Başbakan Erdoğan, Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI) kapanış toplantısında "Genelkurmay bana bağlıdır" diye konuştu... Tamer Korkmaz
Kim ne derse desin: Erdoğan'ın bu vurgusu Ankara'nın sivilleşme yolunda aldığı mesafeyi işaretliyor...
Böyle bir gerçek, Ordu'nun geleneksel rolünün devam etmesini isteyenlerin yani TSK'nın hükümetlere her fırsatta posta koymasını arzu edenlerin elbette canını sıkacaktır...
Nitekim, içlerinde bazı "sivil paşa"ların da bulunduğu bildik simalar, Başbakan'ın bu ifadesinden duydukları rahatsızlığı dile getirdiler...
Anayasa Mahkemesi'nin eski başkanlarından meşhur bir "sivil paşa" Erdoğan'ın "bağlı" demesine içerliyor; "Bağlı olmakla sorumlu olmak farklıdır" diyordu. Zat-ı şahaneleri elbette mazurdur; çünkü zamanında 12 Eylül darbecilerinin önünde eğilmiş, onların paltosunu tutmuş bir yargı adamından sivilleşmeyi desteklemesini beklemek beyhudedir.
Sözünü ettiği sorumluluğun 'bağlılık' anlamı da taşıdığını kendisine anlatmaya çalışmanın özellikle bu saatten sonra hiçbir faydası olmaz...
28 Şubat sürecinde Refahyol hükümetinin başbakanına ettiği ağır hakaretle ünlenen bir emekli tümgeneral ise "İç ve dış tehdit varken Genelkurmay Başkanı'nın hiç kimseye bağlı olmadığını" söyleyerek "gerektiğinde pekala darbe de yapabilir" demeye getiriyor.
Kurduğu şu cümleyi şimdiden "unutulmazlar" arasına koyuyorum: "Türkiye'de tam demokrasi vardır. Ama TSK'nın da özel bir yeri vardır!" Müslüm Gürses'in kulakları çınlasın; "Baba" bir filminde "Cinayet işleyebilirim ama asla adam öldüremem" diye konuşmuştu...
Emekli tümgeneralimiz, Erdoğan'ın sözlerini eleştirirken "Demirel'in bile böyle söylemediğinden" bahsediyor; kara mizah kantarının topuzunu kaçırıyor...
Süleyman Bey elbette "Genelkurmay Başkanı bana bağlıdır" diyemezdi: Darbe yapan genelkurmay başkanları en kolay Demirel'i bağlıyorlardı, çünkü...
Asker geldiğinde şapkasını alıp gidiveren "Güniz Sokak Babası"nın tespitidir: "Menderes'in asılmasından sonra genelkurmay başkanları başbakanları amirleri gibi görmek istemediler..."
Aradan uzun bir süre geçtikten sonra, artık TSK'nın üst düzeyindeki bu psikoloji (tümüyle arzu edilen noktaya gelinmese de) değişikliğe uğruyor.
Org. Hilmi Özkök'ün Genelkurmay Başkanlığı, sivilleşme yolunda en büyük mesafenin alındığı dönemdi. Hatırlayınız, "Genç Subaylar Tedirgin" tezviratı Özkök'ün demokrasiye bağlılığı nedeniyle yapılmıştı! (Org. Özkök, 2003-2004 sezonunda iki kez muhtıra girişimini engellemişti.)
Şimdilerde bakıyorum, bu tezvirata imza atan gazeteci; Org. Büyükanıt ile Erdoğan arasında bir süre önce İstanbul'da gerçekleşen görüşmenin "gerilimli geçtiğini" öne sürüyor...
İddia, asla gerçeği yansıtmıyor (sivilleşmeyi güçlendiren bir görüşmeydi, Dolmabahçe'deki buluşma) söz konusu apoletli yazarın "temenni"sini ortaya koyuyor...
27 Nisan "sanal açıklaması"nı "muhtıra" diye sunmuş olanlar da Genelkurmay'ın hükümete "şamar" atmasını arzu ediyorlardı. O gece yarısı aniden internette beliren ve TSK'yı bağlamayan "bildiri"nin üzerine balıklama atlamaları bundan dolayıydı...
Gerçeğin, "ağızlara laik bir muhtıra öyküsü"nü bozmasına izin vermek istemiyorlardı! Ne var ki, oyunları çok çabuk bozuldu...
Varsayalım, uzaydan yeni geldik: 27 Nisan sonrasında Ankara'nın "muhtıra"nın devamına benzeyen bir atmosferden uzak oluşu dahi tek başına gerçeği algılayabilmek için yeterlidir...
27 Nisan bildirisinin "sanallığını" göz ardı ederek gerçeğe ulaşmak/Ankara'da yaşananları doğru okuyabilmek kesinlikle mümkün değil. Hâlâ "muhtıra" ekseninde yazıp çizenler kamuoyunu "askerin müdahale olasılığı" gibi bir "korkutma" ile baskı altında tutup, yanıltmaya çalışıyorlar.
Ne yapsalar boş: Hakikat değişmiyor, sonuç da öyle...
Yorumlar or ay Darbeci cephede derin ayrılık: Ulusalcı solcular; rakiplerini, Halide Edip'le vuruyorlar:
“EĞER MUSTAFA KEMAL SALTANAT VE HİLAFETİ YENİDEN KURARSA, Kİ GECE GÜNDÜZ HİLAFETİ ŞİDDETLE SUÇLAMAKTADIR, BU ONU GÜLÜNÇLEŞTİRİR. ONUN KENDİSİNE BİR ÇIKAR SAĞLAMAYACAK, BÖYLE BİR KONUMU İSTEYECEK DENLİ APTAL OLDUĞUNU SANMAM. BÜTÜN BUNLARIN YANINDA YENİ BİR HANEDANLIK KURMASI OLANAKSIZDIR. ÇÜNKÜ EVLİ DEĞİLDİR VE MİRASÇISI YOKTUR”
--ADNAN ADIVAR-- DAİLY TELEGRAPH/29 EYLÜL 1927.
"Ben de bu ülke de demokratik bir rejim kurulmasından yanayım. Bu diktatörlük sistemi Atatürk'ün kurduğu bir sistemdir. Biz buna karşı geldiğimiz için gadre uğradık ve ülkeden ayrılmak zorunda kaldık. Dünyanın bugünkü durumunda artık bu sistem yürütülemez..." --HALİDE EDİP ADIVAR--
(ALINTI: BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN, HIFZI TOPUZ SAYFA 129-130)
kemalistlet.net
oray oray Olacak şey değil! Sivil-askeri KOMÜNİST-BAAS'ÇI CUNTA; T. SAYLAN ve NUR SERTER'i de tasfiye ediyor!...
Tartışmalar çok sert, işte bir bölüm:
"Saylan'ın annesi İngiliz diye biliyorum.
Ne yapalım o zaman ?
İngiltere'ye selam söyleyelim.
...Bence Türkan Saylan bir kemalist değil, olsa olsa zorlama bir tabirle "Atatürkçü" olur. Çağlayan Mitinginde "Ne Şeriat Ne Darbe" diyerek TÜSİAD'ın sözcülüğünü yapmıştı.
Gel gelelim Star gazetesine verdiği röportajda Muhtırayı savundu ama bir öyle bir böyle olmaz. Dobra dobra bir kemalistlik lazımdır. Amerika ve Avrupa emperyalizmine karşı ciddi bir tavır almadan kemalist olunmaz. Türk Silahlı Kuvvetlerini yadsıyarak, yok sayarak veya O'nu potansiyel tehdit olarak görerek de olmaz. Bu konularda büyük yanlışları var düzeltmesi gerekir. Atatürk'ü sevmek, sahiplenmek, hatta ve hatta Atatürkçülüğün Laiklik ilkesine sahip çıkmak, tam bir Atatürkçü olmak için yeterli değildir."
İKİYÜZLÜLÜK…
Milyonlarca insan Tandoğan ve Çağlayan mitinglerinde haykırıyordu:
"Ne ABD, ne AB… Tam bağımsız Türkiye…"
Milyonlar bu şekilde haykırırken, Çağlayan'daki kürsünün üzerinde olanlardan biri de 7 Aralık 2006 tarihli Akşam gazetesinde "Atatürkçüler AB’ye karşıdır, AB projelerini kökten reddederler' demek dar kalıpçılıktır.” diyen Nur Serter idi!
Evet, milyonlar "AB'ye hayır" diye bağırırken, kürsüdekilerden biri de o milyonları yaklaşık 5 ay önce "dar kalıpçı" olmakla suçlayan Nur Serter idi!
Hadi Nur Serter'i şimdilik bir tarafa bırakalım...
Peki, Çağlayan mitinginde kürsüde olanlardan ÇYDD Başkanı Türkan Saylan'a ne demeli?
Türkan Hanım, 8 Mayıs 2007 tarihli Radikal gazetesinde "Avrupa Birliğine Açık Mektup" yazıyor. Diyor ki:
"Ne oldu da Türk halkı giderek Avrupa Birliği karşıtı oldu? Neden gelişmeleri destekleyenler bile 'Yeter artık' demeye başladı? Avrupa birliği teorisyenleri ve pratisyenleri gelinen noktayı iyi değerlendirip yeni adımları farklı planlayıp uygulamalı."
Eminim ki, "Avrupa Birliği teorisyenleri ve pratisyenleri" Türkan Hanım'ın tavsiyesine kulak verip, “yeni adımları farklı planlayıp” uygulayacaklardı r!
Peki ya bu “teorisyen ve pratisyen” takımı Türkan Saylan’ın tavsiyesini dikkate almazlarsa, ne olacak?
Türkan Saylan onun yanıtını da vermiş:
"Yoksa yükselen AB karşıtlığı ne AB'ye ne de Türkiye'ye yararlı olacaktır."
Türkan Saylan, “yükselen AB karşıtlığı”nın AB’ye yarar sağlamayacak olmasından neden kaygı duyuyor acaba?
Bu noktada insanın usuna ister istemez bir soru geliyor: Nur Serter ve Türkan Saylan, Çağlayan'da toplanan yüz binlerce insanın önünde, kürsüden bu sözleri söyleselerdi, acaba nasıl karşılanırlardı?
Ya da "Ne ABD, ne AB, tam bağımsız Türkiye" sloganlarının yükseldiği Çağlayan'da böyle konuş(a)mayan birinin, Türkiye'nin en AB'ci gazetesi Radikal'in sütunlarından "Avrupa Birliğine Açık Mektup" yazması ikiyüzlülük değil de, nedir?
SELAHATTİN EROL.
kaynak: http://kemalistler.net/viewtopic.php?t=9641ALINTI Artvin nüfusu kadar yabancı var!!!
Türkiye'de turistik ziyaretçiler hariç ikamet eden yabancıların sayısı 176 bin 717 kişi olarak belirlenirken, bu rakam Artvin'in nüfusuna denk seviyede bulunuyor.
İkamet eden yabancılar içinde en fazla sayıyı 53 bin 698 kişi ile Bulgaristan vatandaşları oluşturuyor. Buradaki fazlalık, büyük ölçüde Bulgar pasaportlu göçmen soydaşlardan kaynaklanıyor.
Bulgarlardan sonra Türkiye'de yaşayan en fazla yabancı topluluğu ise Azeriler. Türkiye'de yaşayan Azerbaycan vatandaşlarının sayısı 10 bin 477 olarak hesaplanıyor.
ALMANLAR 3. SIRADA
Yaşamak için Türkiye'yi seçen Almanların sayısı 8 bin 425'i bulurken, 6 bin 444 Rus ve İngiliz, 6 bin 133 Iraklı, 6 bin 119 ABD'li, 6 bin 14 İran'lı ülkemizde yaşıyor.
Türkiye'de kayıtlı ikamet eden Çinlilerin sayısı 2 bin 143 kişi, Yunanlıların sayısı 5 bin 902, Ermenilerin sayısı ise 350 kişi olarak belirlendi.
2 BİN 661 VATANSIZ VAR
İkamet edenler içinde, 2 Kuzey Koreli, 52 Yemenli, 72 Slovakyalı, 95 Malezyalı yer alırken, Türkiye'de yaşayan vatansızların (haymatlos) sayısı ise 2 bin 661 kişi olarak tespit edildi.
Böylece Hindistan'dan Afganistan'a, Avustralya'dan Brezilya'ya, Japonya'dan Kanada'ya dünyanın farklı bölgelerinden gelip Türkiye'de ikamet izni verilen yabancıların sayısı 176 bin 717 kişi olarak belirlenirken, bunun yanında çok sayıda izinsiz ikamet eden yabancının da yaşadığı düşünülüyor.
oray balcı Haydar Tunçkanat, Talat Turhan, Erol Bilbilik, Mehmet Emin Değer gibi eski darbeci, fanatik Amerikan ve CIA karşıtı, hatta KGB ajanı olarak bilinen emekli subaylar bugünlerde neredeler biliyormusunuz? Şu anki cunta oluşumlarının, darbeci ve muhtıracı ekiplerin yanındalar! Ordu içindeki ateist-komünist-bölücü-mezhepçi-kemalist gruplarla ve kişilerle pek samimiler! Ortak toplantılar yapıyorlar, kitap ve broşürler yazıyorlar! Orduda DERİN BAAS derinden ilerliyor ve 12'den atış yapmak üzere; az kaldı efendiler, az kaldı! Hanifi Altaş, Anıl Çeçen, İ. Çetin Yetkin, Ertuğrul Zekai Ökte..grubu; aşırı sol ve mezhepçiler çok başarılılar!..
NOT: Talat Turhan'ın kitapları şimdi aşırı ulusalcı bir yayınevinden çıkıyor ha!KGB-CIA kavgası mı? Haydar Tunçkanat, Talat Turhan, Erol Bilbilik, Mehmet Emin Değer...Bu emekli veya ordudan atılmış askerler; CIA ve ABD'nin amansız düşmanları olarak bilindi. Çok özel, top secret belgeleri yayınladılar; hem de askeri! Peki şimdi neredeler bunlar? Yine piyasadalar! Bu defa fena halde, darbeci ve muhtıracılar! Ordu içindeki aşırı sol ve ateist kesimlerle irtibat halindeler..Cuntacıların toplantılarına katılıyorlar..Hurşit Tolon'lar, Dursun Bak'lar, Osman Özbek'ler...Haberleri medyada çıkıyor..Talat Turhan, Erol Bilbilik; 9 Martçılar; BAAS'çı komünistler biliniyor!..Kemalizmi ve Atatürkçülüğü kullanarak birileri bir yerlere yürüyor! Haydi hayırlısı! Keşke bir gazeteci Talat Turhan, Erol Bilbilik veya Erol Mütercimler gibi kişilerle röportajlar yapsa; niyetleri, amaçları ne?!:..Cezmi Yürekli İNSAF BE, İNSAF!:..Şu sıralar egemen medya; Cumhuriyet gazetesi, başta Hürriyet gazetesi ve CNN olmak üzere Aydın Doğan medyası, Karamehmet'ler medyası, Şahenk'ler medyası ve en başta NTV; sanki Türk basını gibi değil de; Amerikan, İngiliz, İsrail işgalcilerinin sözcüsü, basın bültenleri gibi..
Zorla kendilerine bağlı bir orta sınıf oluşturmaya çalışıyorlar(güya mitinglere katılanlar orta sınıfmış!), zorla partileri birleştirip halkı bunlara oy vermeye zorluyorlar! Sosyolojinin bütün kurallarını alt üst ederek acayip bir toplum mühendisliği yapıyorlar. Panik halinde medyayı, tam bir "psikolojik savaş" aracı olarak fütursuzca ve pervasızca kullanıyorlar. İnanılmaz bir yalan, sansasyon, asparagas haber ve yayıncılık yapıyorlar!
İşin perde arkasında kimlerin olduğunu Türk milleti çok iyi biliyor: ABD, İngiltere ve İsrail başta olmak üzere dışarıdaki KIPKIZIL Türk düşmanları ittifaı ve onların içerideki siyonist sermaye, mason, rotaryen, lions, NATO-Gladio örgütlenmesi ittifakı ve onların piyon-maşa olarak kullandıları bazı Türkçü-milliyetçi, Ali'siz Alevi, ateist, aşırı sağcı ve solcu kesimler! Bunların da temel özelliği, yine genelde KIPKIZIL Türk ve İslam düşmanı olmaları!..
Bunlar; çağdaş SEVR'ciler, Amerikan misyoner tarikat kuruluşları vakfı SEV'ciler ve onların gölgesinde yürüyenler!...
Ak Parti iktidarı ne yaptı? AB dedi, başka bir şey demedi! IMF programlarını sıkı sıkıya uyguladı. Yabancı sermayeyi şehvetle Türkiye'ye yatırıma teşvik etti! (Ancak malum kesimler, iğrenç bir mantıkla bu defa yeşil-kırmızı-mavi; sermaye ayrımı yaptılar!) Ak Parti iktidarı, tek başına iktidar olmasına ve 370 küsur milletvekili çıkarmasına rağmen bürokraside hemen hiç örgütlenemedi, kadrolaşamadı! Hepsi yukarıdan döndü, zaten memurlukta merkezi sistem var!..
Ap Parti iktidarı; kendi tabanını memnun edecek hiçbir şey yapmadı; başörtüsü, imam hatipler, Kur'an kursları vs. Sadece devleti ve milleti germemek için!..Ve her alanda hep geri adım attı!..
Ak Partililer daha ne yapacaktı??!!AYNI KAYNAK Hızlarını alamadılar!...
IŞIK Üniversitesi Rektöründen şok edici sözler!
Rektör Kalaycıoğlu, "Cumhurbaşkanlığı seçimi gene aynı yola girerse, AK Parti'ye, askerden muhtıradan fazlası gelir. bu darbeden daha beter olur" diyerek kara tablolar çizdi...
Işık Üniversitesi Rektörü Kalaycıoğlu yaptığı özel bir röportajda bakın neler söylemiş.İşte sorular ve verdiği tüyler ürperten cevaplar...
Önce askerin gece yarısı muhtırasından başlayalım. Muhtıranın etkileri sandığa nasıl yansıyacak sizce? Kimilerinin dediği gibi halk askerden ürküp AKP'den uzaklaşacak mı? Yoksa bir diğer kesimin dediği gibi bu mağduriyet AKP'nin oyunu mu artıracak?
Bugünkü durumda, AKP'nin oyları artacak ya da en azından azalmayacak. Ancak kapatılma durumu ortaya çıkarsa, AKP'nin oyları azalır. Çünkü
o zaman seçmen 28 Şubat sonrasındaki gibi davranır. 28 Şubat'ta Refah Partisi kapatıldı ve onun devamı olan Fazilet Partisi'ne seçimde yeterince oy çıkmadı. Çünkü seçmen, 'Bu partiye niye oy verelim ki? Bu parti askeri yönetemiyor. Askerle didişiyor ve sonra da parti kapanıyor' diye düşündü.
AK Parti, askerin muhtırasına sert bir cevap verdi. Bu cevap seçmeni nasıl etkiler?
Seçmen bu parti sağlam diye düşünür ama... Ben askerin geri adım atacağını düşünmüyorum. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci gene aynı yola girerse, askerden tekrar muhtıra gelir, Belki daha fazlası olur. Darbe olmayabilir ama darbeden daha kötüsü olabilir.
Darbeden kötüsü ne olabilir?
Genç subayların ayaklanması olabilir. 1960 darbesi genç subayların ayaklanmasıyla geldi. Harbiye öğrencileri Genelkurmay Başkanı'nı öldürmek için otomatik silahlarla evinin kapısına dayandı. 1960-63 arasında genç subay darbe girişimlerini yaşadığımız için, bunun, emir komuta zinciri içinde yapılmış bir darbeden çok daha kötü olduğunu biliyoruz biz. Askerin son muhtırası da, pek emir komuta zinciri içinde olmuş gibi bir izlenim vermiyor. Muhtıra, Genelkurmay Başkanlığı'nın denetimi dışında bir girişimmiş gibi gözüküyor. Bu, 'Tekrar 1960-63 dönemine mi dönüyoruz acaba?' diye başta ordu olmak üzere, hepimizin çok endişe duyması gereken bir gelişme. AKP seçimlerden sonra gene uzlaşma aramadan kendi adayını cumhurbaşkanı seçtirme yoluna girerse aynı kaynaklardan aynı reaksiyon tekrar gelecektir.
Peki CHP'nin muhtıra yanlısı ve askeri siyasete çeken politikasının seçimdeki etkisi ne olacak?
Mütedeyyin ve muhafazakâr seçmen kitlesi dışındakiler CHP'yi bu gözle görmüyor. Onlar CHP'yi, laikliği, Cumhuriyet'in temel ilkelerini ve devleti koruma endişesiyle hareket eden bir parti olarak görüyorlar. Muhafazakâr kitle ise CHP için, 'Bu devletin partisi. Halkın partisi değil' diyor ve onlar sağdaki partilere yöneliyor. Muhtemelen de en fazla AKP'ye yönelecek gibi gözüküyorlar. Oysa halkın daima esas olarak belirttiği sorunlar, işsizlik, enflasyonun yeterince düşmemesi ekonomik istikrara kavuşulamamış olması, yeni bir kriz endişesi gibi iktisadi konulardır. Eğer CHP bunları ve özellikle de işsizliği giderecek çözümleri konuşsaydı, daha fazla oy alırdı. Ama CHP bu konular üzerine çalışmak yerine, laikliğin ve Cumhuriyet'in tehlikeye düştüğünü gösteren bir strateji izliyor.
Cumhurbaşkanını halkın seçmesini de içeren bir Anayasa değişikliği paketi geçen hafta Meclis'ten geçti. Bu mu büyük felaket?
Evet. Eğer sistem bu haliyle uygulanırsa ve AK Parti'nin istediği gibi cumhurbaşkanını halk seçerse, bu, yeni bir kriz demek değildir. Bundan sonra hiç bitmeyecek üst üste krizler demektir bu. Çünkü cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle siyasi otorite ikiye bölünecek ve bir yanda halkın oyuyla gelen cumhurbaşkanı, diğer yanda halkın oyuyla gelen bir Meclis olacak. Siyasi sistemde çift başlılık üretilecek. Burada bir sürtüşme çıkmaması olanaksızdır. Aynı partiden olsalar bile uzlaşmayabilirler, ikisi arasında kriz yaşanabilir. Çünkü bu cumhurbaşkanı 40 milyon seçmenin diyelim ki 20 milyonunun oyunu almış biri olacak. Ve, yetkilerini mutlaka artırmaya çalışacak.
Yoksa şimdiki cumhurbaşkanının yetkileri için halkoyuna gidilir mi? Anayasa Mahkemesi'ne, YÖK'e üye atamak için halka gidilir mi?
Anayasa değişikliği kesinleşti diyelim. Yeni cumhurbaşkanını halkın hemen seçmesi ihtimali yüksek mi?
Yüksek değil. 22 Temmuz'da halkın önüne ikinci bir sandık konulamayacak. Bu mümkün değil. Dolayısıyla önce milletvekilleri seçilecek ve yeni Meclis'in ilk işi cumhurbaşkanını seçmek olacak. Çünkü yeni Meclis, cumhurbaşkanını seçemezse tekrar genel seçimlere gidilecek. Bakın... Seçimlerden sonra kurulacak yeni Meclis üç nedenden ötürü cumhurbaşkanını seçecek. Bir, milletvekili olmak için 150-500 bin YTL arasında para harcayan bu insanlar bir hafta sonra tekrar seçime gitmezler. İki, şu anda milletvekili adayı olmak isteyenler arasında çok sayıda dokunulmazlık zırhının içine girmeye çalışanlar var gibi gözüküyor. Bunlar, yeniden seçime gitmek istemeyeceklerdir. Üç, milletvekilleri iki yıl dolmadan emeklilik hakkı elde edemiyor. Dolayısıyla yeni Meclis cumhurbaşkanını seçmek zorunda. Sonuç şu ki, yapılan Anayasa değişikliği, yedi yıl sonraki cumhurbaşkanını seçmek için yapıldı.
Kaynak: RadikalZeynel Abidin Hedefleri belli; AB fonlarından kaç para aldıkları da:
"Şeriata karşı mücadelede, bir tek kum tanesine dahi ihtiyacımızın olduğunu düşünüyoruz.
Bu birliktelik, bir cem olacaksa, biz orada süpürgeci olmaya hazırız."
Av. Kazım GENÇ.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
Genel Başkanı.
NOT: Şeriat: İslam dini. Yukarıdaki söz, müslüman-inançlı Alevileri bağlamaz'
Unutulmaz yazılar EKREM DUMANLI:
"Subaylar Hacıbektaş'ta"
Önceki gün Anadolu Ajansı kısa bir haber geçti abonelerine. Başlık şöyle: "Subaylar Hacıbektaş'ta".
Haberin spotlarına göz atalım: "Hacıbektaş Belediye Başkanı Selmanpakoğlu, Korgeneral Dursun Bak'ın başkanlığındaki subaylara brifing verdi.", "Korgeneral Bak: Bizler de ülke genelinde siyasete atılmalıyız. Ülkemize hizmetin çeşitli alternatif yolları bulunmaktadır. Ali Rıza Paşa'mız bir ilki gerçekleştirmiştir."
Gerçekten de Ali Rıza Selmanpakoğlu bir ilki gerçekleştirmiştir. Emekli olduktan sonra CHP'den belediye başkan adayı olmak istemiş; ancak partinin konuya sıcak bakmaması nedeniyle bağımsız aday olarak siyasete atılmıştır. Böylece halkın desteğini alarak Hacıbektaş belediye başkanlığı yapan ilk paşa unvanını kazanmıştır.
CHP'nin Ali Rıza Bey'e soğuk davranmasının bazı nedenleri olduğu iddia edilmişti. 1970'li yıllarda Doğu Perinçek'in başını çektiği Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi'nin iki üsteğmen sanığından biriydi o. Yani Selmanpakoğlu, öteden beri siyasetin uzağında değildi. Hatta iddianameye göre "devrimci subaylar" adlı bir örgüte mensup olmakla suçlanıyordu. Neyse ki bu badireleri aştı ve mesleğinde yükseldikçe yükseldi. 28 Şubat sürecine girildiğinde o dimdik ayakta, görevinin başındaydı. 2000 yılında emekli olduğunda tuğgeneral rütbesi taşıyordu...
Emekliliğin tadını çıkarma yerine Selmanpakoğlu, siyasete atıldı. İyi de oldu. Başkan seçildi. Her yıl düzenlenen Hacı Bektaş'ı anma törenlerinin ev sahibi oldu. Emekli askerlerin siyasete atılabileceğini, hatta bu yolda başarı elde edilebileceğini gösterdi. O yüzden Korgeneral Dursun Bak "Ali Rıza Paşa'mız bir ilki gerçekleştirmiştir." diyor.
Aslında tevazu gösteriyor Korgeneral. Çünkü asıl bir ilki gerçekleştiren kendisi. Düşünsenize Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanı sıfatı taşıyan bir Paşa'mız, 149 subay ve eşiyle bir belediye başkanını ziyaret ediyor. Başkanın Hacıbektaş Kültür Sitesi'nde verdiği brifingi dinliyor. Brifingde emekli Paşa'mız, Hacı Bektaş-ı Veli'nin 13. yüzyılda verdiği mesajları dile getiriyor. AA'ya göre "Hacı Bektaş-ı Veli'nin insanlığa verdiği mesajların bugüne de ışık tuttuğu" ifade edilmiş. 149 subay ve eşinin katılımıyla gerçekleştirilen törenin sonunda Korgeneral Bak, Selmanpakoğlu'na Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın şildini takdim etmiş... Duygulu anlar yaşanmış olmalı o esnada...
Gazeteler geniş yer vermedi, televizyonlara geniş bir haber konusu olmadı bu ziyaret. Aslında ilginç bir haber sayılmalı ve belki devamı da beklenmeli. Komutanlar, subaylar ve eşleri bazı belediyeleri ziyaret ediyor, yöneticilerden sıcak bir ortamda brifingler alıyor, onlara şiltler veriyor; kamuoyu bu tür faaliyetleri merak etmez mi?
Unutmadan söyleyeyim; siyasetçiler Hacıbektaş ile ilgili hatalar yaptı. Hacı Bektaş-ı Veli'yi anma toplantısına katılmayan politikacı kalmadı neredeyse. Doğru bir tercihti bu. Ancak başta Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer olmak üzere Hacıbektaş'ta boy gösteren devlet erkânı, iş Mevlana etkinliklerine gelince ortada gözükmedi. Oysa Mevlana da 13. yüzyıldan insanlığa ışık saçan kültürel bir figürdü...
Benzer hatanın komutanlarımız tarafından yapılacağına ihtimal vermiyorum. Madem Hacı Bektaş ile başlandı Mevlana ile, Yunus ile, Nasreddin Hoca ile vs. devam edilebilir.
Önceki gece Hasan Celal Güzel, HaberTürk'te yayınlanan Basın Kulisi programının konuğuydu. Güzel "Hâlâ darbe ihtimali var, darbe isteyen subaylar var." türünden şeyler söyledi.
İnanmıyorum; inanmak istemiyorum. Emekli olup, başarıyla siyaset yapan subaylar ve onları muvazzafken bile destekleyen komutanların olduğu bir ülkede, darbe yapmak kadar kötü bir tercih düşünülebilir mi?
08 Haziran 2004, Salı.
NOT: Şu sıralar Hurşit Tolon Paşa ile birlikte çalışan Dursun Bak Paşa ile bugün Erzurum'da bayrak sayısını az bulan Nejat Bek Paşa akraba veya aynı mezhepten mi acaba? bahri erdem genel kurmay ın kime bağlı olduğunu söylemek içinbazı dipnotlar belirtmekte fayda var ilk önce sayın başbakan biraz enaniyet yaptı ve gkb.lığı bana bağlı dedi aslında başbakanlığa bağlıdeseydi daha çok sempati olurdu sonuçta erdoğanda büyükanıtdadevlet memurudur herhalde askerlik hakkında birkaç görüş askerde acemi birliği takriben kırk gündür kırk günden sonra asker olunur riyaziyeciler de kırk günde insanı adam ederler temel hayat pirensiblerinin tümü bu kırk günde öğretilir usta birliğinde ise öğrenilenlerin uygulaması yapılr askerliğin ne olduğunu bilmeden onu biryerlere bağlamak doğru olmaz zannederim selamlarÇıplak uyarıcı Elbiseyle vucut arasında boşluk bırakmayın!..
"Kenelerden uzak durun uyarısı"
"Amaçları kan emmek!"
Enfeksiyon Hastalıklarından Korunma ve Savaşım Derneği Başkanı Doç. Dr. Kemalettin Aydın, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığından korunmak için özellikle bahar ve yaz aylarında kene bulunan alanlardan uzak durmak, kırsal alana çıkarken keneye, elbise ile vücut arasında kan emebileceği boşluk bırakmamak gerektiğini söyledi.
8sutun İkinci gizli görüşmeyi açıklıyoruz!
CHP - DSP İŞBİRLİĞİNİN ARDINDAKİ GENERALİ AÇIKLIYORUZ!
CHP ve DSP' nin seçim ittifakı kararı almaları, basında ve genelde muhalefet çevrelerinde alkışla ve bir parça da hayret kokan seviçle karşılandı. Yıllardır gündeme gelip düşen, iki parti arasındaki işbirliği birden bire Deniz Baykal'ın kimsenin beklemediği tavizleri ve DSP'nin uysallaşmasıyla sonuca bağlandı. Peki bu işbirliğini neye borçluyuz? Her iki liderin ağız birliği içinde söyledikleri gibi "halka, meydanlara" mı kulak verildi? İki partinin de baraj korkusu mu var yoksa? CHP açısından böyle bir korkunun söz konusu olmadığı ortada.
8sutun'un edindiği bilgiye göre, CHP - DSP ittifakının arkasında bu dönemde çok etkin bir emekli general bulunuyor. Bugünkü komuta kademesi üzerinde de önemli tesiri bulunan ve seçimde muhtemel AKP zaferini önlemeye yönelik ittifak ve blok oluşturma işini üstlenen bu emekli general, eski genelkurmay başkanı Doğan Güreş'ten başkası değil.
Tıkanma notasına gelen CHP - DSP işbirliği görüşmelerinin önünü yeniden açan isim de Doğan Güreş. Güreş, Mayıs ayının ilk haftası içinde çok önemli iki telefon görüşmesiiyle hem CHP'ye hem de DSP'ye mesajını iletti. Güreş'in "olmaz" denilen CHP-DSP ittifakını sonuca ulaştıran telefon trafiğinin iki muhatabı CHP'den Onur Öymen, DSP'den ise Ahmet Tan oldu.
Doğan Güreş telefonla aradığı iki isme de aynı mesajı verdi: Genel başkanlarınıza söyleyin bu ittifakı geçekleştirsinler. Aksi takdirde, ben bizzat her ikisini de ziyaret edeceğim. Bu ziyaretin de kamuoyunda nasıl yorumlanacağını tahmin edebilirsiniz.
Nitekim Güreş'in imalı mesajını alan CHP ve DSP, birçok kimse için sürpriz koşullarda bir işbirliği kararını önceki gün ilan ettiler. DSP, birleşme ve işbirliği için bünyesinde baş gösteren il başkanları isyanını bastırdı; CHP ise, DSP'li adayların CHP'ye katılmalarını koşulundan bie vazgeçti.
8sutun, dün de 10 Mayıs'ta Doğan Güreş'in ofisinde gerçekleşen ve Saadet partisinden Recai Kutan, Ertan YÜlek ve Numan Kurtulmuş'un katıldığı gizli toplantıyı ifşa etmiş, toplantıda Güreş'in Saadet'e de mutlaka BBP ve/veya Genç Parti'yle ittifaka gitmesini telkin ettiğini kamuoyuna duyurmuştu.
Doğan Güreş'in, AKP iktidarına muhali açıklamaları, bu arada özellikle de Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı ihtimaline karşı "aklından bile geçirmesin" diyerek sert şekilde itiraz edişi gündeme gelmiş ve genelkurmay çevrelerinde sıcak karşılanmıştı.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...
Ünlüler geçmişlerini inkar ediyor. Örnek Ebru Şallı... Ünlü manken, "İstanbul'da hangi semtlerde oturdunuz?" sorusuna 'Bebek ve Etiler' yanıtını verdi. Oysa Şallı, ünlü olmadan önce Feriköy'de gecekonduda yaşıyordu.
Gülben Ergen'in içi dışı bir!!! İşte Hürriyet'in en çok okunan haberi!!!
Ne Orman yangını, ne YAŞ kararları, ne de Ergenekon... Gündeme bomba gibi düşen ikinci Sibel Can vakası haberi Kıbrıs'tan geldi!
Her kim bu tatlıdan üç lokma yese, göğsüne şifa, gönlüne nur olur. Dindar, yaşlı ve sevimli bir dostu ziyarete gitmiştik. Ben, hüsn-i hat merakım dolayısıyla duvarlardaki eski-yazı levhalarını incelerken, bir levha özerinde ilgi çekici ve hoş bir ilâç târifnâmesine rastladım, ilâcın hazırlanışı şöyle: