deme, o sorunu toptan çözeceğiz biz. Senin gibi O.Çocuklarını(Osmanlı Çocuğu) çıkaran bu okulları kapatacağız.
Sen anladın Tayip, anlıyorsun neler olup neler bitiyor. Son çırpınışların. Menderes, Genel Kurmay Başkanını bile değiştirmişti, Tahkikat Komisyonu derken geberip gitmişti. Şanslıysan gebermeden gidersin, ama sen ve senin gibileri gebertinceye kadar bizler peşinizdeyiz.
Din Bir Zehirdir ve Kesinlikle İlerlemeye Engeldir..!"
http://kemalistler.net/viewtopic.php?t=9735mib o gece bildiriyi koyanlar zahmet etmişler bizimde siteye göz atmamızı telkin etmişlerdi. tsk güçlü bir yapıdır. her kafasına esen her yere afiş bildiri pankart yerleştiremez. ayrıca hazrol vaziyetinde durmuyor diye söylenilenleri not etmiyor sanmak gibi bir ahmaklıgada düşmemek lazım. tsk rahattır. öyleyse bildiri e seklinde durabilir. tsk rahattır. öyleyse a.mah. oyu bellidir. tsk rahattır. öyleyse 22 temmuzun nasıl sonuclanacagı farkedilir. bilmem anlatabildimmi.BAHRİ ERDEM ŞU ANDA ÜLKENİN İÇİNDE BULUNDUĞU SON DURUM HARİÇ BU KRİTİK SÜRECİN DIŞINDA DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE BİZİM KADAR MODERN BİZİM KADAR DEMOKRASİYİ BENİMSEMİŞ HİÇBİR ÜLKENİN OLMADIĞINI BİR VAKIA OLARAK KABUL EDİLMELİDİR SİSTEM O KADAR MÜKEMMELDİR Kİ TEMEL DEĞERLER OYNAN MADAN DİĞER KONULAR GELİŞTİRİLEBİLİR AMA TEMEL ESASLARLA OYNARSANIZ BUNA HALKIN İSTEMESİ DE DAHİL HEMEN TEPKİ GÖRÜRSÜNÜZ ARI BAL YAPAR OĞUL VERİR EĞER EŞEK ARILARININ TOPLU OLARAK BULUNDUĞU BİR YERE ÇOMAK SOKARSANIZ ARILARDA BİRİNİN VEYA ÇOĞUNUN SİZİ SOKMA İHTİMALİNİ BAŞTAN KABUL ETMELİSİNİZ TEMEL DEĞERLERLE OYNANMASAHASSAS NOKTALAR AYNI HASSASLIĞI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLSE VE HERKES UZMAN OLDUĞU KONUDA İSTİHDAM EDİLMEKLE BİRLİKTE FİKİRLEREDE AÇIK BULUNULSA SANIRIM HERŞEY RAYINA GİRER ONUN İZNİYLE BAHARIN GELMESİ İÇİN KIŞIN GEÇMESİ GEREKTİĞİNİ UNUTMARYALIM SELAMLARHALIM BEN YAZIYA 5 PUAN VERDIM O KADARbears eat the best pears ne meraklısınız yıldıran bey bu işlere.siz türk ve mutlu olmaya devam edin.Yıldıray Tunç Yaklaşık olarak 1.5 milyon elemandan oluşan, 11-12'şer kişilik hücreler şeklinde örgütlenen, hücre liderlerinin genelde emekli subay ve istihbaratçılardan oluştuğu mandacı-masonik NATO-Gladio örgütlenmesi(mukavemetçi piyon ve maşalar) dağıtılmadığı sürece işimiz çok zor; başımız ne beladan, ne de terörden kurtulur.
Önce Türkiye, NATO'nun askeri kanadından çıkmalı; milli Türk ordusu kurulmalı. NATO ordusuyla, NATO örgütlenmesiyle, NATO subaylarıyla, NATO konsept ve stratejileriyle milli, ulusalcı, Atatürkçü ve bağımsız olunmaz! Kendimizi kandırmayalım.
Şu an Türkiye'de faaliyet gösteren; laik Cumhuriyeti tamamen kilitlemiş ve çalışamaz hale getirmiş olan bütün mason, rotaryen, lions, misyoner locaları ve kuruluşları; okulları, hastaneleri ya kapatılmalı, ya da sıkı kontrol ve denetim altına alınmalıdır. Ülkemizdeki Amerikan mandacılığının, Fransız lejyonerliğinin, İsrail ajanlığının üsleri dağıtılmalıdır.
Milli eğitim, milli kültür, milli ekonomi ve milli istihbarat şart. Bir an önce milli devlet kurulmalıdır. Amerikan-İngiliz-İsrail mandacılığının, ajanlık ve misyonerliğinin merkez üssü olan; CHP, Cumhuriyet gazetesi, Büyük Mason Locası, Büyük Kulüp ve Boğaziçi Üniversitesi hemen kapatılmalıdır. TÜSİAD dağıtılmalıdır. Çözüm; gerçekten milli bağımsız bir devlet! Böyle bir devleti; bugünkü Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, şu anki uzatmalı Cumhurbaşkanı ve yüksek yargı, YÖK ve egemen medya "evet" der mi; çok zor! Çünkü zaten mandacı masonik örgütlenme en çok bunlara güveniyor; bu kurumlarla ayakta durmaya çalışıyor.
Ne mutlu Türküm diyene!isim yok SEÇİMLEDN SONRA HER SEY BELLİ OLACAK ..ASKERIN DURUŞU V.S HANGI ÇİZGIDE DURACAKLARI ONEMLI ŞAYET IRADEYI YINE ABLUKA VE BASKI ALTINA ALACAK GİRİŞİMLER ULKEYI SONU BELLİ OLAN YERE DOGRU SURATLI GÖTURUR..
YAZIK OLACAK NOKTAYA SURUKLENMEMIZ TUM TSK YI BAGLAMAZ ..
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.